Bugün Prof. Fikret Başkaya’nın yazısında bir yer ilgimi çekti. Malum 8 asker “ölmedikleri” için devlet büyükleri ve ilgililer tarafından kınanmış, durum kamuoyu tarafından da epey ayıplanmıştı. Bu arada bilen bilir Prof. Başkaya “Paradigmanın İflası” kitabıyla ilgili olarak “gerçekleri yazarsan başına bu gelir işte” denerek hapse atılmıştı. Daha sonra da defalarca içeri girdi çıktı, hikayesi acı ama komik bir film olur hocanın. Kendisine o zamanlar kimse sahip çıkmadı, şöyle Atilla Yayla gibi dört başı mamur destekçi grubu bulunamadı. O zamanlar benim elimde blogum yoktu, şimdi kendisinden özür diliyorum. Tabii asıl ayıp vara yoğa eylem koyan, Mc Donalds basan hocanın fikirdaşı solcularda ya, neyse. Uzatmazsak, Fikret Başkaya yazısında şöyle demiş:
Politik kültüre sinmiş nekrofili ve “mehmetçik” retoriği
Türkiye’de rejim, muhalifi düşman, farklı düşüneni hâin sayar. İhtiyacı olan muhalefeti de kendisi yaratır. İşte “modern Türkiye” böyle birşeydir. Bu kadarı bile “yurttaş” kavramının nasıl içi boş bir kavram olduğunu göstermeye yeter. O halde yurttaş olmak istiyorsan iki şey yapmayacaksın: itiraz etmeyeceksin, “devletliler” gibi, “memleketin sahipleri” gibi düşüneceksin… Kritik anlarda, asıl niyetler ve zihniyet daha kolay deşifre olur. Sekiz askerin PKK tarafından kaçırılması üzerine siyaset erbabının ve medyanın ortaya koyduğu tutum, Mehmetçik söyleminin ne demeye geldiğini gösterdi. Neden Mehmet değil de ‘mehmetçik’ dendiği üzerinde durulması gereken birşey. Belli ki, orada bir tür acıma, küçümseme, önemsizleştirme, dışlama imâsı var. Ayşe değil de “ayşecik” denmesi gibi. Mehmetçik de mütevazı ve yoksul kesimden gelen askerlere yakıştırılmış bir isim. Savaşa giden bir asker için her zaman beş olasılık vardır: ölmek, yaralanmak, esir düşmek, kaybolmak ve sağ sâlim eve dönmek. Belli ki, Türkiye’nin egemenleri için bunlardan muteber olanı ölmek… Diğerlerini muteber saymıyor. Zira şehit söylemi politik-ideolojik ranta imkân veriyor. Şehitler üzerinden rant sağlamak mümkün, oysa esir düşen asker böyle bir ranta imkân vermediği gibi, bir de sorun yaratıyor. Nekrofili, ölü sever anlamında bir kavram ve Türkiye’deki yönetici-politik sınıfın nekrofiliye yatkın olduğunu söylemekte bir sakınca yok. Nitekim Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kaçırılan askerlerle ilgili demeci söylendiği gibi bireysel bir görüşü yansıtmıyor. Şahin şöyle diyor: Türk silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duymadığımı ifade etmek isterim. Bunun başka türlü ifadesi keşke ölselerdi olabilir ki, bunu söyleyen herhangi biri değil, adalet bakanı. Bir başka siyasetçi Doğu Perinçek de “keşke tabutlarıyla gelselerdi. Askerler şehit olsalardı, tabutları gelseydi bu manevi zarara uğramazdık. Çünkü bu durum ülkemize zarar vermiştir” diyor… İşte rejimin insana verdiği değer bu kadar. Velhasıl ölümü kutsayan bir zihniyet, nekrofil bir yönetici –politik elit…
Biliyorsunuz ortalıkta ölseler daha iyi idi filan diyenler var bolca. Geçenlerde Kürşat Bumin de bu konuda şunu naklediyordu:
Nazım Hikmet, 14 yıla yakın bir süreyi hapishanede geçirip nihayet genel af ile serbest kalınca arkası kesilmeyen takiplerden de bunalarak bir gemiye atlayıp Bulgaristan üzerinden Sovyetler Birliği’ne ayak basınca, bu işi “milli gurur” meselesi yapan birisi Sabahattin Eyüboğlu’na durumu şöyle değerlendirir: Ama yine de, her şeye rağmen, öldürülme ihtimaline bile rağmen vatanını terketmemeliydi…
Eyüboğlu’nun bu sözlere cevabı pek hoştur: Arkadaş, iyi güzel konuşuyorsun ama söyle bakalım: Sen bugüne kadar hiç öldün mü?
PKK’nın bir baskın sonunda rehin aldığı “Sekiz asker”in serbest bırakılmasına ilişkin haber, yorum ve açıklamaları okurken Eyüboğlu’nun sözlerini bir kere daha hatırladım.
Evet, hayatlarında hiç ölmemiş olanlar başkaları için “ölüvereydiniz canım, ne var” diyebiliyorlar. Bunların içinde devlet yöneticileri de var gazete yorumcusu sıradan vatandaş da. Ne diyelim, benim de aklıma Nasreddin Hoca geldi, olur olmaz yerlerde çıkar karşıma, hani sofradaki tek kaşığı kapan adam iştahla yemeği götürürken “oh öldüm” diyormuş da dayanamayan hoca “kardeşim ver şu kaşığı da biraz da biz ölelim” demiş.
Keşke iş bu kadar kolay labilseydi.
(Bu arada 8 askerin mahkemede verdikleri ifadeye baktım da, keşke ölüp gitselerdi diye bağrışanların yarın çok mahcup olacakları intibaı edindim. Yazık)
10 puan verdim fethi beycim helal olsun.. gordugun gibi bizde ayrimcilik yok yazisina gore muamele var. yani bu senin kafagoz gircem dedigin ogretmenler gibi “bu sifirci hoca bana takti” yada “bu sifirci yorumcu bana takti , puani cok kit” tarzi durumkar katiyyen sozkonusu degil.
zaten yaziyi okuyunca insanin tepesinin atmamasi mumkundegil yahu! yani yok benim asabi oldugumdan falanda degil kesinlikle ama insanin sinirleri falan alinmadiysa boyle seyleri okuyunca aninda dellenir yahu! bunu soyleyen (yani zavalli vatandasin cocuguna keske olseydi falan diyen) heriflerin kendi cocuklarida var ustelik!! yani biyigi yeni terlemis ulkucu bi genc yolda boyle bi slogan atsa diyecemki bu daha baba olmamis o yuzden bilmiyor kafasina gore salliyor cahil cocuk. ama bu adamlar yasinibasini almis coluk cocuk sahipleri yahu!! hic milletin gozunun icine bakabaka keske cocuklariniz olseydi denirmi!!
bak birsey daha diyeyim: hani arada bunlarinda cocuklarindan olen olsa neyse. hele senin cocugun izmirde surda burda yatayata askerlik yaparken boyle konusursan vatandasta seni ekran basinda oyle bi sinkaflarki koca gun durupdurup niye cinliyor bu kulagim bukadar yahu dersin.
Bu arada 8 askerimizin tutuklandığını öğreniyoruz.
“Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı’nca yapılan soruşturmadan sonra Van’a gönderilen 8 asker, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na çıkarıldı. İfadelerine yeniden başvurulan 8 asker, “Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek” suç ve gerekçeleriyle tutuklanma talebiyle Askeri Mahkeme’ye sevk edildi.
haber şuradan
Hele şu gerekçe var ki köpek öldüren cinsinden:
emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek
Sanki çocuklar kafalarına göre başka ülke topraklarına pikniğe gitti?
Bir de bu tabutlarla dönsünler diyen geri zekalılardan çok var facebook ta.
Ben bunlara , siz gidin ölün, ben sizi tabutlar içinde görmek istiyorum deyince beni gruptan şutrladılar.Bunların çoğu da bayandı. Yani hiç bir zaman bizzat savaşmayacak olanlar.
Bu facebook grubundan daha önce bahsetmiştim sanırım.
bU zİLLETİ gÖRECEĞİME “sekizinide” bAYRAĞA sARILI tABUTTA gÖRMEK iSTERDİM:(
http://www.facebook.com/group.php?gid=14194110083&ref=share
Ben şu “Paradigmanın İflası” kitabını bi bulayım.
Ben bu grubu görünce “zillet, 8 ve tabut”, herhalde Beşiktaş Liverpool’dan 8 yedi, futbolcular utancından ölürler, tabutla Türkiye’ye gelirler mealli birşey zannetmiştim. (Şaka yapmıyorum) Meğer geri zekalı bir grupmuş.
Bu arada paradigma filan derken yoldan çıkmayasın, karışmam bak.
Fethi Bey
“Ben bu grubu görünce “zillet, 8 ve tabut”, herhalde Beşiktaş Liverpool’dan 8 yedi, futbolcular utancından ölürler, tabutla Türkiye’ye gelirler mealli birşey zannetmiştim. (Şaka yapmıyorum) Meğer geri zekalı bir grupmuş.”
Sabah sabah güldürdünüz beni
Mete Tunçay’ı , Fikret Başkaya’yı not ettim.
Hasan Cemal ve Mustafa Akyol ise ileriki bölümlerde inşallah.
Siz beni yoldan çıkaramadıysanız, Paradigma filan zor çıkarır.
Mister No,
Sevgili kardeşim, öyle bir amacım yok benim. Herkes kendi yolunu kendi çizsin. Böylesi daha değerlidir.
(İsteseydim durum değişik olurdu tabii, lise yıllarında yapılan bir testte ikna yeteneğimi gören rehberlik uzmanı istersen ilahiyata git, sende ikna yeteneği kuvvetli demişti. Şimdilerde bir süre görüştüğüm insanların kafası karışıyor ama ben de insanların üstüne gitmiyorum.)
“
.”
Ben yorum yapamayacağım.
Ceza ve Tutukevleri müessesesinin böyle müşterileri kaldı mı ki?
Eskiden Said Nursi ve Hikmet Kıvılcımlı iyi müşterilerileriymiş. Yalçın Küçük ve Başkaya da yenilerden galiba.
Yalçın Küçük artık popüler, başına iş gelmez ama Fikret Başkaya gariban olunca hırpalıyorlar anlaşılan. Eskilerden Necip Fazıl, Osman Yüksel vardı. Bir de Kemal Tahir ile Nazım da Himet Kıvılcımlı’nın mahpus arkadaşlarıydı (1938′de girip 1951′de afla çıkmışlardı).
Hatta Kemal Tahir’i 6-7 Eylül olaylarında el alışkanlığıyla bir 6 ay daha içeri atmışlardı. Şimdi gedikli müşteri pek kalmadı herhalde, 2-3 yıl yatıp çıkıyor “fikir” Suçluları. Ha, Kürt milliyetçisi iseniz durum biraz değişebilir.
Bunların bir çetelesi yok mudur acaba, yazı yazıp içeri atılmış, dava açılmış, ceza almış vs. olanlar?
Baskaya demis ki:
Savaşa giden bir asker için her zaman beş olasılık vardır: ölmek, yaralanmak, esir düşmek, kaybolmak ve sağ sâlim eve dönmek. Belli ki, Türkiye’nin egemenleri için bunlardan muteber olanı ölmek… Diğerlerini muteber saymıyor.
Gorulen manzaradan cikan o degil. Sadece bu durumda esir dusmenin itibar siralamasi icinde olumun altinda oldugu manasini verecek seyler goruyoruz. Bunda sasirtici ne var anlamiyorum. Ortada bir silahli catisma varsa gayet tabii teslim olmanin muteber kabul edilmesi beklenmez. Keske diger 12 kisi de teslim olsalardi demeye yol acacak bir degerlendirme siralamasi olmasi ‘ordu’ denen olusumun vazifesi goz onune alindiginda ne derece mumkundur? Bunun ‘egemenler’ ile alakasi yok, isin karakteri bu.
Dogrudan ordular, savas, silahli catisma icin yetistirilen gucler filanin nasil bir degerler butunuyle geldigini tahlil edeceksek edelim. Bu durumda yapilan o degil gibime geliyor.
Bülent Bey,
Şaşırtıcı olan “keşke esir düşmeyip ölseydi” denmesi herhalde. Ben buna şaşırıyorum. Bunun “muteber” kabul edilmemesi ayrı, ölselerdi diye hayıflanmak başka olsa gerek. Ben “iyi olmuş, öleceklerine esir olmuşlar” diye sevindim mesela.
İşin karakterine itiraz edilmiyor burada. Sonuçta asker demek ölme ihtimali olan adam demektir. Ama asker için ölmek mutlaka istenen birşey değildir. Esir düşeceklerine ölselerdi, bunların tabutu gelse daha iyiydi denmesine itiraz ediyorum ben. Bilmem hatalı yer neresi.
Bu askerler teslim olun dendiğinde, ortada destek verecek kimse de kalmadığına göre süngü takıp hücuma mı geçseydiler? Yahut intihar mı etseydiler? “Evet öyle yapsaydılar” diyen Facebook milliyetçileri için ancak bekara karı boşamak lafını hatırlatabilirim.
Öte yandan bu askerler gizli PKK ajanı mıdır, köstebek mi var vs. ayrı meseledir.
Guneydoguda sinira yigilmis 100,000 binin uzerindeki askerin oradaki amaclarinin izci kampinda birkac hos gun gecirmek oldugunu dikkate alirsak, o cocuklara da –kafalari estigi zaman– birakip geri donmelerini ne zaman nasihat etmek sirasi gelecek diye merak ediyorum.
Müzmin Bey,
En uyduruk sınıftan bir yedeksubay olarak ben bile pusu denen şeye karşı iyi kötü eğitim aldım. Koca bir komando taburu civarında bir bölük asker güle oynaya gelen teröristlerin karşısında gerçekten izci kampı çocukları durumuna düşmüşse, ortada yaralı bir asteğmen ve durumu meçhul 8 asker varsa, devlet yöneticisi denen asker ve sivillerin en son söyleyeceği “keşke tabutları geleydi” olmalıdır. Kaldı ki bu askerler hakikaten PKK mensubu ise en kritik bölgede kritik silahlarla filan ne işleri var? Bunların komutanı, istihbaratı filan da mı yok? Palavra.
Edebiyatı boşverelim, “keşke ölseydiler” lafının facebookta profil resmi olarak bazuka tutan komando resmi koymuş çıtır kızlar ve budala zengin oğlanlarca seslendirilmesi anlaşılır ama devlet erkanına gelince iş değişir. Adam gibi planlı hareket edip zayiatı en azda tutacaksın, komando taburu mu izci oymağı mı belli değil.
Bülent bey “tepki de gösterilmesin mi” diyor ama ben o kadar emin değilim. Bu örnekte olduğu gibi pisi pisine milletin çocuğu telef oluyor arkadan bir acaib taife şehit cenazesi olsa da azgınlaşsak diye pusuya yatıyor. Nekrofili mi bilmem ama resmen vampire dönmüş tipler var ortalıkta.
Burada tartışılan askerin ölmeyi göze alması meselesi değil.
Fethi bey,
İşin karakterine itiraz edilmiyor burada. Sonuçta asker demek ölme ihtimali olan adam demektir. Ama asker için ölmek mutlaka istenen birşey değildir. Esir düşeceklerine ölselerdi, bunların tabutu gelse daha iyiydi denmesine itiraz ediyorum ben. Bilmem hatalı yer neresi.
Hatali yer, bence, Baskaya’nin soyledigi sekliyle bir degerlendirme siralamasi olmasini bizim belirli egemenlere baglamasi. Sizin dediginizden da keske o tabutu gelenler de teslim olsalardi dirileri gelseydi cikabiliyor. Bunu genelleyeceksek o zaman oldurmeye hazir bir silahli guc karsisinda teslim olunmasi dogrudur seklinde bir seye vardirmak kabil. Bunlarin soylendigi sekilde — eger savasin kendisini sorgulayamiyorsak — yol actiklari genellemeler makul gozukmuyor bana. Bu ozeldeki detaylari bilmiyoruz (bildigimiz de saglikli degil herhalde) bilmedigimiz icin genel uzerinden konusulmus oluyor. Ozel icin dediginize elleyeyim:
Bu askerler teslim olun dendiğinde, ortada destek verecek kimse de kalmadığına göre süngü takıp hücuma mı geçseydiler? Yahut intihar mı etseydiler? “Evet öyle yapsaydılar” diyen Facebook milliyetçileri için ancak bekara karı boşamak lafını hatırlatabilirim.
Ben bilmiyorum bu islerin usulu nedir diye. Oradaki uzman cavusun emir verip herkesi teslim etmesi gibi birsey olabilir miydi? Bilen varsa anlatsin. En sonunda teslim olan Gazi Osman Pasa ‘kahraman’ diye gectigine gore, herhalde teslim olmanin kendisi her zaman berbat birsey diye kabul edilmiyor, bazi sartlara bagli olarak kotu gorulmuyor.
Bülent Bey,
Bu olay özelinde, gerçekleşmiş duruma bakmak lazım. Şu veya bu şekilde bu “çocuklar” şehit değil esir olmuşlar. İşin olması gerekeni vs. ayrı şey. Bir durum var ve birileri “ölseler daha iyi” diyor birileri de “iyi ki ölmemişler” diyor.
Anladığım kadarıyla bu örnekte askerler PKK militanları ile tokalaşarak görüntülendikleri için millet isyan ediyor. Oradaki hal ve şartları bilemiyoruz. Sonuçta ne olursa olsun “ölseydiler” denmeyi gerektirecek bir durum yok ortada.
Fethi bey,
Koca bir komando taburu civarında bir bölük asker güle oynaya gelen teröristlerin karşısında gerçekten izci kampı çocukları durumuna düşmüşse, ortada yaralı bir asteğmen ve durumu meçhul 8 asker varsa, devlet yöneticisi denen asker ve sivillerin en son söyleyeceği “keşke tabutları geleydi” olmalıdır.
Bu detaylari bilmiyoruz, bilecek miyiz o da ortada degil. Yalniz eger bakan ise aklinizdaki, sahsi gorusum demesini bir kenara birakin, ayni olayda ailelere on iki tane de cenaze teslim etmis bir devletin bakani olarak konusuyor Sahin aslinda. Banim de aklimda net birsey yok ve deneni duz okudugum zaman elbette ‘ne dedi simdi?’ diyorum ama dedigim aci da var isin icinde bence.
Bülent Bey,
Detayları belki bilmiyoruz ama en olmayacak yerde bir dediği iki edilmeyen silahlı kuvvetlerin düştüğü durum bana göre genel bir manzara gösteriyor. Bunun açıklaması yapılacağına başka konularda tabut edebiyatı yapıyoruz.
Bir açıdan öyle düşünülebilir ama 12 tanesi öldü, kalan sekiz de ölseydi diye düşünmemeli bir bakan. Genelkurmay başkanının oradaki tabur, alay, tugay ne ise hepsinin başındakileri yerle bir etmesi gerekirdi. Sessiz ve derinden belki yaptı, bilmiyorum, ama burada en son suçlanacaklar 8 asker olmalıdır.
Fethi bey,
Bunu okudugumda, aksini bilmesem, taburun pusuya karsi tedbir icin oncu birlik cikarmamis oldugunu dusunebilirdim.
Oyle mi olmus?
Yok. Tabur, oncu birlik cikarmis. Pusuya karsi. Pusu ile karsilastiginda alarm versinler, taburu kurtarsinlar diye..
Pusuya karsi cikardiginiz oncu birlik, gorevini yapmak yerine tipis tipis teslim olmus ise, sizin aldiginiz egitimin neye faydasi var?
Muhafizlari kim koruyacak?..
Eger icinizi rahatlatacaksa, hicbir sekilde resmi (asker ya da sivil) makam sahibi olmadigim halde, o lafi ben de diyebiliyorum.
Diyebiliyorum, cunku gorevleri oncu birligi olmakti. Yani, ‘dusman’ ile ilk temasa gecmek, OLMEDEN ONCE gerideki birligi haberdar etmek.
Bu kadar basittir.
Oncu birligin gorevi budur.
Sinir karakollarinin da gorevi odur. Olmeden once alarm vermek…
Goruldugu gibi, olmek gorev tarifinde vardir.
Alarm verEMEmis ise, olMEmis olmasi suctur.
Suctur, cunku, gerideki birligin TAMAMINI imha olmak tehlikesine atmistir.
Askerlik boyle bir seydir.
Kum havuzunda oynanmaz.
Tatlisu kurmayligi.. sivil pasalik….
Araba devrildikten sonra da yol gosteren cok olur…
Walla.. kimsenin kalbini yarip bakmak mumkun degil, malum..
