Yalçın Bayer’in köşe yazısında bir okur mektubu ile CHP milletvekili Canan Artıman’ın iddiası dikkatimi çekti. Öncelikle, okur mektubunda şöyle deniyor:
FRANSA’da bir üniversitede Fransız Dili ve Edebiyatı Kürsü Başkanı olan ve aynı zamanda Türkiye hayranı bir Fransız bayan geçtiğimiz aylarda sordu: “Sizin başbakanınızın eşi Endonezyalı mı?” “Hayır” diye yanıtladık. Fransız bayan, “O zaman Malezyalı mı?” diye sorusunu yineledi. Yine “Hayır” yanıtı verdik. Bu sefer “Peki, Sri Lankalı, Tunus, Cezayirli mi?” diye üsteledi. Yine hayır cevabı alınca “O zaman kesin Pakistanlı” diye sordu. Bizden yine “Hayır, Türk” yanıtını alınca, “İyi de niye o ülkelerin kültürüne ait giysileri deniyor? Çağdaş Türkiye kadınının giysisi böyle değil ki?” dedi.
Biz yanıt vermekte zorlandık. 80 yıllık cumhuriyet kazanımlarının imajı tüm dünyada sistemli şekilde böyle siliniyordu işte. Ne diyelim, başarılarının devamını diliyoruz.
Bir okur-ANKARA
“Yanıt” vermekte niye zorlanmışlar anlamadım. Mukabil soru olarak “Çağdaş Türkiye kadının giysisi” neymiş diye sorup “yanıtı” Emine Erdoğan’a iletseymişler ya? Bakalım “Türk kültürüne uygun çağdaş kıyafet” nasıl bir şeymiş? Yalçın Bayer’in köşesi bu tür mesajlara açık. Emine Erdoğan’ın kıyafetine gelirsek -ki bu mesele başta ben, kimseyi ilgilendirmemekle birlikte- doğrusu beğenmiyorum. Bunun sebebi Pakistan, Malezya, Srilanka vs. bir yere ait olmasından, ya da cumhuriyet kazanımlarımıza bir şey olacağından değil, çok eğreti durmasından. Bence abartılı şeyler seçiyor. O cafcaflı giydikçe AKP kadınlar kollarından başlayarak tüm muhafazakar kesimde bu garip kıyafet modası yayılıyor. Göz önünde insanlar ne kadar sade giyinirse o kadar iyidir. Benim düşüncem bu yönde.
“Türkiye hayranı” Fransız kürsü başkanı’ın başbakanın eşiyle ilgili soruları ise ahmakça. Neticede burada sayılan ülkelerin çoğunun kültürü birbirinden farklı ama ortak noktaları müslümanların çoğunlukta yaşaması. Malezya, Endonezya, Cezayir vs. diğer ülkeler sayılırken “Türk mü” denmesi de mümkün. Sanki Cezayir ve Malezya aynı şeyi giyiyor. Konuyu bir başka zaman ve zeminde gündeme getirip Emine Erdoğan’a yüklenen CHP milletvekili Canan Artıman’ın da bir beyanatı var. Yalçın Bayer şöyle aktarıyor:
EMİNE Erdoğan´ın giydiği kıyafetler nedeniyle Türk kadınını temsil etmediğini söyleyerek, kamuoyundan büyük destek alan, ancak Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından ‘fırçala’nan CHP İzmir Milletvekili Dr. Canan Arıtman aynı konuda iddiasını sürdürüyor:
“Rejim tehdit altında…”
İzmir´de çıkan ‘Haber Ekspres’ gazetesine bir demeç veren Dr. Arıtman bakın ne diyor:
“AKP kadın ve türban üzerinden siyasete dönük bir değişim projesi uyguluyor. Başlarını örten üniversiteli genç kızlara 300 YTL ödeme yapılıyor. Okuyabilmek, geçinebilmek için bu paraları almaya mecbur kalıyorlar. Toplum bunun için bilinçli olarak yoksullaştırılıyor. Herkes uykudan uyanmalı.”
