Anayasada yapılacak bazı değişiklikler 12 Eylül günü halkoyuna sunulacak. Gerek referandum sonuçları, gerekse Türkiye’de izleyebildiğim çeşitli durumlar üzerine görüşlerimi beyan etmek isterim. Uzun ve biraz sıkıcı olabilir, zaten bilinmedik şeyler değil, şimdiden uyarmış olayım.
Kim ne oy alır
Öncelikle daha geçen yıl yapılan 2009 Mart yerel seçimlerinin sonuçları baz alınacak olursa ve parti mensuplarının parti liderlerinin görüşlerine göre oy verecekleri kabul edilirse % 50-50 bir oranın beklenmesi gerekir. Bu varsayımda Hayır cephesi içinde MHP’nin %16, CHP’nin %23, DSP’nin %2.8, İP ve marjinal sol bazı partilerin %1, Haydar Baş’ın %0.4, Demokrat Parti’nin %3.8 oyu ile yekün %47 oy bulunuyor. EVET cephesi ise, 29 Mart seçimlerinde AKP’ye oy veren %38.4, Saadet Partisine oy veren %5.2, BBP’ye oy veren %2.4, ANAP ve marjinal bazı partilere oy veren %1.3 ile %47.3 oy oranına sahip görünüyor. Seçime katılmayacağı varsayılan BDP’nin oyları da %5.7 civarında.
Dolayısıyla herhangi bir tarafın büyük farkla kazanması benim açımdan sürpriz olacaktır. Elbette MHP’nin %16 blok oyunun Hayır verip vermeyeceği, Cindoruk’lu DP’nin yüzde 4 civarında bir oyunun olup olmadığı, PKK ve Kürtlerin durumunun net olmaması EVET cephesi açısından %55 bir beklentiye sebep olurken, AKP oylarında muhtemel bir düşme trendi ve CHP’deki artış beklentisi de HAYIR cephesini ümitlendiren etkenler olarak görülüyor.
Diğer taraftan, herhangi bir grubun bu oy oranlarıyla referandumda üstünlük sağlamasının bazı sonuçları olacaktır. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kaybeden kesimde bir hayal kırıklığı ve yılgınlık ortaya çıkacağı aşikâr.
EVET çıkarsa ne olur
EVET oylarının fazla olmasının getireceği hayal kırıklığı bir yana, bu sonuç HAYIR grubu için pratikte özellikle yıkıcı etkiler yapacaktır. Zira 2007 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı ve YÖK gibi kritik “kale”leri yitirmenin, TSK’nin etkisizleştiğine şahit olmanın üzerine bir de HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki avantajlı konumu yitirmek, CHP ve mevcut düzenden nemalanan ya da mevcut düzeni hayat tarzının garantisi zanneden kesimler için psiklolojik bir yıkım getirecek, bozgun havası yaratacaktır. Bunun ülke içi dinamiklerle kısa sürede tedavi ve telafi edilebilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu kesim için tabiri caizse rejim yıkılmış, Atatürk Türkiye’si gerici güçlerce işgal edilmiş gibi görülecek, sıkça dile getirilen “vatan satılıyor, hainlik, peşkeş, İran olacağız” lafları edebiyattan gerçeğe dönüşmüş gibi hissedilecektir.
HAYIR çıkarsa ne olur
Referandumda HAYIR oylarının fazla olması, AKP ve AKP düzeninden nemalanan ya da mevcut bürokratik düzenden, CHP zihniyetinden rahatsız olan kesimlerde ciddi bir hayal kırıklığı yaratacaktır. Ancak bu kesimde CHP kadar büyük bir yıkım olmayacağını düşünebiliriz. Neticede alınacak oyların büyük kesimi HAYIR blokunda olduğu gibi iki partiye ayrılmayacak, EVET grubunu tek başına temsil eden AKP’nin kazanç hanesine yazılacaktır. Bu da yakın zamanda yapılacak bir seçimde AKP’nin avantajlı konumda kalacağını gösterecektir. İlaveten Cumhurbaşkanlığı gücünün AKP elinde bulunması da bir teselli olarak görülecektir. EVET grubu açısından mağlubiyet bir tür aşırı iddialı maçta yenilmenin getirdiği utanç kabilinden mahcubiyet olarak kalacak, siyasetçilerin hamleleriyle ve muhtemel bir erken seçimle kısa sürede unutulup gidebilecektir.