Bunu bir de Bakanlar Kuruluna baska ulkelere sadakat yemini olan(lar)i almakta bir beis gormemekle mukayese edersem, orada yapilmis bir hata varsa bile cok daha az vahim sayilabilir…
Simdi.. ‘he walla, iyi olur’ desem Izlenimler’i kapatmanizi onermis mi olurum?
Ne demek devlet erkani.. Kimse sadakat yemini var?
Hem, devlet erkani bunu diyemeyecek de kim diyecek?
Bravo. Demek ki, oncu birlikleriniz olacak; onlar da gorevlerini yerine getirecek. Tekrar ediyorum, oncunun gorevi olmeden once alarm vermektir.
Sehit cenazesi olMAyacak diye, kendi ordusunu satmagi mi oneriyorsunuz?
Mamissimo ile de bir yere varabilecegimize emin degilim.
Tabii ki burada neyin tartisilacagina siz karar verebilirsiniz. Fakat, bu kisitlamayi kaldirirsaniz, ben size tekrar sunu derim: Oncu birliginin gorevini okumadan/anlamadan sirf ‘insancillik’ olsun diye soz soylemek cok da basiretli olmayabilir…
Orada, bir taburun tamamen imha edilmemis olmasi bir sans eseridir [gelenlerin yaninda ya yeterince ates gucu yoktu, ya da niyetleri o degildi], bu tur sans eserlerine askerlikte sicak bakilmaz pek…
Butun bir tabur imha edilmis olsaydi, yine de –hala daha– bu mamissimoculukta israr eder miydiniz acaba?
Müzmin Bey,
Tıpış tıpış olup olmadığı belli değil. Epey çatışma olmuş, saatler sürdüğü söyleniyor. Bu esnada nasıl olur da asıl birlik bu işten haberdar olmaz? Bana tuhaf geliyor.
Görev tarifinde olmasa da asker için bunun geçerli olduğu malum. Ancak bu örnekte iş biraz muğlak olmakla birlikte, diyelim alarm veremediler, ölmeleri niye gerekli olsun?
O bölgede pek kum havuzu olduğunu zannetmiyorum. Yalnız Ankara ve İstanbul’da ölme ihtimali nedense düşük askerler için epey 5 yıldızlı havuz olduğunu tahmin ediyorum. Bir de 10 Kasım ağlama çavuşları var, en zoru da onların işi.
Niye, namaz kılanların ayağını, yüzük parmağını yerine göre kontrol ediyorlar. Yedi ceddinde başörtülü olup olmadığı, buzdolabında viski şişesi kontrolü yapılır da kritik bir sınır bölgesindeki askerlerde bölücü örgüt sempatisi için ille de kalp yarmaya gerek mi var.
Birinin neticesinde boşa adam ölüyor, millet galeyana gelip memleketi anormal işlere sürmeye çalışıyor. Bakanlar kuruluna fiilen bir yabancı dahi gelse bana göre problem yoktur, mesela spor bakanı keşke Maradona olsa. Sanki Türk vatandaşı olunca sadakat tavana vuracak.
Nerde o günler. İki yıllık domain parası ve hosting için 30 YTL bayıldım, daha katlanacaksınız.
Devlet erkanı önce bu askerlerin ölmemesi için tedbirleri alacak, sorumluları bulmak yerine “niye esir düştün” denecekse 10 küsur milyar maaş, bedava yurtdışı gezi, makam saltanatı sürülmesin efendim.
3-4 saat boyunca çatışan, bir kısmı şehit olmuş bir öncü birliğin alarm verememiş olması sizce mümkün mü? Bana garip görünüyor.
Şehit cenazesi olması başka “olmasını istemek” başkadır.
Neticede konu bir yerlere uzanıyor ve kimse kimseyi engellemiyor.
İnsancıllığı küçümsemeyin. Fiili bir durum var, askerler sağ. Şimdi bir askeri kabahatleri varsa yargılanıp durumlarına bakılacak ama cezası ölüm mü olmalı? Olayın tuhaf gidişatına bakarsak temkinli olmayı gerektirebilir.
Zannetmem, eğer bir komando taburu 100-200 terörist tarafından imha edilecekse Türkiye derhal askerini, tası tarağı toplayıp Kayseri sınırına kadar çekilsin.
Sorumlusuna bakardım. Bu askerlerin, başarısızlığın bedelini maaşlı komutanlar ödemeli derdim herhalde. Bir tabur imhası böyle kolay bir iş mi? Bu olay hiç de açık görünmüyor bana.
Fethi bey,
Soyleniyor.. OK. Bazi soylentiler makbul, digerleri degil, anlasilan..
Lokal cografyayi bilmiyorum. Bir bogazda pusuya dusmuslerse, hicbirsey duyulmayabilir de. Ustelik, haberlesme karartmasindan bahsedildi zaten.
Bu dedigimin neresinin Turkce olmadigini ben de merak eder oldum…
Oncu birligin gorevi –oncelikle– gerideki birligi haberdar etmektir. Onu yapmak icin, geriye dogru kacmalari beklenir. Uzerlerine geleni –olmek bahasina– durdurmak, durdurmaga tesebbus etmek –bunun sonucunda da olmek– gorevin tarifidir.
Olmemisler. Gerideki birligi haberdar edememisler.
Tesaduf eseri, gerideki birlik hucum yememis. Ama, her zaman papaz pilav yemez…
Oncu birlikteki askerlerin bu denli liberal davranmasina goz yumulursa, ilerde nelerin olabilecegini kestirmek zor olur. Spor Bakanligina zenci gozde tayin etmege benzemeyebilir.
Varmis iste. Burunlari bile kanamadan dagdan daga gitmisler, protokolle de iade alinmislar.. Daha ne olsun.
Agir olmakta fayda var, molla demeyenler cikabilir mazallah..
Denizciler ve (metalurji muhendisligi vb gibi) mahdut yerlerde gorevlendirebilecek kisitli sayidaki uzmanlik alanlarinin disinda, bahsettiginiz yildizlilarin herbiri o bolgenin rahle-i cilesinden az ya da cok gecmis oldugunu biliyoruz. Bunu, bogaz manzarasini cile belleyen ekran/kose/blog kahramanlari sivil sorumsuzlarla karistirmamak lazim.
Nicin en zoru?.. Eline mikrofon tutturuldugunda biteviye aglayan, bunu da bir omurdur yapagelen sarimtrak aksakallilarla rekabet edebileceklerini dusundugunuzu mu soyluyorsunuz yoksa.
Bravo. Maddi ‘delil’ler arayanlari guzel tenkid ediyorsunuz. Bu guzel. Yani, isabetli.
Iyi de, sempatizanligi nasil arastiracaksiniz?
Butun vatandaslarin her adimlarinin fislenmesini mi oneriyorsunuz yoksa?
Ah bu liberallik.. Bilirim, insanlari cok medeni oldurur.. Acliktan, sefaletten.. Bkz. Irlanda. Potato Famine. India. etc…
Ama, onlar sayilmaz tabii. Cunku, ellerine kan bulasmamistir hic. ‘Piyasa mekanizmasi’ ile oldurmek varken, mermi filan gibi ilkel seylere tenezzul etmek olur mu hic..
Bunun farkindayim. Yani, artik supheye mahal birakmayacak kadar tekrarladiniz.. Peki de, gaflet & dalalet filan sizce gercekten modasi gecmis kelimeler midir?
Camilere, cemaatlere, tarikatlere birer papaz atamak nasil olur? Hatta, papaz degil, ateist?..
Fakat.. fakat.. dogru ya: cogunun ibranilesmis oldugu iddiasi yok muydu?
Kara bahtim kem talihim
Asker olmek zorundaysa olecektir. Ordulari pispirik oynasinlar diye beslemiyoruz diye bilirim ben.
Bu cumlede bir seyler bir seylerle alakalidir muhakkak ama ben pek yakalayamadim… Saltanati surenler secilmisler degil mi?
Sehit olanlara Allahtan rahmet dilerim. Ama, bana asil yaralanmamis dahi olanlar garip geliyor…
Asker uniformasi ile piknige cikmamis iseniz, ucunda olum oldugunu kabul etmissiniz demektir. Olum var diye, kendi canini kurtaracak diye, gerideki bin kisinin canini tehlikeye atmak bahasina kendini kurtarcaksa, bu ‘satmak’tir. Bunu onermenin ne oldugunu okuyucuya burakiyorum.
Kucumsemiyorum. Ama, herseyin yeri var.
Eldeki yuzkarasina bakarak, ‘keske olseydiler’ demek cok da agir bir ifade degil bence.
Evet. temkinli olmakta fayda var tabii ki. Ama, temkin demek onlari –suclu iseler– cezasiz birakmak anlamina gelmiyor.
100 kisiye gerek yok ki.. iyi egitilmis, iyi de techiz edilmis 20 kisi kolaylikla onu basarabilir –pusuya dusurebilirlerse. Pusuya da dusurmus olduklari asikar.
Oncu birlik muteselsilen sorunlu degil midir?
Hatta, orada durmaz, o maasli komutanlarin en tepedekini, Basbakani ve Cumhurbaskanini da birinci derece sorumlu beller ve ibret-i alem icin sallandirmak isterdiniz muhakkak… Oyle ya, en sorumlu olan en tepedekdir de..
Kuzum, siz hic yoneticilik yapmadiniz, degil mi? Okulda filan da ogretmediler herhal
Gece bekcisi uyuyakaldigi icin genel muduru mu isten atarsiniz siz?
Kimyasal kullanmadiklarina sukrediyorum.
Bana da. Ama, benim aklima gelen garabetler –galiba– sizin aklinizdakilerden farkli.
Müzmin Bey
Aksine, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Yorumlar uzadığı için geride ne denildiğini kaçırabiliyorum, makbul olmayan söylenti gibi bir düşüncem yok.
Belki, ama yine de mantıklı gelmiyor bana.
Bir öncekine bağlı olarak bundan da emin değilim. Diyelim haberdar edemediler, dediğiniz gibi karartma oldu, o zaman bu askerler zaten iyice masum hale gelir.
Tesadüf olduğunu zannetmem, bu birliğe saldırı gibi bir amaç olsa, dediğiniz gibi de kolaysa bu iş herhalde saldırırlardı.
Herkesin Osman Pamukoğlu olduğu gibi bir düşünce bana çok akıllıca görünmüyor. Akıllı bir memurun orada çile görüntüsünde sefa sürmesi pek mümkündür. Blogcular içinde de (ben hariç) askerlik çilesini oralarda çeken vardır mutlaka.
Periyodik olarak ve belli sürelerle ağlayabilmek bana göre zor iş, helal olsun becerebilene.
Fişlenmesini önermiyorum, yapıldığını biliyorum. Madem yapılıyor, adam gibi kullansınlar. Yeri geldiğinde maddi delile bakılmayacağını da biliriz.
Milliyetçilik kadar doğrudan olmadığını kabul edebilirim.
Bunlar duruma göre değişebilir ama bu örnekte gaflet ve dalalet gerekli sonuç değil. Yerli yeminli vatandaşlarımızdan nice gafiller, hainler de çıkabilir.
Cemaatlere atama yapamazsınız, şehin halifesi filan vardır, camilere ise mümkün tabii, maaşını devlet verdikten sonra cemaat buna karışmaz. Ateist imam ise zaten bol miktarda vardır.
Çekilecek çileniz var.
Öncelikle sağ kalmak esastır. Ölü askerden devlete fayda gelmez. Orduları niye beslediğimiz ise başka bir tartışmanın konusu olabilir.
Ben zaten bakanı kastetmiştim. Tabii üst subaylar da düşünülebilir, neden olmasın, iyi hatırlattınız.
Bu olayda garip olmayan ne var ki? Mesela bu birlikte bir asteğmen dışında subay astsubay yok muymuş?
Askerin artık geridekini haberdar etme imkanı kalmamış, ölse ne olacak? Kendi canını feda etmesinin karşılığı gerideki birliği kurtarmak olsa anlarım.
Mahkeme ediliyorlar, ben de suç cezasız kalsın demiyorum. Yalnız “nola kendiniz değil tabutunuz geleydi” laflarına şaşıyorum.
İmha demiştiniz ama. Bir komando taburu 20 kişi tarafından imha edilebiliyor mu? Neyse bunlar benim anladığım konular değil. Rambo filmi gibi birşey olmalı.
Bu senaryoda öncü birlik zaten öldürülmüş olur. Daha ağır bir ceza da olmasa gerek.
Bir dakika. Siz öncü birlikten değil gerideki asıl birliğin tümüyle imhasından söz ettiğiniz için ben bu işin daha vahim olduğunu söyledim. Ne olacaktı, rahmetli tabur komutanının ardından “beceriksiz herif” denip geçilecek mi yani.
Yöneticiler benim bildiğim sorumluluğu devredemezler. Siz patron olsanız genel müdürünüz beceriksiz bir mühendisten yahutbekçiden şikayetlenip suçu ona atsa ne yapacaktınız?
İşin sonucuna bakarım. Bu tür bir bekçiyi işte tutan, ihtimalleri göz önüne almayan genel müdürü başka yere bekçi dahi olarak almamak gerekir. Sakın siz işleri böyle yürütüyor olmayasınız, aman
Hayal gücünüz epey genişmiş. Adamların amacı Türk ordusunu küplere bindirip Bağdat’a kadar yürütmek olsa belki ama maksat farklı görünüyor, bkz. Üstat Mahir Kaynak
En azından farklı da olsa ortak garabet görmemiz de bir kazanç sayılır.
Fethi bey,
Herkesin Osman Pamukoğlu olduğu gibi bir düşünce bana çok akıllıca görünmüyor.
O da konusmus bu konuda. Gittim buldum. Bayagi besliyorlar neti bizim gencler galiba. Neyse, link su:
Muzmin bey
Askerlikte nelere sicak bakilmaigini iyi biliyormussunuz gibi anlasiliyor. Insanliktada yok yere insan olmesine sicak bakilmaz. Hele annelikte evlatlarinin hic icin solmasina hic iyi bakilmaz!
Askeri gorevi gerektiginde olmektir diyorsunuz, birden pro askerlerimizden bahsediorsunuz sandim. Hani kendi secimiyle asker olmus gorevinin tanimi da inceliklerini de iyi bilenlerden. Ne ilginctir ki bu dagbasindaki sinir karakolunda bunlardan bir tane bile yok!
Bu 8 liseyi veya uni. yeni bitirmis genc istedigi icin, gorev bilincinde vatan askinda oldugu icin degil MECBURIYETTEN uzerlerine yuk, ayaklarina bag olan kutsal!!! vatan gorevini yapmaya gittiler.
Kendilerine sorulmadi sizi sinir karakoluna veriyoruz ama olmeye de razi misiniz gerektiginde diye!
2 -3 ay silah tutmayi ve oncu birligin gorevini ogrettikten sonra en tehlikeli bolgelerde terorisletin onune yem diye atilirsa bu cocuklar, birden kendilerini 200-300 teroristin icinde yalniz bulurlarsa elbette, oncelikli gorevlerinin ne olduguyla canlarinin ne kadar tatli oldugunu karistiriverirler birden!
Anlayamadim, cocuklar haber veremeden olmemekle / teslim olmakla suclular fakat 4 saat boyunca surmus olan catismayi duyAmayan icerdekiler pek suclu degil, cunku ‘haber karartmasi oldugu soyleniyor’. Sizin niyetiniz uzum yemek mi bagciyi dovmek mi?
Once colugu cocugu vatan savunmasina hazirlik diye bir hikayeyle beyin yikamak askerden korkutmak ve sindirmek eleginden gecirmek icin topayin, hizmetci nyetine kullanin, en tehlikeli yerlere doldurun, dag basarina guvenliklerini temin etmeden, baslarina GOREV BILINCININ farkinda olanlardan bile vermeden gonderin, sinirdan gecen 200 – 300 teroristi farketmekten aciz olun, 4 saat boyunca birbaslarina 300 terorisle savassinlar, hic bir yardim gondermeyin, sonra da cak cak cak konusun, ne guzel.
Bu cocuklarin asker olmamak gibi bir sanslari var mi? Dag basina gitmemeyi secmek gibi bir sanslari var mi da zorla uzerlerine birakilmis gorevi gorev bilinciyle savunmalarini istiyorsunuz?
Hani asil gorevleri bu isler olanlar nerde?
Yarali kurtulan delikanlinin anlattigina gore zaten 2 gun oncesinden biliniyormus civarda kalabalik terorist gruplarinin bulundugu, telsiz konusmalari duyuluyormus, bizim gorev bilincli adamlarimiz bunlari piknik yapmaya gelmis mi sanmis da, askerinin guvenligi icin gerekli onlemleri almamis?!?
30 senelik teroru bitiremeyip, 2 aydir silah tutmayi ogrenmis coluk cocukla terorle mucade edip, sinirlarini korumayi beceremeyip, askerlerinin can guvenligini saglayamayip, 4 saatlik catisma boyunca yardim gonderemeyip, bu kadar beceriksizligin sorumlulugunu ‘o’l emrine uymamamis 8 delikanlinin uzerine atip tutuklamak ne kadar kolay degil mi?
Nerdeydi gorev binincleri bir de utanmadan olmeyip teslim oldular. Hadi hep beraber vurun kahpeye.
Cok bilincli cok rutbeli askerlerimiz madem islerini adam gibi yapamiyorlar zibidiligi biraksin, daha ilgili olduklari siyasete atilsinlar. Yerlerine de isini bilen gorevinin bincinde adam gibi adamlar gecsin!
Cocuklarimiz da olmekten kurtulsun artik.
Kurtulan delikanlinin soyledigine gore 50 kislermis. birazi sehit oldu, birazi teslim oldu, peki gerisine noldu?
Kacmis mi bu 50 kisi?
Kactilarsa, gorev bilincinde olmayip haber vermemekten, arkadaslarini olume terketmekten ve emre itaatsizlikten tutuklanacaklar mi?
Cocukalrdan birinin ailesi devletimiz bilir demis http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=279655
Dun gordugumden beri aklimdan cikmiyor vicdanim kaldirmiyor. Boyle garibanlarin cocuklarini koruyamadiginiz gibi bir de igendirici bir yuzsuzlukle emre itaatsizlikten izinsiz baska ulkelerin topraklarina gecmekten suclayin. Sevinemiyorum, oluleri gelseydi deyin. Hepinize yaziklar olsun. Boyle bir ulkenin evladi olmaktan utaniyorum!
Allaha ne kadar sukretsem az ki, gecmiste bir zaman kendime verdigim sozu nansib etti de benim oglum bu zibidilerin eline dusmeyecek.
Bülent Bey
Demirel gibi bir sürü laf yuvarlamış, ne dediği belli değil. Asker takkesini önüne koyup düşünsün artık. Şu olay tamamen silahlı kuvvetlerin hatası. Tutacak yeri yok. İşi 8 garibanın üzerine yıkmaya kalkarak devlet erkanı pisliği temizleyemez. Ne ala memleket.
Fethi bey,
Demirel gibi bir sürü laf yuvarlamış, ne dediği belli değil.
Kisa zamanda soylenecek seyleri uzun zamanda soylemis, ama ne dedigi belli gibi geldi bana.
Asker takkesini önüne koyup düşünsün artık. Şu olay tamamen silahlı kuvvetlerin hatası.
O sekiz kisi icin dedikleri haric, kaba hatlariyla ayni seyi diyor olabilirsiniz. Hem sansur icin konusurken, hem kiyamet kadar para veriyor bu millet derken o sekiz askeri kastediyor gibi gelmedi bana. Ben bilemem kimin hatasi olanlar diye, tam ne oldu diye bilgim olsa da cikartamam. Yine orada bulunmus askerler bize birsey diyecekler de anlayacagiz en iyi ihtimalle. Boyle seylerin olmasi makul mudur onu da bilemem. Yakin zamanda gorunen o ki, boyle ‘kacirilma’ isleri, Israil’in de Ingiltere’nin de belki baska memleketlerin ordularinin basina da geliyor. O filmde bahsedilen cuval isi de oyle mesela.
Bülent Bey,
Öyle de çok sıkıcı, keçiboynuzu çiğnemek gibi. O da bir şey diyecek de bizim gibi ıkınıyor sanki. Memleket böyle ne yapalım.
Doğru, geçenlerde İran İngiliz askerlerini kaçırmış, epey şov yaparak salıvermişti. İngiliz bakanlar bizim gibi kahraman bir halk olmadığından “keşke tabutta gelseydiler” gibi vecizeler üretmişler miydi bilmiyorum.
Fethi bey,
İngiliz bakanlar bizim gibi kahraman bir halk olmadığından “keşke tabutta gelseydiler” gibi vecizeler üretmişler miydi bilmiyorum.
Bakanlar ne yapti bilmiyorum ama bu ne kepazelik, biz nasil bir milletiz ki askerimizden bu davranisi kabul ettik mealinde yazilar gordum ben galiba. Bulursam gecerim.
