Devlet ve Baskın

ecbah.jpgDevlet Bahçeli başörtüsü açılımına yaptıkları katkıdan çark ederek Milliyete ıkınarak bir beyanat vermiş. Daha dün MHP’yi katkısından dolayı alkışlamışken, bu dönüş benim bile feleğimi şaşırttı. Aslında şaşırmış filan değilim lafın gelişi söylüyorum, Devlet bey şöyle demiş:

Teklifin kamuda çalışanlara türban serbestiği getirdiği yorumlarına karşı çıkan MHP lideri, kamu hizmeti sunanlar, kamunun kurallarına uymak zorundadırlar. Bizim anlayışımız budur” diye konuştu.

Bahçeli, “Tesettürlü komiser, hâkim olur mu? Hanım subaylarımız, ayrı bir üniforma giyebilir mi?” dedi.

Yahu bari sen etme, “tesettürlü komiser olur mu?” demişsin, peki neden olmaz? Tesettürsüz hakim olur da tesettürlüsü neden olamazmış? Tesetürsüz tesettürlüden daha mı adil olacak? Bu sözlerin dayanağı nedir, boş boş safsatayla meşrulaştırılmış şeyler. “Efendim tesettürlü hizmet alabilir ama veremez”. Peki niye? “Ne bileyim öyle denip duruyor, herhalde ondandır”. Kamunun kuralına uymalıdır denmiş, bu kamu denen şeyin kuralını siz yapıyorsunuz be Devlet baba, adam gibi yapın milleti cendereye sokmayın.

Sonra şu söz baştan yanlış “Hanım subaylarımız ayrı bir üniforma giyebilir mi?” denmiş. Hanım subaylar ayrı üniforma giysin diyen mi var? Zaten bizim subaylarımızın üniforması fevkalade kapalıdır, sadece başlarına giydiklerinin altına haki bir tülbent koyarlar o kadar. Bir kadın bütün sınavları geçip SAT komandosu olmuşsa ve ben başımı örteceğim diyorsa “olmaz” mı denecek? Ben komutanı olsam “aman kardeşim istersen çarşafa gir, senin gibi adamı nereden bulacağım, bak Yunanlılar Egede Çupra bırakmadı” derim. Ne alakası var ayrı üniforma ile? Hakim de cübbe ile uyumlu mat gri bir örtü örter, kimsenin umurunda olmaz. Komiser hakeza.

baskin.jpgBu lafları Baskın Oran da ediyor, hizmet alırmış da veremezmiş. Hocam, sana yakışmıyor, delikanlı biri olarak “hizmet veren babasının hayrına mı veriyor, karşılığında para alınıyor, bu işe her vatandaş gibi başörtülü de aday olabilir. Bak benim dinciyi andıran çember sakalım var kamu hizmeti veriyorum, devletten şu kadar maaş alıyorum, üstelik kapı gibi siyasi adamım, kimse de karışmıyor, ne demek hizmet veren başörtüsü takamaz” demen şart iken, saçmalıyorsun. Seni tanımayan birine göstersem “hay maşşallah, mübarek hacı amca kimlerden” demez mi? Resmen tipik dinci esnaf tipindesin. Şu resme bak, dersine giren biri etkilenip hemen namaza başlamazsa ne olayım.

Haydi Devlet Bahçeli ve MHP siyasi hesap peşinde senin ne endişen var? Bak kanun “sakalla öğretim üyeliği yapılmaz” diyor, istifa et o zaman. Kamu hizmeti veren adam solcu olduğunu alenen söylerse karşıdakini etkilemez mi bu mantıkla? Bu kafaya göre kamu hizmeti veren kişilerin bir tür uzaylı yahut mutfak robotu gibi ideolojiden soyutlanmış olması lazım. Bu mümkün mü? İdeoloji göstermenin, din yahut dinsizlik göstermenin tek yolu kıyafet mi? Sonra devletin kanunlarını insanların inanç kıyafetine göre revize etmek gayet makul birşey, herkes motive olur, misal adam Alevi dedesi ve tapu dairesinde memur, şöyle koca sakalı salaraktan işe gelse güzel olmaz mı?

MHP’yi boşverin, hocam sana ayıp oluyor, titre ve kendine dön.

Bayan Memurun İsyanı

polis.gifAz önceki yazıdan hemen sonra ne göreyim, İngiltere’de bir grup hanım polis memuru kılık kıyafet yönetmeliğine ateş püskürmüşler. Hürriyet araya laf karıştırmadıysa şöyle deniyor:

İNGİLİZ kadın polisler, giydikleri üniformalardan şikayetçi oldu. İngiltere’de görev yapan bir grup kadın polis, üniformalarının kadınsı özelliklerini ortaya çıkarmaktan çok uzak ve konforsuz olduğundan şikayetçi olarak, sesini duyurmak için ülkede yayınlanan ‘Polis Dergisi’ne şikayette bulundu.

Kadın polisler giymek zorunda oldukları pantolonların popo kısımlarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek, özellikle kalça kıvrımlarını saklayan pantolonların bel kısmının yüksekliğinden, kumaşların kalın olmasından şikayet ettiler.

Ayrıca bazı kadın polisler de çelik yeleklerden şikayetçi oldular. Özellikle büyük göğüslere sahip olan kadınlar, çelik yelek içinde rahat hareket edemediklerini iddia etti. Kışlık üniformalarından da şikayetçi olan polisler, modaya uygun görünmesine rağmen giydikleri kazakların kendilerini sıcak tutmadığını iddia etti.

Şimdi bizim çağdaşlarımız “Her işin kuralı var, asla bundan taviz verilemez” mi diyecekler yoksa “canım kadınların bu isteğinin kimseye bir zararı yok, çağdaş bir talep” diye yan mı çizecekler. Bunlara göre Türkiye’de bir yasa varsa, bir meslek için kılık kıyafet yönetmeliği gelmişse bu Allah’ın emrinden yukarıdır asla aksi düşünülemez. Bir laf desen “iyi ama yasa var” denir. Misal kravat denen şey kanuni ya, memurların büyük bölümünün 20 yaşında bağladıkları ve 30 sene çözmedikleri, leş gibi olmuş bir kravatı olur. Bir de çoğu memur koyu renk kareli gömlek üzerine berbat kravat bağlar. Yani gülünç bir şey. Ama dokunulmaz.

Neyse, uzatmayalım, bak İngiltere’de hanım polisler kalça kıvrımımızı gösteren pantolon istiyoruz demişler, herhalde bu işe en çok İngiliz erkekleri sevinecektir. Muhtemelen yönetmeliği hazırlayanlar da erkek olduğundan bu iş hızla çözülecektir.

Hayırlısıyla Türk kadının başı bitmeden İngiliz polisinin kıçı da gündemimize girdi, sonu nasıl gelecek bakıp görelim.

Memurun Kıyafeti

isvecolis.jpgGeçenlerde MHP Anayasa değiştirmeye gerek yok, şu cümleyi ekleyiverelim başörtüsü çözülür demişti de aklıma geldi. O öneriye göre kamu hizmeti verilirken de başörtüsü serbest olmalı deniyormuş. Hay ağzına sağlık Devlet bey. Evet, gözden kaçırılmaya çalışılan bu konuyu gündeme getirmesi iyi oldu. Sonradan çark edildiyse de fark etmez.

Read more »

Yaratık

alien-weaver.jpgYargıtay Onursal başkanı Sami Selçuk katıldıuğı bir toplantıda bir sürü konu yanında başörtüsü ile ilgili dekonuşmuş ve şunu demiş:

”Üniversite, evren kent demektir. Eğer evren söz konusuysa her türlü yaratık ve bu arada her türden insanın oraya girme, orada bulunma hakkı vardır. Siz bunu engelleyemezsiniz”

Evren kent nedir, Kenan Evren’le bir bağı var mı? Orasını bilemem ama Sami Selçuk gibi usta bir hukukçuya şu gaf yakışmamış. Evet, üniversiteye her yaratık girebilir ama önemli olan başı açık mı giriyor yoksa kapalı mı? Sami bey bu konuya bir açıklık getirmemiş. Sonra yaratığı engelleyemezsiniz ne demek? Türk rektörü yaratıktan korkmaz, muhtemelen yaratık rektörü görünce kaçacak delik arayacaktır.

Yaratık demişken, evvelki gün bir haber görmüştüm. “Dünyanın en önemli UFO görüntüleri Kumburgaz’da filme alındı” denen haberde kamrera görüntüleri de var. Bu vesileyle haberi veren siteyi de bir parça inceledim. Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi diye birşeymiş. Bir sürü titrek uzay gemisi görüntüsü yanında bir de ne göreyim, mor-pembe renkli bir grup uzaylının hemen altında Atatürk resmi var, hem de ünlü “İstikbal Göklerdedir” sözü alıntılanmış. UFO sitesine de bu yakışır diye düşünseler gerek. Aslında buna da şükür diyebiliriz, zira daha önceki tecrübelerimizden Sirius yetkililerinin isteseler “Ben uzaylının yeşil, çevik ve zekisini severim” yahut “Bir Türk Andromeda Galaksisine bedeldir” diye laf uydurabileceklerini de tahmin edebiliriz. Anadolu Ajansı türü örnekleri malum. yine de Sirius yetkililerni UFO ile Atatürk’ü bağdaştırma becerilerinden dolayı tebrik ederin. Gerçi bilimsel bir araştırma merkezi olduğuna göre normaldir, hatta eğitim müfredatlarına bakın, İnkılap Terihi dersi de mevcuttur.

ufo.JPG

Daha fazla sulandırmazsak, bu vesileyle uzaylı yaratıklara da bir nasihatte bulunayım. Aman kardeşim Türkiye semalarında fazla dolaşmayın. Bu ülke şeytana bile illallah dedirtmiş, canınızı seviyorsanız Andromeda içlerine geri çekilin. Malum, istikbal göklerdedir.

Hiciv Gazetesi

mkarun.JPGYeniden yazmaya başlayan Murat Karun sitesinde çeşitli gazetelerimizin köşe yazarlarını hicvediyor, bir yazı daha eklemiş. Okurken kenarda, sağda, soldaki ufak tefek yazılara da bakın, sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Keşke eski yazılarını da üşenmeyip koysa, zamanında akıl edip indirmedik.

Yalnız Murat bey linki verirken önüne http yazmadığı için gazeteyi indiremiyorsunuz, ben onun namına doğru linki buradan vereyim, bilgi toplumu adamına bir hizmetimiz olsun.

Doğru link

Canan Onbaşı ve Rodos Şövalyeleri

sovalye.JPGYazı dizimizin bu bölümünde askere yazılmak için bölgeye gitmek yerine dilekçe yazan, karşılında da isteği “not alınan”, ancak gayreti sebebiyle tarafımdan onbaşı rütbesine terfi ettirilen Canan Arıtman’ın ailesini tanıyacağız. Efendim Canan hanımın eşi aynı zamanda bir şövalye imiş. Okuduğum haberde Tapınak Şövalyelerinin mabedinde toplanacak filan deniyor. Bu şövalyeler nedir, ben filmlerden hatırlarım üstüne sacdan soba borusu gibi demirler giyip ellerinde uzun bir demir at üzerinde birbirlerine saldıran adamlar hatırlıyorum. Bir de Don Kişot var.

Demek günümüzde hala şövalyelik kurumu varmış ve Canan hanımın eşi de bir şövalye imiş. Herhalde evlerinde bir at ve bir alay da demirden elbise de vardır. Sabah işten çıkarken “Canan, benim başlığı Fethi ustaya gönderdin mi, kaynak yapılacaktı, ha, bir de eldivenim kalaylanacaktı, unutturma” gibi diyaloglar geçiyor olabilir. Daha sonra evden çıkıp atına atlayan şövalye çalıştığı hastanenin yolunu tutuyor herhalde. Zira kendisi doktormuş. Ben anlamam ama bu şövalyelik işinin bir de masonluk yönü varmış.