Tabii muhtemel bir HAYIR sonucunun başta CHP ve yargı bürokrasi güçlerince iktidara yıkıcı şekilde yüklenme amaçlı istismarı kesindir. HAYIR sonucunun bugün tırnağı sökülmüş gibi görünen TSK’da da bir ümit ışığı yakması sürpriz olmaz.
Sonuçlar ülkeyi nasıl etkiler
Referandum nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye’nin Kemal Derviş reformlarının ardından girdiği yolun değişmeyeceği kanaatindeyim. EVET çıkması 1960 sonrası halkın nasıl olsa iktidara getirmeyeceği CHP’nin görevini fiilen üstlenmek üzere oluşturulmuş, 1980′de ise pekiştirilmiş yüksek yargı kurumlarının yapısının değişmesi yönünde olumlu bir adıma yol açacak, yüzleşmemiz gereken ama bir türlü beceremediğimiz Kürt, Ermeni, Alevi açılımları daha sağlıklı bir mecrada yoluna devam edecektir. Tabiri caizse EVET ile AB ve Kemal Derviş reformları 2010 yılında büyük ölçüde tamamlanmış olacaktır.
HAYIR sonucu ise şimdi olduğu gibi Yargı-AKP çekişmesinin bir süre daha sürmesine sebep olacak, Ergenekon davası ve darbelerle ilgili hukuki işlemlerin aleyhine daha güçlü sesler yükselecektir. Bir erken seçim ve ardından yeni anayasa hazırlığı süreci de HAYIR’ın sonuçlarından olacaktır.
Yine de bugün hayır diyen MHP ve CHP çevresindeki milliyetçi-ulusalcı sol Kemalist cephenin kimi zaman anakronik manzaralar arz eden kalpaklı Kuvayı Milliyecilikleri, internet ve uydu anteni çağında daha fazla sürdürülemeyecektir. Muhtemel bir HAYIR sonucu, süreci bir süre yavaşlatma dışında kalıcı etki yapmayacaktır. Tabii özellikle HAYIR sonucu karşılıklı şiddete varan hadiseleri körükleyecek, saldırı konusunda militan solculuktan da beslenen CHP yandaşları bir parça daha azıtabileceklerdir. EVET durumunda ise AKP yandaşlarının biraz daha şımarması söz konusu olacaktır.
Referandum Yolunda Çarpık Manzaralar
Referandum süreci Türk toplumunun AKP ve Karşıtları şeklinde ikiye bölündüğünü gösteriyor. 1950′lerde İnönü ve CHP tarafından DP’ye karşı uygulanan, daha sonra Demirel tarafından Özal’a karşı sürdürülen “düşmanca” ve ne pahasına olursa olsun iktidarı yıkmayı amaçlayan muhalefet bugün MHP, CHP ve çevrelerindeki sivil toplum görüntülü marjinal gruplar ve medyanın güçlü bir kesimince AKP’ye karşı sürdürülmektedir. Toplumun bir kesimi Cumhuriyet kazanımı olarak adlandırılan kadınların açık gezmesi ve içki içilmesi hususlarında bir kaybın yaşanmasından ölesiye korkutulmakta, AKP veya benzeri kısmen de olsa din, maneviyat vs. referanslı bir partinin ülkeyi Humeyni İran’ına götüreceği, zorla namaz kıldırılacağı vs. lafları en ciddi görüntülü akademisyen, yazar ve medya mensuplarınca, siyasetçilerce dillendirilmektedir.