Bülent Bey,
Siz bilirsiniz. Zahmete değer görüyorsanız olur elbette. Dünyada tuhaflık sadece bize has bir özellik değil. Kaldı ki İngilizlerin böyle şeylere önem vereceğini de tahmin ederim. Falkland adası için adamlar gidip Arjantin ile savaş yapmışlardı galiba, geçmiş zaman tam hatırlamıyorum.
Okudugum bu degildi ama soyle birsey buldum. Bu Ingiliz esirler bir de para kazanmislar bu islerden, bu yazar ona da kizmis. Bir alinti yapayim:
The two sailors, about as much use in a combat situation as chocolate teapots, have got their dosh. They have cheerfully detailed their craven wimpiness. And the Iranians have released more video footage for the world to laugh at. What a fiasco.
http://blogs.telegraph.co.uk/foreign/tobyharnden/april07/disgracefiasco.htm
(Ne bileyim, “iran prisoners disgrace british” diye google yaptim bu cikti. Bize olmadigi icin bana komik glen laflar da var orda ‘kocaman bir Iranli bana kotu kotu bakti’ filan gibi.)
ne demiş Fatih babası 2.Murad’a
”
eğer padişah sensen ordunun başına geç , yok eğer padişah bensem emrediyorum ordunun başına geç
”
hükümet artık devekuşu politikasından vazgeçmeli , orduna sahip çık , hesap sor ,denetle…..
baskın rezalet, kaçırılmaları rezalet,geri verilmeleri rezalet,hükümetin tavrı rezalet,genelkurmayın tavrı rezalet ……. rezalet üzerine rezalet…….
kurda sormuşlar ensen niye kalın diye………………………..
Baska komiklikler de buldum. Bana komik geliyor en azindan. Bu Amerikali yazar da kopegin poposuna sokmus o Ingilizleri, kendi tarafina da firsat bu firsat pay cikartmis:
http://www.msnbc.msn.com/id/17972136/
Diyor ki:
“Many of us know brave American troops, prisoners of former wars, who endured years of captive isolation without disclosing any information, even under torture.”
Simdi ben de aynisini yapayim, ve Turk hayrani bir Amerikali’dan Turk, Amerikan ve Ingiliz esirlerinin davranisi hakkinda alinti yapayim:
“The Turkish POWs were one of the most amazing stories of the Korean War. As some of you already know, US and British POWs, the two biggest contingents, didn’t do very well. Almost 40% of our POWs died, mostly of sheer neglect and depression. Morale broke down in the enlisted POW camps; there were no escapes, and dozens of captured GIs turned traitor.
The Turkish POWs had a totally different record. None of them died of natural causes — their comrades wouldn’t let them. Turks shared their rations, watched over their sick, and kept their pride.
Eventually the Chinese psy-war officers stopped bothering to try to subvert the Turks.”
(Link vermiyorum, spam olacak bu, google bulur bunu.)
Fethi bey,
Etmek mecburiyetleri vardi. Etmemisler ve hayatta kalmislar. Bu suctur.
Tesaduf, gelenlerin boyle bir amacinin olmayisidir. Aksi takdirde, 200 kisi ile o taburu rahatca imha edebilirlerdi. Niyetleri bu degilmis –bence.
Ama, tesaduf (sans) eseri bu olmadi diye sukredip gecmek olmaz.
Buna izin verirsek, bundan boyle her oncu birlik laylaylom ekibi olur. O zaman gorursunuz topyekun imha olmus taburlari, alaylari, tumenleri..
Gormek istedigimiz bu mudur?
Bu tur seyleri mazeret ittihaz edip, oncu birligin yaptigini normal saymak mumkun ise, bundan boyle alinan her rusvet, eksik yapilan her is, vatan hainligini hos gormek icin kullanilabilir.
Giydigi cuppe ile bir omurdur salya sumuk aglayanlar olduguna gore, ya bu da (zor da olsa hayli iyi para kazandiran) bir kariyerdir, ya da o kadar zor olmasa gerek..
Polonyalilar da vaktiyle benzer bir sey diyorlardi sanki: “Lanet olasi Naziler geri gelse de su otobanlari bir elden gecirse”..
Simdi de yeri degil mi?
Sayilar itibariyle milliyetcilik ile degil de Fasizm ile ya da Nazizm ile cekistigini de kabul ederseniz sorun yok bence
Tabii ki duruma gore degisebilir: Benim teroristim otekinin ozgurluk savascisi oldugu sekilde..
Ama, asil noktayi atlamak dogru degil: Nerede, hangi tarafta, durdugunuza bagli olarak, gaflet & dalalet aslinda barizdir.
Gaflet & dalalet o cocuklarin yaptiklaridir demedim –eldeki durumu bu denli ‘liberal’ degerlendirmek ise baska.
So?..
Cikacak/cikabilir diye tamamen vaz mi gecelim?
OK. Klasik usulde atama olmaz tabii. Seyhin cebine belli bir miktari tokalarsiniz ve o sizin istediginizi tayin eder. 1940′lardan itibaren bunun boyle oldugu hayli ornek vardir.
Benim sorum ise su idi: Vardir demek baska; ahlaken kabul edip etmediginiz benim icin onemli.
Lee Iococca’ya bir muhaber, “Bu kadar stres altinda ulser olmuyor musunuz?” diye sormus. Onun cevabi ilginctir: “Ben ulser olmam, ederim!”..
Kissadan hisse: Belki o sozkonusu cile benim cekecegim degildir
Sag kalmak? Evet. Ama, Sag kalmak icin cok sayida baskalarini tehlikeye atarak degil.
Hepsi ayni mahiyette ise, tercihi aritmetik belirler. On tane erin sag kalmasi icin bin tane eri tehlikeye atmak rasyonel olmaz.
OK.
Nasil yani? Siz unutmus muydunuz?
Ben de olsam, kimin feda edilebilir olduguna bakar ona gore gorevlendirirdim.
Bu tur seyleri anlamak nicin o kadar zor oluyor; ben de onu anlamiyorum.
Madem iletisim kopmus, oncu birligin bir kismi saldirgani durdurmaga calisirken, birkac kisi de arkadaki taburu haberdar etmek icin geriye dogru hizla cekilmeliydi. Yani, kacip haber vermeli idi. Bu yapilmis mi? Yok. Tesebbus dahi edilmis mi? Pek oyle gorunmuyor.
Sasirdiginiz laflar indi soylenmis laflar.. Ama, cok da yanlis degil bence.
Kimyasal silah kullanildiginda bilhassa, kolayca imha edebilirlerdi.
Her olum bir ceza degil, malum; aksi halde ‘sehadet’ lakirdisi edilmezdi…
Oncelikle uzun bir aradan sonra tekrar burada olmak guzel onu belirteyim…
Kisa sureli islemeyi surduren hafizamizin bizi bu konuda yanilttigini dusunuyorum… Askerlerin olmesini isteyenleri de olmeden geldiklerine sevinenleri de yanilttigini…
Once PKK saldirilarinin artmaya basladigi bir zamanda bolgede hareketlilik artti. Bir suru boluk oraya kaydirildi. Sehit haberleri gelmeye devam etti. Tam bu sirada yani askerimizin en uyanik olmasi gereken anda sayilarinin 200 kadar oldugu soylenen teroristler sinirimizi elleri kollarini sallaya sallaya gecip Muzmin beyin yukarda belirttigi “oncu birligimizi” pusuya dusurduler…. 12 sehit 30 yarali ve ne oldugunu bilemedigimiz 8 asker haberi ile sarsildik. olayin yasandigi gun PKK televizyon ve haber kuruluslari aninda 8 askeri kacirip ulkeden cikartmaya calistiklarini duyururken bizimkiler “irtibat kesildi ” dediler bir gun sonra… PKK askerlerin goruntulerini yayinlayincaya kadar da kacirildigini kabul etmediler. Bu arada yollar nasil tutulmadi, operasyonlar nasil yapilmadi, askerler boluklerini sattilar mi, elin kici kirik teroristi sinyal engelleyici aletlerle saldirirken bizim askerin bir uydu telefonu dahi olsun yok muydu? gibi sorulari geciyorum burada…
Sonra daha kotusu oldu… ROJ tv askerlerimizin goruntulerine ek olarak roportaj yayinlamaya basladi… iiste o roportajlar kabul edilebilir seyler degildi bence.. ben kendi adima o roportajlari kabul edemiyorum… eger bolgede devletimizin yillardir surdurdugu politikalari dogru bulmuyorlarsa – kaldi ki ben de bulmuyorum, dogru bulan birisine de bugune kadar rastlamadim ama politikalar devam ediyor ne hikmetse- bunu aciklamak icin secilen yer terorist bir grubun televizyonu olmamaliydi…. baslarina silah da dayasalar ailelerini de tehdit etseler dusman silahi altinda konusma yapmamaliydilar…
silahlarin tutukluk yapmasi, sarjorlerin bitmesi, gece gorus gozluklerinin biten pilleri , saatlerce suren catismanin, oncu bilikten 4 saat haber alamayinca harekete gecmeyen komutanlarin ise bence dun de olmadigi gibi bugun de tartisilmasinin bir manasi olmayacak… para toplayip askere gozluk alalim desek onurlarina dokunacak gozlugumuz var diyecekler… sinyal onleyici alalim desek yok o da var diyecekler…. amerikan askeri kafasina cuval gecirince terfi eden komutanlar ve askerlerine birsey olmaz iken, pkk tarafindan yakalanip olmeyen askerler hain ilan edilecekler… ohhh tabiiii birini ayiralim… internet sitelerinde cokca adi gecen adasim denizlili Fatih Atakul hain degilmis… Kurt degil ondan herhalde… Turk olup Kurde esir olmak serbest, Kurtsen Kurde esir olursan hainsin….
Bu nokta bizi icten yikan nokta iste…. bu nokta 5 Kurt cocugunun “zaten DTP genclik kollari uyesiymisller” diyerek hor gorulup hain ilan edilmelerinin onunu acan nokta…. bu nokta kardesi kardese yan gozle bakmaya iten nokta…
bu noktadan sonra bolugundeki her Kurt cocuguna acaba bizi satar mi diye yan gozle bakacak diger askerler… olaylar bu asamaya geldikten sonra basina sansur uygulasalar ne olur, uygulamasalar ne olur? Once insanlarin icine fitne tohumunu ekip sonra tam mesele nedir biraz daha kurcalayip fitneden kurtulacakken sansurur yiyorsunuz… ya bu tur yasaklari ilk gun koyun yada hic koymayin!!! bu kadar da cabuk oyuna gelinmez ki kardesim!!!
Ben artik ne diyecegimi bilemiyorum… Yuzlerce yillik devlet tecrubesine sahip koskoca bir ulkenin askerinin, politikacisinin, medyasinin yaptiklarini gorunce egitilmemis 8 gencecik cocugun yaptiklari seyler yanlis da olsa “keske olselerdi” lafini haketmediklerine inaniyorum…. Osman pasanin “ben de o daglarda 3500 askerle 5 gun mahsur kaldim” gibi komik bir ornekle o askerlerle arasinda empati kurmaya calismasi da beni son derece etkiledi!!! Vay be…demek 3500 askerinle sen teslim olmadigina gore 8 asker de teslim olmamaliydi oyle mi?
Yine aklima geldi… bu Fatih Altayli muneccimlik olayina girismisti… surada :
http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=829
sonra da iddiasinin arkasinda durmaya devam etti… 1 hafta barzaninin elinde kaldilar falan dedi… 1 hafta uzun bir sure degil mi???
neyse… hemen yuzumu eksitmeyeyim ….gidip su besiktas yazisina bir kac birsey yazayim!!!
Betul hanim,
Tuh. Yakalandik.
Way canina.. neden benim aklima boylesine guzel, kulaga hos gelen beylik cumleler gelmez.
Ama, olsun; ogrenmenin yasi yoktur.
Cok tesekkur ederim. Bu dersi hic unutmayacagim.
Neymis? “Insanliktada yok yere insan olmesine sicak bakilmaz.”mis…
Bravo!..
Bundan yola cikarsak, ordular gul derme amaciyla bir araya toplanan insan gruplari sayilmak zorunda olur herhalde. Ve, ‘yok yere’nin tarifini de –her defasinda– ilgili kisinin annesine sormaliyiz..
Aklimda bulunsun.
‘Hic’in ne oldugunu anlamayan annneleri ordularin basina getirmeliyiz ki, solmaz gullerimiz olsun mu demek istiyorsunuz?..
Yanlis sanmissiniz. Pro’lar, parasi kadar can verirler. Olmege degecek kadar para verirseniz tabii ki.
Peki de, olmege degecek para sizce ne kadar paradir?
“Baskalarinin evlatlari olurse sorun yok” mu demek istiyorsunuz?
Onun icin midir bu ‘pro’ askerlik hayalleri..
Pro askerlerin ne gibi belalara yol acabilecegini bilmiyor olabilirsiniz –oyle ya, siz ‘duygu yuklu’ anneligi temsil eder gibi duruyorsunuz– ama, o bela geldiginde (ki, gelir), annelerin karinlarindan/rahimlerinden sungu marifetiyle alinir olur o cok sevdigi yavrulari..
Vurulan subay olmadigi icin midir bunca gurultu?
Eger oysa, bunca gurultu de ilginc degil midir?
Cok sevdim bu paragrafi..
Yepyeni bir dindarlik temsili var burada.. Aslinda cok yeni degil de, reenkarne bir dindarlik: ‘Gelme dusman su serperiz’ dindarligi..
‘Mecburyetten’mis.. eeee.. sizin kurtulusmus gibi onerdiginiz ‘pro askerler’ gun gelip, “biz bu para icin savasmayiz” derlerse, savunmanizi kimlere ihale edeceginizi umuyorsunuz?
Kimse ihaleye talip olmazsa, dusmana boyun mu egeceksiniz?
Egmeyecek ve evlatlarinizi o zaman cephelere gonderdiginizde, cok daha egitimli olacak evlatlariniz?
O gun geldiginde dusunuruz diyenlerden misiniz?
Basiretli baktiginiza emin misiniz?
Asker olmanin ne anlama geldigini siz bu yasinizda bilmiyorsaniz, ogrenmek de akliniza gelmemis ise, tabii ki ne derseniz haklisinizdir.. Cehaletin verdigi haklilik gibisi de yoktur.
Size bir haberim var: Bu yeni birsey degil. Son otuz senedir bu boyle.
Ondan 80-90 sene once de oyleydi.
Bu topraklar boyle, yani.
Bu topraklarin boyle oldugunu bilmek gerekiyor.
Bu topraklarin boyle oldugunu bildikten sonra, tabii ki tedbir alabilirsiniz. Bunlardan birisi de, ne bileyim, kapagi Wash. DC’ye atmak mi olur, Kanada’ya mi, Avusturalya’ya mi.. ama, buralarda siviller savas ciktiginda olmek zorunda kalacaklarini bilirler.
Ordular da o yuzden sirf profosyonellerden olusmaz. Cunku, savas ciktiginda sayilari yetmez ve dahasi guvenilir degildirler.
Kimi konusuyor oldugumuza dikkat etmek lazim. Bu baslik altinda o ‘teslim olan/alinan’ cocuklari konusuyoruz.
Askere alinmislara gorev bilinci filan siringa ile zerkedilmez. Zeka yasi belli seviyelerden asagi olanlarin askere alinmadiklarini da biliyoruz.
Askerligin neyi gerektirdiginin geri kalanini anlamak da o kadar zor degil (sizi saymayabilirim tabii ki).
Cak cak konusmak da, askerlik ile OSS sinavini birbirine karistirmak olsa gerek –askerlik dersaneleri de olsa ne guzel olurdu degil mi?..
Yok.
Cunku, mecburuz. Buralarda baska turlusu olamiyor cunku.
Yok.
Evet.
Bunu konusabiliriz.
Evet, orduda cok sayida luzumsuz rutbeli var. Ankara’da mesela, sozum meclisten disari, bir seylerinizi salladiginizda, albaya deger. Cok sayida ust subay var.
Kabul.
Fakat, bu ust subay sayisinin coklugu sadece mali bir meseledir; cunku, bu albaylari cephede zaten kullanamazsiniz. O yasta insanin aktif gorevde olmasi mumkun degil.
Ha.. bu kadar yarbayimiz/albayimiz olmasa, onlara verecegimiz maaslar (diger masraflar, burolar, araclar vb gibi) yerine daha etkin savunma icin gerekli yatirimlari yapamaz miyiz diye soruyorsaniz, ona verecegim cevap tabii ki ‘EVET‘tir (buyuk ve kalin harflerle).
Ama, ehem ile muhimi karistirmamak lazim bence. O ust rutbelileri isten el cektirmek demek aniden cocuklarimizin olmesine engel olmak anlamina gelmiyor.
O ust rutbelileri isten el cektirip, onlara verecegimiz para ile de pro ordular kurmak da cozum degil. Cozum gibi gorunse de palyatiftir. Hem ilerde basimiza bela olurlar, hem de savasin insani boyutunu gizlemek anlamina gelir.
‘Savasin insani boyutu’.. ne kadar sacma bir laf degil mi?
Degil.
Sivillerin evlatlarinin olmedigi, sivillerin aci yasamadigi savaslar cok acimasiz olurlar. Karsi tarafi kiyim kiyan pro’larin ne yapacagini saniyorsunuz?
Karsi taraf da pro olmaga yonelir bunun uzerine.
Sonuc ne olur sizce?
Savas, boyle bir savas, siz saniyor musunuz ki sadece pro’lar arasinda cereyan edecektir?
Hayir. Siviller, o zaman, cok daha acimasizca katledileceklerdir.
Bu cizgiyi gormeksizin, sirf benim evladim azicik daha rahat tasasin diyerek (mamissimoculuk da budur), ahfadinizi nelerle karsi karsiya getirmege yoneldiginizi bilmiyorsaniz, bu basiretsizliktie, cahilliktir; dahasi, cok da acimasizliktir. Kisacasi, insancil degildir. Bence.
Askerin guvenligini almak demek, ayni zamanda, oncu birlikler cikarmaktir. Oncu birlikteki er dahi soylentilerden haberdar ise, onlarin da daha dikkatli olmalari, pusuya dusmemeleri gerekiyordu.
Kim bitirecek bu teroru?
TSK mi?
Mamissimoculuk cok daha kolay aslinda.
Yani, ustunuze alinmayin, ama iddia edebilirim ki, kalemi elime alip, sizlerden cok daha siirlsel agitlar yazabilirim.
Yazabilirim, ama, neye faydasi var?
Ver kurtul ile olacak ise, ‘aman evlatlarimiz kurtulsun’ anlamina gelecek her turlu siirsel bosbogazligi ben de yapmaga hazirim demek istiyorum.
Ama, ver kurtul ile olacak gibi degil bence.
Direksiyon basinda, cok sevdigi yavuklusu ile gecirdigi saatleri hayal ettigi icin dalmis gitmis bir soforun, karsidan gelen araci gormemesi, carpip yolculari olum tehlikesine atmasini ‘ask herseye ustundur’ filan gibi gakguklarla hakli bulmayacaksak, gorev beklentimiz olacaksa, askerler de buna dahildir.
Bildiginiz birileri varsa, lutfen, ister buraya isterse de ilgili makamlara yazin da, bu sihirli cozumden hepimiz faydalanalim.
Kabul eyle ya Rab!
Evet, Azrail’in –sonsuza dek– isten el cektirilmesi zamanidir [Betul hanim oyle istiyor cunku]
———-
Boyle annelerimiz oldugu icin gurur duyabilecegimi iddia edemeyecegim icin, bu utancinizi yasamaniz benim acimdan empati yapmak gerektirmeyeceklerdendir.
Fakat, tekke ve zaviyelerin neden kapatildigini tam olarak bilmiyorsunuzdur korkarim siz…
Islami savunmak adina Halife-i Ruy-i Zemin tarafindan fetva/ferman cikarilmis ve seferberlik ilan edilerek silah altina cagrilmis olmasina ragmen, medrese/tekke/zaviye kosesinde (‘din adamlari’(!)nin kavuk ve cuppesinin ardina) gizlenen binlerce genci de eminim hakli bulursunuz..
Yarabbim. Cok sukur ki, okumus anneler var artik. Okumus fakat anlamamis ve somduygusal olmalari onlarin kabahati degil tabii ki.. O Senin hikmetin… Onlari affet.