Canan Arıtman’ın isminin önüne ısrarla Dr. yazıldığına göre kendisinin bir alanda uzman olduğu anlaşılıyor. Yalnız “kamuoyundan büyük destek alan” konusunu anlayamadım. Kamuoyunun büyük kısmı -%70-80 kadarı- türbandan rahatsız değilken acaba bu “büyük destek” nereden sağlanmış, Dr. Arıtman muhtemelen izah edecektir. Gelelim Baykal’dan fırça yemesine rağmen iddialarını sürdüren Arıtman’ın iddiasına. Benim 15 yıldır filan duyduğum bir iddiadır, başını örtene ayda şu kadar veriliyormuş vs. Eskiden herşey dövizle hesaplanırken “100 Mark” veriliyormuş denirdi, ki şu anda telaffuz edilen “300 YTL” çok güzel bir rakam.
Tabii çözülmesi gereken kilit şu: Başörtülü okula alınmıyor ki, 300 YTL’ye nasıl başını örtüp okula gitsin. Geçinmek için başını örtmek zorunda kalınması, AKP’nin bu sebeple kadınları fukaralaştırması konuları benim kıt birikimimi zorlayan şeyler. Kendisini Deniz Baykal’a havale ediyorum, bir fırça yetmemiş, hafiften kulağına asılsın bakalım, belki o fayda eder.
Son bir nokta da, madem fukara kadınlar 300 YTL karşılığı başını örtüyor, CHP de İşbankası gelirlerinden TDK ve TTK’ya vermediği payı bu işe ayırsın, parayla örtülü kadınların başını açtırsın. Misal, versin 500 YTL aylık, ben bile başımı örterim. Türban uymazsa heryerde fötr şapka giyer, hem de unutulan bir devrim sünnetini ihya etmiş olurum, fena mı.
“Başörtülüye 300 YTL veriyorlar, rejim tehlikede” diyen Dr. Arıtman’a tez elden bir doktora görünmesini tavsiye ederim. Yoksa Deniz Bey benim kadar sabırlı davranmayabilir haberi olsun.
Ben Fransız kürsü başkanının Emine Erdoğan’ı Pakistan’lı falan sandığından şüphe ederim. Başörtülülere 300 YTL verildiği safsatası gibi uydurma birşeydir. Ayrıca eğer bu kürsü başkanı Türkleri sandığı kadar iyi tanıyorsa Türkiye’de milyonlarca başörtülü kadın olduğunu bilir. Ayrıca bahsettiği Arap ülkelerindeki kadınlar Türk kadınlarından çok daha farklı örtünür. Türk kadınlarının başörtüsü şekli yurtdışında bile rahatlıkla tanınabilecek kadar karakteristiktir.
Türk insanı başörtüsünden değil;Arabın,İranlının türbanından rahatsız.Dini kendi kimliğini yayma aracı olarak kullananlardan rahatsız.
Sonar’ın yaptığı son kamuoyu araştırması sorunlar arasında türban sorununun %1.7 ile sonuncu sırada yer aldığını gösteriyor.
Saygılar
Betül,
Hakikaten biraz düşününce annelerimizin (genel kabul gördüğü ifadeyle tavşan kulağı) ve daha gençlerin şimdi taktığı türban dışında bizde bir kapanma tarzı yok. (Çok düşük orandaki kara çarşafı ve yöresel bazı kıyafetleri saymıyorum). Gerçi Rusya ve çevre ülkelerde hıristiyan ve müslüman kadınların başörtüsü de annelerimizinkini andırır, hatta yeşili, pembesi bizdekilere çok yakındır ama buralarda örtünme kırsal kesim dışında pek yoktur.
