Son haftanın popüler konusu devletin kanun zoruyla sigara içmeyi evler ve açık alanlar dışında yasaklaması hakkında iki satır da ben yazayım. Aslında diyeceklerim üç aşağı beş yukarı malum da, eskiden beri bu meyanda iddia ettiğim bir görüşü dün haber olarak görünce vesile oldu. Bu habere göre devletin aynı sigarada olduğu gibi sosisli sandviç üzerine de sağlığa zararlı olduğu yönünde yazılar koyması gereği şeklinde bir başvuru yapılmış. Haber şöyle.
Sosisli sandviç mahkemelik oldu
Sigaradan sonra sosisli sandviçlere de suç duyurusu yapıldı! ABD’de bir kanser merkezi sosislerin üzerine uyarı konması için mahkemeye başvurdu. Kanser konusunda insanları bilinçlendirmeyi amaçlayan ABD’deki bir kuruluş, sosisli sandviçlerin, sigarada olduğu gibi bir uyarı yazısıyla satılması için mahkemeye başvurdu. Merkezi Washington’da bulunan ”Cancer Project” adlı kuruluş, New Jersey’de oturan 3 kişinin adına yapılan başvuruda, sosisli sandviç satan kimi büyük firmaların, ürünlerini uyarı yazısıyla satmalarının zorunlu kılınmasını istedi. Sosisli sandviçlerin insan sağlığına için zararlı olduğunu belirten kuruluş, Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nün, işlem görmüş etin sürekli tüketiminin kanser riskini yükseltebileceğine işaret eden araştırması kanıt gösterildi.
Sigara yasağının ardından gelen tepkileri ilgiyle (ama hayretle değil) izliyorum. Çeşitli konularda özgürlük yanlısı beyanlarda bulunan yahut yelpazenin farklı uçlarında başörtüsü, alkollü içki yasağı gibi konularda eleştiri getirenlerin nedense sigara yasağı konusunda hassasiyetlerini kaybederek “oh iyi oldu, yasaklansın” tavrını takarak ortak hareket ettikleri anlaşılıyor. Peki neden bu konuya ilgi duymakla birlikte hayret etmiyorum? Başörtüsü ve alkollü içki yasaklarına taraf ya da karşı olanların gerekçeleri büyük ölçüde ideolojiktir. Sigaranın zararları ile ilgili argümanlar ise kerameti kendinden menkul olmakla birlikte nedense sorgulanmaksızın doğru kabul edilen bilim camiasından gelmektedir. Devlet adamları da, sorgulanmaksızın doğru kabul edilmesi şart olan bu tür bilimsel dogmalara karşı çıkılamayacağından, durumdan vazife çıkarak toplumu bu zararlı “şeyden” korumak için derhal harekete geçmektedirler. Anaokulundan bu yana devletin kadiri mutlak bir güç olarak vatandaşın sağlığı, eğitimi, ev bark kurması, çalışması, yemesi içmesi konularına müdahalesini meşru gören, bu yönde yetiştirilen fertler de ‘kötülüğü’ karşı gelinemeyecek kutsal bilimce ispatlanmış sigaranın devletçe yasaklanmasına itiraz etmeyecek hatta alkış tutacaklardır. Sıkça şahit olduğumuz “iyi ama kanun var, devletin kanununa itiraz edilmez” türü laflardan da anlaşılacağı üzere devlet bir şeyi kağıda döküp ‘bundan gayri böyle amel edilecek’ dediğinde işin arkaplanına çok fazla bakmaya gerek yoktur. Devlet kendi vatandaşının kötülüğünü isteyecek değil ya, bu kanunların da elbet bir faydası -biz anlamasak da- vardır, diye düşünülür.
Bunun istisnaları köklü inançlarla devletin yasalarının çatıştığı durumlarda ortaya çıkabilir. Diyelim devlet -yine bilimsel verilere dayanarak- alkolün zararlı olduğu gerekçesiyle açıktan satışının yapılmasını yasaklamaya kalksa Türkiye özelinde köklü CHP geleneği her türlü bilimsel delile karşın konuyu rejimin temellerine dönük bir hamle olarak algılayacak ve ne bilim, ne de kutsal yasama yetkisine kulak asılmayacaktır. Devletin trafik, sağlık gibi alanlardaki tuhaf yasaklarını ‘ne yapalım yasalar böyle’ diye meşrulaştıran bir kısım dindar insanlar başörtüsü konusundaki yasaklarda ‘ne yapalım devletin kanunu böyle’ demeyecektir. Şu halde Kemalizm ve İslam dinlerinin doğrudan ilgi alanına girmeyen diğer tüm alanlarda devletin yasa ve yasaklarının meşru karşılanma halinin yaygın olduğunu ‘bilimsel’ bir tespit olarak ileri sürmemde mahzur yoktur.