Gavurun ekmegini yiyen kilicini kusanir…
fethi beycim sana bazi cok kiziyorum. niyemi? sundan: iki paragrafta bazi lafi cuk diye oturtuyorsun, en inatci adaminbile itirazz edemyecegi sekilde diycegini diyorsun ama sonra elli tane laf salatasina daliyorsun manzara bulaniyor.
iyiye orneki hemen veriyorum: mesela cok guzel birhikaye anlatiyorsun kursat buminden. adam demiski “kardes yahu sen kac sefer oldun bugune kadar hele bir sunu deyiver!” ne kadar muthis bir soz, yani cok acik ve net. ama birde kotuye ornek var: simdi dingilin biri diyorki bu askerler olmediler suc islediler, yok oncukuvvet yok bilmemne vikvikvikvikvik. bir agiz var tanker kadar konusacak yer ariyor sende bunu ciddiye alip laf yetistiriyorsun!
yahu bu adama sormak lazim senin evladin varmi? sen hic evladini catismaya gonderdinmi? senin evladin hic oldumu? ne guzel demis akif: merhametin yokdiyelim nefsine merhamet etmezmisin evladina? ama anlar mi? nerdeee…nato mermer nato kafa. ille kan gorecek cani ruhlu insan. betul kizim neguzel giydirmis ama:
“Once colugu cocugu vatan savunmasina hazirlik diye bir hikayeyle beyin yikamak askerden korkutmak ve sindirmek eleginden gecirmek icin topayin, hizmetci nyetine kullanin, en tehlikeli yerlere doldurun, dag basarina guvenliklerini temin etmeden, baslarina GOREV BILINCININ farkinda olanlardan bile vermeden gonderin, sinirdan gecen 200 – 300 teroristi farketmekten aciz olun, 4 saat boyunca birbaslarina 300 terorisle savassinlar, hic bir yardim gondermeyin, sonra da cak cak cak konusun, ne guzel.
Bu cocuklarin asker olmamak gibi bir sanslari var mi? Dag basina gitmemeyi secmek gibi bir sanslari var mi da zorla uzerlerine birakilmis gorevi gorev bilinciyle savunmalarini istiyorsunuz?”
iste budur! daha ne? ama laftan anlarmi dingil? diyorki is tarifleri oyleymis olmeleri gerekirmis OLMEMELERI SUCMUS!!! yahu cocugami sordular zorla askere alip takoz techizatla kurtlarin onune kuzu gibi atarken? benim oglani oyle oldurtselerde sonrada bunun gibi bir tahta kalpli birini gonderip deselerki efendim is tarifi boyledir olmese suc islerdi falan diye, o is tarifinin tam ortasina tukurur o herifide oracikta bogar olusunu bile parcaparca ederim.
o ukela herife soyle cok istiyorsa kendi gitsin atsin kendini anarsitlerin onune olsun gebersin bizde kurtuluruz bu vesileyle. ne bu be kocakari gibi hercumleye laf yetismeler.., olum kusmalar.?? insaninda bir sabri var yahu!!
Fatih bey,
Hos geldiniz. Merak etmege baslamistim.
Buradaki bu iki cumle, aslinda cok daha buyuk resmin parcasi. Onu kanusmak lazim belki. Fakat, konusulabilir olduguna emin degilim.
Artik askerligi de liberalizmin kalelerinden ogrenecegiz ya, buyrun size bir tarif:
Askerligini cay yapmak, ya da yumurta tasimakla gecirenler bilemeyebilir belki; ama, ‘oncu birlik’ hayati onemdedir; zorla ya da emirle degil, gonullulerden olusturulur –hatta, gonulluler arasindan secilir.
Bu kadarini dahil bilmeyenlerin, zeka yasi ayakkabilarima dahi denk olmayanlarin, ‘zorla gonderildiler’ filan turunden somduygusal fakat bosbogazliktan oteye gecemeyen nefes tuketislerini ister istemez okuyorum ama ciddiye almak zul geliyor.
Müzmin Bey,
Daha fazla uzatmayı gereksiz görüyorum, meramlar anlaşılmış olsa gerek. Yalnız bir iki noktaya işaret edeyim, kaynamasın:
Maradona ile ilgili olarak:
Siz Maradona yahut bir spor adamının başka ülkede Spor bakanı olması olması ile Vatikan’ın başına bizim Diyanet İşleri Başkanının geçmesini kıyaslamayı mantıklı buluyorsanız ben dünden ahlaki bulurum. Hatta, buna bile gerek yok, hiç mahzuru olduğunu düşünmüyorum. Milli Takımı Piontek’e emanet ediyoruz da Spor Bakanlığını niye emanet etmeyelim? En azından Fatih Terim’in spor bakanı olmasından iyidir. Ahlaken de bir problem görmüyorum. Devletin camiye papaz atamasında mahzur bulmam ama epey gülerim.
Kişiye yetki devredip bununla “orantılı olarak” hesap vermesi için sorumluluk vermek ayrı, sorumluluğu tümüyle devretmek ayrıdır. Yani müdür bekçiye yetki verebilir ama üstlerine mazeret beyan ederken sorumluluğu bekçinin üstüne atamaz. Belki farklı terminolojilerle konuşuyoruz, bilemiyorum. Bu örnekte siz öncü kuvvetlerin üstlerine pek toz kondurmuyor, hesap vermelerine gerek yok, cumhurbaşkanına kadar çıkar der gibisiniz de ondan bu kıyaslamayı yaptım.
Kaldı ki Cumhurbaşkanı, başbakan vs. seçilmiş adamlardır, bunlar hesabı seçim zamanı vatandaşa verir, askerler ise maaşlı memur olarak hesabı başbakana verecektir. Patron, müdür, bekçi yani.
Şaşırmadım. Genelde zaten müdürler değil bekçiler işten atılır. Malum organizasyon hikayesi. Burada örneğin çıkış noktası “uyurken yakalanan” bekçi değil, uyuduğu için fabrikanın deposu yanan bekçidir.
Ben yine de size bir işletme hocasına akıl danışmayı tavsiye ederim. Mesela Atatürk Şirket Yönetseydi kitabını yazan arkadaşla temas edebilirsiniz.
Selamlar.
Ikisinin benzerliklerinin oldugunu soyluyorum. Kiyas dediginiz de orasidir yalniza. Yani, orta ya da uzun vadeli perspektifte ne aidiyeti ne de cikarlari paralel olan birisinin benim gelecegimde karar verici bir makamda olmasini ben kabul edilebilir bulmuyorum. Hem ahlaken hem de meselenin mantigi acisindan, kabul edilebilir bulmuyorum.
Futbol ile zerre kadar alakam yoktur. Dolayisi ile, Milli Takimin basina kim gelmis beni ilgilendirmiyor. Spor Bakanligi oyle degil. O bakanlik, gorevini dogru yapacak olursa, simdiki ve gelecek nesillerin saglikliligina onemli etkisi olabilecek bir bakanliktir [spor deyince sadece futbol filan gibi seyir sporlarini anlamiyorum ben]. Basina gececek birisi bizden birisi olmalidir –bizden, yani bizi dusunen, aidiyeti ve sadakati bize ait olan.
Bu bakimdan, konuya ahlaki ve mantiksal anlamda, iki ayri uctan yaklastigimizi anliyorum. Meram anlasilmistir diyebilirsiniz gene.
Dogrudur. Bir bekciyi yarim saatte yetistirsiniz; iyi bir genel mudurun yetistirilmesi ise uzun yillar alir. Sudan sebeplerle genel muduru isten atan patron, sonunda bekcilik yaparak bitirir omrunu.
Evet. Ama, hikaye degil.
Ne farkeder. Uyurken yakalamissaniz, fabrikanin deposu yanmamis ise sadece sukur mu edeceksiniz. Bir dahaki sefere, deponun yanmasina kadar bekleyecek misiniz bu uyuyayn bekciyi atmak icin?
Danismadigimi mi saniyorsunuz?
O cok ucuz. Ucuz alacak kadar zengin degilim ben.
Manyakadam,
Bu konuda bu şekilde düşünen sadece Müzmin bey değil, bir sürü insan, devletin tepesinden sokaktaki vatandaşa kadar böyle düşünüyor. Ne güzel, biri çıkmış aksi görüşü kendi gerekçeleriyle açıklamaya çalışıyor, buna kızmak yerine istifade etmeye çalışmak gerekir. Evet, işin içinde ölüm meselesi var ve ben kendisinin bu görüşlerinin doğru olmadığına inanıyorum ama kızmamı gerektirmez.
Size de itidal tavsiye ederim.
fethi beycim iyi diyorsun ama o dingilde betul hanimkizimizi oyle inceden tiiye almayi ukela ukela sen ne anlarsin imalarinda bulunmayi biliyor ama. utanmazadam ne olucak. sanki kendi ne halt biliyormus? kendi erkekse once ciksin ismini cismini versin, o da olmadi bugune kadar ne is basarmis onu soylesin. oyle perde arkasindan onabuna laf sallamak kolay tabi. kesin ise yaramazin biridir.
ayrica sen kizma diyorsun ama birisi cikipta “olmezlerse suc islerler” “olmeleri lazimdi” falan gibi oturdugu yerden sallarsa ben kizarim arkadas! hemde cok kizarim!!! eger boyle soytariliklara dahacok insan kizsaydi zaten bu adamlar ve bunun gibiler gozumuzun icine bakabaka essek yerine koyamazlardi bu halki. milletin evladi gidiyor yahu hayret bisey..
Müzmin Bey,
Genel müdür, özellikle de “iyi” olanı konusu bu sitenin ilgi alanına girmediği için daha fazla uzatmayacağım. Bunlar başka yerlerde veya işletme okulu vakalarında tartışılacak şeyler. İyi bir bekçi, iyi bir sekreter, iyi bir satış elemanı kadar hödük müdürler de mevcuttur. Dediğim gibi bunlar benim ilgi alanım dışında. Yalnız danışmanlara da fazla para kaptırmamaya bakın, bunları doyurmak zordur.
Fethi bey,
Blogullahimiz oldugunuzdan hareketle, bir fetva istirham edecegim:
Birisine dingil diyenin teker oldugunu farzetmek caiz midir?
Manyakadam,
Keşke insanlara topluca bağırılıp kızıldığında işler düzelseydi. Şunu da unutmayalım, Müzmin Anonim üslubunun karşılığını alacağını biliyor, aslında bir açıdan onu da tahmmüllü bulduğumu söyleyeyim. Zaman zaman iğneli konuşuyor ama karşılığında hakarete uğruyor. Bu da bir tarz. Bazen hepimiz bunu yapabiliyoruz.
Fethi bey,
Ben danismanlari sadece onlardan birseyler ogrenmek icin degil, bir de icerdeki ‘bordro mahkumlari’ni terbiye amaciyla kullanirim. [insancil bakmagi bilmeyenlerin bazilari buna iti ite kirdirmak da diyebilir] Bu bakimdan, merak etmeyin, verdigim paranin son kurusuna kadar karsiligini aldigimi eklemek isterim.
Müzmin bey,
Herhalde. Aks körüğü yahut rot kolu da olabilir.
Fethi bey,
Aaaa.. siz onlara ‘hakaret’ mi diyorsunuz?
Alakasi yok.
Muhatabimin seviyesini belli etmesine firsat tanimak; yani, kendi yerini tespit etmesine yardimci oluyorum.
Müzmin bey,
Artık zamanla “Sektörde 40 yılım” diye bir kitapta anılarınız yazarsınız, istifade ederiz. Gerçi “Atatürk’ten Öğrendiğim Liderlik Sırları” ismini koysanız danışmanlara ödediğinizi de çıkarırdınız ama orası size kalmış.
Hayırlı işler.
Bu arada şu danışmanlığı bedelsiz yaptığıma dikkat ediyorsunuzdur. Kitabın yüzde 20 komisyonunu talep edebilirdim.
Rot kolu?
Salincak kolu demek istediniz galiba.
“”"bir sürü insan, devletin tepesinden sokaktaki vatandaşa kadar böyle düşünüyor”"”
boyleleri cogunlukta oldugu icin zaten memleket buhale geldiya fethi beycim. hos birsey demiyorum insan boyle olmus hatta boyle dogmusta olabilir. ama baskasini begenmiyorsan, akil veriyorsan , ozaman bugune kadar ne is becerdin ne basardin once onu soyliyceksin. sahte isim arkasindan ukela ukela caka satmiycaksin. (erkekse aciklasin, ama acik soyluyorum azcik zor aciklar cunku herhalinden belli ise yaramazligi.)
Müzmin Bey,
Şu gibi birşey
Bir de tekerlekle bağlı haber vereyim
http://www.otohaberci.com/otodestek_show.asp?subject=23
Bu arada yalnız da değilsiniz:
http://www.idcanadolu.k12.tr/cms/index.php?option=com_content&task=section&id=16&Itemid=178
Baska birseyi merak ettim,
Betul hanim,
Hani kendi secimiyle asker olmus gorevinin tanimi da inceliklerini de iyi bilenlerden. Ne ilginctir ki bu dagbasindaki sinir karakolunda bunlardan bir tane bile yok!
Teslim olanlar arasinda uzman cavus var bir tane galiba. Sehit oniki kisinin icinde de iki veya uc tane uzman veya astsubay olmasi lazim, subay yok galiba.
Bu profesyonel yok sehitler icinde laflari ortada cok dolasiyordu bir ara, gecen Mayis’ta biraz bakinmistim. Hurriyet gazetesinde bir liste bulmustum. Surada:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6678430.asp
Rutbeyle verilen istatistik 01/01-29/05 arasi. Dokumu soyle:
er/onbasi/cavus 17
uzman onbasi/cavus 9
astsubay 2
astegmen 2
tegmen/ustegmen 3
Yanlis saymadiysam 33 kisiden, 14′u uzman, astsubay veya Harb Okulu mezunu subay (profesyonel yani), kalani askerlik yapan insanlar. Benim o zaman bulabildigim buydu, yanlissa duzeltin lutfen. Zamaninda yazmadim cunku okudugum baglamda buna bulassam bu laflari edenlerle iyice sertlesmem gerekecekti. (Malum, bin turlu propagandayi ve yalani can-i gonulden benimsemis ve ayayma gonullusu olmus insan var memlekette, bir zaman veya simdi ‘resmi’ sayilacaklar dahil. Dediklerinde ciddi maddi yanlislik oldugunu duyunca da kolayca edepsizlige vurabiliyorlar isi.) Onun icin o zaman ugrasmamistim, saklamisim bir kenara simdi daha mutedil bir ortamda satayim dedim.
Benim merak ettigim bu hic profesyonel yok lafini siz uydurup diyecek bir insan olmadiginiza gore bunu hangi basin organlarinin yaydigi. Ordunun isleyisinden memnun olmamak, hatta ordunun yapisinin profesyonel olmamasi hususunda sikayet/arzu sahibi olmakta bir kusur yok. Saf veya degil, baris taraftari olmak, hatta pasifist olmak da tartisilabilecek seyler. Onlar oyle de, birileri bilgi olarak devamli gercekle alakasiz, tersinin teyidi mumkun olan yanlis seyler pompaliyorsa millete, ne dusunmeli bilmem. Bunlari Turk basinindan mi ogreniyorsunuz, yoksa Kanada’da boyle bilgiler veren olusumlar mi var? Ha belki (Hurryet benim kolay buldugum kaynak da) benim baktigim yanlistir, oyleyse onu da duzeltmekte fayda var.
Bülent Bey,
Profesyonel meselesinin kaynağını bilemiyorum, daha ziyade şehir efsanesi olabilir. Verdiğiniz rakamlar zaten fiili oranlara da uygun. Asker, uzman sayısı çok olduğu için bunlardan ölen de sayıca çok.
er/onbasi/cavus 17
uzman onbasi/cavus 9
astsubay 2
astegmen 2
tegmen/ustegmen 3
toplam: 33
uzmanlar uzman okulunu bitirirler . ara ara imtihanla alınanları da var sanırım . ama ne onları , ne de astsubayları subayların hiçbiri ciddiye almaz . onlar da hınçlarını askerlik yapanlardan çıkarırlar . erlerin mesela en sevmediği tipler bunlardır . uzmanlar ve astsubayların orduda adam yerine konmamasıyla ilgili olarak umur talu ‘ nun yazılarına bakmak lazım . çok ciddi bir hınçlaşma var ordu içerisinde bu konuda .
asteğmenler de 4 ay eğitimle askerlik yapan tipler sonuçta. onları da tecrübeli saymak zor .
geriye kalıyor 3 kişi . ama o üç kişi içnde teğmenler de var. halbuki teğmen görevi bitmek üzere olan asteğmendir. okul bitirenler direkmann üstteğmen oluyorlar .
bu durumda 0 ila 3 arasında muvazzaf subay şehit olmuş . eğerki rakkam sıfır ise facia. ama 3 bile olsa durum kritik demektir .
hadi onuda geçtim: kaç tane general milletvekili bakan çocuğu şehit oldu bugüne kadar ? Bunlar önemli konulardır .
saygılar ..
eskitertip mavibereli kertenkele
Kertenkele,
Sen de haklısın ne diyeyim. Bülent bey bir araştırsın bakalım muzavvafların ve paşaların durumunu
Kertenkele bey,
Iyi de, bakin, ‘profesyonel’ demek baska ‘subay’ demek baska (tegmenlerin yedeksubay oldugunu bilmiyordum ben, tesekkur ederim). Eger kasit subaylar olmuyor demek idiyse o ayri. Buna da bakilir. Ben dendigi gibi okuyup bakmistim o zaman. Kisa askerlik yapmama ragmen gerek astsubay gerek uzmanlar hakkinda dediklerinizin farkindayim, haklisiniz, baska konu onlar bence.
Diger dediginiz dogrudur herhalde, ama manali birsey degil. Bir memleketin ‘cok zengin’ veya ‘cok imtiyazli’ tabakasi zaten cok kucuk bir azinlik. Herkes gibi askerlik yapiyor olsalar da oraya yansiyacak rakamlara varmayabilir istatistikte. Profesyonel ordu oldugunda da oraya girecek insanlarin toplumun imkanli/imtiyazli tabakalarindan gelmeyecegi asikar. Bunun orneklerini diger ulkelere bakarak da gorebiliriz. Gonullu gariban ile mecburen yapan gariban diye bir karsilastirma yanlis. Gariban dendiginde zaten imkansizligin onunde gorbildigi veya bulabildigi yollar cok kisitli oldugu icin birseylere zorlanan insanlar kastediliyor herhalde. Tehlikeli islerde az paraya calisan insanlar gidip o ise basvurdular diye baslarina birsey geldiginde ‘kendi secimi’ lafina muhatap olmuyorlar/olmamalilar mesela.
Bu islerde gelistirilen (basinda gordugum ve buralarda dillendirilen) dusuncelerin bir noktadan ileri gidemedigini dusunuyorum. ‘Sinif farki’na vurgu yapiliyor, ama bir noktaya kadar ilerisi yok. Olmek/oldurmek uzerinden konusuluyor ama o da bir noktaya kadar gelip duruyor. O noktalar gecilince ‘sol’ sayilabilecek soyleme bulasilma ihtimali oldugu icin midir bu hal onu da merak ediyorum.
Hay Allah, iyice corba etmisim:
Gariban dendiginde zaten imkansizligin onunde gorbildigi veya bulabildigi yollar cok kisitli oldugu icin birseylere zorlanan insanlar kastediliyor herhalde.
degil
Gariban dendiginde zaten imkansizliktan dolayi onunde gorebildigi veya bulabildigi yollar cok kisitli oldugu icin birseylere zorlanan insanlar kastediliyor herhalde.
Olacak. Genelde nasil olsa anlasilir diye birakiyorum bunlari ama bu seferki iyice berbat olmus.
yok bu dediklerinizde beraberiz . ama hepimizin tanıdığı az çok vardır . zengin felan birinin görmedim yani ben daha doğuya gidipte ne bileyim dağlarda falan gezdiğini yaralandığını vs vs.
öbür konudada tabi ki adam zenginse zaten ne diye gitsin profesyonel asker olup ömür boyu sürünsün hayatını yaşamak varken . yani dediğiniz o kaymak tabaka daha farklı bir hayat yaşar sanırsam . ama rütbeli askerlerin torpili daha çok iş çevresinden ötürü adamını bulup askerlik yapacak kişiye iyi yer (yani ölmeyeceği, yan gelip yatacağı yer) ayarlamak şeklinde oluyor . ne bileyim emekli rütbelinin makam şöförüdür askerlik boyu kamuflaj bile giymez . ama asıl mühim konu tabi kimlerin kendi işini nasıl gördüğü değil . asıl konu: halk bunun farkında ve artık her haberde böyle şeylere rastlanabiliyor . mikrofonu tutunca adama niye hep gariban oluyor lafını duymak çok kolay. bu çok kötü birşey . vatan herkesinse herkes savunsun öyle değilmi?
saygilar ….
Konuyla dogrudan iliskisi yok ama benzer bir durum oldugu icin sormak istiyorum:
Süleymaniye’de basina cuval gecirilen askerlerimiz (emir üzerine) duracaklarina mukâbele edip karsi tarafa olanca zayiat verdirip bir ihtimal sehit de düsseler sizce bugün Türkiye’nin (Kuzey) Irak’taki etkinligi/rolü degisik olur muydu?