Zeki bey,
Türk insanının hangisinden rahatsız olduğuna dair bir araştırma olup olmadığını bilmiyorum. Neticede Türkiye’de Arap ya da İran tarzı bir örtünme yok, dolayısıyla bundan rahatsız olunması makul bir gerekçe değil. İranlılar genişçe şal gibi bir örtüyü alelusül başlarına atar, saçları da genelde görünür. Araplarınki de bize göre çok kapalıdır. Bizdeki türban kısmen Uzakdoğuya benzetilebilir ama allı güllü olmasıyla oradan ayrılır. “Dinin bir kimliği yayma aracı” olarak kullanılmasını biraz daha açabilirseniz daha net cevap vermeye çalışırım ama neticede öyle de olsa bunda bir problem yoktur. Neticede türbanlılar dışındaki gruplar da dini yayma aracı olarak kulanabilir, bunda da insanlara fiilen zarar vermedikçe ve gönüllü oldukça bir mahzur bulunmamaktadır.
Sonar’ın araştırması da baktığınız yere göre yorumlanabilir. “Türban sorunu” ile türban taktığı için okula gdemeyenlerin problemi mi yoksa türbanı bir tehdit olarak görenlerin problemi mi anlaşılmalıdır? Neticede türban taktığı için öğretmenlik, doktorluk yapamayan insanlar için türban aynı zamanda ekonomik bir problem haline de gelmektedir. Yani anketteki “türban sorunu” biraz problemli bir ifade gibi görünüyor.
Ben de bilmukabele saygılarımı sunarım.
FST
Betül’e tamamen katılıyorum. Yurt dışında başörtülü olan Türkler hemen ayırdedilir. Hele manto giyiyorsa. Ama istenen zaten bir Türk olarak ayırdedilebilirlik deği, Avupalı’dan ayırdedilemezlik.
Saygılar,
Kıvanç Tarhan
Yanıtız için teşekkürler.Yazınızda ki ‘……bir araştırma olup olmadığını bilmiyorum.’ şeklindeki ilk cümle beni birşeyler yazmaya sevketti.
Büyük bir ihtimalle herhangi bir araştırma yok. Ne zaman oldu ki?Sözler,fikirler,yazılar.polemikler ,öneriler,yatırımlar,kanunlar,renk seçimleri..vs… ne zaman araştırmalara dayandı ki? Üretmedik,başkalarının ürettiklerini değer yargılarımıza uyduğu ölçüde kabul ettik ve kavgasını verdik.Değir men de su dövdük.Gerçeğe farklı açıdan bakamıyan,karşı görüşten nasıl faydalanabilirim diye düşünmeyen ,hoşgörüsüz bireyler olup çıktık.
Osmanlı hakimiyeti altında 600 yıl,Türkiye Cumhuriyeti hakimiyetinde 83 yıldır yaşamış ve yaşamakta olan adına yezidi denilen insan topluluğu ‘nun dini ,inançları ve yaşam tarzları hakkında,Osmanlı Devleti’nin Musul Valisi Giritli Mustafa Nuri Paşa’nın küçük ,fakat değerli bir eseri dışında hemen hiçbir ciddi araştırma yapılmamıştır (Türkler’in Din ve Hukuk Tarihi-Turgut Akpınar). Ne kadar acı değil mi? Ama ayni konuda yabancılar tarafından yapılmış binlerce araştırma ve çalışma.Araştırmamanın sonucu:insanların haksız yere şeytana tapmakla suçlanması,belki de yüzyıllarca maddi ve manevi baskı altında tutulmaları.
Benim bir önerim olacak :kısa bir müddet için herhangi bir konuda yazı yazanlardan görüşlerini destekleyen ve desteklemeyen kaynakların isimlerini isteyelim.Bakalım ne olacak.
Türban konusuna gelince:
Bernard Lewis İslamın ümmet fikri içinde kimliklerini en fazla yitirenlerin Türkler olduğunu ifade eder.Ben bu fikre katılıyorum.Büyük islam imparatorluğunu kuran araplar ayni zaman da kendi kimliklerini muhafaza ederek islam dinini yayarken kendi kültür ve geleneklerini de ihraç etmişler ve karşılarındaki toplumların kimliklerini yoketmeye çalışmışlardır
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde kurtuluş için çeşitli reçeteler sunulmuş;Osmanlıcılığın ve islamcılığın bir çözüm olmadığı olaylarla anlaşılmış ve Türkçülük fikri etrafında birleşilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kurucu kadroların Türk kimliği konusunda ki hassasiyetleri dikkat çekicidir.Tarih tezleri ,güneş dil teorisi…Bir Türk Dünyaya Bedeldir..sloganları bunlara örnektir.