Read more »

Canan Onbaşı Kuaförde

kuafor1.jpgEskiden çocuk kitaplarının serisi olurdu, şimdi çocuklar Ayşegül Kampta, Ayşegül ve Küçük Kedisi, Ayşegül Okula Gidiyor türü kitaplar yerine Jo-Jo, Jetix türü yerlerdeki anormal serileri takip ediyorlar. Bugün Canan Arıtman ile yazı yazmıştım, baktım unuttuğumuz bir yer olmuş, hemen onu da tamamlayayım dedim. Canan hanımın namaz, başörtüsü gibi konulardaki ödünsüz tavrını bilen bilir, bilmeyen de gitsin öğrensin. Kendisinin TBMM kuaföründe başına gelenleri ibretle izleyelim, Türkiye nereye gidiyor diye dövünelim:

Read more »

Zachau’ya Ne Edelim?

ogrenci_sirt_cantasi.jpgÖğretmenler hakkında yazıp çizerken bir dostumuz haberdar etti, ne göreyim meğer Dünya Bankası da Türk öğretmeni hakkında bir rapor yayınlamış. Milliyet gazetesindeki habere bakmadan “bakalım öğretmenlerimizin düşük maaşının arttırılması konusunda ne demişler” diye düşünürken afalladım. Şöyle şeyler yazılmış:

Read more »

Canan Onbaşı

canan.jpgBugün iki arkadaşımız iki konudan haberdar etti, önce hepimizi duygulandıracak olandan başlayalım. Zira diğeri hepimizi kızdıracak olan birşey. Efendim malum geçtiğimiz ay meydana gelen terör olaylarının ardından başta Facebook gençliği olmak üzere tüm halk ayaklanmış ve askerlik şubeleri önünde dilekçe kuyruğuna girip “asker yazılıp harbe gitmek istiyoruz, Genç Osman misali icabında tarağı dudağımıza saplar bu yoldan dönmeyiz” diye bir vakit gürültü yapmışlardı.

Read more »

Münferit Vaka

odte.gifÖğretmenlerin okulda öğrenci dövmesi bazı yorumcular tarafından “canım bunlar münferit vaka” şeklinde geçiştiriliyor. Doğrudur belki ama şu habere de bir bakalım, bu “münferit vaka” nasıl cereyan etmiş:

Read more »

Bir Avrupa Şehri

bursa_genel_6.JPGTürk milletinin son 3-4 yıldır peydahladığı bir huy var. Efendim şu kadar madenimiz var, yok petrol denizinin üstündeyiz Amerika üstünü betonlamış, Bor var, Tor var, Örümcek Adam var, Plütonyum, Neptünyum, Marsyum, Ayyum var, peryodik cetvelde bulunmamış bilcümle madde de Türkiye’dedir ama ABD bir hazır beton fabrikası kurmuş habire bunların üstünü kapatıyor biz de eşşek olduğumuzdan üstünü açamıyoruz filan diye ortalıkta e-postalar döner, millet de “ah ulan, doğruysa yaşadık, bu madenlerin geliri 1 Katrilyon doları geçiyor, adam başına 10 Milyar dolar gelirle ne çalışmadan yatarız” diye hayal kurar. Araplara bakıp iç çeken fukara vatandaşımızın yegane derdi havadan paraya konmaktır ve madenler dışında da bunun çaresi görünmüyor. İşte Türkiye’deki bu efsanelerden birini Prof. Cengiz Yalçın “yetti be” diyerek yalanlamış:

Read more »

Ben desem kabahat

kundak.jpgZaman gazetesinin yuh artık dedirtecek bir falsosunu Derin Düşünce sitesinde Mehmet Yılmaz bey ele almış. Bu gazetenin editörü filan yok mu demeyeceğim, kabak gibi ortada ki bunlara göz yumuluyor, bilinçli yapılıyor. Zaman; Cumhuriyet, Hürriyete cevap yetiştirmeye kalkacağına önce kendini bir adam etsin. Bir kısmını alıntılıyorum:

Read more »

Manyak

40.jpgBen demiyorum, son seçimin popüler adamı Prof. Baskın Oran söylüyor bunu. Hocaya az gaz ve destek vermedik ama DTP kazıklayınca Anadolu yakasının oyunu toplayan Ufuk Uras meclise kapağı attı, Baskın hoca ise eli böğründe kaldı. Ufuk Uras’tan tıs yok, halbuki Baskın bey olsa meclise bir parça renk gelirdi. Şimdi AKP emrindeki parmaklardan oluşan bir kalabalık güruh totaliter rejimleri andıran bir “birlik ve beraberlik” görüntüsü sergiliyor. Herneyse, meclise girememekle birlikte arada verdiği demeçlerle dikkat çeken Baskın hoca şöyle demiş:

Hiçbir Avrupa ülkesinde de siyasi ve dini simgelerin yasaklanmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Baskın Oran, şöyle dedi:

Read more »

Picasso-III

gp_138625.jpgHatırlarsanız Bülent Arınç Meclis başkanı iken bir AKP milletvekili yaptığı amatör resimleri Meclis lokantasına parayla satarken bana yakalanmış, burada biraz gürültü çıkarmıştım. Tabii seçim ortamına yakın ve AKP’nin gümbürtüsü içinde benim laflar davulcu yellenmesi misali işitilmedi bile. Daha sonra çeşitli vesilelerle kamu imkanlarını ellerinde tutanların bunları yandaşlara, ahbaplara nasıl yedirdikleri konusunda da birşeyler konuşulduğunu hatırlıyorum. AKP bu konuda en az heykel, bayrak rantıyla malul CHP kadar acımasız olabileceğini göstermiştir.

Read more »

Nahnu

nahnu.JPGNahnu.org sitesini yürüten arkadaşımız RSS takibini Google Reader ile yapıyormuş, bu konuda detaylı bilgiler verirken bir de ne göreyim, kendisi benim siteyi son 30 gün içinde en çok paylaştığı 5 site içinde tepeye koymuş. Ben de Google Reader kullanıyorum ama pek sağı solu takip edemiyorum, ancak bu ilgisine karşılık Nahnu sitesini ihtiyacı olmamasına rağmen buradan bir kere huzurunuzda takdir edeyim. Hakikaten görüntü, içerik ve teknoloji olarak mükemmel bir yer. Bu arada diğer önerdiği sitelere de baktım, gayet güzel. Nahnu.org’daki ilgili yazı için: Google Reader

Hıyar

hyar.JPGDağda bayırda Atatürk gölgesi aramak (yabancılarda Meryem Ana) kadar, meyve, sebze ve hayvanatın üstünde Allah, (yabancılarda God) yazısı aranması, yerine göre bulunması bildim bileli yaygın bir davranış türüdür. (Yapay olanları saymıyorum). Benim çocukluğumdan bu yana üstünde Allah yazan sebze meyve ile herhalde bir halde kabzımal dükkanı açılırdı. Üzerinde ayyıldız olan, Allah yazan ineklerden de çiftlik kurulurdu. Yerel bir haber sitesinde gene gördüm ama insaf, bu kadar da “hıyarlık” olmaz ki canım. Şöyle deniyor:

 

Read more »

Arkaya Dikkat!

hasts.jpgBaşbakan bir açılışta hastanede rehin kalma işiyle ilgili “Benim vatandaşımı hastanede rehin alacak olanın alnını karışlarım. Yok böyle şey, olamaz.” demiş. Bu işin teknik ve önemsiz tarafı, hastane açılışı yapılıyor arkaplandaki resme bak. Bu ne biçim bayrak, ayyıldız nizamsız, Atatürk olmadığını ümit ettiğim biçimsiz bir resim. Resim de kanla mı yapılmış, boyalar filan bir acayip. Yahu bu ülkede hastanın bir yerde rehin kalmasının ne önemi var, bırakın alın karışlamayı, kardeşim siz şu resmi bir düzelttirin, geçmiş önünde kurdela kesiyorsunuz. Hürriyet’e de ayıp, haberi basmışsınız bu konuya gram değinilmemiş.

Herşeyi de ben mi göreceğim…

(Meğer resmin hikayesi varmış, şu linkte

Osmanoğlu

sehzadeler.jpgŞah İsmail, Yavuz Selim derken yorumlarda laf lafı açtı, bir yerlerde Osmanlı hanedanının belgeseli ile ilgili bilgiye rastladım. Fatih’in, Yavuz’un torunları ufaklıklara bakarken, şöyle düşündüm: Bunların Türk vatandaşı olması serbest mi şimdi? Neden derseniz, gelip biri Türk vatandaşı olur ve yarın şartları uyar ve başbakan, cumhurbaşkanı filan olmaya kalkarsa ne olur acaba sorusu aklıma geldi. Bana muhafazakar vatandaşımız ilgili kişiye ekstradan bir muhabbet duyar gibi geliyor. Bir ara Bulgaristan’da öyle birşey olmuştu, hem de yakın zamanda, kral geri gelip başbakan mı olmuştu, tam hatırlayamadım.

Fikir jimnastiği işte, adamın aklına elli türlü soru geliyor.

Düşkünler-II

4619.jpgBaşbakanın Alevi iftarına katılmasının gürültüsü bitmeden CHP genel başkanı Deniz Baykal da Alevileri aşure yemeye davet etmiş. Haberde şöyle deniyor:

Baykal, Alevileri aşureye çağırdı

CHP İletişim Koordinatörlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, Baykal, Alevi örgütlerinin yöneticileri ve önderlerine mektup göndererek, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da genel merkezde aşure kaynatılacağını belirtti.

Baykal’ın davet mektubu şöyle: ”Bir insanlık suçu olan Kerbela’nın acısını yüreğinde hisseden, yasını, orucunu tutan sevgili kardeşim. Kerbela bir insanlık utancıdır. Böylesine büyük acılar, bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeşlik duygularını pekiştirerek, yardımlaşarak, dayanışarak göğüslenir. Bu anlayışla geçen yıl olduğu gibi bu yıl da genel merkezimizde aşure kaynatacağız. 23 Ocak Salı günü sizi, sizleri aşuremizi paylaşmaya davet ediyor, sevgiler, saygılar sunuyorum.”

Demek CHP genel merkezinde aşure kaynatılıyormuş. 1400 sene öncesinin dinle çok ilgili bir siyasi cinayetini aşure kaynatıp anan çağdaş, laik bir parti bende çok fazla anlam bulmuyor ama gene de güzel bir davranış olduğunu söylemeliyim. Bu arada AKP iftarı sürecinde epey bilgilendik, Alevilerle ilgili detay konulara girdik, bakalım CHP aşuresinden neler çıkacak? Mesela buraya gelenlere “CHP Alevilere ne vermiş ki aşuresini yemeye gidiyorsunuz, bu zamana kadar önde gelenlerin çıkarı için oylar verildi, karşılığında ne elde edildi, sıfır, giden düşkündür, böyle biline” denecek mi? Yahut başkaları çıkıp Tunceli bölgesinde dönemin tek partisi CHP’nin 70-80 sene evvelki icraatlarını hatırlatacak mı?

Merak bu ya.

(Bir de, eğer aşure resimdeki gibiyse süpermiş, tam zengin işi. Bizim oralarda kaynatırlar içinde fasulye, nohut, buğday olur. Fındık, ceviz, o renkli şeyleri kim kaybetmiş de biz bulup aşureye atalım. Öğrenciler, size de tavsiyem CHP’deki bu bedava ikramı kaçırmamanızdır.)

Nasıl Yani

polat.jpgPolat Alemdar’a komedi dizisinde oynar mısınız demişler. O da bir sürü şey söylemiş. Yahu Kurtlar Vadisinde Polat’ın rolünden iyi komedi mi olur? Liseli avanak oğlan görüntüsünde Türkiye’yi kurtaran kabadayı olur mu? Ben bir defa rastladım diziye, epey güldüm, çevremdekiler ters ters bakınca çenemi kapatıp oradan kayboldum. Polat komedinin kralını oynar, sormaya gerek yok, adam bu dizide işi kıvırıyor, ortalama bir dizide Kemal Sunal’ı geçer. Yahu şu resimdeki tiplere bakın, adamın gülmekten karnı yarılır, bu tavır ne tavrı bre. Türkiye gerçeği diyorlar bazıları, evet aynen Türkiye kadar gülünç bir yere tam da bu komedyenler uyar. Hele bakışlara hele, yahu siz bakışla Türkiye’yi değil Galaksiyi kurtarırsınız. Hey yarabbim. Kırmızı gömlekli de üç silahşörlerden Portos gibiymiş. Ha, bir de kravat takın, nedir o yaka bağır açık. Bu ciddi bakışmaya kravat yakışır.

Çaldıran

sahismail.jpgAlevilik meselesi açıldıkça yeni konular gündeme gelecek gibi. Açıklık iyidir, Aleviler iyice bir ortaya dökülsün, kanunlar izin vermeye başladıkça Sünni gruplar da açılıp kalabalığa karışacak, her şey daha iyi olacak. Öte yandan Reha Çamuroğlu bu çerçevede Çaldıran Savaşından bahisle şunları söylemiş:

“Pek çok tarih kitabımız yalan söyler. Çaldıran (savaşı) aslında bizim bizi kırdığımız bir savaş, muzafferinin de, mağlubunun da biz olduğumuz bir savaştır. Demem odur ki, koskoca tarihimizi basit bir, ’biz ve onlar’ oyununa dönüştürmek mümkün değildir, dönüştüremezsiniz. Tarihimizin pek hatırlamadığımız, gizliden gizliye utandığımız sayfalarına da ’biz’ dememiz gerekmez mi.”