Peki somut sigara yasağına gelirsek, durum nedir? Öncelikle sigara gerçekten zararlı mıdır, değil midir? Kısaca bakarsak muhtemelen ciğerlere ve cebe vereceği bir zarar olduğu düşünülebilir. Ayda bir ev kirası kadar sigaraya para ödeyenler var. Sigaranın genel olarak sağlığa ve dişlerde çirkin görüntüye sebep olduğu da inkar edilemez. Sigarayı diğer ‘zararlılardan’ ayıran en önemli husus da sigaranın kokusu itibariyle çevredekileri de rahatsız etme ihtimalidir. Aslında bu noktada da bazı şüphelerim var, insanlara yıllardır öylesine sigara aleyhinde propaganda yapılıyor ki, kokuyu hiç hissetmese bile elini kolunu dumanı savurur gibi sallayarak “öfff, şu zıkkımı dışarıda iç” diyenleri pek inandırıcı bulmuyorum. Kutsal bilimsel araştırmalar da pasif içicilerin sigara içenler kadar mağdur olduğunu ileri sürdüğünden bu konuda şikayetçi olanlara ses çıkarmak da mümkün görünmüyor. Tüm bunlardan sonra sigaranın yasaklanması, lanetlenmesi, içenlerin aşağılanması, hakaretlere maruz kalması konusunu mevcut kanun çerçevesinde ele alalım.
Sigara yasakçılarının elindeki tek güçlü argüman bu dumanın çevredeki ‘masum’ insanların sağlığını tehlikeye düşürmesidir. Ancak yasağa baktığımızda misal hepsi sigara içen kişiler de olsa bir kahvehanede sigara içilmesi yasaklanmaktadır. Yahut bir restoran, kafe sigara içenleri hayvanları camekan bir kafese doldurur gibi ayırsa ve içmeyen masumları onların şerlerinden halas eylese bile cezadan kurtulamamaktadır. Üstelik pasif içiciliğin en yaygın olduğu evlerde bu yasak yok galiba. Şu haliyle sigara yasağının tek argümanı olan başkalarının zarar görmesi mevcut kanunda tümüyle bir ucube ve zorbalığa dönüşmüş haldedir.
Diğer taraftan yüce ve yaptığından sual olunmayan devletin “ben yurttaşımın sağlığından sorumluyum, o sebeple sigarayı yasaklıyorum, herkese hayırlı olsun” gerekçesine ne diyelim? Bunun meşruluğunu kabul ediyorsak sigaradan daha zararlı olduğu bilimsel olarak ispatlanmış şeyleri de dikkate almamız gerekir. Nitekim alıntıladığım sosis haberinde de bu konuda bilimsel bir araştırma olduğuna atıf yapılmış. Bilimsel derken kastettiğimi de açayım, mesela tuzun zararlı olup olmadığı konusunda bir araştırma ile kastedilen özetle şöyle birşeydir. Belli sayıda hastaya anket yapılarak elde edilen istatistik sonuçlar kenar köşe akademik dergilerde “hastaların yüzde 23′ünde tansiyonun hıyar turşusuna bağlı olabileceği yüzde 13 ihtimalle saptanmış, lahana turşusu yiyenlerde psikopatlık seviyesi yüzde 15 yüksek çıkmıştır” şeklinde yayınlanır. Bu sonuçlar o dergide yayınlandığı için bilimsel hale gelir ve dokunulmazlık niteliği kazanır. Tabii zaman içinde “günde 8 litre su için yoksa ayvayı yersiniz” gibi bilimsel öneriler başka araştırmacılar tarafından “bu palavradır, bir iki bardak yeter, tuvaletçileri zengin etmeyin” şeklinde yalanlanabilir ama bilim bilimdir, karşı gelen avamın ciddi bakışlı zengin doktorlarca aforoz edilmesi ihtimali dikkate alındığında Don Kişotluk etmenin alemi yoktur. Dolayısıyla sigara -diyelim- insana fevkalade zararlı birşeydir, çubuk kraker, crax, tuzlu kabak çekirdeği, antep fıstığı, turşu, sosis, salam, Tekirdağ köftesi, tantuni, et döner, kuzu pirzola, ciğer şiş, acılı şalgam, baklava, vezir parmağı, şöbiyet, işkembe, tuzlama da şeker, tuz ve un içermesi açısından en az sigara kadar zararlıdır. İnsanlar sigaraya harcadığı paranın çok daha fazlasını bunları -sigara karşıtlarının deyimiyle- zıkkımlanmak için harcamaktadır.
Madem hem duyarlı yurttaşlarımız hem de devletimiz insanların sağlığı konusunda hassasiyet neticesinde yasakçılık yapmayı meşru görmektedir, o halde işte sağlıklı bir toplum için önerilerim:
-Yurttaşlarımızın sağlığını tehlikeye düşürdüğü bilimsel olarak ispatlanan tuzun fazla kullanımını engellemek için Tuz Karnesi çıkarılmalıdır. Evlerde tuzluklara Sağlık Bakanlığınca algılanabilen sensörler takılmalı, fazla tuz kullananlar tespitedilerek 79 TL para cezasına çarptırılmalıdır.