Bulanık havada ve suda avlanmayı seven çeteler, silah kaçakçıları, uyuşturucu kaçakçıları, bunların işlerini kolaylaştıran ve payını alan siyasi ve bürokratik uzantılar, mevcut resmi ideolojiden parasal ve mevki olarak çıkar sağlayanlar da halkın bir kesimindeki endişeleri özellikle medya eliyle körüklemekte ve halkın basit endişelerini birer paranoya düzeyine çıkarmaktadırlar. Kimi zaman paranoyaklaşmış taraftarların fiziki saldırılarda bulunmaları sağlanmakta özellikle genç yaşlarda olan ve istikbale dair olumlu beklentisi zayıflamış, milli eğitimin aşırı beyin yıkayıcı eğitimiyle kendi kimliği dışındaki herşeyden korkar hale gelmiş zavallılar, bu süreçte “karşıt” (AKP’li) grubun hain, vatan satıcı, alçak olduğu doldurmalarıyla piyasaya sürülmekte, işleri bitince de tuvalet kağıdı olarak kubura atılmaktadırlar.
Cemaat Etkisi ve Hanefi Avcı
Cemaat etkisi abartılıdır, Fethullah hoca ile AKP çıkarları şu an için uyumludur, her ikisi için iyi olan tesadüfen genel olarak memleket için de iyi görünmektedir. Eğer EVET çıkar ve AKP iyice güçlenirse Cemaatin polis ve yargı içindeki abartılan gücüne ihtiyaç duymayacaktır. Hatta siyasi olarak yapılanmadığı için ne istediği, ne dediği muğlak olan bu yapıyı AKP’nin tasfiye etmeye çalışmasına en azından ben şaşırmam. Hatta AKP’nin yerinde olsam EVET çıkarsa cemaati harcamakta tereddüt etmem. HAYIR çıkarsa elbette bir süre daha kolkola devam edilmesi şart olacaktır.
Hanefi Avcı’nın kitabı tamamen ilgili şahsın kısa yoldan zenginleşmesi için tasarlanmış, tamamı senelerdir ulusalcı kesimin dilindeki yarım yamalak laflardan, eften püften vesikalardan ibarettir. Halkımız medyada abuk subuk tanıtımı yapılan AKP yanlısı veya karşıtı her türlü yayını korsan, orijinal alıp imzalatmayta and içtiğinden, Hanefi bey büyük bir girişimcilik yaparak kitap başına 5-10 lira alarak voleyi vurmuş, Soner Yalçın, Ergün Poyraz, Şamil Tayyar gibi kırklara karışmıştır.
Bu Süreçte Siyasi Partiler: AKP
AKP 8 yıllık iktidarında özgürlükler konusunda neredeyse bir gram ilerleme sağlayamamış, tipik popülist görüşleri dillendiren ve böyle uygulamalardan kaçınmayan bir partidir. Milli Görüş çizgisinden ve tipik muhafazakar milliyetçikten kalma tortular partide hala hakimdir ve bunlar zaman zaman Kürt, Alevi, Ermeni meselelerinde istikrarsız hareketlere sebebiyet vermektedir. 301. Madde hala Türkiye’de ifade hürriyeti önünde bir engeldir. AKP genel bir özgürlük nosyonunu özümseyememiştir. İnternet Yasası tüm hatalarıyla ortadadır, Youtube, Google hadiseleri ülkenin dünya kamuoyunda rezil olmasına sebep olmaktadır. Başbakan ve siyasiler gazetelere, karikatüristlere dava açmakta, eleştiriyi hazmedememektedir. Devletçi kafa yapısının tezahürleri çeşitli yer ve zamanlarda ortaya çıkabilmektedir.