Peki bu sözler hatalı mı? Bilakis. Türkler (ve muhtemelen başka kavimler) iktidar uğruna birbirlerini tarih boyunca yemiş durmuşlardır. Timur’un ne işi vardı da kopup geldi Asyadan, Anadoluyu yerle bir etti? Fatih ile Uzun Hasan,  Uzun Hasan’ın torunu Şah İsmail ile Yavuz’un hikayeleri malum. Tabii bu süreçte atla katır tepişirken arada epey eşek de harcanmıştır, onu da kabul etmek lazım. Bunların içinde haklı olan da yoktur, al birini vur ötekine. Vatandaşın umurunda mı kimin kral olacağı, arada tepelenen gene köylü, şehirli küçük insanlar.

Yalnız Şah İsmail de delikanlı adamdı, buradan hakkını verelim, Tebriz’de tahta çıktığında 14 yaşında delikanlıydı, ataktı ama silahlı gücünün zirvesindeki Osmanlıya güç yetirmesi imkansızdı. Çaldıran savaşında meydanı terk etmek zorunda kaldı. Oğlu da Kanuni’yi çok meşgul etmiştir. Gerçi bu tür efsaneler sayesinde ülkeler tarih oluşturup tutunacak bir dal bulabiliyorlar, bugün Azerbaycan ve İran Türklerinin 3-5 kalem değerinden biri de Şah İsmail ve “Çaldıran Döyüşüdür”. Reha bey iyi demiş, yalnız Hürriyet yorumcusunun biri dikkatimi çekti, çok bilmiş arkadaş şöyle demiş:

özer özbaşı (’karsiyakali’ tüm yorumları)     13/01/2008 – 11:05
Şah İsmail Osmanlıya Başkaldırmıştır. Kellesi Tahtıyla getirilmiştir. Tahtı hala Topkapı sarayındadır. Zamanın bölücülük vakasıdır. Bastırılmıştır.

Tahtı anladık da kelle nerede? Şah İsmail Çaldıran’dan çok sonra ölmüştür.

Konuyla ilgili eski bir yazı var. Bir de Şah İsmail’in resmine dikkat ettim, yahu kırk yıldır Yavuz Sultan Selim diye bize gösterdikleri meşhur küpeli resme çok benzemiyor mu? Hani şimdi delikanlı oğlanlar kulaklarına küpe takıyorlar da, benim gibi tutucular “çıkar şunu asabımı bozma” deyince gevrek gevrek gülüvererek “bu Yavuz Sultan Selim Han sünnetidir ve de erkek adam Osmanlı zagonunca küpe takmalıdır” deyip işi makaraya sarıyorlar ya, küpe işi Şah İsmail’e ait olmasın? Bu konuda millet tartışıp duruyor forumlarda.

Gerçi ne fark eder, o da bir Türk Sultanı, bizim iş yine yaş. Küpe meselesi aynen devam edecek bu gidişle. Ben erkek ve kadında yüzük, küpe, külye şu, bu hoşlanmam, mana da vermem. İstemeyerek katlanırım. Hele erkeklerde küpe neyin nesidir, haydi kadınlar bu yanlışa evvel eski düşmüşler, her yanlış tekrar mı edilsin?

Emeklilik Dümeni-II

emeklil.jpgGeçen bir yazıda milletvekillerinin emeklilik haklarındaki adaletsizliği sayın başbakana iletmiş, kendisinden de rüyamda “tamam Fethi bey, lafı mı olur, yetimin hakkını yedirmeyiz” türü bir cevap almıştım. Şimdi milletvekili dışındaki yağlı memur emeklilik maaşıyla ilgili yeni bir bilgiyi kendilerine iletiyorum. Bakalım kanunları hazırlayan memurları aşıp bu işi çözecek bir erkek çıkacak mı:

“SSK ve Bağ-Kur’lular ne kadar prim yatırmışlarsa, ona bağlı olarak belli bir emekli aylığı alıyorlar. Oysa memurlarda ölçü yok, emekli aylıkları, aldıkları son maaşla ilişkilendiriliyor. Siyasilerin de desteğiyle işini ayarlayabilenler, emekliliklerine yakın bir dönemde genel müdürlük, müsteşarlık, daire başkanlığı gibi makamlara atanmalarını sağlayarak, bu görevde bir ay çalışmış olsalar dahi, sanki hayatları boyunca genel müdürlük, müsteşarlık yapmış gibi emekli aylığına hak kazanıyorlar. Bir anlamda, bir ay çalıştığı müsteşarlıktaki maaşını, emekliliği boyunca almaya devam ediyor. Kimi durumlarda sadece bir gün bu görevlerde çalışanlar dahi, bu hakkı elde edebiliyor. Adam 10 yıl, 15 yıl müsteşarlık yapmışsa tabii ki, yüksek emekli aylığı alsın, ama bir gün çalışan adama da bu hakkı vermek kabul edilemez. Hesap ettim, bu şekilde emekli olan bir kişinin bile devlete yükü 700 bin YTL.”

3 bin YTL de alan var

Zekai Özcan, bu uygulamanın yarattığı adaletsizliği anlatırken şu örneği verdi: “Diyelim iki avukat arkadaş aynı tarihte devlet memuru olarak çalışmaya başladı ve 25 sene boyunca aynı görevlerde çalıştı. Bunlardan biri emekliliğinden çok kısa süre önce genel müdür olarak atanmayı başarırsa, arkadaşı 900 YTL emekli aylığı alırken, o kişi yaşamının geri kalan bölümünde emekli aylığı olarak 3 bin YTL alacak.”

‘Ballı emeklilik’

Kimi kamu kurumlarında belli kadrolar sadece, kamuoyunda ‘ballı emeklilik’ olarak adlandırılan bu uygulama için kullanılıyor. Anayol koalisyonu döneminde ANAP’lı bir bakan, kendisine yakın çok sayıda kişiyi kısa sürelerle bu tür genel müdürlüklere getirip yüksek aylıkla emekli olmalarını sağlamasıyla günlerce kamuoyunda tartışılmıştı.

Bu uygulama bürokratların yanı sıra milletvekilleri ve belediye başkanları için de geçerli. Örneğin, çalışma yaşamı boyunca asgari ücretten prim ödemiş olan bir kişi iki yıl milletvekilliği ya da belediye başkanlığı yaptıktan sonra, ömür boyu bu görevlerde çalışmış gibi yüksek miktarlı emekli aylığına hak kazanıyor. Bu şekilde prim karşılığı olmadan yapılan emekli aylığı ödemeleri için Maliye Bakanlığı her ay Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Sosyal Güvenlik Kurumu’na kaynak aktarıyor.

Ne balmış be, yiye yiye bitiremedi memur takımı. Ama helal olsun, aferin, işlerini biliyor keratalar. Memur lafıdır değil mi”devlete şu kadar hizmetim var”. Ne hizmeti be haybeden yaşamışsın bunun adı hizmet mi oldu şimdi. Neyse, gençler, aman bir yolunu bulun, torpil, rüşvet, AKP ilçe başkanına rampalama, derhal bir devlet dairesine kapat atın. Enayiliğin alemi yok. Yaşasın AKP, yaşasın nurlu ufuklar.

Bakalım Rekoru Kim Kıracak

kanbyrak.jpgMalum bizde bayrak demek rekor demektir. Biri bir bayrak asar, tüm kurum, kuruluş, örgüt, birey en büyük bayrağı biz yapacağız diye tatlı bir yarışa girişir. Valilikler valinin kendi cebinden olduğunu zannetmediğim paralarla 2 kilometrelik bayrak açarlar mesela. Bu yarışların vazgeçilmez simalarından biri de ATO başkanı Sinan Aygün. Bunu nereden hatırladım, şu ara bir kandan bayrak meselesi var gündemde, Kırşehir’de geleceğin öğretmenleri Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencileri kanlarıyla bir bayrak yapmışlar. Bu girişimi takdir etmemek mümkün değil. Yalnız gençlerin bayrağı çok büyük değil, 20 kişiden akan kanla daha büyük bir eser ortaya çıkabilirdi. Bakalım Sinan Aygün ATO üyesi tüccarın kanından ne büyüklükte bir bayrak yapabilecek? Tüm ülke bu yarışa katılmalı, kan oluk gibi akmalı, bundan sonra okulların bayrakları kanla çizilmeli. Zaten bizim bayrağımız Kosova’da kanla çizilmiş, aslına dönmüş olur.

Bu gençlerden de ileride resim öğretmeni olur muhtemelen.

Ben demiyorum

YÖK Başkanı bir laf etti ortalık eğitimin metalaşması, sömürü düzeni, vahşi kapitalizm türü zırvalarla doldu. Tamam, beni iplemiyorsunuz, bakın Murat Belge ne demiş, belki onu dikkate alırsınız. Yok o da dönek ilan edildiyse bilemem, sosyalizmden aforoz edilenlerin listesini yayınlarsanız öğreniriz. Yazı şu::

[...] ‘Etik’ dediğim konu da bu.

Sonuç olarak, sistem böyle işliyor. Üniversiteye girmek, sınavı geçmek, yüksek puan tutturarak iyi yere girmek, ‘ucuz’ bir şey değil. Bunu karşılayabilen ailelerin çocukları o iyi yerlere de giriyor- ve sonra ‘parasız’ okuyor.

Bu koşullarda ‘Eğitim parasız olmalıdır’ demek de muhtemelen herkesin, ama öncelikle ’sol’da olanların sloganı!

YÖK’ün yeni başkanı “Yükseköğrenim paralı olmalı” dedi ve hemen tepki çekti. Ancak, “Parası olmayan da okumayıversin, kardeşim” demedi (Bunu, şu anda yürürlükte olan ‘parasız eğitim’ sistemi fiilen söylüyor), “Bir burs sistemi kuralım” dedi.

Dünyada yapılan da bu. Yapılması gerekiyor, çünkü ‘beyin gücü’ -neyse ki- yalnız ‘paralı seçkinler’in sahip olduğu bir şey değildir. Mümkün olduğu kadar fazla yeteneği işin içine çekmek de iyi çalışan, iyi kurulmuş bir burs sistemiyle sağlanır.

Günün Yorumu

ege.JPGMalum, öğretmen diye biri 5 kız çocuğunu dövüp ceza olarak bir başka okula daha rahat bir göreve nakledilmişti ya, o haberin yorumlarına baktım. Herkes “yuh, canavar, bu devirde bu barbarlık olur mu, beceremeyeceksen ne diye öğretmen oluyorsun, memurluk sistemi değişmedikçe bu iş sürer” derken bir vatandaş da şu yorumu yapmış:

Metin Turan (’dogruolan’ tüm yorumları) 10.01.2008 15:26:01
Ben okullarda cetvelden tutun,eğeye kadar her nesneyle sopa yiyerek büyüdüm.Ama ne elim eksildi,ne de öğretmenlerime sevgim.Çünkü o sopaları hak ettiğimi düşünüyorum.Bugünkü eğitimde öğretmen eğitecek gücü ne veliden,ne de devletten bulamıyor.Yeni neslimiz şımarık ve terbiyesiz yetişiyor.saygılar.

Metin Turan her nesneden sopa yemiş, eğeyle nasıl dayak yemiş onu bilmiyorum, iş teknik diye bir ders vardı, belki odur. Acaba kimya dersinde hoca yüzüne kezzap da atmış mı? Müzik dersinde kafasına mandolin geçirmiş de olabilirler. Metin Turan, sen bu kafayla asıl şimdi sopayı hak ediyorsun, istersen sevgili öğretmenini bulunduğun şehrin öğretmenevinde bir ziyaret et, kafana okey tahtasını geçirip zevk almanı sağlasın. Hocanın vurduğu yerde gül açar, kafanda saksıyla gezersin. Sonra da elini öpersin. İlle de eğe istiyorsan, alışkanlık yaptıysa bizim sanayide Celil usta var, belki bir hal çaresine bakar. Veya bana gel ingiliz anahtarıyla işini görürüz.

Yeni Bir Ümit mi?

95651.jpgGeçen sene, evvelki sene ne eğleniyorduk, hatırlayan çıkar. Sağda, solda oluşumlar kuruluyor, Demirel, Mesut Yılmaz, Rahşan Ecevit fısır fısır planlar yapıyor, dangalak medya kuruluşları “Sağda yeni oluşum”, “Solda yeni birliktelik”, “Sağa Ağır Abi: Mesut”, “Demirel Ne dedi, Yoğurtla Semizotu mu Yedi”, “Ulusalcı hareketten yeni oluşum: Osuruktan Teyyare” filan, hele bir de işin içine İş, Aş, HaydarBaş, Mazot, Fındık, Cem Uzan girince görülmemiş bir eğlence dünyasına düşmüştük.