Türban olayına kimlik açısından bakmakta yarar vardır.Türban tarzındaki bir örtü bu toplum da önceleri görülmemiştir.İnsanlar istedikleri şekilde örf ve adetlere göre ,kimliklerine göre örtünmüşlerdir.Türkiye de takılan türban’ın Arap ve İran tarzından ayrı olması burada önemli değildir.Önemli olan birörnek örtünme tarzının topluma mal edilmeye çalışılmasıdır.Ve bu da İslam dinini
nin,daha doğru bir deyişle dininbir emrinin yaygınlaştırılmasından ziyade yabancı bir kültürün empoze edilmesi şeklindedir.İslam kültürü ve medeniyeti’nin gelişmesinde TÜrklerin Araplar ve Farslar kadar hizmetleri vardır.
Ayrıca takılan türban’ın iran ve arap tarzından farklı olmasına da tepkiler göreceksiniz fanatik bazı islamcı çevrelerden gelecektir.Niye böyle çeşitli renklerde türban takıyor ve farlı giyim tarzları yaratıyorsunuz diye.Farklı çünkü bütün propogandalara karşı bilinçaltlarında yüzyıllardan beri gelen ve yerleşen bir Türk kimliği anlayışı var.Yanlış anlaşılmamak için Türk kimliği içerisinde Klasik Türk Sanat müziğinin zirve bestekarı Ermeni asıllı Bimenşen’in de olduğunu belirtmek isterim.
Sonar’ın yaptığı araştırma sonuçları deneklerin verdiği cevaplara göre çıkan sonuçlar.Sorunlar arasında türban sorunu en son sırada yer alıyor.Ve oran çok düşük.İnsanlarımız türban ve laiklik konularını gündemlerinin en son sırasına koyuyorlar .Aslına bakarsanız tabanda kavga yok,tepe de biribirlerini yiyenler var.
Sonuç olarak herkes globalleşme küreselleşme trendlerinden bahsederek sınırların kalktığından bahs ediyorsada ulusal sınırlar ve onlara bağlı kimlikler toplumları etkileyen başlıca güdüler bence;öyle olunca da herkes gibi bizlerin de olay ve olgulara kendi kimliğimiz açısından bakmamız gerektiğine inanıyorum.
Yukarıda yazdıklarım benim değer yargılarımı ihtiva etmektedir.Hepsi araştırılmaya muhtaçdır.
Saygılar
türban sorunu yıllardan beridir Türk toplumunu yıpratmak amacıyla -Zeki beyin deyimiyle sadece üsttekilerin ki bunların tamamen dış kaynaklı olduğuna inanıyorum- gündem oluşturmak amacıyla ortaya çıkarılan ve yıllardan beridir çözüme ulaşması beklenen bir sorun(?).Yok türban ayrı,başörtüsü ayrı.Yok sıkma baş, yoka alttan başlama…vs yani sorun içinde bile sorunlar oluşturuldu.Şu anda Anadoluda belirli bir Türk kadını giyinme profili oluşmuştur.Hatta bunu kırsal kesim (yazma diye adlandırılan ince bir örtü) ve şehirli kesim (eşarp ve çoğunlukla birlikte manto) diye ayırabiliriz. ve bunların hiçbiri diğer müslüman ülkerlerdeki örtünmeye benzemez. ve de hiçbir başı açık insan için aralarında sorun yoktur. Ayrıca rejimle çokta barışıktır bu insanlar. Rejimle barışık olamyanlar asıl 10 yılda bir darbe yapan demokrasinin gelişmesini her darbede yıllarca geriye götüren Türkiye’de bir derebey edasıyla “Atatürkçülük” adı altında yönetimdeki parazitlerdir. Bu ülkeyi halk yönetmelidir.Tıpkı demokrasinin öngördüğü gibi.