Olaya insanî yaklasimi anliyorum, kismen tasvip etmiyor da degilim. Lâkin ne kadar “bekâra kari bosamakca” bir yaklasim da olsa “gerektiginde sehit verebilmenin” Türkiye gibi etkin savasan ülkelerin gücünde cok önemli bir faktör olduguna inaniyorum.
Dikkat edin, savasin nedenleri, konusu, zarureti, mantiksizligi vs. hic önemli degil.
Bu bir.
Ikincisi ben “ölselerdi” yaklasiminin aslinda temel bir gayriinsanî görüsten ziyade bugüne kadar sürekli destanlarini dinledigimiz Türk ordusunun PKK ile savasta hafif bir sekilde ifâde edersek bâriz zaafini ortaya koymasinin, agir konusmak gerekirse de bu özel olayda “madara olmasinin” kitlelerde yarattigi hayal kirikligini baska bir yöne kanalize etmek olarak algiladim.
Kimse aslinda “ölsünler” demiyor. Fakat bu 8 askerin (ve daha öncesinde cuval olayinin) yarattigi bir saskinlik görüyorum ben. “Hani bizim ordumuz en kahraman orduydu, dagdaki üc bes capulcu ile lise mezunu conilere karsi bu hâle düsecek adam miydik?” yaklasimi bu. Sehit olundugu zaman bu sorular sorulmuyor, esir düsülünce simdi herkesin suratina tokat gibi bâzi sorular carpti.
Böyle “batan” sorularla milletce yüzlesmedeki eksigimiz malûm. Bu nedenle “ölselerdi de bu sorulari sormak zorunda kalmasaydik” diye hissediyor kanimca büyük bir kitle. Bilincli ya da bilincaltinda. Bu laflari söyleten hislerin bu oldugunu düsünüyorum.
Selamlar,
Cüneyt
helal olsun cuneyte! bi akilli adam cikti sonundada izah etti bu adamlarin ruh halini.
Manyakadam bey,
boyleleri cogunlukta oldugu icin zaten memleket buhale geldiya fethi beycim.
Yarin obur gun cogunluk cogunluk diye bagrisanlara da bunu dersiniz herhalde — malum, ise geldigi zaman cogunluk en iyisini bilir demek de var memlekette.
ama baskasini begenmiyorsan, akil veriyorsan , ozaman bugune kadar ne is becerdin ne basardin once onu soyliyceksin.
Bu cok soyleniyor, ama bir manasi yok. Yamuk orulmus bir duvar dusunun, bu duvar yamuktur demek icin her isini cok duzgun yapan biri olmak gerekmiyor. Diger taraftan kendisi yamuk duvar oren bir ustanin diger bir ustaye bakip ‘bu yamuk duvar oruyor, sadece isi degil kendisi de kotudur‘ demesi abes. Bunu sonuncusunu da asil siz yapmissiniz:
sahte isim arkasindan ukela ukela caka satmiycaksin.
Siz kendi isminizle mi yaziyorsunuz?
(erkekse aciklasin, ama acik soyluyorum azcik zor aciklar cunku herhalinden belli ise yaramazligi.)
Ne ayip seyler bunlar. Ben ismimle yaziyorum diye ekstra erkek mi oldum simdi? Kesinlikle yok boyle birsey, ben boyle birseyi kabul etmiyorum. Isteyen istedigi sekilde yazsin. Buraya yazmak icin ozgecmis sahibi olmak da gerekli degil.
Muzmin beye hakaret etmek istiyor iseniz hic boyle kendinizi komik duruma durumeyecek laflar da var. Onlari yazin bence. Fethi bey de siler sonra. Bu daha cok sizin hakkinizda bilgi veren bir yazi olmus.
Teğmenler yedeksubay değil ki. Yedeksubaylar teğmen olarak ordudan terhis olur, teğmen 3 yıl muvazzaf teğmenlikten sonra üsteğmen olur. Ben mi yanlış hatırlıyorum.
Fethi bey,
Teğmenler yedeksubay değil ki. Yedeksubaylar teğmen olarak ordudan terhis olur…
O zaman ben dogru saymisim. Yani sehit olan bir tegmen varsa, muvazzaftir diye dusunmustum, oyle saymistim.
arkadasini kollama bulent! bak sana kimse sormuyor ne basardin hayatta diye. neden? cunku ona buna sen anlamazsin der gibi kucumseyerekten konusmuyorsun. senin muzmin onabuna ukelalik yapacagina adam gibi konusursa onada kimse bisey demez. hem ilerde bende millete onun gibi cokbilmislik taslarsam, ona oyle demezler siz anlamazsiniz tarzi laflar edersem millete sen gavur ekmegi yiyorsun o zaman vatan hainisin demeye getirirsem o zaman banada sor. deki: senin ismin cismin nedir ne is basardinki kimseyi begenmezsin de mesela. o zaman yanit vermeyen serefsiz olsun harbi harbi soyluyorum. hem senin bu arkadasinin hicmi sucu yokki hemen bana elestiri yapiyorsun. bak betul hanimkizim yanit bile vermedi. surda agiz tadiyla konusurken oyle agir laflarla insanlari kusturmek cokmu dogru geliyor sanada o ukelaya hicbisey demiyorsun. ama benim iki cift lafim batiyor oylemi? olmadi bulent. sana boylesi yakismiyor. deliyle deli olma.
Kertenkele bey,
mikrofonu tutunca adama niye hep gariban oluyor lafını duymak çok kolay. bu çok kötü birşey. vatan herkesinse herkes savunsun öyle değilmi?
Bunu becermis millet var mi su anda? Isler boyle calismiyor, bu yanlis bir soru degil ama bunu uzun uzun dusundugumuz zaman cikacak seylerden de korkuyoruz belki (Cuneyt bey benden cok daha iyi temas etmis). Soru yanlis degil, ama su anda olan o tur sorularla ilgili degil bence. Memlekette ne pahasina olursa olsun TSK’yi yipratmak isteyen kesimler var, onlar birseyler soyluyorlar (Fethi beyin dedigi sehir efsanesini can-i gonulden yayan yazarlar vardir muhakkak), bu bloglarda gormedigimiz ama benim gercek hayatta denk geldigim — yine gariban — ama AKP karsiti bir guruh var onlar da RTE’nin ogullari filan diye lafa basliyorlar. TSK hakkinda konusmak da, basbakanin ne yapip ne yapmadigina bakmak da, eknomik/sosyal siniflarin bir millet olma yukunu nasil paylastigini konusmak da temelde yanlis seyler degil ama bunlari gayet sig/gunluk sebeplerle propaganda vesilesi yapip abarta abarta dibini cikartinca konusulmasi/dusunulmesi faydali olacak seyleri konusup dusunemez de oluyoruz. Ben bunu gercek problemlerin onune bir pespayelik perdesi indirmek gibi dusunuyorum. O perdenin onunde de bir orta oyunu oynaniyor gibime geliyor.
Manyakadam bey,
arkadasini kollama bulent!
Sizin senli benli olma tesebbusunuzu saymazsak, burada gercek hayatta tanidigim ve ahbablik ettigim sadece Fethi bey var. Muzmin beyle ilgili birsey yazmadim farkindaysaniz. Sizin yazdiginizin nicin pek olacak birsey gibi gelmedigini soyledim sadece, bu benimle veya Muzmmin beye alakali birsey degil.
bak sana kimse sormuyor ne basardin hayatta diye. neden?
Sorsa da ‘pek birsey yok’ derim, ondan da olabilir.
cunku ona buna sen anlamazsin der gibi kucumseyerekten konusmuyorsun. senin muzmin onabuna ukelalik yapacagina adam gibi konusursa onada kimse bisey demez.
Der. Netin karakteri bu.
hem ilerde bende millete onun gibi cokbilmislik taslarsam, ona oyle demezler siz anlamazsiniz tarzi laflar edersem millete sen gavur ekmegi yiyorsun o zaman vatan hainisin demeye getirirsem o zaman banada sor.
Sormadim mi? O vatan haini imasini ben oyle almadim, yalniz belki farkinda degilsiniz o ‘gavur ekmegi’ denecek seyi yemis biriyim.
deki: senin ismin cismin nedir ne is basardinki kimseyi begenmezsin de mesela. o zaman yanit vermeyen serefsiz olsun harbi harbi soyluyorum.
Ne alakasi var?
hem senin bu arkadasinin hicmi sucu yokki hemen bana elestiri yapiyorsun.
Ayni yazida kendisiyle tenakuza dusene cevap vemek kolayima gelmis de olamaz mi?
bak betul hanimkizim yanit bile vermedi.
Verir belki. Betul hanimi ben de severim, yalniz ‘zilli’ dediginiz turden biri gocup coluk cocugunu kurtardigini soyleseydi siz ne derdiniz diye bir dusunun arzu ederseniz.
surda agiz tadiyla konusurken oyle agir laflarla insanlari kusturmek cokmu dogru geliyor sanada o ukelaya hicbisey demiyorsun.
Farkinda degilsiniz ama Muzmin beyle ayni tarafa dusmedigimiz coktur.
ama benim iki cift lafim batiyor oylemi? olmadi bulent. sana boylesi yakismiyor. deliyle deli olma.
Ne dediginiz ortada. Bana nasihate kalkacaginiza, yazdiginiza baksaydiniz.
Cuneyt bey,
Zamanin saglamasi yok, malum.
Dolayisi ile, sadece ve ancak ‘gecmis farkli olsaydi bugun nasil olurdu?’ turunden falcilik yapabiliriz.
Ben, deneyecek olursam, cuval olayinda gercek anlamda bir catisma ciksaydi –ve, halka da bugunku atmosferde yansitilsaydi–, buyuk bir ihtimalle biz bugun fiilen Irak icinde olacaktik. ABD ile hasim olacaktik demiyorum (Muavenet olayinda oldugu uzere, bir sekilde uzerini kapatmak isteyecekti her iki taraf da), ABD’nin istedigi sekilde ABD’nin yanibasinda olacaktik…
Bu (ABD’nin istedigi sekilde ABD’nin yanibasinda olmak) iyi bir sey midir kotu bir sey mi konusu apayri bir tartismayi gerektiriyor. Benim kanaatim, o gun pek de ‘IYI BIR SEY’ [TM] olmazdi; ama, simdi –giderek– durum sanki lehimize doner gibi oluyor: ABD ile pazarlik yapmak sansi dogdu (bkz. yakin zamandaki gorusmeler), istediklerimize yakin seyleri elde etmek imkani su yuzune ckiyor gibi.
Daha onceleri –ismine ister ‘esir alinan’ deyin ‘ister teslim olan’ deyin– ele gecirilmis askerlerimiz olmadi degil. Bir seneden fazla bir zaman icin kimse onlari aramadi sormadi. Simdi ise, neredeyse aksamdan sabaha geri verilmelerini saglamak istedik. Bu ilginc bir gelismedir. Ilginctir, cunku, geri vermeselerdi Irak’a girecegimize dair son derece ciddi bir tehdit dile getiriyorduk…
Geri verdiler.
Bundan, Irak’a bizim istedigimiz sekilde girmemizi istemediklerini anlayabiliyorum.
Bu cumlede, bence anahtar kisim ‘bizim istedigimiz sekilde girme’ktir.
Pazarlik sonucunda, anladigim kadariyla, girmemizi cok da gerektirmeyen bir noktada uzlasmis gibiyiz. Baykal’in bu kadar keskin virajini –yaniliyor olabilirim, ama– ben oyle okuyorum.
Simdi… geri donecek ve ‘olmeyip ele gecirilmis’ 8 askerimizin durumuna bakacak olursak, su anda gorebildigim manzaraya istinaden, bu cocuklarimizin –sozkonusu pazarliktaki tehdit unsuruna hakli gerekceler olusturmak hasebiyle– son derece kiymetli hizmetleri oldugunu soylemek cok da abartmak sayilmaz bence.
Tamamen ayni fikirdeyim.
Ve, gerekclerimi siraladigim zaman da buram buram duygusallik ve empatizma tuten arkadaslarimizin tepkisini cekecegimi biliyorum; fakat yine de yazayim: Tatlisu ekonomistlerimizin sandiginin aksine, bu ulkenin en kiymetli ihracat kalemi ordusudur –ayni sey ABD icin de gecerldir. Kendi ordusunu (bilerek ya da bilmeyerek) ‘aman cocuklarimiz sehit olmasin, yaralanmasin’ diyerek pasifize etmege kosulanlarin [birakalim 'bagimsizlik' filan gibi soyut seyleri] ekonomimize ne denli zarar vereceklerini tahmin bile edemediklerini dusunuyorum.
Evet.
Madara olmak..
Evet, bir cesit o da var tabii ki. Ama, bu ilk degil. Daha once de oldu. Hem de yakin zamanda. Muavenet olayi, Esref Bitlis Pasa, Cuval Olayi vb..
Su anda bunun uzerine bu kadar yogun egilinmesinin bir sebebi, yukarida saydigim diger orneklerinin birikip bardagi tasirmasi olabilir tabii ki. Ama, ulke yonetimi acisindan o tur duygusalliklari anlamli bulamayiz. O zaman, geriye, bu yeni durumdan istifade edebilir olmak –bunu gercek kazanimlara tahvil edebilir bir pozisyonda olmak– kaliyor. Bence temel sebebp de budur.
Ne demek istedigim eminim yeterince karisiktir. Azicik acikliga kavusturmak gerekirse, Sehit Anneleri konusunu hatirlatmak isterim. Luzumlu oldugu zamanlarda gosterilerine her turlu ilgi gosterildi; daha sonra luzumsuz bulunduklarinda da unutuldular. Sehit Annelerinin acilari dindigi icin filan degil, gerekli olmadiklari icin unutuldular. Yakin zamanda, bu 8 asker meselesi gerekli oldugu icin gundeme getirildi demek istiyorum. Fonksiyonunu tamamladiktan sonra gundemden dusecegine eminim –kala kala bizler bir muddet daha ‘olse miydiler, beslese miydik’ turunden mugalata ile mesgul olacagiz..
Bunun daha detayli incelemek gerekiyor bence…
Cunku, yukarida da soyledigim uzere, daha once de ‘esir’ askerlerimiz oldu. Ordudan kacip da PKK’ya katilan oldu (hatta, galiba bir de subay da vardi); dolayisi ile, bugunku halet-i ruhiyyenin ‘yuzlesmek korkusu’ oldugunu soylemekte ben zorlaniyorum.
Baska dinamikler var bence.
Buna baska bir yazida deginirim –zaten bu bile cok uzun oldu.
Fethi Bey,
Şenliği kaçırmışım galiba
Fikret Başkaya’ya kafayı iyice takmışlar anlaşılan. Adamcağız selamun aleykum dese, İBDA-C davasından hüküm giyecek
Müzmin Bey’le laf dalaşına girmek benim harcım değil. Bende Fethi Bey’deki sabır yok. Yalnız genel olarak söylediklerine katılmadığımı belirtirken “zeka yasi belli seviyelerden asagi olanlarin askere alinmadiklarini da biliyoruz” cümlesinin bende canlandırdığı bir askerlik hatıramı anlatmadan geçemeyeceğim.
Ben 1990-91 yıllarında Suriye sınırındaki karakollarda askerlik yaptım (üniversite öncesinde askere gitmiştim, maddi sorunlar yüzünden üniversiteye geç bir yaşta başladım). PKK henüz bu kadar azmış değildi ama vardı. Suriye sınırı da düz olduğundan Irak sınırındaki gibi yoğun çatışmalara sahne olmazdı. Fakat tamamen güllük gülistanlık olduğunu da sanmayın. Benim orada bulunduğum 15 aylık süre içinde üç çatışma yaşandığını hatırlıyorum (ben çatışma bölgelerinde yoktum).
Neyse uzatmayayım. Görev yaptığım karakollardan birinde zeka seviyesi normalin altında olduğu açıkça belli olan bir arkadaşımız vardı (bu çocuk yeni tanıştığımız sıralarda birgün bana ya çavuş dünyada Türkiye var, Suriye var, Yunanistan var, Amerika var, peki başka ülke var mı diye sormuştu da acaba dalga mı geçiyor yoksa gerçekten bilmiyor mu diye suratına bakakalmıştım). Bir de zeka seviyesi normalin altındaymış gibi davranan fakat bende hep acaba numara mı yapıyor kuşkusu yaratan biri daha vardı. Bunların geri hizmete alınması için bölük komutanına başvurduğumuzda olumsuz cevap almıştık. Karakolun personel sayısı da bizim bunları geri hizmette kullanmamıza müsait değildi, her gece nöbetçi çıkarmamız gereken mevzilerin (ikişer ikişer tutulan bu mevzilere pusu denirdi) tamamını dolduramıyorduk. Bu nedenle bunlar da mecburen her gece bizimle birlikte göreve çıkıyordu. Birgün bunlardan birinin egzosu patladığı için pat pat sesler çıkararak yoldan geçen bizim bölüğün kamyonlarından birine ateş etmeye kalktığını ve yanındaki arkadaşının kendisini zor durdurduğunu öğrendik. Ondan sonra yaşanabileceklerden korkup bunları göreve boş tüfeklerle göndermeye başladık. Fakat nöbetleri ben yazıyordum ve boş tüfekle göreve çıkan ikisini aynı pusuya göndermemeye dikkat ediyordum. Birgün bölük merkezine gidip de geç geldiğimde benim yerime nöbetleri yazan arkadaşın bu ikisini aynı pusuya gönderdiğini görünce başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Boş tüfekle sınırı bekleyen iki askerin durumunu düşünsenize.
Neyse lafı çok uzattım. Diyeceğim o ki zeka seviyesi belli bir düzeyin altında olanların askere alınmadıkları doğru değil. Nasıl oluyor bilmiyorum ama bunlar bir şekilde askere alınabiliyor ve en kritik yerlere bile gönderilebiliyor. Askere gitmeden önce ben de şanlı Türk ordusu masallarıyla büyümüş ve üniformamı giydiğimde bu ordunun bir parçası olmaktan gurur duymuştum. Fakat 18 aylık askerlik dönemimde yaşadığım şeylerden, gördüğüm laçkalıklardan, ordunun erzağını zimmetine geçirip satan şerefsizler yüzünden bir ay boyunca üzüm hoşafı ve kuru ekmekle beslenmek zorunda kaldıktan sonra büyük bir hayal kırıklığıyla evime döndüm (bunlar da ayrı bir hikaye, belki başka birgün anlatırım). Benim askerliğin üzerinden 16 yıl geçti ama okuduklarımdan ve duyduklarımdan anlıyorum ki değişen çok fazla birşey yok.
Manyakadam,
Bülent Bey’e sataşmışsın, o da nezaket ve kültür içerisinde sana hakettiğin cevapları vermiş.
Seni nezaketi ve kültürü ile dövmüş yani senin anlayacağın. Anladığın dilden konuşacak birisini arıyorsan burada ben varım.
Cüneyt Bey,
Gerektiğinde şehit verebilme ile 8 asker için “keşke tabutları gelseydi” temennisi arasında fark olduğunu takdir edersiniz herhalde. Zaten gerekse de gerekmese de epey şehit veriyoruz, gücümüze güç katmış olması gerekmez miydi şimdiye kadar?
Selamlar.
Mister No,
Helal.
Ekodok bey/hanim,
Bende de yok
Genel olrak benim soylediklerime katilindiginda rahatsiz olurum zaten.
[...]
O da bir sey mi?
Ben, Piyade okulundayken, ayni devrede bir arkadasimiz vardi. Simdi ismini ve sivildeki (ozel sektordeki) gorevini soylemeyeyim, ama –askere gelmeden once– cok buyuk bir projede proje yoneticisiydi ve taniyan herkes de onun cok parlak bir zeka oldugunu soylerdi.
Fakat, daha ilk gunden itibaren (literally, ilk gunden itibaren) bir ‘imbecile‘ olmustu –hakaret anlaminda soylemiyorum, cocuga gicik filan da degildim. Sivildeki onca basarisi yuzunden, kimse de cikip askerligini sona erdirmek teklifi dahi yapamadi. Dagitimda nereye dustugunu de hatirlamiyorum; sivilde de izini kaybettim.
Demem o ki, ‘belli zeka seviyesinden asagisini almiyorlar’ demek hic de olmuyor anlamina gelmiyor tabii ki.
Ama, madem hudut tecrubeniz var; siz olsaniz, oncu birlik olustururken boyle birilerini secer miydiniz?
Izninizle yine ‘hah! o da bir sey mi?!’ diyecegim..
Ben, Kara Kuvvetleri Karargahinda hayli ilginc bir yerde astegmen idim. Bizzat sahit/muhatap oldugum ve bir kismini (askerligimin yanmasi bahasina) engelledigim seyleri anlatabilsem keske..