Maalesef göreli istikrar ortamları eğlencenin de sonunu getiriyor. AKP Temmuz ayında oluşum esnafını eşşekten düşüren bir oy alınca ne Demirel kaldı, ne de oluşum. Sadece Mesut Yılmaz mütebessim bir edayla meclise kapağı attı, keyfine bakıyor. Demirel ne yapar, haberimiz bile yok. Rahşan hanım sağ, değil mi, Allah ömür versin. Neyse, bu tiyatro içinde iki isim daha vardı ki bunlar da ulusalcılara gülme katsayımızı arttırıyordu. Yaşar Nuri hoca ile adaşı Yaşar Okuyan. Yaşar Nuri hocayı efsane karşıtlığı konusunda öper başıma koyarım. Hocaya laf söyletmem. Ama siyasete geldi mi iş değişir. Tunç yüzlü Anadolu delikanlısı edebiyatıyla meydana çıkan hocanın burada az kulağını çekmedim. Hocam severim, işine dön, mahcup olursun dedim. Yaşar Okuyan’ı da Afyon’daki ulusalcı toplantısında “Atatürk’ün heykelinin karamsarlığı bizim şu halimizden olmasın” mealindeki sözlerinden dolayı takdir etmekle birlikte, gülünç hale geldiğini de belirtip durdum. İşte bu ikili bayrağı yeniden yükseltmek için birleşme kararı almışlar. Haber şöyle:

HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, konuya ilişkin olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, iki partinin birleşmesi doğrultusunda alınan karar uyarınca, partisinin 29 Aralık’ta olağanüstü kongresini yaptığını bildirdi. Bu kongrede, birleşme kararı aldıklarını ve bunun HYP’nin çatısı altında gerçekleşeceğini olacağını kaydeden Okuyan, yasal prosedürü tamamlamak üzere yarın sabah da HYP’nin olağanüstü kongresinin toplanacağını söyledi.

Okuyan, ”Yeni bir siyasi oluşum için ilk adımı atmış olacağız. Yeni bazı siyasi parti ve grupların da katılımıyla partinin ismi, amblemi ve yetkili kurullarının tümden değiştirilmesi de söz konusu. Yeni sadece iki parti ile sınırlı kalmayacak bir hareket planlıyoruz” dedi.

Hay siz çok yaşayın iki Yaşar beyler. Asabımın bozuk olduğu şu günde neşelenmemi sağladınız. Yalnız rica ederim bu işi kısa kesmeyin. Haydar Baş, Cem Uzan, Cem Yılmaz, Küçük Emrah gibi ünlüleri de aranıza alın. Demirel’e gidin akıl danışın, Yılmaz Büyükerşen’i yoklayın, Rahşan Hanım’la görüşün, ne bileyim bir sürü iş yapın.

Ben ümitliyim arkadaş, iki Yaşar bir araya gelince AKP’yi toz ederler. Bak CHP’nin süngüsü düşmüşken muhalefet bayrağını dalgalandıracak iki yiğit çıktı, biz de neşemizi bulduk. Bakalım ekibin kalan kısmı kadroya ne zaman katılacak? AKP domine etti ortalığı, Alevilere bile el attı, malzeme bitti, kuruduk kaldık.

Sayın Başbakana Açık Mektup

9424.jpgSosyal Güvenlik deliği filan deniyor, başbakan eylem planı hazırlamış. Güzel, inşallah “kazanılmış hak” denen garabete müdahale edilir, az çalışmayla çok hak elde eden memurların emeklilik kazanımları azaltılır, SSK ve Bağkurluya karşı devlet memuruna tanınan haklar dengelenir. Yalnız başbakan gazete okur mu bilmem, Taraf gazetesi köşe yazarı Süleyman Yaşar’ın bugünkü yazısı ilgimi çekti, belki AKP’ye yakın kesimler kendisinin kulağına fısıldayıverir. Süleyman Yaşar Emekli milletvekillerinin açığı kapatmak için ayrılan paydan önemli bir pay aldıklarını söylüyor. İnternet sayfaları yok, gazeteden şöyle bazı alıntılar yapayım:

[...] Türkiye’de milletvekilleri nedense çok az emeklilik primi ödeyerek en yüksek emekli maaşını alıyorlar. Gazetelerde yayınlanan emekli maaşı tutarına göre bir emekli öğretmen 25 yıl çalıştıktan sonra 983 lira, bir mühendis 1233 lira,  biravukat 983 lira alırken milletvekili tam 4129 lira emekli maaşı alıyor. Üstelik bunu primini ödemeden alıyor.

Milletvekilliği gönüllü yapılan bir iş. Ayrıca bir meslek değil, birmakam da değil buna rağmen yeterli prim ödemeden bu kadar yüksek emekli maaşı alması emeklilik sigortası mantığına uymuyor. [...] Milletvekili emeklisi sayısı ise 5000 kişiyi buluyor. Bir de bunların dulları, yetimleriyle sayısı 10 binleri aşıyor.

Geçen yıl Ocak-Kasım döneminde sosyal güvenlik kurumlarının açığını kapatmak için bütçeden 25.2 milyar lira ödeme yapıldı. Düşünün bu tutar bütçenin yüzde 12.7’sini buluyor. [...] ilave ödemelerin yaklaşık 4 milyar liralık bölümü yani 3 milyar dolarlık bölümü “emekliliği hak etmemiş eski milletvekillerine” çeşitli yasalara zaman içerisinde konulan ve prim karşılığı olmayan ekstra ödemelerden kaynaklanıyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yeni çıkacak Sosyal Güvenlik Yasasına milletvekilleri için şimdi de ayrıcalıklı hükümler konuldu. Artık 25 yaşında milletvekili seçilip 4 yıl bu görevde kalan biri ömür boyu asgari ücretin 3 katı makam tazminatı alacak. Üstelik çalışan vatandaşın emekli maaşı kesilirken milletvekili emeklilerinin maaşı da kesilmeyecek. Böylece hazine sürekli borçlanarak milletvekili emeklisine maaş yetiştirecek.

Evet. Manzaraya bakın. Sayın hortum kesme iddiasındaki başbakan, sağa sola efelenmesiyle, “satarım be” diyerek tavizsiz duruşuyla takdirimi toplayan Maliye bakanı, kul hakkı edebiyatı yapan AKP büyükleri, lütfen şu manzaraya bakın. Derhal eski milletvekillerinin emekli maaşlarını bir öğretmen maaşına çekiniz, 2 yıl vekillik yapana emekli hakkını kaldırınız, 25 yaşındaki bir çocuğa sırf Ankara’da yanınızda vekil olarak bulundu diye fukara milletin kesesinden, tüyü bitmedik yetimin, doğmamış çocuğun nafakasından ömür boyu milyarlar ödemeyiniz. Daha bu vekillere, onların akrabalarına yapılan yıllık adam başı yaklaşık 1000-2000 dolar sağlık masrafını söylemedik.

Gün gelir sizden de bir hesap soran çıkar, burada olmazsa inandığınız Ruzı Mahşerde.

Bakın güçlüsünüz, kimse size milletvekili emekli maaşını düşürdünüz diye kızmaz, hatta oy oranınızı yüzde 70 yapmazsanız blog işini bırakırım. Alın size kaynak, haksız emekli parası alan herkesin “kazanılmış hakkını” revize edin, memur takımı neyi “hak” ediyormuş da devlet bundan geri dönemiyormuş? Akıl alacak şey mi şu? Yapın şunu, yılda 10-15 milyar dolar havadan para. Ne sosyal güvenlik açığı kalır ne de yüksek faizle borçlanma gereği. O zaman sağlığa mı yatırırsınız, eğitime mi, sosyalist uygulamalarınıza buradan alkış tutarım.

Gelin şu devrimi yapın, ben de yüzde 0.1 partisi yerine sizinle işbirliğini düşüneyim.

Derinsular.pdf

derinsular.jpgSerdar beyin sitesine geçen uğradığımda benim de hep hayal ettiğim ama teknik beceri ve zaman eksikliğim sebebiyle başaramadığım, yazıları bütünleştirip e-kitap yapma projesini gerçekleştirdiğini gördüm. Hepsi birer bilgi küpü olan bu yazıları vatandaş gitsin okusun, hem Türkçe hem de bedava, istifade edelim. Üstelik ücretsiz dağıtabilirsiniz de demiş, öğretmen, öğretim üyesi olanlar çocuklara ödev olarak versin, okuma parçası yapsın.

Serdar beyin yakın gelecekte çok önemli eserlere imza atacağını ve ülkemizde etkili olacağını tahmin ediyorum. İnternet sayesinde nice cevherler ortaya çıkıyor, kitap basma derdi de kalmıyor, hatta elektronik okuma cihazları yaygınlaşınca kağıt da alternatifsizlikten çıkacak. İnternet de yaşasın Serdar bey de. Yazılarım böyle bilgilendirici olsa ben de uğraşırım ama benimkiler genelde gündelik zevzeklikler, zamanla güncelliğini yitiriyor.

Darısı diğer sitelerimizin, bilgili arkadaşlarımızın başına.

Demirle Eğitim Daha Sağlam Olur

4750151.jpgHürriyet gazetesini tebrik ettiğim bir yazım oldu mu önceden? Olmadıysa şimdi buradan bu gazetemizi Eğitim sistemimizin içyüzünü açıklamaya verdiği destekten ötürü huzurunuzda tebrik ediyorum. Beş para etmez yazarları ve aptalca yorumlarını dahi bu sebeple affediyorum. Zira bu gazetenin internet sitesindeki Eğitim bölümü süper. Devlet eliyle verilen zorunlu eğitimin sonuçlarını şeffaf bir şekilde aktaran bu gazetemiz yine bizi aydınlatmış. İşte Türkiye’nin gazetesi, helal olsun. Olay şu:

Read more »

Aforoz ve Aleviler

alvei.jpgAleviler şu ara hareketli günler yaşıyorlar. Geçen gün televizyonda gördüm, gayet güzel konuşan yarım metre sakallı bir dede, 3-4 tane de sakalsız Alevi önderi, Reha Çamuroğlu’nun AKP ile işbirliğinde vereceği yemeği tartışıyorlardı. Bir dernek dışındakiler bu yemeğe katılmanın AKP’nin dümensuyuna girmek olacağını, AKP’nin 5 yıllık iktidarında Alevilere bir hayrı olmadığını, bundan sonra da buna inanmadıklarını filan söylüyorlardı. AKP lehindeki Aleviler ise bunun bir açılım olabileceği ihtimaline işaret ediyorlardı. Bu esnada “peki davete katılanlar düşkün ilan edilecek mi” sorusu gündeme geldi. Meğer Alevilerde hristiyanlıktaki aforoza benzer bir düşkünlük mekanizması varmış. Dedeler komitesi türü bir oluşum kararlarına uymayanları dışlayarak düşkün ilan ediyormuş. Düşkünlük konusunda şu söylenmiş:

Read more »

Süt Parası

buzagi.jpgHomoekonomikus sitesinde kısa bir yazı gördüm, epey güldüm. Şu anda hala da tebessüm eder vaziyetteyim. Bu hocalardan daha varsa arayıp bulmak lazım, nerede o eski kalın gözlüklü ciddiyet abideleri. Neyse, ben site sahibini çok hassas bir noktaya temas etmiş gördüm, muhtemelen kızanı çok olacaktır. Bakalım siz ne diyeceksiniz:

Kadının inek kadar değeri yok

Vatan gazetesinde 4 Aralık tarihinde yer alan bir yorumda yeni Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nda doğum yapan sigortalı kadına ödenen süt parasının, Tarım Bakanlığı’nın doğum yapan ineğe yaptığı yardımdan daha düşük olduğu eleştiriliyor.

Kanun yapıcının gerekçesinin ne olduğunu bilmiyorum ama her ilave ineğin refaha katkı, ama her ilave çocuğun refaha ortak olduğunu düşünmüş olabilirler.

Sosyal güvenlik probleminin çözümüne ilginç bir öneri de kabul edilebilir. Daha çok inek, tavuk, balık için destek sosyal güvenliği kurtarı, ilave çocuk için ilave teşvik ekonomiyi batırır. Ben demiyorum ha, durduk yerde bana kızmayın da. Ne desem kabahat.