-Fazla kullanımının önlenmesi için bir tedbir olarak Tuz Gölü kurutulmalı, bu yüce amaçla bütçeye vergilerden devasa bir para ayrılmalıdır. Denize girenleri tuzlu su yutma konusunda uyarmak için belediyeler sahillere dev tabelalar asmalıdır.
-Diğer zararlı şeker için de tedbir alınmalıdır. Pancar ekimi çiftçiyi desteklemek için engellenemeyeceğinden tüm pancar devlet tarafından alınıp imha edilmeli yahut hayvanlara yedirilmelidir. Şeker fabrikaları kapatılmalı yahut toplum sağlığına uygun olan yulaf, kepek, dereotu, kurtlu domates işleme birimlerine dönüştürülmelidir.
-Kebabıyla meşhur şehirlerimiz için kampanyalar başlatılmalı, Adana, Antep, Urfa bundan sonra “Adana Fırında”, “Antep Salatası”, “Urfa Haşlaması” ile ünlü hale getirilmelidir. Konya’daki ünlü etliekmekçiler topyekün “otluekmek” lokantasına dönüştürülmelidir. Yurt sathında kebap karşıtı kampanyalara girişip evlerinde, piknikte mangal yapanları ihbar eden bilinçli yurttaşlara 69.99 TL ödül verilmelidir.
-İnsanımız çok bilinçsiz, sağlığını hiç düşünmüyor, spor yapmıyor. Ayıptır. Devletimizin öncelikli görevi zorla herkesi sabah koşmaya, yürümeye sevk etmek olmalıdır. Koşamayanlara sopayla girişilmeli, yürüyüşlerde belli bir parkuru tamamlayamayanlara 89 TL ceza verilmeli, tekrarı halinde ayağından vurulmalıdır.
-Sigaranın önemli bir zararı da kokusudur. Öğğhg. Ancak sadece o mu? Soğan, sarımsak, yumurta, pastırma, sucuk da çevreyi rahatsız eder. Derhal bir yasayla kamusal alanda yellenmek, geğirmek, soğan, sarımsak, haşlanmış yumurta yemek de yasaklanmalıdır.Tüm yurttaşlar kötü kokuyu engellemek için seferber olmalı, herkes kıçına birer koku dönüştürücü filtre takmalıdır. Devletimizin rutin koku kontrollerinde filtresi olmayan yahut laçkalaşmış olanlara egsoz emisyon istasyonlarınca 99 TL çevre cezası kesilmelidir.
-Peki sağlık nereden başlar, ağızdan değil mi? Nerede ya diş fırçalamayana, 3 ayda bir fırça yenilemeyene getirilecek 109.99 TL ceza? Devletimiz herkesin tuvaletine banyosuna kamera, sensör, bubi tuzağı kurarak diş fırçalamayan, gargara yapmayan, kıçını adam gibi temizlemeyenlere cezayı dayayarak onun sağlığını korumalıdır. Vatandaşın lehine bu cezalar ama kazmalar anlamıyor işte.
-Ya görüntü kirliliği? Devletimiz yurttaşının göz zevkini düşünmeyecek de ben mi düşüneceğim, derhal devlet büyüklerimiz, bilinçli sivil toplumcu yurttaşlarımızın önerisiyle ortak güzel bir görüntüde karar kılınmalı herkes buna göre şekillendirilmelidir. Kirli sakal, uzun saç, yırtık pantolon, salaş tişört, renk uyumsuz köylü kıyafetleri yasaklamalıdır. Erkekler sabahları adam gibi ciddiyetle traşını olmalı, kravatını takmalı, sürekli fotoğraf çektirecekmiş gibi dik ve mütebessim yürümeli, kadınlar başları örtülüyse mat ve açık renkte eşarp bağlamalı, başı açıksa topuz yapıp tepede toplamalıdır. Aksine hareket edenlerden zabıta 29.99 TL almalı, devletin polisi de sırf vatandaşın iyiliği için kurala uymayana sopa çekmelidir.
Şimdilik bunlar yapılsın yeter, daha neler var elbette ama devletimize yardımcı olmak gerektiğinde onları da sırasıyla sayarım.
Son bir not, bunları yazan adam olarak hayatımda sigarayı ağzıma almadım, sabahları 4 km koşarım, yerlere çöp atmam, kılık kıyafetim, elim yüzüm nispeten düzgündür, çok sevsem de toplum içine çıkacağımda soğan, sarımsak yememeye gayret ederim, kebap, köfte, şalgam severim ama ot da yerim. Umarım bu yazıyı okuyanlar “devlet eliyle bunların yasaklanması, cezalandırılması” ile kişisel nasihat, çaba gösterme arasındaki farkları kavrayacak düzeydedir.