Aradan neredeyse bir omur gecmis olmasina ragmen, hala daha dosyalari muhafaza ederim –kuyruk acisi olan birisi cikip da basima bir corap ormege kalkar diye..
Bir de, tabii, bizzat sahit olmasam bile, muamelata azicik bakinca varligi apacik ortada olanlar vardi.. ki, bir ordunun erzagi filan bunlarin yaninda leblebi cekirdek parasi kalirdi..
Müzmin Bey,
Askerlik yaptığıma göre hanım olma ihtimalim yok herhalde.
Neyse, ben bunu art niyete değil de bir maddi hataya bağlayayım.
Ekodok bey,
Hmm.. Evet. Yani, pardon.
Nadir anlardan birine şahit oluyoruz, dikkatinizi çekerim.
Simdi olaylara kronolojik olarak bakalim derim…
…..5 Kasim gunu Bush ile yapilacak gorusmeye eli guclu bir sekilde gitmek isteyen hukumet son donemlerde artan terorist saldirilarin da etkisi ile bircok sinirotesi konusmasi yapti, asariz/keseriz tehditi iletti, Amerika kendi isine baksin mesaji verdi.
18 Ekim : Tezkere kabul edildi.
21 Ekim : Bir askeri boluk pusuya dusuruldu. 4,5 saat suren catismada 12 asker sehit dustu, 17 asker yaralandi, 8 asker kacirildi/kacti/zorla alikonuldu/esir dustu…
22 Ekim: Genelkurmay helikopterlerle “gorerek” ve ates destek vasitalari ile “gormeyerek” teroristlerle sicak temas yasandigini bildirdi.
22 Ekim: Genelkurmay yaptigi 3.aciklama ile 8 asker ile irtibatin saglanamadigini soyledi ki bu sirada PKK yayin organlari askerlerimizi yogun bombardiman altinda bolgeden cikarmaya calistiklarini soyluyorlardi.
22 Ekim : Savunma bakani gonul “PKK’nin elinde askerimiz yok” dedi.
23 Ekim: 200 kadar terorist sinirdaki bir karakola saldiri hazirliginda iken tespit edildi ve agir bombardiman ile bunlar saldiriya gecmeden puskurtuldu.
24 Ekim: Basbakani arayan Rice birkac gun sure istedi.
24 Ekim : Besiktas Liverpool’u yendi.
28 Ekim: Buyukanit “Bize bu acıları yaşatanlara, o acıları, hayal bile edemeyecekleri bir yoğunlukta yaşatacağız ve bu konuda kararlıyız�” dedi.
29 Ekim: Fatih Altayli askerlerimizin duzenlenen bir operasyonla kurtarildigini ve su an sorgulandigini soyledi.
4 Kasim: 3 DTP milletvekili askerleri kurtardiklarini gosteren bir video ve askerlerle yurda dondu.
4 Kasim: Genelkurmay 8 askerin TSK bunyesine katildigini bildirdi.
4 Kasim : Mehmet Ali Sahin “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu bu duruma düşmemeliydi. Kurtulmuş olmalarından fazla sevinç duymadım” dedi.
5 Kasim: Erdogan Bush ile gorustu. Gorusmeden birlikte hareket edelim mesaji cikti.
6 Kasim : Besiktas Liverpool’a yenildi.
11 Kasim : Bulent Arinc katildigi bir programda konu ile ilgili genelkurmayi elestirdikten sonra “Hiçbir Türk askeri mücadele ettiği ekibe teslim olmaz, tarihimiz bunu yazmıyor. ” dedi.
11 Kasim : 8 askerin tutuklandigi aciklandi.
12 Kasim : Konu ile ilgili haber yapma yasagi getirildi.
13 Kasim : Teroristlerle sicak temas saglandi. 1,5 saat suren catismada 4 asker sehit oldu. ……..
Tum bunlari okuyup tezkere-Irak-Amerika-Turkiye-Iran iliskileri cercevesinde olaylari tekrar gozden gecirince saldirilarin ve askerlerin teslim edilme tarihinin nedenini anlayabiliyorum…. ama halen anlayamadigim sey yine bizim tarafta…
Bu catismalarda niye bu kadar asker oluyordan daha cok benim sinirimi bozmaya baslayan sey yardim neden cabuk gitmiyor olmaya basladi. Askerlerden birinin daha once ailesine bulundugu serzeniste “ucaklar Istanbuldan bile kalksa gelip yardim edebilirdi, kimse yardima gelmedi” dedigini hatirladim… Eyvallah arazi sarp, aracla ulasilmasi zor ama, helikopterler neden hemen yardima gitmiyor??? Uydu denen aygittla bu insanlarin yerleri tesbit edilemiyor mu? hani eskiden anliyodum 3-5 kisi gezdikleri icin hem tespitleri zordu hemn de cok ufacik yerlere saklanip gozlerden uzaklasabiliyorlardi ama kardesim 200-300 kisiyi de gorup vuramiyortsaniz harbiden yanlislar icerisindesiniz…
Neyse Muzmin beyin de olaylarin ayrintilari ortaya cikincaya kadar 8 askere karsi olumden baska birsey istemesini bu vesile ile umuyorum…
Fethi Bey,
))
Ben de o “pardon” larin kolleksiyonu var
demek hic sahit olmadiniz ha… Wallahi cok ilginc…. (Gerci madem cok var neden koleksiyon yapiyorsun diye birsey demeyesiniz diye, bazi seylerin cok olmasina ragmen kolleksiyonu yapilabilir ornek olarak degisik ulke paralari cevabini veriyorum :p)
Manyakadam Amca,
o tur kelimeleri ama bu durumda ben de Bulent Bey ile ayni fikirdeyim…)
Bulent Beye haksizlik etmeyelim lutfen… Bakin Muzmin Beye etmeyelim demedim :p (Gerci ona da “dingil” gibi kelimeler kullanmadan hakaret etseniz ben de birsey demeyecegim ama o tur kelimeler Muzmin Beyin uzerinde guzel durmuyor… Hayir bazisina harbiden cok guzel yakistiriyorsunuz
Bulent Bey,
)… Cumhurbaskani olunca “cayimi bile oderdi, ensesi elimin altindan eksilmezdi”" falan diye guzel muhabbetler cikarabilirsiniz
)
Selamlar… Demek Fethi bey ile yuzyuze gorustunuz… Umarim caylari ona odetmissinizdir ve en azindan muhabbetin bir yerinde ensesine bir saplak yapistirmissinizdir
Fatih bey,
Sozkonusu oncu birligin mensuplari iletisimin karartilmasindan bahsetmislerdi. Bunu yapabilecek bir teknolojiye sahip olanlar, bu oncu birligin haberlesmesini de pekala emulate edebilirler.
Yani, gerideki tabura “Walla, biz cok iyiyiz, bizi merak etmeyin. Bu dagda gezen bir maral bulduk cevirip yedikten sonra gelecegiz. Selam ider ellerinizden operiz” turunden sesli mesajlar dahi gecilmis olabilir. [Ilgililere not: Boyle olmadiysa bile, bunu soyleyerek yirtabilirsiniz. Bunu da unutmayin.]
Bizim, bu tur bir uydumuzun oldugunu ben bilmiyorum. Haberlesme uydularimiz var, tamam, ama uzaydan yeryuzunu dikiz edecek uydularimiz var mi? Vardir belki; ama ben hic duymadim, bilmiyorum.
Eger yoksa, uydudan yardim almalari beklenemez. UAV (insansiz ucaklar) filan da olabilir tabii ki. Ama, elimizde kac tane var; kaci calisir haldedir; orada var miydi sorulari var tabii ki.
Bu arada. Iletisimi kirmak, cozumlemek o kadar zor degil galiba. Bu linkte, Hizbullah’in bunu yaptigi yaziliyor. Suriye ve Iran’dan yardim almis diyorlar. Suriye ve Iran’i bir arada sayinca, tabii ki, otomatik olarak, AB, Cin ve Rusya da sayilabilir.
Yanlis anladiniz/anladi herkes. Ben, oncu birlik mensubu olup da
a) yaralanip devre disi kalmamis
b) savasip olmemis
c) kacip gerideki birligi haberdar etmemis
yani, sag ve salim karsi tarafa teslim olmus herkes icin hala daha ‘keske olse’ diyorum. Bunun spesifik olarak o 8 erle ilgisi, o erlerin bu sablona uygun olusu yuzundendir sadece.
Ben de sasirmadim degil, aslinda.. Demek ki nisyan salgini var
Fethi Bey,
Elbette var. Saniyorum bunu bilakis “keske tabutlari gelseydi” temennisinin olasi nedenleri hakkindaki yorumumda belirttim.
Filhakika dis politikada kuvvetli ordunun getirdigi cok büyük bir arti var, bunu mütemadiyen yasiyoruz. Sizin gözünüze carpmamis demek.
Selamlar,
Cüneyt
Fatih bey,
Bülent beyle görüşmelerimiz (evet, birden fazladır) hakikaten maceralıdır. Kendisi ile içtiğimiz çay miktarı orta boy bir çayocağının aylık giderini karşılayacak düzeydedir. Ödemeler ise yerine göre Türk, yerine Alman, yerine göre karma metodlarla oldu. Tabii gecenin 4′ünde Taksimde döner yeme teklifini ben lüzumsuz bir işim sebebiyle reddetmek zorunda kalmıştım. Öte yandan bir kokoreç ve midye olayı da olmuştu galiba.
Cumhurbaşkanlığı harekatına 4 koldan başlayınca buradaki imalı sözlerinizi, ense, şaplak konusunu yeniden gündeme getiririz artık. Özel kalemi unutun, bahçıvan kadrosunu da iyi maaşı sebebiyle kendime ayırmıştım, çift maaş yani, size ne düşer bilemem.
Cüneyt Bey,
Ben ordumuzun kuvvetli olması önemsizdir demiyorum. Ordumuzun kuvveti ile şehit miktarı arasındaki bağa işaret etmiştim sadece. Yoksa dediğiniz yanlış değil, benim söylediğimle ilgisi az sadece.
Muzmin Bey,
Bulent Bey belki yardimci olabilir bulmam konusunda ama yaklasik 10 yil kadar once bir Rus gazetesinin Turkiye-Rusya ortak yapimi askeri casus uydusunun uzaya yollandigina dair bir haber hatirliyorum… O donem cok uzerinde durulmadigini ama Mulkiye’de bir hocamizin konuyu bir sohbetinde actigini hatirliyorum.
Her neyse yok gonderilmedi ise bile Rusyadan olmasa bile Amerikadan bu konuda halen yardim alamiyorsak vay bizim stratejik ortakligimiza…
Ayrica bahsettiginiz insansiz ucaklardan gecen sene de birkac tane aldik diye hatirliyorum. Tabi bunlar sadece bilinenler, medyaya yansiyanlar. Insan gizli hicbir isbirligi yapip, hicbir alet almaz mi???
Ayrica uydu telefonlar konusunda bilgisi olan biri var ise beni bilgilendirebilirse sevinirim…. Bildigim kadari ile bu telefonlar dunyanin her yerinde calisiyor ve sinyal engellemesi ve dinleme yapilamiyor…yaniliyor muyum acaba?
Bu iletisim karartmasi yapildigi zamanlarda da -tam olarak bilemiyorum sistem nasil isliyor ama- diyelim ki oncu birliklere 10 dakikada bir iyiyiz mesaji yollayin, sifre ile denip mesaj alinamadigi an harekat timleri yardim icin yollanamaz mi? Hadi radyo bozuldu askerimiz bosu osuna harekata gitti gibi birseyden milyonlarca insan degil sadece luzumsuz yere yatagindan edilen askerler uzulur…obur turlu hepimiz uzuluyoruz…
“Pardon” konusunda isteyene gerekli muhimmati verebilirim
Nisyana falan gerek yok…Zaten hafizamiz cok iyi degil
Fethi Bey,
Eskiden Demetevler’de oturur gecenin bir yarisi arabada olmadigi icin AOC’ye kadar yurur dostlarla kokorec yerdik. Ve benim gibi normalde karanlik cokunce evden asagi bile inmek istemeyen bir adam bunu seve seve yapardi… Wallahi duyunca imrendim simdi… (Bu arada bizim lisede iken BEREKET’in taksim VAkkoyu da bir gun alip donerci yapacagi gibi bir ongorumuz vardi, almislar mi?)
Gulp….
Ehem..ohom…..sey….
Turkiyeye “Fethi Bey cumhurbaskani olup bana danismanliktan en kiyagindan bir kadro acmadan donmem” diyerek kurdugum hayyallerin yikilmamasi adina enseye saplak ve odeme yaptirmak gibi kaba, yersiz ve de cok gereksiz sozlerimi geri aliyor , ozur mahiyetinde kabul edilmesi babindan on yaziniza 10 puan verecegime soz veriyorum…
(Affetmek buyuklugun sanindandir…efenim aganin eli tutulmaz…efenim buyukler affeder, kucukler ozur diler… sonracigima butun Besiktaslilar kardestir…Kadro benim midir?)
Fethi Bey,
Hakkiniz olmakla birlikte maalesef sehit verilmeden güclü ordu olunmuyor. Daha dogrusu söyle söyleyeyim, güclü ordular aktif olarak savasan ordulardir. Aktif olarak savasan ordu da öyle ya da böyle sehit verir. Yoksa kislada besleme, senede bir tatbikat ile güclü ordu olmaz.
Neyse, hakkiniz var, bunun konuyla ilgisi pek yok. Zâten arada Gabar’da 4 sehit daha vermisiz, biraz önce gördüm. Ümidim bu esaret olayi ve sehitlerin terörle mücadelenin askerî yönünün degerlendirilmesine ve elden gecirilmesine vesile olmasi. Yoksa güclü olmak pahasina sapir sapir sehit vermek benim de hosuma giden bir durum degil.
Selamlar,
Cüneyt
Fatih bey,
Orayı değil ama İstiklal Caddesinde girişte devasa bir yeri ele geçirmişler gördüğüm kadarıyla. Bilen doğrusunu söyleyebilir, İstanbul’a yolum pek düşmez oldu.
Alaksız bir duyuru yazısına da 10 puan vererek Kadrodaki yerinizi sağlamlaştırdınız. Sadakat budur. Bahçıvanlık dışında herhangi bir kadro düşünülebilir.
Cüneyt Bey,
Bizde 7-8 senedir ipe un serilmişti sanki, eski aktifliğimize dönüyor olabiliriz. Bu tür baskınlardaki şehitler konusunda ise tezinizi hala kuşkuyla karşılıyorum. Çok da önemli değil elbette.
Ankaraya duserse Hostaya gidip bir doner yiyin bari benim icin… Tavuk yiyecekseniz Abanin ki pek daha gozel… Kofte icin de kurtulusda caminin arkasindaki sokakta muhtesem bir yer biliyorum… her neyse… su kampanyaniz icin bir hesap numarasi acin da biz de buralardan kampanyanizi en azindan mideden gecen yani ile destekleyelim….
Ben de butun Floridali turkleri harekete gecirerek daha yuksek katilim oranlari saglamaniza, ve turkiyedeki medyaci dostlarimi arayarak hakkinizda haber yapilmasi icin fizibilite calismalarina tez elden basliyorum… bekle cankaya biz geliyoruz!!! Hurrayyyyyyyy
fatih demir, o dedigin dingil senin hakkinda yada sevdigin biri hakkindada betul hanimkizim hakkimda yaptigi gibi ukela ukela seyler yazsaydi yine boyle diyecekmiydin? oyle hemen suclamasi kolay birde boyle dusun bakalim.
bulent murteza., sana cok basit biriki soru sordum ama sende arkadasin gibi cok sey soyleyip hicbirsey soymemek yoluna gittin. soruyorum niye onu hic elestirmiyorsunda onu elestireni elestiriyorsun?? yine soruyorum sana en azindan insanlari boyle kirmasinin incitmesinin sen oyle anlamak istemesende vatan hayinligi imalarinda bulunarak gavurun ekmegini yiyenler kilicinida kusanir gibi nerden ciktigi belirsiz laflar etmesinin ve kusturmesinin ustune niye hicbirsey demiyorsun dedim. benim derdim bunlar ama disedokunur yanitvarmi? yok. insanlari niye kiriyor oyle senin arkdasin? benim kendimce yanitim su: ne zaman biri ona nakavtlik aparkatlar kroseler indirse boyle pis oynayarak uste cikmaya calisiyorda ondan.
sonra yok bulent murteza. cevap verirken kibar konusuyormuta bilmemne. ben kaba konusuyormu dedim? hem sert konussun ama bana cevabida tak diye versin hayret bisey..
Fethi bey,
Size de helal oturumu iyi yönetiyorsunuz
Nasreddin Hoca’ya döndünüz, herkese haklısınız diyorsunuz.
Betül hanım şöyle demiş:
Allaha ne kadar sukretsem az ki, gecmiste bir zaman kendime verdigim sozu nansib etti de benim oglum bu zibidilerin eline dusmeyecek.
Malesef doğru, helal. ben de imzamı basarım.
Müzmin Bey şöyle demiş:
Gavurun ekmegini yiyen kilicini kusanir…
Bu ettiğiniz laf seviyesizce ve cahilce. Benim bildiğim kadarıyla Betül hanım bir Kuzey Amerika ülkesinde (Meksika değil). Orada da askerlik yükümlülüğü yok, askerlik meslek. Orada yaşayan birisinin devlete karşı ödevi vergi ödemek ve yasalara uymak. Kılıç kuşanmak diye bir şey yok.
Sizin yapmanız gereken, bu lafı etmek yerine, bu vatanın çocuklarının terki diyar eylemesine neden ahval ve şeraiti irdelemek olmalı. Kusura bakmayın ama olmamış Şeriatın kestiği parmak acımaz. Haksızsınız.
Abooov, burada neler olmuş böyle.
Fethi Bey’in hem yazisina hem de yorumlarina tamamen katılıyorum. Betul hanim’in yazdiklarinin tamaminin altina imza atiyor, “helal olsun” diyorum, hayatimda hic gavur ekmegi yemek nasip olmadigi halde.
Diger yorumculardan da soylediklerine katildiklarim var ama isim vermeyeyim simdi, neme lazim, aksi kutuptan camur falan bulasir, bu is yogunlugumda ugrasamam.
Bu arada, Fethi bey’in sakinligine ve caktirmadan yaptigi “kisa kes aydin havasi olsun”vari zeki yonlendirmelere sapka cikarttim. Bravo.
Manyakadam bey,
bulent murteza., sana cok basit biriki soru sordum ama sende arkadasin gibi cok sey soyleyip hicbirsey soymemek yoluna gittin.
Nasil oldugunu gosterin bu hicbir sey soylememenin desem, gostebilecek misiniz? Asil mesele olarak gordugum sahsa bulasma isiyle ilgili yeterli izahat verdigimi dusunuyorum. Kendizile komik bir sekilde tenakuza dusutugunuz bir yazi yuzunden elledim bu ise, orada da ne dediginizi yeterince actim. Asagida baska acidan tekrar deneyecegim.
soruyorum niye onu hic elestirmiyorsunda onu elestireni elestiriyorsun??
Birincisi, yazilani elestirmekle insani elestirmek arasinda fark var. Siz hem Muzmin beye (meslegini kimligini vs. sorgulayarak) hem bana sahis bazinda muasallat olmayi sectiginizin farkinda misiniz? Buraya ne yazdigim keyfime kalmis birsey takdir edersiniz ki. Ben sunu merak ediyorum, tutun ki Muzmin beye hakikaten ozellikle bulasmiyorum. Ne ogrendik simdi? Benim esek oldugumu mu? Yani bu bilgi sizin ne isinize yarayacakti?
yine soruyorum sana en azindan insanlari boyle kirmasinin incitmesinin sen oyle anlamak istemesende vatan hayinligi imalarinda bulunarak gavurun ekmegini yiyenler kilicinida kusanir gibi nerden ciktigi belirsiz laflar etmesinin ve kusturmesinin ustune niye hicbirsey demiyorsun dedim.
Kirma incitme isini ben bilmiyorum. Muzmin beyin belli bir uslubu var ve bana batmiyor. Bunun hesabini verme arzusu hissedecegim insanlar arasinda olabilecek bir tiynette oldugunuz hususunda da pek beni ikna ettiginizi soyleyemeyecegim. Buna ragmen onemli kismina egileyim.
O imayi ‘vatan hainligi’ diye anlamadim ben, ama anlatamamisim galiba o ‘gavurun ekmegi’ lafinin ayni sekilde disarida yasamis biri olarak dogru oldugu durumlarin olabilecegini de dusunuyor olamaz miyim? Bakin bana da dokunuyor. Ister istemez bulundugunuz, calistiginiz, yasadiginiz toplumun devletine de destek oluyorsunuz (eger tamamen pasif degilseniz). Dolayisiyla temelden yanlis bulmuyorum deneni.