SAT Komandoları nerede?

bsrt.jpgHatırlarsınız geçen hafta “Yunan” balıkçılarının Kardak “kayalığı” civarındaki çupra avı girişimleri SAT komandolarımızın müdahalesiyle engelenmiş, Yunan’a Dumlupınar’dan sonra bir şamar da Kardak açıklarında atılmıştı. Haberin detayında avlanan kilolarca çupra, lüfer gibi balığa el konulduğunu okuyamadım ama tek balığımız alçaklarda kaldıysa hakımı helal etmiyorum. Herneyse, Yunan dedik ya, bunlar işi iyice azıtmışlar. Habere bakın:

Read more »

Nasıl Okunacak Konusu

180px-auguste_comte.jpgBir yazıya gelen yorumda “Descartes” için Dekart yerine Deskartes diyen lise öğrencisinin zayıf aldığı söylenmişti. Aslında bu durum özel isimler için ciddi bir problem. Bir çok düşünür, bilim ve siyaset adamının adını telaffuz etmek, doğrusunu bir yerden işitmedikçe mümkün değil. Misal August Comte “Ogüst Kont” okunuyor ama gel de bunu işitmediysen bil bakalım. Michel Foucault “Mişel Fuko” okunuyor ama her babayiğit bunu nasıl okusun ve yazsın? Bizim bazı ukala üniversite hocaları bilmedikleri halde “bilmiyorum” diyemedikleri için kafadan atarlar bazen, halbuki bilmiyorum, şöyle idare edin deseler ayıp olacak değil ya. Git sor, araştırbakalım, üniversite hocası oldun diye her haltı bilirmiş gibi yapmana gerek yok ki.

Bence Azerilerin özel isimleri okunduğu gibi yazma usulleri çok sağlam bir yöntem. Corç Buş, Ogüst Kont diyorlar ve yazıyorlar, problem nerede? En azından böylece literatüre doğru okunuşuyla girecek ve adamcağızın adı doğru şekilde okunabilecektir. Şehirler, ülkeler için de böyle değil mi? Tabii bazı şehir isimleri iyice yerleşmiş, Londra, Paris (hatta Kölün, Bokum) ama genel olarak bu iş başarılabilir. Turist Ömer filmlerinde olduğu gibi ingilizce isimler hep türkçe yazıldığı gibi okunuyor ve bugün çoluk çocuk bu hataları büyüyünce de atamıyor üzerinden. Dil uzmanları şu işe bir eğilse iyi olur ama devletten birşey beklenirse yol alınmaz, herkes yeni YÖK başkanı kafasında olmayabilir, en azından internet gönüllüleri böyle bir iş yapabilir.

Yabancı özel isimler okunduğu gibi yazılmalı, şimdilik de ünlülerin isimlerinin okunuşunu veren bir site, forum ile bu iş halledilebilir. Misal Feyerabend nasıl okunur, bilen var mı? Ekşisözlükte fayırabınd denmiş, doğru mu acaba?

(Not: Bir dostumuz “sanıyorum “foyerabend” diye okunuyor” demiş, ben de öyle biliyorum. Demek ki ekşi sözlük yazarı çuvallamış ve konu da önemliymiş.) 

Başkan Benim Kafadan Anlaşılan

52330.jpgYÖK başkanı senelerdir şurada türkü ettiğimiz üniversite paralı olsun sözünü tekrarlayarak “beleş üniversite olur mu, bu nasıl iş” demiş. Bravo başkan, ne iş yahu, dün bir bugün iki, fikirlerimiz iktidarda mı ne? Elbette başkanın sözlerine malum güruh sert tepki göstermişler. Önce başkanın sözlerine bakalım:

Read more »

Pazar Entelliği

pipo0206h.jpgBugün pazar, şöyle entel bir yazı yazayım dedim. Eski bir pipo, bir boyunbağı, kemikten kalın bir gözlük takıp daktilonun başına çöktüm. İnsanın kılık kıyafeti ruh halini etkiliyor, demedi demeyin. Konu da sağ ve sol anarşizm. Vay be. Neyse, uzatmazsak, aslında bir şey yazacağım yok, işin aslı bir yazıya link vereceğim, kuru kuruya olmasın diye sallıyorum birşeyler.

Read more »

Bir Yorumcumuz Hürriyeti Yakalamış

wwwrandomhousecom.gifKıdemli bir yorumcumuz Hürriyet gazetesinin lüzumsuz bir haberi kaynak göstermeden nasıl çaldığını fark etmiş, ben de burada dünya aleme ilan ediyorum. İşte yorumcumuzun yazısı:

Gazetelerimizin ozellikle kadin sayfalarinda hemen hemen her gun eften puften haberler cikmasi gayet alisilmis birsey. Ama tuhaf olan bu tur sacmaliklari bile bizim gazetelerimizin kendilerinin yazamamasi ve sagdan soldan bazi yazilari asirip kaynak gostermeksizin Turkce’ye cevirmeleri. Gecenlerde Hurriyet gazetesinin internet sayfasinda 30 yasin uzerindeki kadinlara koca bulma yontemlerini ogreten bir yaziyi
okurke, yazidaki bazi ifadelerin tam da Ingilizce’den ceviri gibi durdugunu fark ettim. Hemen yazidaki birkac ana kelimeyi kullanarak google’da bir arama yaptim. Sonuca ulasmam 3 dakikadan kisa surdu. Gercekten de yazida gecen cumlelerin birebir aynisini iceren bir kitap alintisi vardi. Hurriyet’teki yazi su. Orijinali ise su sayfada.

Read more »

Öğretmenlerimizin Maaşı Artmalıdır

n5989752302_1080.jpgTürkiye’de öğretmenler çok mağdurdur. Bunlar haftada 5 gün 8 saat durmadan çalışır, asla öğretmenevine gitmez, öğrencilere birşeyler öğretmek için kendilerini feda ederler. Aldıkları maaşa kanaat eder, ülkede milyonlarca asgari ücretle geçinmeye çalışan olduğu bilinciyle asla maaş artışı talep etmez, ne yapalım, devletin imkanı budur, beğenmezsek gider başka iş yaparız derler. Sürekli kendilerini geliştirir, modern eğitim yöntemlerini uygulamaya çalışırlar. Dolayısıyla bunların maaşı artmalıdır. Ek ders parası da verilmelidir. Hatta öğretmenlere birer ev, araba, yazlık da temin edilmelidir. Şimdi iki haber:

Read more »

Türkiye Ayakta

93808.jpgAtatürk’ün karikatürü çizilmiş, Yeniçağ diye bir gazete “nasıl olur da Atatürk çirkin şekilde resmedilir” diye tepki göstermiş. Haberi okuyunca aralarda “bu rezalet Türkiye’yi ayağa kaldırdı” diye bir yer de gördüm. Yahu olaydan kimsenin haberi yok, ayağa kalkan kim? Neyse okumaya devam edince daha garip şeylere rastladım bakalım neler denmiş:

Read more »

“Yunan’ın Çupra Hevesi”

kardak_krizi_02.jpgStar gazetesi böyle bir başlık atmış, herhalde bizim gibi 3 tarafı denizle çevrili Yunanistan’daki balıkçılık üzerine bir haber olmalı derken işin içine SAT komandolarının da karıştığını fark ettim. Olay meşhur Kardak kayalıkları ile ilgiliymiş, hani şu Çiller’in başkomutanlığında Yunanlıların çıkardıkları keçileri Türk çobanlarının taarruzla geri püskürttüğü, ulusumuzun göğsünü kabartan tarihi ve destansı muharebe, hatırlarsınız. (Ben böyle hatırlıyorum, şurada başka rivayet var). Haberde şöyle deniyor:

Read more »

Sırada Ne Var?

93301.jpgMalum geçen haftaları mağdurlara açılan telefonlarla geçirdik. Sayın başbakan mağdure başörtülü genç kızı telefonla aradıktan sonra milliyetçi muhafazakar olması büyük ihtimal bir öğretmenin şiddetine maruz kalan öğrenci de hem bakan hem de başbakan tarafından aranıp teselli edildi. Kervana yeni YÖK başkanı da katıldı, başörtüsü konusunda aykırı görüş beyan eden Doç. Şahin Filiz’i telefonla arayıp “takma bunları Şahin, yanındayım” diyen YÖK başkanı böylece “il dışına izinsiz çıktığı için” soruşturulan akademisyeni teselli etmiş oldu. Tabii ben de “sayın devlet büyüklerimiz, bak yarın ipin ucu kaçar, telefon masrafına dayanamazsınız, millet laf sözeder, bunlar sattıkları Telekomu zengin etmeye çalışıyor, der” diyerek uyarıda bulunmuştum.

Zira Türkiye’de başörtüsü sebebiyle mağdur kamu çalışanı ve talebe sayısı neredeyse nüfusun dörtte biri. Alevi vatandaşlarımız da korkularından gık çıkaramıyorlar, sadece büyükleri bürokraside yer tutmuş, onların keyfi yerinde fukara kısmının işi epey zor. Kürtle ayrı hikaye tabii. Anlayacağınız, Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum demeden başbakandan telefon bekleme durumunda epey adam var. Yarın bunlara blogcular, başbakanla ilgili MSN’de yazışan memurlar filan da eklenecek. Tabii Hrant Dink için telefon da şu an kafi değil. Hatim indirmek için hocalara para vermek en az telefon kadar masraflıdır.

Neyse ben bu uyarıları yaptım ama kulak asan yok. Bakın ne olmuş. Aslında bir mağduriyeti olmadığı halde “giderim ha” diyerek kendini mağdur konumuna getiren Fazıl Say konusunu hepimiz hatırlarız. Devlet kesesinden kurulmuş orkestrayı tutabilmek için ekrandaki Madımak görüntülerinden vazgeçmek zorunda bırakıldığını iddia eden Fazıl Say, kendisi gibi elit bir adamın kıllı ayılarla yaşamasının artık mümkün olamayacağı mealinde bir çıkışla kültür ve sanat gündemimize bomba gibi düşmüştü. Aldığı tehditler ve uğradığı hakaretler sebebiyle gidişi bir ölçüde haklı bulunan Orhan Pamuk’un tersine Fazıl Say’a genelde “gidersen git be, tutan mı var, hayret birşey” şeklinde tepkiler gösterildi. Ancak solcu Kültür bakanımız duruma müdahil olarak kendisini bir otelde kahvaltıya davet edip gönlünü almış. Haberde birbirlerine epey pas attıkları görülüyor.

Meraklısı habere bakabilir, benim ilgimi çekmiyor, yurtdışında mecburiyetten Fazıl Say’ın bir konserine gittim acısı daha çıkmadı, benim çapım ona yetmiyor ki zevk alamadım konserinden. Orhan Pamuk’un kitaplarını Fazıl Say’ın müziğine tercih ederim. Lafı dolaştırmazsak, ben sadece şu kahvaltı davasına laf edeceğim. Sayın bakan, telefon masrafı bitti şimdi mağdur (ve mağdur hisseden) insanlara yemek mi vermeye başladık? Yarın mağdurlar kapıya dayandığında “Fazıl’a yemek vermişsiniz, bizi de doyurun” diye ağlaştığında ne yapacaksınız? Misal, yakında gelsem, ben de kendimi mağdur hissediyorum, devlet bana da baksın, Blogcuya maaş bağlansın desem ne olacak? Hapse girmeyelim diye siyaseten doğruculuk yumurtlayacağız diye kafa beyin kalmadı, çekip gideceğim bu memleketten dersem ne yapacaksınız? Gene aklı ben vereyim, dayanamadım vicdan işte, ya aşevi açın, ya da ucuz meclis lokantasında ilan asın:

“Salı günü mağdurlara bedava 3 kap yemek verilir”

Fazıl, sen de gidecek misin, konuşma da git. Gitmeyeceksen de gideceğim deme. Bak Orhan baba taktı çantasını omuzuna çekti gitti, bu iş lafla olmaz. Üstelik adam senin gibi kendinden menkul meşhur değil, kapı gibi Nobel aldı. Onun gidişi Türkiye’nin ayıbı olarak omuzumuzda kalacak ama gitmeyişin senin ciddiyetini sıfırlayacak.

Bu arada devletin kültür ve sanat bakanlığı olmasının bize masrafını biri şurada hesaplarsa müteşekkir olurum. Kahvaltı hariç, herhalde onu bakan kendi cebinden ödemiştir.  Bir de ABD gibi kapitalist ülkeleri bilen söylesin, devlete ait olmadan opera, tiyatro, müzik yapılamaz mı? Sanatçı denen adam genelde bizdeki gibi maaşlı memur mudur? Geçen gene atıp tutuyorlardı İstanbul Belediyesi açık eksiltmeyle bir kısmı ünlü bir kısmı ünsüz tiyatrocu alacakmış, sanata saygısızlık bu diye. Eh sen devletten geçinmeye teşne olursan ihaleyle yazıcı kağıdı, paspas alır gibi tiyatrocu da alırlar.

Ağlamayacaksınız.

