Kemal Tahir okur musunuz? Daha önce bazı yazılarda belirttiğim üzere ben üslubuna bayılırım, tüm romanlarını, Mayk Hammer çevirilerini, mektuplarını, notlarını, sohbetlerini okudum. Size 1930′lu yıllarda Türkiye’nin toplumsal değişimini anlattığı ünlü “Büyük Mal” romanının 86-87. sayfalarından bir pasaj aktaracağım.
[...] İşte bu Yakup Cemil Bey akşam yemeğinden sonra beni çekti tenhaya… ‘Beri bak Sülük Bey, seni sordum soruşturdum, gayet yiğit olduğunu öğrendim. Kulağını aç iyi dinle, gözünü aç, çünkü uyuklamanin sırasi değildir. Padişah fermanı ve de Enver Paşamızın emridir. Ermeninin İngilizle ve de Moskofla sözü bir ettiği anlaşıldı. Bunların niyeti İngiliz alttan, Moskof üstten vurup Osmanlıyı kötületip sürüp geldiklerinde ‘Bre urun’ diyerektenbir gece apansız Müslümana saldırıp bizi bire kadar doğramaktır. Bu sebeple hükümatımız bunlara ‘sür emri’ çıkaracaktır. Hükümat kısmı hükümat olduğundan ancak sür emri çıkarabilip “vur emri” çıkaramamaktadır. Gerisi burda sizin gibi yiğit Türklere ve de dini bütün Müslümanlara kalmıştır. Bunlar Arabistana doğru sürülecektir. Hükümatımızın zaptiyesi savaş sebebiyle gayet azdır. Çogu çaptan düşmüş kocalardır. Vatan düşmanlarının yolda şuraya buraya dağılmasi ihtimali vardır. Ayrıca dağdaki Ermeninin gelip vurup kurtarmaya çabalaması hartada yazılıdır. Milis gücü kursanız, yetersiz zaptiyeyi destekleseniz gerektir. Allaha şükür Çorum’umuzda boğaz kıtlığına kıran girmemiştir. Sıklık boğazımız, Hışır boğazımız, Harami boğazımız, hele de Kırkdilim boğazımız gibi boğazlarımız vardır. Bunlar girilmesi kolay çıkılması zor boğazlardır. Hükümat kısmının sürgün zagonunu kendiniz bilmez değilsiniz. “Malı senin, canı senin, ırzı bile senin, bir kemiği benim, o da meydanda kalirsa” hesabıdır. Ben seni gayet yiğit gördüm ve gayet temiz Türk oğlu Türk ve de dini bütün Müslüman oğlu Müslüman gördüm. Savaşa girmeyen ve de gavur kırmayan gaziliği elde edebilemez. Ne mutlu sizlere ki, hükümatımızın sürgün zagonu yetişmekle gaziliği cebe indirmektesiniz. Göreyim seni, dünyanin yüzünden Ermeni adını silesin, bu dunyada padisahimizin gayret nişanını göğsüne takınıp salınasın ve de öte dünyada cennetin baş köşesindeki gaziler köşküne yanlayıp keyfine bakasın…”
Bu konularda sadece belgelere bakalım, onlar şu kadar öldürdü, biz şu kadar “tehcir ettik” o sırada soğuktan ölen olmuştur demek yeterli değildir. Romanlar, şiirler, hatıralar da çok şey söyler. Kemal Tahir 1910 doğumlu olduğuna ve 1938′den itibaren 13 sene Anadolunun dört bir yanında cezaevlerinde (Çorum, Çankırı, Kırşehir, Malatya vs.) kaldığına göre, olayların canlı tanıklarıyla birebir görüşmüş ve bunlardan yola çıkarak ünlü romanlarını kaleme almış demektir. Peki bu pasaj Ermenilere soykırım yapıldığına mı delalet eder? Elbette hayır. Muhtemelen tepedekiler, padişah, İttihat Terakki önderleri bu gayeyi gütmese bile iş alt kademelere, yerel inisiyatife indiğinde çok farklı bir boyut kazanmış olabilir. Zaten pasajda “İngiliz ve Moskof” oyunundan, Ermeni işbirliğinden bahsedilmektedir. Ancak işin lokal alanda gelip “sür emrine” dayanması ve ardından yaşananlar da ayrı bir hakikattir.