Bunlar kolay verilen kararlar ve isin icine ‘millet’ ‘memleket’ ‘devlet’ girince duz cevabi olan seyler degil. Cifte vatandaslik, yeminler vs. de oyle. Birey bazinda mesele cok daha basit, ama birey bazinda inceleyeceksek zaten bu baslik altinda niye konusuyoruz ki? Dogrusu/yanlisinin net belli olmadigi durumlarda kendi isime gelen veya yaptigim tarafi iyi gosterecek seyleri soylemekten de tersinden de cekinirim biraz ben. Birisi birsey der, veya capsizin/edepsizin biri cikip hesap sormaya kalkar diye degil bu. Burada akil paylasan insanlara ne sekilde tarafli oldugumu tahmin ettigim bir hususta yanlis yonlendirme yaparim diye cekinirim. Onlarin iyiligini dusundugumden de degil o kadar, ben bunu yapar duruma gelip yoldan cikmak istemem. (Haa, hicbir konuda tarafsiz degilim elbette ama bazi konularda taraf olmamin mahiyetini iyi biliyorum, ‘top cizgiyi gecti mi’ derken Fenerli olarak bakabilecegimi bildigim gibi).
Tatminkar bir cevap oldu mu o kismi icin? (Kimseye faydasi oldu mu bunun? Iki paragraf yazi yadim simdi, bosa gitmesin diyorum.)
yok. insanlari niye kiriyor oyle senin arkdasin? benim kendimce yanitim su: ne zaman biri ona nakavtlik aparkatlar kroseler indirse boyle pis oynayarak uste cikmaya calisiyorda ondan.
Bu isleri hakikaten dayak, nakavt, aparkat, krose olarak algiliyorsaniz hem sizin vaktinize ve enerjinize yazik hem muhataplarinizin. Kum torbasi diye birsey var, ne vurdugunuzun kaydini tutar ne iskaladiginizin, hayir icin mi ser icin mi vurdugunuz da umurunda degildir onun. O bakimdan o cihaz daha uygun olabilir size.
sonra yok bulent murteza. cevap verirken kibar konusuyormuta bilmemne. ben kaba konusuyormu dedim? hem sert konussun ama bana cevabida tak diye versin hayret bisey..
Kabaligin nerede oldugu onemli. Buralarda ikinci cogul sahis kullaniliyor daha ziyade, ama baska ortamda senli benli konustugum da oluyor tanimadigim insanlarla. Kabalik orada degil, size kendi dediginizle ayni yazi icinde ters dustugunuz izah edilmisken, en nihayet gonullu ve keyfe keder yazisilan bir yerde insanlarin sahsina yonelik hesap sorma hakkinizin oldugunu ima eder sekilde davranmaniz mesele oluyor. Bunun farkinda misiniz bilmiyorum, ama olan budur.
iste bakin makul insanlar bu garabete isaret etmeye basladilar.
nerede gorulmus bir insana oyle laflar edipte kibar gecinebilmek.
tesekkur ederim mister no ve tsd.
No bey,
[gavur meselesi ustune]
Bu ettiğiniz laf seviyesizce ve cahilce. Benim bildiğim kadarıyla Betül hanım bir Kuzey Amerika ülkesinde (Meksika değil). Orada da askerlik yükümlülüğü yok, askerlik meslek. Orada yaşayan birisinin devlete karşı ödevi vergi ödemek ve yasalara uymak. Kılıç kuşanmak diye bir şey yok.
Pekiyi, donup bu lafi nicin ettiniz Muzmin bey demek akliniza gelmiyor mu? Ben yukarida nasil algiladigimi soyledim, bakalim akliniz yatar mi ona. (Muzmin bey teyid lutfen).
Walla Manyakadam amca benim hakkimda neler dedigini benim de onun hakkinda neler yazdigimi bilsen boyle seyler demezdin diye dusunuyorum…
Hatta bazen milleti igneliyecegim diyerek elinde sis, cengel ve hatta hatta mizrak ile millete giristigine cok sahit olmusumdur. Ben boyle durumlarda direkt hakaret yerine ayni sekilde cevap verilmesinin hem bu tur tatsizliklarin cikmamasi adina hem de benim gibi 3.sahislarin atismanin tadini cikarmasi adina daha guzel olacagina inaniyorum…
Ekmek ve kilic konusunda bence Betul hanimin “Allaha ne kadar sukretsem az ki, gecmiste bir zaman kendime verdigim sozu nansib etti de benim oglum bu zibidilerin eline dusmeyecek” cumlesinin de Turkiye Cumhuriyeti Vatandaslari arasinda imzalanmadan yapilmis “Her Erkek Turk Cocugu belirli bir yasindan sonra oyle yada boyle askere gider” anlasmasina aykiri bir cumle oldugunu ve bu cumlenin bazi sonuclarla beraber geldigini kabul etmek lazim…
Yani dusunun her imkani olan Turkiye vatandasi “benim oglum bu zibidilerin eline dusmeyecek” diyerek ulkeyi terketse geride kalan imkansizlari korumaya yetebilecek mi o zibidilerin gucu?
Yada soyle izah edeyim… bugun PKK yada Ermenistan, Yunanistan, Rusya, Amerika ulkemize saldirsa askerlerimiz yada halkimiz arasinda ayirim yaparak liberallerin topraginin sahibi olmayip milliyetcilerin ulkesinin sahibi falan olmayacak… Bu bir gorevdir ve ulkenin dusman isgali altinda olmasi sizi zerre kadar ilgilendiriyorsa o ulkeye askerligi oyle yada boyle yapmak zorundasiniz. Askerligini yapmayanlar ulke vatandasligindan cikarilirlar bilirsiniz. Bunun nedeni iste budur. Cunku o ulkeye askeri olarak yapilacak saldirilar sizi artik ilgilendirmiyor demektir. Ilgilendirse gorevinizi yaparsiniz. Yine bu boyle olunca askerlerinin ne yaptigi da sizi ilgilendirmez. Cunku artik o sistemin bir parcasi degilsinizdir. Cunku ben eger biraksalar hicbir ananin oglunu askere gondereceginden emin degilim…
Askerlerin yaptigi seyler bizleri de uzuyor, sinirlendiriyor, moral bozuklugu yasatiyor. Ama bilinmesi gereken birsey var, Lubnan da musluman Araplari koruyan askerler ile Guneydogu Anadolu’da PKK’ya karsi savsan askerler arasinda aldiklari emirler ve sistem acisindan hicbir fark yoktur. Bizi Yahudiye satan PKK’liya satanla birdir. Siyaset miyaset giremez o ise…. Ihanet ihanettir… Ve vatana ihanetin cezasi TCK baska sey de dese olumdur…. Vatan laik bir ulke de olsa seriatla da yonetilse bu boyledir….
Arkadaslarim meselesinde de bence yaniliyorsunuz. Muzmin Bey ‘i de sizi de Betul hanimi da Fethi beyi de severim… Ben sadece temiz bir dogus olsun istiyorum :p
bulent murteza.: tam tersi. asil sozleri sana batmayan o kisinin ta kendisi “gonullu ve keyfe keder yazilisilan bir yerde insanlarin sahsina yonelik” ithamlarda imalarda hatta az zorlasan iftiralarda bulunuyor karsilikli sohbetten alacagimiz uc kurusluk zevki zehir ediyor.
bende buna karsi cikiyorum yoksa obur konular anlasamayacagimiz konular degilki. sen akilli bir adamsin dikkat etmiyormusun? demin mesela tsd bile bu konuda yorum yaparken BETUL HANIM HAKLI diyor ama bu malumkisinin adini vermiyor. neden? cunku bulasmak istemiyor kirk saat onun bitmez tukenmez lakirdilarini dinlemek okumak cevab yazmak zorunda kalmak istemiyor. daha burada onungibi enaz 20 30 kisi daha vardir bana hak veren ama o heriften yaka silktiginden bunu yazmayan.
farkinda olmamak icin bu siteyi tanimamak lazim. bende diyorumki bu site onceden daha guzeldi be yahu. boyle aramizda sohbetler ederdik arasirada buraya biryerlerden ilkkez gelip fethi beyin imali yazilarini bilmeyen adamlarin —gecen mck diye birinin yaptigi gibi— fethi beyin kinayesini gormeyip tersten anlayinca “hosgeldin kardes dur bi soluklan daha yeni geldin mesele senin sandigin gibi degil” derdik. simdi bu kaybolmasin diyorum ben.
aklim erdigince elimden geldigince biriki noktaya dikkat cekiyorum, diyorumki mesela betul hanimkizim gibi bir konuda birseyler karalasaniz sonrada size boyle delice saldirilsa hosunuza gidermi? butun soru bu yahu, hosunuzagidermi? yok gitmiyorsada sessiz kaliyorsaniz yada nasilolsa bana demediki diye bana dokunmayan yilan davasi guduyorsaniz cok acik soyluyorum yuf olsun.
o yuzden bulent efendi, benim yanlislarimi ayiklamaya calismaya gerek yok, vardir yapmisimdir birsey diyemem bu dunyanin oburdunyasida var yani hatami sakk diye yuzume vurabilirler o yuzden cok dikkafali olmaktanda korkarim, ama benim bu dediklerimdeki onca seye yorum yapinca asil demek isteigim sey gozden kaciyor. o nedenle tekrar etmek ihtiyacinda oldum. anlasilir umarim.
anlamayanlar gitsinler betulhanimkizima neler yazmis o psikolojik vaka birdaha okusunlar. haa derlerseki “gittim baktim okudum ve oradaki davranisla, uslupla, kiricilikla, asagilayici imalarla hemde bir bayana hemde bugune kadar hicbir falsosunu yamugunu gormedigimiz bir bayana yapilan bu terbiyesizlikle hicbir sorunum yok” o zaman baska.
ama bunu desinler, sessiz kalmak olmaz,. cunku sessiz kalinca ben bu durumdan raziyim demek anlamina geliyor.
Ben yazarken birkac yazi gelmis… Bir daha belirtmek isterim ki “Gavurun ekmegini yiyen” biri olarak ben de Muzmin Beyin soyledigi seyin kurulan cumle kadar yerinde olduguna inaniyorum…
Ha Betul hanim bunu kastedmemistir, dedigi yanlis anlasilmistir o kismi ayri meseledir. Tipki Muzmin beyin lafinin da o kasti yada anlami asma ihtimalinin olabilecegi gibi…
Turk halkini askerlerden sogutmak ordusunu elinden almak gavurun yuzyillik oyunudur. Askerimizi nasil duzeltecegimiz bizi ilgilendirir ve bu cocugu askere yollamamakla olmaz. kilici kusanmak bu benzetmeye uymuyor mu simdi???
Bu arada TSD efendi bi selam caksana abicim… Gelmiyim dusuncelerine!!! Dagitmayayim Lakirdilarini!!
fatih demir sana bir cift sozum var:
1 isler adam gibi yururse kimse bisey demez merak etme. ama senin cocugunda o zibidilerin eline duserde sonra hic yoktan olur giderse o zaman acaba senne dersin?
2 diyosunki: “milleti igneliyecegim diyerek elinde sis, cengel ve hatta hatta mizrak ile millete giristigine cok sahit olmusumdur.” hah iste bu! bende tam bunu soyluyorum. aynisi. birkelime fark yok.
bunu dedikten sonra ama birde soru soruyorum be fatih. diyorumki: bir insan niye elinde sis cengel ve hatta mizrak ile gezip durur, acaba kimi ignelesem diye kalpkiracak yer arar? benim sorum bu.
bu soruyu sorduktan sonrada fatihkardes bir sonuca variyorum. diyorumki boyle davranislar sitede gereksiz kargasa karmasa ve tatsizlik cikariyor. ama benden baska cok az kisi bu psikolojik vakaya birsey diyor.
betul kizim cikti, sen cikmisin, no cikti, tsd dolayli olarak cikti, ama azcik korkakligi atsa bu millet deseki bu adama “Ya kardes bu davranisinda bir tuhaflik var niye yapiyorsun bunu istersen yapma insanlari kirmak gucendirmek icin bahane aramak saglikli birsey degil” dese! tek dedigim bu yahu!
ahmetkayanin bir sarkisi vardi “birazcik efendi ol zehir etme su yazi” diyor. buda ayni hesap. “birrazcik efendi ol su guzel arkadas ortamini zehir etme” cunku bir insanlarin birbirine kafagoz daldigi bir ortam arkadas ortami olmaz. ama yukarida saydiklarim haricinde kimseden ses cikmyacaksa boyle adamlarida bunlarin lakirdilarinida hakediyoruz demektir yahu!
“”"Turk halkini askerlerden sogutmak ordusunu elinden almak gavurun yuzyillik oyunudur. “”"
hayir hicte oyle degil. turk halkini askerlerden sogutmak bizim askeriyenin yaptigi ustune vazife olmayan her ise kilif uydurabilmek bahane bulamilmek icin icat ettigi uydurukca birseydir. bu gavur illerinde ikamet edenlere soralim. mesela fatih demir mesela bulent murtezao. mesela betulkizim: siz amerikan yada kanada yada ingilit yada irlanda halkini askerlikten sogutmak diye sacma bisey duydunuzmu allaseniz yahu? ben okadar filim izledim hayatim boyunca boyle laf duymadim. ama yoktur demek degil tabi. ama ben duymadim merak ediyorum varmi. (ama varsada sacma biseydir simdiden soyelyeyim)
Manyakadam bey,
bende buna karsi cikiyorum yoksa obur konular anlasamayacagimiz konular degilki. sen akilli bir adamsin dikkat etmiyormusun?
Tesekkur ederim, bu mevzuyu bu kadar uzatmak pek akla alamet degil ama neyse. Ama cevap hayir, benim gordugum sizin gordugunuzle ilgili degil. Bir de Muzmin beyin uslubuna ne kadar alisik oldugumun farkinda degilsiniz tabii, degilsiniz de bunu nasil anlatayim? Daha dogrusu nicin anlatayim? Sahsa yoneldiginiz zaman is cigirindan cikiyor, size ses etmemin sebebi oydu cunku hem itici hem komik bir yazi cikti karsima. Niye oyle oldugunu da izah ettim ustelik.
demin mesela tsd bile bu konuda yorum yaparken BETUL HANIM HAKLI diyor ama bu malumkisinin adini vermiyor. neden?
Belki bir gecmisleri vardir? Bunu biliyor muyuz?
cunku bulasmak istemiyor kirk saat onun bitmez tukenmez lakirdilarini dinlemek okumak cevab yazmak zorunda kalmak istemiyor.
Boyle bir mecburiyet yok. Nicin olsun? Keyfe keder.
daha burada onungibi enaz 20 30 kisi daha vardir bana hak veren ama o heriften yaka silktiginden bunu yazmayan.
Vardir herhalde, Muzmin bey insanlarin notr karsiladigi birisi degil. Bunun kararini mekanin sahibi verir, bir karar verilecekse.
farkinda olmamak icin bu siteyi tanimamak lazim. bende diyorumki bu site onceden daha guzeldi be yahu.
Buna birsey demem ben, elbette sizin zevkiniz hakkinda birsey. Benim zevkim ayni yonde degil. Yalniz Muzmin bey burada sizden eski olabilir, Fethi bey bilir onu. Ben buraya geldigimde Muzmin bey vardi.
o yuzden bulent efendi, benim yanlislarimi ayiklamaya calismaya gerek yok, vardir yapmisimdir birsey diyemem bu dunyanin oburdunyasida var yani hatami sakk diye yuzume vurabilirler o yuzden cok dikkafali olmaktanda korkarim, ama benim bu dediklerimdeki onca seye yorum yapinca asil demek isteigim sey gozden kaciyor. o nedenle tekrar etmek ihtiyacinda oldum. anlasilir umarim.
Dogru mu anlamisim: “Muzmin beyin varligi rahatsizlik verici, istemiyorum” diye ozetleyecegimiz birseymis derdiniz. Oyle deseniz hic mesela olmayacakti. Bunu anlatabiliyor muyum?
anlamayanlar gitsinler betulhanimkizima neler yazmis o psikolojik vaka birdaha okusunlar. haa derlerseki “gittim baktim okudum ve oradaki davranisla, uslupla, kiricilikla, asagilayici imalarla hemde bir bayana hemde bugune kadar hicbir falsosunu yamugunu gormedigimiz bir bayana yapilan bu terbiyesizlikle hicbir sorunum yok” o zaman baska.
Bne ne dusundugumu yazdim. Betul hanim oyle citkirildim veya meramini anlatamayacak bir insan da degil. Muzmin beyin orada da yazdigi oluyor, usluba alisiktir. Kirilmis da olabilir ben bilemem, ama metanetini muhafaza ederek ses cikartirsa sasirmam.
ama bunu desinler, sessiz kalmak olmaz,. cunku sessiz kalinca ben bu durumdan raziyim demek anlamina geliyor.
Gayet tabii. Muzmin beyden ozgecmis istemek degildir bunun yolu ama. “Bence” de demiyorum, degildir.
Manyakadam amca,
Siz birseyi dikkate almamissiniz bence. Ne ben Muzmin Beye komple karsi ciktim ne o bana. Bulent bey bunun farkinda bence onu anlatmaya calisiyor. Ben hicbir zaman komple bir red yada kabul olayina girmedim. Itiraz ettigim zaman aldigim cevaplari hemen oyledir demesem bile dusunce sistemine yeni bir bakis acisi olarak eklerim.
Bu yuzden Muzmin beyin soyledigi seyler yanlis olsa da ona verilecek cevap kendi cinsinden olmalidir. Her seferinde Muzmin Beyi “bir kuytuda yakalasam da uzerine cullansam” diye bekleyen 30 tane adamin ayni yanlis yonden kendisine saldirdigini gorunce ben de haksiz oldugu durumlarda bile onun yaninda olmaya calisiyorum. Cunku Muzmin bey o hakaretleri hak etmiyor.
Muzmin Bey “gavurun ekmegini yiyen kilicini kusanir” dedigi zaman verilecek cevap “sizinle ayni gavurun ekmegini yemedik galiba” gibi ayni cins igneleyici bir cevap olmali bence…. Dingil yada zibidi degil…
Bu arada kim bu zibidiler? Onu sorduk mu Betul hanima??? Hangi askerler zibidi hangileri degil… PKK ile savasanlar mi yoksa ankarada seriat var deyip bi taraflarini yirtanlar mi? Hakkari de 3 saatte gidilen bir Karakolda yanlis karar veren mi yoksa 5 yildizli orduevinde yemek yiyenler mi?
Kibrisa saldiranlar mi zibidi idi Lubnani Afganistani koruyanlar mi? PKKya esir olanlar mi zibidi idi Amerikaya esir olanlar mi? Kim bu zibidi askerler?
Siz cevap verebilir misiniz?
bulent murtezao., “Sahsa yoneldiginiz zaman is cigirindan cikiyor” oyle mi?? yani muzmin sahsa yonelik saldiri yapinca is cigirindan cikmiyor ama ben noluyoruz deyince is cigindan cikiyor oylemi?? bence olaylari sadece bir acidan goruyorsun. sanada da birgun gavur mamasi yedirmeye gavur kilici kusandirmaya kalkarsa bakalim o zaman ne diyeceksin.
boyle bir adami buderece savunabiliyor insanlar yahu hayretki ne hayret!!
Manyakadam amca,
Bir kac tane ulke var dunyada ordusu luzumsuz isler yapabilecek. O yuzden Bulent bey’in dun alintiladigi Amerikali kisinin de belirttigi sey onemlidir. Turk askerinin durusu farklidir.Japonya ve Almanyanin ki de farkli idi. Onlari elimine ettiler. Bizi de bi turlu ne yapacaklarina karar veremediler. Verseler cullanacaklar uzerimize. Belki biz firsat versek yapacaklar. Buyuk ordu olmasi yetmez, herkesin gonullu olmasi ise kucukse bile yeter. Canini disine takip savasacak ki bi korkutuculugu olsun… Iki terorist yuzunden neden postu deldireyim diye dusunmeye baslarsa insanlar yarin isgale gelen adamlara da Irak askeri gibi davranir…
Bence genelkurmayi elestirmekle askerligi ve meslegin pisliklerini elestirmek cok farkli seyler…. Ben oglumu askere gonderirim ama komutani bi hata yaprsa onun canini alirim demekle ben gondermem demek cok farkli…oyle degil mi?
fatih demir sen herhalde herseyi ayristirmayi cok seviyorsun. neden adam o uslupla konusuyorsa bende ona ayni sekilde cevap verecekmisim? o adam once adam olsun adam. sana buradan mulhem 10 puanlik uzman sorusu: bir adam hem 5 yildizli ordievinde yemekyiyip, hem basortusune saldirip hemde pkk konusunda karar alamazmi? bunlarin hepsi ustduzey kararlardir be fatihcim. yani bir alt kademedeki adambile basortusune tavrimizi yumusatalim, pkk ile oyle degil boyle yapalim gibi kararlar alamaz bunlar en ust seviye tavirlardir. orduda hiyerarsi vardir. belki iyi adami kotu adamdan ayirmak lazim demek istiyorsun ama o dedigin baska birkonu.