Bu Çağrıya Kulak Verin

facebok.jpgMalum Facebook abonesiyim, yalnız haftada bir tesadüfen giriyorum, ne olup bitiyor pek farkında değilim. Bu sabah bir gruba davet edildiğimi gördüm, ismi ilgimi çekti ve biraz detaylara baktım. Hakikaten grup kurucularını tebrik ederim. Birçok anlamsız eylem yerine işe yarar, somut adım atmaya karar vermişler, işte eskiden beri söylediğim şey vuku buluyor, laf değil iş üretelim. Bir de ulusalcı gençliğe aptal derler, al sana süper bir proje. Peki nedir istenen, kısaca aşağıya alıntılayayım:

BU ÜRÜNLERİ KULLANMAYARAK LAİK CUMHURİYETİMİ KORUYORUM

[...] GÖRDÜĞÜNÜZ FİRMALARIN BİR KISMI PARASINI FETTULLAH GRUPLARINA BİR KISMI İSE BÖLÜCÜLERE AKTARIYOR . BİZ ATATÜRK DİYE KENDİMİZİ YIRTANA KADAR BİR ŞEYLER YAPMAYA NE DERSİNİZ? 29 EKİM’DE 23 NİSAN’DA ELİMİZDE BAYRAK BAĞIRDIK NE DEĞİŞTİ ? % 50 MİZ GENE TAKİYECİLERE OY VERMEDİ Mİ ? LAİK CUMHURİYETİMİZİ KORUYABİLMEMİZ İÇİN PROFİLE TÜRK BAYRAĞI YAPIŞTIRMAK ARABANIN ANTENİNE KURDELE BAĞLAMAK YETMEZ. GERÇEK SOMUT BİR ŞEYLER YAPALIM ARTIK … EN ÖNEMLİ GÜÇ EKONOMİK GÜÇTÜR … BUNU ELLERİNDEN ALMAMIZ LAZIM Kİ BÖLÜCÜLERLE GERİCİLER AMAÇLARINA ULAŞAMASINLAR.

LÜTFEN ARKADAŞLAR DUYARLI OLALIM BU MESAJIMIZI BİLMEYEN VEYA “AMANNN 1 TANE GOFRETTEN VATAN MI KURTULUR” DİYE DÜŞÜNEN HERKESE İLETELİM VE LÜTFEN ÜYE OLUR OLMAZ TÜM ARKADAŞ LİSTENİZİ DAVET EDİNİZ ..

VATANINI, BAYRAĞINI SEVEN TÜRK İŞADAMLARININ FİRMALARINA YÖNELELİM, OYAK (TSK YARDIMLAŞMA VAKFI) GRUBUNUN FİRMALARINI TERCİH EDELİM.

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN , LÜTFEN KURBAN DERİLERİNİZİ SADECE TÜRK HAVA KURUMU’NA VEYA MEHMETÇİK VAKFI’NA BAĞIŞLAYINIZ.

Öncelikle bayrakla, kurdelayla bu işin olmayacağını anlamaları ilerleme sayılabilir. Akıllı çocuklar canım, belki büyük çoğunluğun da aklı zamanla başına gelir. Neyse, herhalde siz de benim hissiyatım içindesinizdir. Nihayet laf yerine iş öneren birileri çıktı, oh be. Gerçi yeni bir teklif sayılmaz, 20 senedir filan “Ülker dincidir, onun bisküvisini yemeyin, Eti yiyin hem OYAK’a ait, hem de bisküvi denince akla onun adı gelir” lafını ben işitirim hatta “Askeriye kantinlerinde Ülker yok, Eti var” geyiğini de bilirim. Gerçi askerlik görevim esnasında bir kantinde Ülker çubuk kraker görerek “ne iş, taviz mi veriliyor, bu birlik komutanı ilk YAŞ sonunda emekli edilmeli” diyerek “sert” tepki gösterdiğim de yakın çevrem tarafından bilinir. Bunun dışında çocuklarınızı Fethullah hocanın kontrolündeki FEM’e değil çağdaş laik MEF’e gönderin mealli bir kampanyayı da hatırlarım. Hatta bu konuda bir yazım da vardı, bilen bilir.

Neyse, gelelim Facebook gençliğinin (bu gençlik lafından alınmayın, gerçekten de resimlere bakıyorum hakikaten üyelerin çoğu çıtır düzeyinde genç hanımlar ve saçı jöleli, keçi sakallı oğlanlardan ibaret) yaratıcı girişimine. Bunlar gerici şirketlerin bir listesini resim şeklinde hazırlamışlar. O da ne, biz Ülker derken meğer dört yandan gerici şirketlerle sarılmamış mıyız? Ancak pek çok şirket bu listede yer almamış, misal Kuveyt Türk amblemi konmuş ama Türkiye Finans nerede? Bizim haberimiz yokken faizsiz işlem yapan yobaz şirket çağdaş sınıfına mı geçti? Rixos nedir, bir otel mi? Peki İstanbul’daki Grand Cevahir otele ne diyelim? Geçenlerde bir vesileyle odasında kaldım, dolapta ne gördüm bilin bakalım?

Evet, seccade. Üstelik dolapta kıbleyi gösteren bir kabe resmi de vardı. Yan taraftaki minibarın üstündeki küçük şarap şişesiyle ferahlayacakken, tesadüfen açtığım çekmece ise “hangi çağda yaşıyoruz” sorusunu aklıma getirdi. Çekmecede Bir Kuran bir de İncil vardı. Daha neler göreceğiz derken yemeğe indim ve sürpriz: Biz Malezyalı hanım. Korkudan tir tir titreyerek kaçtım, kocasıyla beni orada bir sütuna bağlayıp dövebilirler derken karşıma bu defa başı örtülü iki Türk çıkmaz mı? Kabus gibiydi, tehlikenin farkında mıyız diye söylenerek otelden çıktığımda derin bir nefes aldım. 5 yıldızlı dev bir otelde olup bitene bakın, derken işte bu Facebook girişimi beni biraz ümitlendirdi. İnşallah gençler listelerine ne olduğunu bilmediğim Rixos yanına Cevahir’i de eklerler. Hem isme bak “Cevahir”. Kabak gibi gerici çağrışımlı.

Peki benim durumum ne, şöyle etrafa bakınıyorum, oğlana aldığım “Harry Potter ve Anasının Örekesi” diye bir kitap var, Yapı Kredi Yayınlarından. Oh, iyi yırttık. Faizsiz bir işlem yok. Pronto marka defter kabında ise Örümcek Adam resmi var, acaba takke giyip namaza durmasıyla ilişki kurulabilir mi? Gençler, uyumayın, tanesi 50 kuruş olan bu kapları üreten Pronto firmasını da listeye ekleyin bakalım. Bilgisayara baktım, emektar 3 yıllık Asus (pili hala 2-3 saat gidiyor, nazar değmesin) peki bu nerenin şirketi? Tayvan imiş, derin nefes aldım, ya Malezya olaydı ne halt edecektik? Malezya’da bilgisayar şirketlerinde çocukları sopayla çalıştırıyorlardı bildiğim kadarıyla. Sonra bu Tayvan müslüman değil herhalde, bilen uyarsın, icabında gidip OYAK’ın ürettiği sac ve dökme demirden laptoplardan alayım.

Bir krem kutusu gördüm, Cire aseptine diyor. Çiçek özlüymüş. Ama acaba laik bir krem mi? Cooper Cosmetics Switzerland Lisansıyla KOPAŞ kozmetik Tekirdağ tarafından üretilmiş. Bir dakika! İsviçre Ulusalcı lider Doğu Perinçek’i içeri tıkmaya çalışmıyor muydu? Gençler, uyumayalım, yazın bakalım listeye KOPAŞ ve Cooper Cosmeticsi. Bu saç kurutma makinesinin odada işi ne, yahu ortalığı toplamaktan bıktım, neyse bakalım Felix Riva, nerede üretildiği de belli değil, Allah bilir dinciler yapmıştır. Bunu da şüpheliler kategorisine koyayım. Xerox 3120 yazıcı herhalde temizdir.

Moleskine defter var bir de, birader hediye getirmiş. Bildiğimiz küçük defter ama eşşek yüküyle paraya satıyorlar. Herhalde bir bildikleri var. Ne yazıyor, İtaly? İtalya’da bir pislik var mı, 10 sene evvel Apo orada kalmıştı, öyle hatırlıyorum bir de eski başbakanları RTE ilepek ahbaptı. Bence kara listeye daha yakın. Şu flüt kimin, bizim kızın, arada kafamı şişiriyor, Helvacıoğlu imiş. Yahu Helvacıoğlu diye müzik aleti mi olur? Bunda kesin bir bit yeniği var. Bu flütleri Fethullah hoca kontrol ediyor olabilir. The Pink Panther film collection diye bir kutu var, 5 macera Pembe Panter bir arada. İzliyoruz ama bakalım Fethullah hoca ile ilintisi var mı? MGM diye bir şirketinmiş, bir de üstünde dekolte kadın resmi var, bu da çağdaşlığı kesinleştiren bir durum. Pembe Panter temize benziyor.

Neyse bu iş uzar gider, etrafta çoğu yerlere saçılmış birkaç bin eşya var. Hepsine bakmak zor, gönüllü Facebook gençliği bizim adımıza çeteleyi çıkarsın oradan takip ederiz. Yalnız gençlerin alternatifi biraz kısıtlı göründü bana. Bunların yerine OYAK ürünü alalım iyorlar. Çok güzel bir teklif ama OYAK el kremi, DVD, film prodüksiyonu, Laptop, radyatör, lazer yazıcı, kanepe, çalar saat, kurutma makinesi, not defteri, gofret, kitap, çocuk bezi, tarak, çorap, don, atlet imal ediyor mu acaba? Evet, Türkiye’nin en büyük holdingi olması bana da gurur veriyor, bu gururla OYAK bankın Hollanda’ya, Erdemir’in Fransızlara satışını dahi görmezden geliyorum. Eli silahlı birilerinin haksız rekabet yaptığını iddia edenlere de gülüp geçiyorum ama OYAK bunların çoğunu üretmiyor ki. Ne yapayım gidip sırf OYAK malı olsun diye eve dökme demir, yassı çelik mi alayım? Mahalleye ray mı döşeyeyim?

Tüm Türk halkı parasını diğer bankalardan çekip OYAK banka mı yatırsın? Tüm işletmelerimiz, holdinglerimiz kendini feshedip OYAK’a teslim mi etsinler? Herkse OYAK çalışanı, müşterisi mi olsun? Neden olmasın, bana hiç de fena bir fikir gibi görünmedi. Hem de böylece tüm üretim planlı olarak tek elden yapılacağı için sosyal adalet, eşitlik de sağlanır. Herkes OYAK için, OYAK herkes için. Bu düzene de OYAK Sosyalizmi deriz, literatüre katkı da olur.

Yediğim kraker bitti, gidip yenisini alayım. Ne marka mı? Bir saniye, hay Allah, Ülker Mix Krakermiş. Oğlum bana oradan bir Eti Crax yollayın, laikliği kurtaracağım. Laf değil iş zamanı, bu iş bayrak asmakla değil kraker yemekle olur, yaşasın Facebook gençliği.

Haydi bakalım, tehlikeyi unutmayın.

(Bir yorumcumuz şu listeyi iyice güncelleseler de gidip bunlara iddia olarak oralardan alışveriş etsek, bunlar senin dediğin gibi akıllanmamış iyice budalalaşmış mealinde bir şey yazmış, ilginç buldum, üzerinde düşünülebilir.)

(Bir de not, unutmuşum, arada Ülker de bunlara kılçık atar, “Eti ürünlerinde domuz yağı kullanıyor” filan diye, etme bulma dünyası. Yalnız rakamlara göre Ülker de öyle büyümüş ki yakında OYAK’ı serebilir, laiklerin haberi olsun, %53 gofret yemezse de Ülker buna gülüp geçebilir.)

Girişimci Kimdir?