Ezberlerimiz bozulmalı ama paldır küldür, vurup kırarak değil, mümkünse salim kafayla. I. Dünya Savaşı, İttihatçılık, milliyetçilik hareketleri karşısında çaresiz kalan bir devleti dönemin şartları içinde değerlendirelim. Topyekün red, inkar bu zamana kadar bize birşey kazandırmadı, bundan sonra kazandırmayacak da çünkü mızrağın çuvala sığmadığı yer çok. Ne abartılı Ermeni iddiaları ne de İttihatçılar bebek kadar masumdur tezi artık geçerli değildir. Alparslan Türkeş’in 1993 yılındaki girişimi ibret alınmalı, Türk-Azeri-Ermeni yetkilileri bir an evvel masabaşına oturmalı, tribünlere oynamadan, iç politika dümeni çevirmeden, hatta işe tarihçileri hiç karıştırmadan konuşmaya başlamalıdır.
Bundan sonraki gelişmeler ümit ederim ülkemizin lehine olur.
FST Bey,
Katılıyorum,
Nitekim bugün Ermenistan hiç bir şart öne sürmeden diplomatik ilişkileri başlatmaya hazır olduğunu ilan etti.
Türk dış politikası son bir kaç yılda çok önemli açılımlar yaptı.
Ve bunları da başta Kıbrıs meselesi olmak üzere, sorunlardan kaçarak değil, tabuların üzerine giderek yaptı.
“Resmi politika”, “Devlet poitikası” denen şaçmalığın üzerine giderek yaptı.
Bugün Ermenistan sınırının açılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Neden?
Şimdi böyle bir yoruma “Karabağ’ı görmezden mi geleceksin?” diyerek çok sert çıkanlar olabilir.
Fakat bu da bizim bir tabumuzdur diyorum zaten.
Ermenistan’la Azerbaycan konuşmuyor.
Biz konuşmuyoruz.
Peki kim çözecek o zaman bu sorunu?
Diyalog, diyalog, diyalog…
Diplomasi, diplomasi…
Ha, şunu da eklemeliyim, elbette, masaya Türkiye önce Azerbaycan’la birlikte oturma geyretinde olmalıdır.
Ama bu olmuyorsa da bu saatten sonra Ermenistan’la konuşmuyorum demenin de manası kalmıyor işte.
Nicedir düşünürdüm,şu sınırı bir açsak diye, bir açsak…
Bu gelişmeler beni fazlasıyla sevindiriyor.
Üzerine oynamaktan korkmayalım, ama akıllı ve dikkatli olalım.
Geçmiş olsun, uzun zamandır bekliyordum, muhabbetle…
Merhaba,
Sayın Ederbali’ya hak vermemek elde değil.
Bu akşam Kanal 7′de Haberlerde Hrant’ın SArı Gelin belgeseli için verdiği röportaj yayılandı ki bu son görüntüleri imiş. “diyalog” diyor. “empati” diyor.
Ümit ederim ki Hrant’ın ölümü “ba’s-ü bâd-el mevt” olur.
Bence Ermenistan’la ilişkileri ısındırmanın tam zamanı.
Hrant’ın cenazesini bütün dünya basını alkışladı. Diaspora bile.
Muhabbetle…
Ermeni meselesinde sadece bizim şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz yeterli olmaz.Ermeni alayları ve Başta Erzurum olmak üzere birçok ilimizde yapılan ihanetler içinde birilerinin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Aşırı milliyetçilik duygularının Ermenilere yaptırdığı hatalarında birileri tarafından kabullenilmesi gerekmezmi.
Bence her iki tarafın kendilerine yapılanları düşünürken, kendi yaptıklarını da düşünmesi gerekir. Faturayı iki toplumdan birine kesmek yerine aşırı milliyetçiliğe kesmek daha yerinde olur.
iyi guzel diyorsun dostum da, biz dusunmek icin onlari beklemek zorunda degiliz herhalde dersem itirazin olmaz degil mi?