Öte yandan Kemal Derviş reformlarını fazla sapmadan sürdürmesi, başbakanın altyapıyı geliştirmeye dönük hamleleri, AKP’de CHP’de bulunmayan merhamet ve vicdana işaret etmektedir. CHP Moğultay-Seyfi Oktay ve SSK müdürü Kılıçdaroğlu örneklerinde açıkça görüldüğü gibi kadrolaşma ve kamu rantının yağması konusunda “hep bana” yaklaşımını kusursuz işletmiş, toplumda hep kazanan olan TÜSİAD çevresi, büyük bürokrasi, devlet memurları ve kamu işçileri dışındaki kaybeden kesime neredeyse birşey sızdırmamıştır. CHP iktidar ve iktidar ortaklıkları emsali görülmemiş yağmaları andırmaktadır.
AKP ise yandaş müteahhitleri besleme ve kamu kurumlarını çiftlik yapma hususunda tipik bir iktidar partisi gibi davranırken, rantı toplumun daha geniş kesimlerine akıtmasa da damlatmayı başarmıştır. Bir komünist ülkede olacak haliyle tamamen devlete ait ve ücretsiz Sağlık ve Eğitim hizmetleri, Anadolu ve İstanbul’un güçlenen orta sanayisi, popülist yanları ve hataları olsa da küçümsenemeyecek TOKİ, hızlı tren ve bölünmüş yol çalışmaları, Dış politikadaki ataklar vs. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde sürekli hor görülen toplumun geniş kesimlerine Menderes ve Demirel’den farklı olarak gerçek bir rahatlama getirmiştir. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve parti içindeki birçok siyasi halkın aşağı kesimlerinden çıkıp gelmiş kimselerdir, bunlarda CHP ve MHP’den farklı olarak devleti kollayıp toplumun geniş kesimlerini hor gören anlayışın olmadığı kanaatindeyim. Halleriyle kimi zaman alay edilse de, toplumun dertli kesimleriyle birlikte olmakta, ağlayabilmekte, halk ağzıyla diplomasi yürütebilmektedirler.
Dini inanç ille de hırsızlığı, adam kayırmayı engellememektedir, AKP de torpille TRT’ye şuraya buraya adam doldurmaktadır, yandaş müteahhide iş vermektedir ama istese çok daha ağırını yapabileceğini düşündüğüm bu işlerde frene basmasında muhtemelen maneviyatçı bir fren sisteminin, en azından başbakan ve bakanlar düzeyinde etkili olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla AKP muhaliflerin iddia ettiği gibi ülkeyi satmamaktadır ve neye göre kıstas alındığını bilemediğim şekliyle “hain” değildir. Ülke bir uçurumun kenarında olmadığı, özelleştirmelere peşkeş denilemeyeceği, yabancıların toprak almasında mahzur bulunmadığı gibi Türkiye İran veya Suudi Arabistan da olmayacaktır. 1990′lı yıllarda yaygın olan ahlak zabıtası görünümlü eli sopalı muhafazakar tipler bugün için birer karikatürden ibarettir. Türkiye’de artık beş vakit namaz kılan neredeyse kalmamıştır. Camiler sadece Cumalarda dolan birer kilise görünümündedir. Diyanetin son hamleleriyle kadınların camide kek günü yapması önerilmekte, insanların kiliselerde olduğu gibi camilerde sosyal etkinliklerde bulunmaları arzu edilmektedir. Benim görebildiğim kadarıyla Türkiye İran değil ortalama bir Hristiyan ülke konumuna doğru gitmektedir. Kaldı ki İran Şii mezhebinin herşeyin üstünde olduğu, otorite sahibi din adamları sınıfının köklü geçmişe sahip bulunduğu bir ülkedir. Türkiye’nin İran’a dönüşmesini gerektirecek ne yapısal ne de görünürde bir sebep bulunmamaktadır. İran da şu haliyle bir İslam ülkesinden ziyade Ortaçağ İspanyasını andıran bir manzaradadır.