Bu konuyla ilgili sağda solda ilgili ilgisiz laf edenleri işitiyorum, ama aşağıdaki haber tartışmalara son noktayı koymuştur. Girişimcide bulunması gereken özellikler olarak risk alma, ucuz alıp pahalı satma, uyanık olma yerine çok daha radikal bir özelliğe atıf yapan bu kupürü bakalım İktisat ders kitaplarımız ne zaman ele alacaklar. Bu arada itiraz edenlere sorarım, peki girişimci tersten okursak gerici ve padişahçı mı olmalıdır? Alın işte size boru gibi mantıksal bir delil.

girisimci.jpg

Bu Nasıl Mukayese: Dönergeçin Dönüşü

erkedoner.jpgMurat Belge geçen gün Radikal’de Erke Dönergeci ile ilgili bir yazı yazmış. Malum geçen sene Erke dönergeci diye bir şey gündeme gelmiş, konuyu benim gibi ciddi olarak ele alanlar kadar içindeki emekli generaller sebebiyle “General Motor” yahut “Erke Dönergeci Sezer’dir, 2007 Mayısında emekli olup bitmeyen enerjisiyle Ulusalcı Hareketin başına geçecek” diye dalga geçenler olmuştu. Öncelikle uyarımı yapayım. AKP yandaşı alaycılar, daha 2007 bitmedi. 2 gün içinde neler olur bekleyip görelim. Ben daha ümidimi kesmedim, benzinsiz çalışan motor yapacaklarmış, hay Allah razı olsun diyeceğinize gülüyorsunuz, inşallah mahcup olursunuz. Ben olsam bu motordan üretilen otomobilleri sadece laik ve ilericilere satarım.

Neyse Murat Belge’ye dönersek, kendisi konuya ilgisiz şekilde tutup Atatürk’ün gölgesinin düştüğü mübarek Damal Karadağı getirip karıştırmış. Şöyle söylüyor:

[...] çünkü burada düşüncenin kendisi sekülerleşmeden, özgür ve eleştirel düşünceye geçilmeden, ’sekülarizm’ yeni bir ‘amentü’ haline getirilmiştir. Kendini seküler kesimde görenlerin çoğunluğu, bir ezberin yerine yenisini koymakla yetinmiştir. ‘Bilim’ diye bildikleri aslında eşit derecede metafizik bir ‘pozitivizm’dir. ‘Scientology’, şimdiki gibi kullanılmış ve özgül bir anlam kazanmış olmasa, tam da bu dünya görüşünün adı olabilirdi. Türkiye’nin en ciddi, en büyük sorunu, bugün de budur.

Neresidir unuttum, hani bir yere ‘Atatürk’ün profili’ni andıran bir gölge düşüyormuş. Daha geçen gün, orada askeri tören yapıldığına dair bir haber okuyorduk gazetelerde. Bu olay bir mucize! Seküler Ata’mızla haklarında hâlâ tam bir karar veremediğimiz birtakım tanrısal güçlerin aslında bir arada hareket ettiklerinin bir kanıtı. Onun için de orada (tabii ’seküler’) bir tören yapmak şart!

Ohoo, biz gericilerden bıktık, Murat Belge de bunların safına geçmiş. Oldu mu şimdi? Sever sayarım ama haydi Erke dönergecine bilim, pozitivizm filan anlamadığım şeyler söylemişsin, Atanın gölgesinin düştüğü dağla ilgili “Neresidir unuttum”, “profili andıran” filan ne oluyor? Az mı yazdım ben burada? Orasını her Türk çocuğu, genci yaşlısı bilir, ki Damal Karadağdır. Neresi unuttum da ne demek? Sonra profili andıran denir mi, alenen şekil bire bir Atanın siması. Eski, 30 sene evvelki 1 TL madeni paraları hiç mi görmedin? Orada yapılan töreni aşağılaman, alay etmen de yakışmamış. Orada insanlar bando mızıka çalarak hiç de senin dediğin gibi tanrısal güç önünde seküler tören yapmıyor. Orada bir hatıraya saygı gösteriliyor. Ama sen ne anlarsın saygıdan. Sana sadece şunu diyebilirim, bugün sen Radikal’de Yunanca değil Türkçe yazabiliyorsan bunu çağdaş Cumhuriyet kazanımlarına borçlusun. Bugün orada Türk bandosu çalıp, Yunan bando mızıkası çalınmıyorsa bunu herhalde senin solcu önderlerine borçlu değiliz. Ya sev ya terk et, bizim dağımıza, resmimize, dönergecimize, paşamıza karışma. Biz Marks’a pislik atıyor muyuz? Bak adamın mezarını bile 3 pound verip geziyormuşsun Londra’da, kabir ziyareti Marksiste yakışır mı diyor muyuz?

Bence bu sene bu entelleri zorla toplayıp Damal dağına götürüp bando mızıka dinletmek lazım. Nedir yahu, hep alay, hep dalga. Dönergeç motoruna bindiren de ne olsun. Bıktık artık.

(Konuyla ilgili bir haberden:

Ardahan’ın Damal ilçesi Yukarı Gündeş köyünde bu yıl 11.’ncisi düzenlenen “Atatürk’ün İzinde, Gölgesinde Damal Şenlikleri” etkinliğinde, Karadağ sırtlarında beliren Atatürk silüeti, havanın bulutlu olması nedeniyle görülemedi.

Şenlik kapsamında Damal ilçe merkezindeki Serhat Mahallesi’nde düzenlenen etkinliklere Ardahan Valisi Murat Yıldırım, CHP Milletvekili Ensar Öğüt, AK Parti milletvekili adayı Saffet Kaya, siyasi parti temsilcileri, daire müdürleri ve vatandaşlar katıldı. Şenlik, yöresel sanatçıların müzik dinletisi ile başladı, ardından semah gösterileri sunuldu. Sanatçı Meliha Kaya ve Yener Yılmazoğlu’nun konserinde katılımcılar bol bol halay çektiler. Festivale katılanlar, daha sonra Karadağ sırtlarına yansıyan Atatürk silüetini görmek için Yukarı Gündeş köyüne geçtiler. Atatürk siluetini görmek isteyen binlerce kişi, havanın bulutlu olması nedeniyle silüeti göremeden dağıldı.)

Önemli Gelişme

atatrabzon.jpgSiteyi izleyenler bilir, geçtiğimiz iki yılın en önemli gündem maddelerimden biri Ali Kırca’nın bir programda tartışmaya açtığı “Atatürk Hangi Takımı Tutuyor” meselesiydi. Nitekim uzun araştırmalar sonucunda Atatürk’ün Karşıyaka yahut Fenerbahçeli olabileceği ama önemli olanın tüm takımlarımızın Atatürkçü düşünceyi benimsemiş olması şeklinde mesajımı vererek konuyu kapatmıştım. Ancak Sabah gazetesindeki şu haber konunun hemen kapatılamayacağını gösteriyor:

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçeli olduğu iddialarının ardından, Trabzonsporlu olduğu iddia edildi.

”Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde Trabzon” ile ”Atatürk ve Trabzon” kitaplarının yazarı olan Karadeniz Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Veysel Usta, yaptığı açıklamada, Atatürk’ün Trabzonsporlu olduğunu öne sürdü.

Usta, son yıllarda Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe hakkında yazılan kitaplarla, bu kulüpler hakkında yayımlanan gazete yazılarında, Atatürk’ün bu kulüplerin taraftarı olduğuna ilişkin iddiaların yer aldığını anımsattı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal bağımsızlık savaşının önderi, Türkiye Devleti’nin kurucusu ve lideri olduğunu vurgulan Usta, şöyle devam etti:

”Dolayısıyla ulusun ortak paydası ve en kıymetli değeridir. Hal böyle iken, İstanbul kulüpleri bir vesile bularak Atatürk’ü kendi kulüplerinin mensubu olarak göstermeye çalışmaktadır. Bu kulüpler çeşitli iddialar ortaya atarak, kanıtlar ortaya sürmektedir. Bu iddialar Atatürk’ün kendi taraftarları olduğunu söylemeye yetecek dayanak ve kanıttan yoksundur.

Halbuki bizim elimizde Atatürk’ün Trabzonsporlu olduğuna dair çok daha önemli kanıtlar bulunmaktadır. Bu kanıtlara dayanarak gönül rahatlığıyla ve büyük bir gururla Atatürk’ün Trabzonsporlu olduğunu söyleyebiliriz.”

Evet, durum bu. Bakalım diğer büyükler bu işe ne diyecekler? Üstelik yetkili “çok daha önemli kanıtlarımız var”diyor. Ne olabilir acaba derken aklıma “İş bu istida vasıtasıyla Trabzon İdman Ocağı azalığına kabulümü arz ve rica ederim, Gazi Mustafa Kemal” şeklinde bir dilekçenin mevcudiyeti geldi. Bakalım iş ciddiye binince deliller açılacak mı? Takipteyim. Acaba diğer vilayet, ilçe ve kasaba profesyonel, mahalli küme ve semt takımları ellerindeki belgelerle ne zaman ortaya çıkacaklar. Misal benim yaşadığım şehirden Atatürk trenle geçmiş, herhalde karşılama esnasında amatör takımımız da orada bulunmuştur, dolayısıyla bu kesin belge göstermektedir ki Atatürk filankessporun resmi taraftarıdır. Bu kesin delil de yetmediyse “daha önemli kanıtları” icabında gösteririm.

Konuya vakıf olmayan dostlarımız için eski yazıları da hatırlatayım

Atatürk Ligi ve Puan Durumu

Ben Demiştim

Ali Şen Başkan Atatürk Fenerbahçelidir

Atatürkçü Durşumuz

(Resim: Atatürk Trabzon’da. Öğretim görevlisine kıyağım olsun)

Kısa Kısa

dana.jpgUzun yazamayacağım ama kısa kısa not düşelim:

Kaçan danayı yol ortasında böyle kestiler

İzmir’in Konak ilçesinde sahibinin elinden kaçan kurbanlık dana ortalığı birbirine kattı. İki kişiyi yaraladıktan sonra yakalanan dana, vatandaşların tezehuratları arasında yol ortasında kesildi

Tezahürat yapılırken ne denmiş olabilir, “Kes, kes” mi yoksa “Danaya uzanan eller kırılsın” mı? İzmirli dostlar yadınlatabilir.

547 kişi kurban yerine kendini kesti

Arnavutköy’de büyükbaş kurbanlık bir hayvanı kesmek amacıyla devirmeye çalışan Ümit Uzun yere yıkılan hayvanın altında kaldı.

[...]Kurban parçalarken baltayla kolundan ve bacağından yaralanarak Bezmi Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi’ne kaldırılan bir kişi de arter damarında kesik olduğu için ameliyata alındı. Doktor Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 70 kişi, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 33′ü bıçak ve kesici aletlerle, 7’si kurbanlıkların vurması sonucu yaralanan toplam 40 kişi başvurdu.

(Yorumsuz)

‘Tarlaya PKK simgleri’ masum çıktı

Diyarbakır’da traktörle bir tarlayı süren baba-oğul, o sırada uçakla geçen bir yolcunun ‘PKK’yı simgeleyen şekiller çizdikleri’ ihbarı üzerine açılan davadan beraat ettiler.

Duruşmaya kısa ara veren mahkeme heyeti, sanıklar hakkında “Terör örgütünün propagandasını yapmak” suçunu kapsayan 7/2. maddesi kapsamında dava açılmasına rağmen, sanıkların bu suçu işlediklerine dair şüpheden uzak, cezalandırılmalarına yeterli kesin inandırıcı ve hukuki delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatlarına karar verdi.

Uyaran Recep’e teşekkürler. Bundan sonra uçakla seyahat ederken aşağıyı iyi takip edin, savcılık ciddiye alıyor demek ki böyle şeyleri, iyi vatandaş olun. Ha, belki UFO’lar gelip tarlaya işaret koyuyor zannedilen şekilleri de PKK sempatizanları yapıyordur. Nevşehir civarında ikide bir görülen uçan cisimler de TİKKO’culara yahut dincilere ait olabilir.

Papaz ve cemaati camide vaaz dinledi

Mevlana etkinlikleri için Türkiye’de bulunan Katolik bir papaz ile cemaatinin, İzmir Hisar Camii’nde bayram vaazını dinlediği öğrenildi. Alınan bilgiye göre, adının ”Robert” olduğu belirtilen Katolik papaz ve beraberindeki 12 kişilik cemaati, İzmir’deki tarihi Hisar Camii’nde bayram vaazını dinledi. Konak Müftüsü Ümit Çimen ve Hisar Camisi imamı İbrahim Eker ile bir süre sohbet eden, ardından Hisar Camii’ni gezen gruba, vatandaşlar da ilgi gösterdi. [...] İzmir’in Bayraklı semtinde kilisede rahibe yapılan saldırıyla ilgili soruya papaz Robert, ”Türkiye’de dostluk ve kardeşlikten başka bir şey görmedik” yanıtını verdi.

Yahu kahraman olmak için fırsat kollayan Türk gençliği uyuyor mu? Dostluk kardeşlik ayağıyla Türkleri hristiyan yapmaya uğraşan şu papaz ve adamlarına bıçakla bir kahramanlık dersi vermek yok muydu? Ne çare kaçırdınız fırsatı

PKK’lıların cenaze namazı kılınır mı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Diyarbakırlı bir avukatın sorusuna verdi “Devlete karşı gelenin cenaze namazı kılınmaz” yanıtı tartışma yarattı. Diyarbakır’da, Muş kırsalındaki çatışmada öldürülen PKK’ların 28 Mart’taki cenazesinde çıkan olaylarda gözaltına alınanların savunmasını Cihan Aydın üstlendi.

Aydın, lehlerine delil olarak kullanabileceği düşüncesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Fetva Bölümü’ne bir dilekçe göndererek, PKK’lıların cenaze namazının kılınıp kılınmayacağını sordu. Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Başkan Vekili Mehmet Kaya Kurt imzasıyla gönderilen 20.04.2007′de gönderilen cevap yazısında ise Müslüman olmayanların cenaze namazının kılınamayacağı belirtilerek, “Annesini babasını öldürenlerin, yol kesenlerin, meşru devlet güçlerine karşı gelenlerin de cenaze namazı kılınmaz” denildi.

PKK’lı aile bunu niye diyanete soruyor, kılacaksa kılsın namazını, onlar da bir tuhaf. Hem lehimize olsun diye soruyor, istediği cevap çıkmayınca da bozuluyor. Devletin diyaneti “El Cevab: evet, kılınır” mı diyecekti? Sonra Laik Devlette bu fetva sorma işi de neyin nesidir?

Zaman bulursam bir kurban yazısı yazacağım ama emin değilim. Önce şu eczaneye gidip kestiğim kolumu sardırayım.

Kitaplar

suskun.jpgBir süre bayram, yılbaşı vesilesiyle ara vereceğim, bir iki kitap önereyim. Meraklısı İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar adlı kitabını zaten okumuştur, ben yine de iki kelam edeyim kitapla ilgili. İşin aslı kitap güzel, tipik ama sanki Amat kalitesinde değil gibi. Biraz da konuların çok bölük pörçük ele alınması bu etkiyi yapmış olabilir bende. Bazı gereksiz itici yerler de var, biraz da aceleye gelen yerler olmuş. Amat’i çok beğenmiştim, genelde beğendiğim kitabı bir hamlede okurum, Suskunlar’ı birkaç gün unuttuğum bile oldu. Demek ki bir sıkıntı var kitapta. Uzun İhsan Efendiyi uyarmış olalım.

Bazı heyecanlı okurlar İhsan Oktay Anar’ı bu üslupta tek zannediyorlar, halbuki Evliya Çelebi Seyahatnamesini yahut Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ini bilenler için İhsan Oktay Anar çok da orijinal değildir. (Hatta Orhan Pamuk’un Beyaz Kale’si de sayılabilir). Yine de özellikle Amat ve Kitab-ül Hiyel başta olmak üzere tüm kitaplarında bu üstadların izinde başarılı iş yaptığını kabul edip kendisini takdirle karşılamak gerekiyor.

Suskunlarda yine birçok gönderme var. Benim aklımda kalanlardan biri Hz. İsa’ya yapılan son yemek göndermesinde Zahir’in ekmek ve şarap yerine kavun ve rakı için “Alın! Bu kavunu yiyin’ O benim etimdir! Rakıyı da için! O benim kanımdır” demesi oldu. Sırtında bir tomrukla idama giden Zahir efendiye din gayretiyle hücum edenler için “bunları ona yapanlar, teke tek kavga emekten kaçan ama savunmasız bir adamı dövmeye bayılan insanlardı” ifadesini de aktarmak isterim. Hasılı, yine İstanbul içre semtten semte dolaşmak, Osmanlı günlük hayatına aykırı bakmak, musiki üzerine ilginç bilgiler öğrenmek ve Habil ileKabil’den, Şeytana, İsa’dan Havarilere sayısız gönderme ile zihninizi çalıştırmak isterseniz Suskunlar hoşunuza gidecektir.

Bir de Robert Ludlum, toprağı bol olsun, ölmezden evvel Jason Bourne’un son kitabını yazmıştı, ben çok eskiden yabancı dilden okuduğumu hatırlıyorum, filmi popüler olunca Türkçesini de gördüm, Son Ültimatom demişler, ilk Bourne kitabı olan Ürperti’ye göre çok basit ama okunabilir. Bu arada ehli bilir ama bilmeyen için söyleyeyim, Bourne Identity ve devam filmleri ile filmlerin ilham alındığı kitaplar arasında neredeyse hiç alaka yok, dolayısıyla kitaplar ayrı bir tat verecektir. Filmler de kötü değil, onu da belirtmek lazım.

Şöyle bakınıyorum çevrede ne var, Clive Cussler Cengiz Han’ın Hazinesi, Umberto Eco Gülün Adı ve Kadro Dergilerinin 3 cildi var. Bir de Üçdal Neşriyattan Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 10 Cilt. Evliya Çelebi mutlaka okunmalı, bu kadar mı akıcı, nükteli yazı yazılır, helal olsun. Kabalcı Yayınları yeniden basmış diye işittim, tek ciltte toplamışlar.

Evet, bayram arasını boş geçirmeyelim, acıktıkça kavurma, şiş, haşlama, külbastı, köfte atıştırılsın, aralarda da kitaplara bakılsın. Bu arada epey bir süre güncelleme yapmayabilirim, yorumlara moderasyon koyuyorum, yorumunuz bir süre görünmezse endişe etmeyin.

Solcu Ne Yer?

52886.jpgAlmanya’da iki komünist milletvekili ıstakoz yemek yüzünden kavga etmişler. Durum benim de ilgimi çekti, malum bu konular önemlidir, yarın da kurban bayramı ne yiyeceğimize dikkat edelim. Haberde şöyle yerler var:

Avrupa Parlamentosu’nda sol kanadın iki milletvekili arasında “ıstakoz kavgası” çıktı.

Almanya’nın önde gelen komünistlerinden Demokratik Sosyalizm Partisi mensubu Sahra Wagenknecht, milletvekili arkadaşlarıyla yemeğe çıktı. Wagenknecht, restoranda ıstakoz yemeğe başladıktan kısa süre sonra aynı partiden milletvekili olan Feleknas Uca’nın fotoğraf çektiğini gördü.

Uca, hatıra fotoğrafları çekiyordu. Ama Wagenknecht bunların basına sızması halinde ıstakoz yerken görülürse tepki çekmekten korktu. Bunun üzerine sekreterini ertesi gün Uca’nın ofisine yolladı. Sekreter acil ihtiyaçları olduğunu söyleyerek dijital fotoğraf makinesini istedi…

Bir gün sonra makineyi Uca’ya götürdüğünde içindeki ıstakoz fotoğrafları silinmişti. Uca durumu fark edince “Makinem terbiyesizce karıştırılmış” diyerek şikayetçi oldu. Hakkında soruşturma açılan Wagenknecht, hem ıstakoz yediğini hem de fotoğrafları sildirdiğini kabul etti.

38 yaşındaki milletvekili kendini “Ben Almanya’da herkes ıstakoz yiyebilsin diye savaşıyorum” sözleriyle savundu.

İlginç bir durum. Öncelikle solcu milletvekilini kınamak isterim. Istakoz yediği için değil, “Almanya’da herkes ıstakoz yiyebilsin diye savaşıyorum” dediği için. Bir komünist tüm dünyanın ıstakoz yemesi için savaşmalıdır, Almanya ne oluyor? Neyse işin diğer tarafına gelirsek, evet, solcu adam idealindeki gibi yaşamalıdır. Bakın ünlü solcular hep fakru zaruret içindedirler. Misal tahminimce ÖDP başkanı milletvekili Ufuk Uras aldığı 8.000 YTL net maaşın bir kısmını fakirlere bağışlarken ünlü solcu Fazıl Say da herhalde garibanlara ayıp olmasın diye gecekonduda yatıp kalkıyordur. (Bir de yazıda Uca soyadlı Türkten bahsediliyor, bizim solcu Metin Uca’nın ahbabı olmasın?)

Tanıdığım pek çok solcu profesör var, ayda maaş ve diğer gelirlerle 5-10 milyar alırlar. Hepsinin lüks otomobil ve evi var. İletişim yayınları filan ikide bir global yoksulluk, Ümraniye, Sultanbeyli’de sefalet diye kitap çıkarır, Boğaziçinden hocalar filan “fakirliğe son, yaşasın sosyalizm” mesajı verirler ama çoğu Bebek civarında köşkte yaşarlar. (Aslında bunların bir bildiği var, malum komünist ülkelerde de politikacılar, büyük memurlar ve akademisyenlerin tuzu kuru olur, bunlara eşşek yüküyle maaş verirlerdi. Bizimkiler de komünizm gelse de nasıl olsa bizi etkilemez, biz keyfimizi süreriz diyorlardır). Kadıköy merkez, Çankaya, Bakırköy merkezin esas oğlanı CHP’liler de solcudur. Ha, Ahmet Hakan, Ece Temelkuran gibi fakir köşe yazarları da solcu olduklarını söylüyorlar. Eski günleri de hatırlamak lazım, komünist ülkelerde üst düzey yöneticiler, bunların ahbapları derece derece lüks içinde yaşarken vatandaş eşit bir şekilde sefil ama mutlu hayatını sürüyordu.

Peki ben ne diyorum? Ben Allah ne verirse yerim, denizden ıstakoz çıksa onu da yerim. Nasıl birşey bilmiyorum ama pahalı olsa gerek. Herhalde kurbanlık keçi için verdiğim 200 YTL’ye ancak bir iki defa ıstakoz yiyebilirim. Solcu muyum, ondan da emin değilim, fakir fukaraya hayır hasenat yapmaya çalışır, devletin en alt değil tersine ihtiyacı olmayan orta sınıfı beslediği yanlış sosyal devlet uygulamasına karşı çıkarım. Genel tanıma göre solcu değilim herhalde, üretim araçlarında özel mülk ve serbest mübadelenin olabileceğini düşünüyorum. Demek ki gönül rahatlığıyla ıstakoz yiyebilirim.

Türkiye’de sosyalistler ve genel anlamda solcular neden “Halka sosyalizmin güzelliğini anlatamıyoruz, niye oy alamıyoruz” diye ağlarlar bilir misiniz? Bir görüşe göre tuzu kuru sıcak köşe tutmuş entel solcular kapitalizmin getirdiği müreffeh hayattan vazgeçmeyi göze alamadıkları için, bir görüşe göre de Istakoz sebebiyle imiş.

Son olarak, herkesin Kurban Bayramını tebrik ederim.

(Solcular siz kıyma kavurmasına talim edin, bu bayramda fukara takımı kontrfile, antrekot filan yesin. Bayram sonu rolü değişirsiniz, siz fakirler adına hem ağlar hem de bonfile yer, fakirler de çorba ve makarnaya talim ederler. Sıkın iki gün dişinizi.)

Kurban ve Gündem

kapak841.jpg

Yasadan Ödün

7896-sapka-rektor.jpgGeçenlerde iki sebeple Şapka Kanununu daha doğrusu asıl adıyla Şapka İktisası Hakkındaki kanunu hatırladım. Birincisi Vitali Hakko vefat edince arkasından hayırla yad eden kadar “kendisi şapka kanunu sayesinde voleyi vurmuştu” şeklinde şikayetlenenler, konuyu Atatürk-II.Mahmut kıyaslamasına götürenler olmuştu. İkinci hatırlama sebebim de rektörlerin YÖK başkanına tepki olarak “olamaz, nasıl olur da bir kanun uygulanamaz denebilir, asla ve kat’a türban takılamaz, YÖK başkanı olmak yasa tanımazlık değildir” şeklinde ettikleri feryat ve figan oldu. ODTÜ rektörü şunu söylemiş:

Read more »

Memurlar Alemi

meur.jpg Geçen sene memurluk halleri ile yazdığım bir yazı vardı, Dolmakalem sitesinde, şimdi “il dışına izinsiz çıkma” filan moda oldu, hatta Selçuk Üniversitesi rektörü “biz devlet memuruyuz, ne denirse onu yaparız” diyerek bir doğru tespitte bulununca, yeniden o yazıyı hatırladım. Hakikaten ilginç bir dünya bürokrasi ve memurluk, bir daha hatırlayalım.

Bürokrasi tüm dünyada pek hazzedilmeyen bir mekanizmadır, çeşitli düzeylerde mizah konusu da yapılır. Elbette memurlar vazgeçilmezdir ancak kendisini bu işe fazlaca kaptıranları maalesef ortalama vatandaşa hayatı zindan edebilir. Öte yandan bu mekanizma zarar vermese dahi anlamsızlığı ile her an bizleri şaşırtabilir. Türk kamu bürokrasisi de bu açıdan bir istisna sayılamaz. Son günlerde gözüme çarpan bir iki haber çerçevesinde bu konuda eski arşivleri de kurcalayarak bir derleme yapmaya çalışacağım.

Read more »