CHP ve MHP
CHP ve MHP kendilerini devlet ve rejimi bekleme noktasında konumladığından, geniş halk kesimlerini savaşta, terörle mücadelede, şurada burada devletin “varlığı”, “birliği”, “çıkarı”, “çakıl taşı” vs. için kolaylıkla feda edilebilir birer piyon olarak görmektedirler. Toplumun önemli bir kesimi de buna teşne olduğundan MHP-CHP devletçi-milliyetçi cephesi hala güçlü bir taraftar desteği bulabilmektedir.
CHP taraftarları kamusal rantların memurlara, bürokratlara yedirilmesi, çağdaşlık olarak adlandırılan heyulanın sürdürülebilmesi konularında medyanın da şişirmesiyle “kazanımlarını” sürdürmek istemektedirler. Bu işe de sosyal devlet, hakça bölüşüm gibi tumturaklı ama boş isimler koymaktadırlar. Diğer yandan CHP içinde ciddi bir İslam düşmanlığı hatta kin ve nefreti olduğu bilinmektedir. Bunun kökleri Tek Parti dönemindeki şekil, şemal, kılık kıyafet temelli devrimler dönemine inse de CHP 1949 yılında dindarlara yaklaşma eğilimini 1950 sonrasında bir daha başvurmamak üzere terk etmiştir. Hâsılı Türkiye’de din ve dinin birtakım pratik uygulamalarından rahatsız olan insanlar kendilerini CHP içinde kolaylıkla ifade edebilmektedirler. Zira AKP köken itibariyle ve ifade hürriyetine bakışı açısından henüz bu konuda yeterli güveni vermemektedir. MHP’nin CHP’den din konusunda daha kafası karışık bir halde olması ve çağdaşlık lafını kullanmaması dışında pek farkı yoktur. Daha önce de defalarca belirtildiği gibi MHP ile CHP arasında bugün devletçilik ve milliyetçilik noktasında bir söylem farkı yoktur.
Taban açısından ise CHP son derece homojen iken MHP heterojendir. AKP tabanında Ermeni-Kürt-Alevi konusunda MHP ile farklı düşünmeyen çok insan vardır. Orta Anadoluda bu görüntü yaygındır. Zamanla farklılıklara tahammülün artmasına dönük bilinç artarsa, AKP’nin farklılaşacağı, MHP’nin çekirdek bir ırkçılığa çalan marjinal milliyetçilikle kendi yağında kavrulacağı söylenebilir. Tahammülsüz damarın yok olmasıyla AKP daha liberal bir çizgiye kayabilecektir.
Kısaca
Referandumda çıkacak olan netice Türkiye’nin “eksen” veya rotasını etkilemeyecektir, ancak AKP yandaş ve karşıtları bir sürü gürültü çıkaracak, kafa şişireceklerdir. EVET gidişatı hızlandırırken HAYIR bir parça yavaşlatacak ama genel seçimler için AKP’ye güç verecektir. Gandi Kemal önderliğindeki CHP ülke çapında bir rüzgar filan yaratmamıştır, CHP yönetimi zavallı bir görüntü sergilemektedir. AKP de liberalleşme yönünde adımları yeterince atamadığı, milliyetçi, teokratik kafayı bırakamadığı için yalpalamakta, başbakanın kimi zaman şirazesinden çıkardığı beyanlarla istikrarsız bir görüntü arz etmektedir.
Ne olursa olsun ihtiyaç duyulan, Erbakan’a karşı çıkıp bir parça liberal AKP oluşturabilen grubun içinden milliyetçi-teokratik-devletçi güruhun temizlenmesiyle daha özgürlükçü bir yapının meydana getirilmesidir. Benim bundan sonraki dönemde beklentim paranoyak CHP-MHP ittifakının sönmesi ve aklıselim sahibi, iktisat ve siyasette liberal, özgürlüklere yarım ağız değil şeksiz şüphesiz sahip çıkan, yolu izi belli, yalpalamayan yeni bir siyasi oluşumun yükselmesidir.
Bunlar olur mu, bilemem, lakin temennim odur.