Manyakadam bey,
yani muzmin sahsa yonelik saldiri yapinca is cigirindan cikmiyor ama ben noluyoruz deyince is cigindan cikiyor oylemi??
Cunku Muzmin beyin yaptigi ile sizin yaptiginiz arasinda fark var. Bakin onu da beni de sahsen sorgulamaya kalktiniz. Su denen soyledir bu denen boyledir ile ‘sen susun’ ‘sen busun’ demek arasinda fark var.
bence olaylari sadece bir acidan goruyorsun. sanada da birgun gavur mamasi yedirmeye gavur kilici kusandirmaya kalkarsa bakalim o zaman ne diyeceksin.
Ben biliyordum o izahati bosuna yazdigimi galiba. Bir bakimdan giydirdi ve kusandirdi diyordum zaten! Birsey demem, ne diyeyim, bu laflarin dogru oldugu hal ve zamanlar olabilir dedim zaten.
boyle bir adami buderece savunabiliyor insanlar yahu hayretki ne hayret!!
Muzmin beyi sevmemeniz size yetmiyor anlasilan, baskalari da istirak etsin ve ayni sizin gordugunuz gibi gorsun diye arzu ediyorsunuz. Ama ikna edemediniz iste. Su da benim gibi bu da benim gibi diyerek olmuyormus demek ki.
“”"Ben oglumu askere gonderirim ama komutani bi hata yaprsa onun canini alirim demekle ben gondermem demek cok farkli…oyle degil mi?”"”
oyledegil, herkes hitler gibi vahsi cengizhan gibi pis caponlar gibi saga sola saldiracak adam oldurecek diye bisey yok. istemeyen gitmez savasa. isteyende ceker gider almanci olur. sen bu peygamber ocagi dolmasini iyi yutmusa benziyorsun kafani calistir biraz hic irk diye savas olurmu? gecen biri askerden geldi anlatiyor geceleri postallarin pis kokusundan uyuyamamis kac ay. ayagini yikamayan yani abdes almayan namaz kilmayan peygamber ordusumu olur? ramazanda kac kisi oruc tutuyordu dedim cogusu bir iki gunden fazla tutmadi dedi. oyle sehit olunuyorsa Allah kabul etsin be fatihcim iyi ismis.
murtezao. bana haksizlik etme. o senin ceyregin kadar efendi olsa opup basima koyacam. ben sana dedimmi ayrica onu sevmede nefretet diye. dedigim cok basit: fatih kardesin dedigi gibi elinde igneyle sisle gezmesine bir cift lafla olsun elestiri getirmeyip ona kizanlari elestirmek hangi akla hizmettir dedim. yada demeye calistim bukadar becerebildim hayret bisey..
Fatih bey,
Her seferinde Muzmin Beyi “bir kuytuda yakalasam da uzerine cullansam” diye bekleyen 30 tane adamin ayni yanlis yonden kendisine saldirdigini gorunce ben de haksiz oldugu durumlarda bile onun yaninda olmaya calisiyorum.
Var mi boyle insanlar hakikaten? Ben de Muzmin bey gibi uc bes tane daha yorumcu olsa buralarda diyordum.
“”"Muzmin bey gibi uc bes tane daha yorumcu olsa buralarda diyordum.”"”
o dakika fethi beycimin hatirini bile unutur tamamen pasif bir okuyucuya donerim. yorumlara hele hic bakmam bakamam. eminim baskalarida oyle yapar ama herkes benim gibi aciktan soylemiyor cunku cekiniyor. bir koye bir deli yeter hatta bazi deli cok bile gelir bir koye o nedenle hic kurcalamayin daha. tovbeler olsun..
Manyankadam bey,
o dakika fethi beycimin hatirini bile unutur tamamen pasif bir okuyucuya donerim. yorumlara hele hic bakmam bakamam. eminim baskalarida oyle yapar ama herkes benim gibi aciktan soylemiyor cunku cekiniyor.
O sizin bileceginiz is de ben Muzmin beyin varligindan istifade ediyorum. Ustelik diger insanlar icin de faydali oldugu durumlarin az olmadigini dusunuyorum. Okumamak gibi bir keyfiyet de var, cok zor degil bu. Bu sistemde simdi mumkun degil pek ama seneler evvel bunu otomatik yapabilen yerlerde laklak ederdik, insanlar begenmediklerini — kendileri icin — gorunmez yaparlardi. Boyle blog siteleri icin de ileride yine olabilir bunlar, o zaman rahat edersiniz.
Muzmin bey
Sizin gibi kelime kelime cevaplayamayacagim -affola-
Ortada bir savas yok, milli mucadele de ilan edilmedi. Bir baska devlet topraklarimizi isgal etmis de degil.
3-5 capulcu teroristi bir turlu bitirememekten bahsediyoruz. Milli mucadelede gorevini yapmayip dusmana teslim olmus askerlerden bahsetmiyoruz. O cocuklarin o gorevlere verilmesi baslibasina kocaman bir hata zaten
Ayip ediyorsunuz. Ben kendi cocugumu zaten kurtarmisim, baskalarinin evlatlari olsun sorun yok desem bana ne, hic agzimi acmam sizinle papaz olmam!
Hayir, hem yaptigi isinin hem gorevinin bilincide olacak, isin yeterince egitimini almis olacak. ve cok onemlisi oldurebilecegini de olebilecegini de bilerek bu ise girmis kisilerle terorle mucadele yapilmasi gerektigini dusundugum icin.
Pro askerligin ne gibi belalara yol acabilecegini bilmiyorum, bildiginiz varsa soyleyin ogreneyim.
Elbette bu konuda cok duygusalim, cunku ben de anneyim. Elbette duygu yuklu anneyi temsil ediyorum. Sukur ki birbaskasinin dustugu duruma empati yapabiliyorum, o cocuklarin ve ailelerinin ne durumda olduklarini tahmin edebiliyorum. Onlara yapilan bu haksizliklara tahammul edemiyorum.
Benim soyledigim terorle mucadele icin pro askerlik. Ama takdir edersiniz ki, ayni tehlike su anda bu isten ekmek yiyen rubeliler icin de gecerli. Garantimiz var mi simdi sefasini suren bu kisilerin bir savas durumunda kacip gitmeyeceklerinden?
Simdi askerlik kac ay yapiliyor bilmiyorum benim en son hatirladigim lise mezunlari icin 18 aydi. Yani diyorsunuz ki, bu 18 ayda cocuklar dusmana boyun egmeyecek kadar egitiliyorlar oyle mi? Benim duydugum boyle degil.
Ben askerlige tamamen karsiyim. Niyet gercekten her turk erkegini gereklilik durumlari icin egitmekse – ki ben oyle oldugunu dusunmuyorum- birkac ay yeterli olur, 18 ayda gercekten verilen egitimi toplasaniz 3-4 ayi -bulur mu bilemiyorum- gecmez herhalde. Baska sehirlere gonderilmelerine ve askeriyede gecelemelerine karsiyim – iyi bir gelir kapisi tabii- Eger egitim gerekiyorsa, ki mlumunuz sungulu tufeklerle adam adama savas devri biteli cok oluyor, yine de gerekliyse makul sartlar altinda makul bir zamanda ve asla tehlikeye atilmadan egitilsin cocuklarimiz. Hatta sadece erkekler degil kizlar da egitilsin.
Ama yok ben senin cocugunu alirim, dagin basina tek basina birakirim deniliyorsa, kimse kusura bakmasin, ben cocugumu dag basinda bulmadim, dag basina birakamam.
Benim de size bir haberim var, otuzsenedir boyle olan birsey onun ne dogrulugunu gosterir ne de boyle kalmasi gerektigini.
Elbette gucumun yettigi tedbiri alirim. Siz belli ki pek takdir edilesi bulmamissiniz, ben de hic gocunulasi bulmuyorum.
Muzmin bey biz savasta degiliz, cocukarimiz da savasta olmuyor, beceriksizlikten bitirilememis 30 senelik teror yuzunden ve beceriksizlikle -en iyi niyetle en iyi ihtimalle bu- korunamamisliktan oluyorlar. Daha realist yaklasimla filler tepisirken eziyorlar.
Karsi taraf da capulsuz terorst grubu. Ne kadar pro olabilirler?
Sozlerim anlasilmamis diye dusunuyorum.
Elbette ilk sorumlu TSK Once bitirmeyi isteyecek tabii. Ben PKKnin bitirilmek istenmedigini dusunuyorum.
Nedir kastiniz??
vallahi super olur. muzminde kendi soyler kendi dinler birde sizinle biriki kisi daha tabi. ne kadar sevinirim anlatamam yahu.
Ben yatıyorum arkadaşlar.
Bu arada Müzmin bey uyanınca gıyabındaki tartışmayı görüp epey şaşıracaktır. Yahu, adam uyurken dahi ortalığı birbirine katıyor, ne diyeyim. Büyük adam vesselam
Manyakadam bey,
vallahi super olur. muzminde kendi soyler kendi dinler birde sizinle biriki kisi daha tabi. ne kadar sevinirim anlatamam yahu.
Bunlarin hepsi mumkun. Bunlar vardi zaten (hala da var) yirmi sene evvel bile. Mesele su, isin icinden gelmeyen ve teknik olarak yatkin olmayan insanlara ortami, ortama uygun yolu yordami, neyin nasil calistigini ve nasil kullanilacagini anlatmak zor. Zorluk zekalarinin yetmemesinden filan kaynaklanmiyor elbette, getirisinin ne olabilecegini kestiremedigi icin insanlar o cabayi gostermiyorlar. Gunluk hayattan da iste ‘sussun’ ‘rahatsiz etmesin’ ‘bu ne bicim adam hemen birsey diyeyim’ filan gibi gunluk hayatta gecerli ama nette cabuk yipranmaya yol acacak seyleri tasimak istiyorlar.
Isin teknik adam tarafi da normal kullanicinin kafasi nasil calisir anlamiyor. Ben bu blog isinin bu kadar tutmasina hayret ettim mesela, benim icin bir fark yok acik ortama herhangi bir sekilde yazi gitmesinden. Diger insanlar icin varmis, kendilerine ait bir kosede yazmak isterlermis mesela. Nereden bilecektik bunun bu kadar fark ettirecegini teknik adam olarak? Yoksa 94′te de bu teknoloji vardi.
Fatih bey,
Aynen oyle. Hicbirsey ne tamamen siyah, ne de tamamen beyaz cunku. Ve, evet, kendi icinde tutarli bir mantik orgusu icinde olmak kaydiyla, hersey birden fazla vecheden bakabilmek lazim.
Ben hep ‘birden fazla vecheden’ bakabildigimi iddia ediyor degilim; edebildigim kadar ediyorum. Baskalarinin isaret ettigi vecheleri de –tartisarak– ogreniyorum, anlamaga calisiyorum.
Yazilan bir yaziya, soylenen bir soze, insan, cok nadir olarak ‘fevkalade’ ya da ‘eksiksiz’ diyebilir –ya da, diyorsa, buyuk bir ihtimalle okumamis ya da anlamamistir; veya ekleyecek bir seyi yoktur. Ekleyecek birsey olmayanin ‘eksiksiz olmus’ demesi ne ifade eder? Bence hic.
Burada araya girmek isterim. ‘Bir kuytuda yakalasam da uzerine cullansam’ seklinde dusunmenin ne kendisi, ne de ‘bir kuytuda yakalasam da uzerine cullansam’ diye dusunenlerin var olmak ihtimali beni rahatsiz eder. Bu benim arzu ettigim bir seydir.
Ama, soylenenler hakkinda degil de soyleyen hakkinda yorumlar yapmaga calismak –baska hic bir sey degilse bile– acikli oluyor. Acikli, cunku amator psikoanalistlik tesebbusleri (benim boyle bir talebim olmadigi icin) isguzarliktan oteye gitmez. Zerre kadar istifade edemem demek istiyorum.
Evet. Ama, bunu icin iki kat IQ gerekebiliyor..
[BTW, dediginize cevabim: Yemisizdir. Ama, aradan cok zaman gectigi icin bendeki etkisi kayboldu.
]
Su sonuncusunu soylemeseniz bu paragrafa ilismeyecektim.. ama, 5 yildizli ordu evinde yemek yemisligim oldugundan azicik da olsa zulf-u yare dokundu. 3-5 aksam yemegini bana neden cok gordunuz simdi?
Ben veremem.
Veremem. Cunku, duygu selinde yazilmis yazilarda mantik orgusu aranmaz.
Ama, arayacak olsam, ben de (yeni duygu sellerine yol acacak) soyle bir soru sorardim:
Acaba o tabur imha olsaydi, o zaman bu laylaylom teslim olanlarin ‘yasama hakki’ ya da ‘sen hic oldun mu bilader’ filan gibi rustik gakguklar mi dillendirecektik, yoksa divan-i harpten once milletce linc mi edecektik onlari?
Iyi dusunup cevap verin lutfen.
Bulent bey,
bunlari Turk basinindan ogreniyorum, belli biyerden degil, genel olarak gordugum bu. Sehit haberlerine ne zaman baksam bir subay ve ustu rutbede kimse yok, hep er hep er. Onbasi ve cavuslari zaten rutbelilerden sayilmayacagini biliyorum, yanlissam duzeltin.
Sadece buna degil, bu kadar rutbeli asker besliyoruz, bunlarin hic mi oglullari olmaz askerlikleri doguya dusmez de hic birinin cocugu sehit olmuyor mesela, ayni sekilde hic bir iyi hallinin zenginin yada buyukbas devlet buyuklerinin. Hep erlerin sehit olmasina, ve bu erlerinde hep gariban cocugu olmasina kiziyorum. Hep mi boyle denk geliyor?
Verdiginiz sayinin dogrulugunu ben de bilemiyorum, pkk nin ateskes ilanindan onceki 4-5 yila bakmak lazim ne kadar er ne kadar rutbeli.
Secimlerden once artan bu niye hep erler oluyor sozlerinden sonra mayina denk gelip de sehit olan binbasidan baskasini duymadim ben mesela.
Manyak amca, ellerinden opuyorum
“”"Secimlerden once artan bu niye hep erler oluyor sozlerinden sonra mayina denk gelip de sehit olan binbasidan baskasini duymadim ben mesela.”"”
evet tamda o sozlerden sonra oldu adamcagiz. belkide telef ettiler sirf cevap olsun diye.
“”"Manyak amca, ellerinden opuyorum”"”
cok yasa betulkizim. sen kanadadada olsan turkiyenin en guzel insanlarindan birisin. bazilarida anadolunun gobeginde bile olsalar vicdanlarinda sevgi kalmadigi icin guzellikten yanada nasipsizler.
Bulent bey
manyakadama biraz fazla mi yukleniyorsunuz acaba? Bi lafi, hakareti allayip pullayip evirip cevirip cali atlatip dolandirip soylemek ne kadar hos degilse, pat diye soylemek de o kadar hos degil, ne fazlasi ne azi.
Muzmin beyin durduk yere insanlara satasmasi fazlaca sivri dille ama allayip pullayip bunu yapmasini onun tarzi olarak kabul edebiliyorsak, Muzmindir deyip hosgorebiliyorsak niye manyakadaminkini kabul etmeyelim?
Bana sorarsaniz ikisi de olmasin, insanlar ellele tutussa hayat bayram olsaaa.. Ama Muzmin beye srmak lazim ne kadar duygulassallik var bu sozlerimde, ne kadar basiret?
Fatih bey
donusunuz muhtesem olmus
selamlar..
“”"Muzmin beyin durduk yere insanlara satasmasi fazlaca sivri dille ama allayip pullayip bunu yapmasini onun tarzi olarak kabul edebiliyorsak, Muzmindir deyip hosgorebiliyorsak niye manyakadaminkini kabul etmeyelim?”"”
aradaki farklar onemli betulkizim bak simdi:
ben kimseye durduk yerde satasmam. adam isterse benim en zittimda olsun eger baskalarina ilismiyorsa ben ona hic ilismem. ama haddini asan birinide gorursem icimdeki neyse soylerim. oyle bin dereden su getirip vikvikvikvik edemem. karsimdakide cevir kazi yanmasin yapacagina mert olsun adam gibi konussun alengirli tavirlara girmesin isterim. eee hal boyle olunca durduk yerde ona buna satasanlarda gozume batar tabi be yahu.
Betul hanim,
Estagfurullah. Sizin nasil cevaplayacaginiz ben dikte ettiremem zaten. Fakat, okudugumda, yapamayacaginizi soylediginiz seyi bir hayli iyi yapmissiniz gibi geldi bana..
Bu cumlede yazdiklarinizi dogru gibi de.. madem oratada savas filan yok, acaba ordu neden orada sizce?
Sunu demek istiyorum: Bildiginiz uzere, asayis sorunlarina Polis ya da Jandarma bakar… Eger, Polis ya da Jandarma degil de TSK’nin (Deniz Kuvvetleri haric) tamami dahil olmus ise, sizce ortada olan nedir?
Resmi agizlarin soylediklerine kulak vermek dogru da, soylediklerinin tamamini soyledikleri gibi kabul etmek bence cok da isabetli degil. 3-5 capulcu terorist lafini cok fazla ciddiye almamanizi onermek istedigimi soylemege calisiyorum.
Ben de boyle bir seyden bahsetmedim. Sizin isaret ettiginiz sey hiyanet-i vataniyyedir. Ben, bu cocuklarin onu yaptigini soylemedim.
Oncu birlik.. yukarilarda bir yerlerde yazdim: Boyle bir tim tombala usuluyle olusturulmaz. Ekibin tamami gonullulerden secilir. Isin karakteristigi bunu emreder, cunku o timdekiler birer fedai gibidirler. Ilk feda edilecek olanlar onlardir. Bunu onlar da bilirler.
Eger boyle ise, kimse onlari o greve zorla vermis degil. Yok, gonullulerden secilmemis iseler, o zaman da onlari o goreve veren komutana katran ve tuy kostumu giydirmek gerekir.
Hangisi oldugunu ben –henuz– bilmiyorum. On yarigi ya da faraziyeden oteye, sizin bir bildiginiz varsa, ogrenmek isterim.
Hemen iki nokta:
Bir. Zangoc belki, ama benimle papaz olmazsiniz, merak etmeyin
Iki. Ayip filan ediyor oldugun kanaatinde degilim.
Profosyonel ordunun temel faydasi, kayip verildiginde halkin bunu yureginde hissetmemesidir. Halktan kopmus bir ordudur bu. Ve, acimasizdirlar da. Bir olum makinasi gibidirler.
Bu dedikleriniz icinde sadece ‘tecrube’ kelimesi eksik ve bence onemli olan da odur; yoksa, bilinc filan dedigimizi, kisi, filmlerden ve girdigi ilk catismadan cabucak elde eder.
Tecrube ise tabii ki zamanla olur. Profosyonel ordularin bu tecrube tarafi vardir ve tek onemli kismidir bence. Ama, bedelinin ne oldugunu da dusunmemiz gerekiyor.
Uzun uzun yazmak yerine, Yeniceri ocagi hakkinda biraz tefekkur etmenizi onermek isterim.
Osmanli’nin heyheyli donemlerinde iyiydiler.. dogru.
Fakat, sonra?
‘Harc bitti, yapi paydos’ da diyemedik..
Lagv etmek icin ne kadar kan doktuk?
Lagv edilmeden once ne kadar kan doktuler?
Fakat, bu tur konularda bence bundan siyrilmaniz gerekiyor.
Merhametten maraz dogdugu zamanlar vardir. Bence bu da onlardan birisi..
Cunku, merhamet, genelde gozun gordugu, kulagin duyduguna yonelik olur. Halbuki, bu tur meseleler zaman ustudur. Uzun bir vadeyi goze alarak degisiklik kararlari vermeniz gerekir. Merhamet, bildigimiz anlamda merhamet, buna imkan vermez pek.
Geleceginize, ahfadiniza da merhamet gostermeniz gerekiyor. Basiretli olmak merhametli olmatan yegdir –bence.
Betul hanim,
Gecenlerde Babacan isimli bakanin yegeni(ydi galiba) vurulduydu.
Duymadiniz zannedersem.
Yoksa, icinize bir nebze de olsa su serpilmis olurdu herhalde
Betul hanim,
Hanimefendi. Bence en agir hakaret zekaya yapilan hakarettir.
Benim soylediklerimin icinden kendinize hakaret sayilabilecek seyler bulmaniz beni sasirtir –cunku, hakaret kastiyla yazmiyorum–, fakat herseye ragmen alinganlik edip yine de bulabilmis iseniz, en azindan zekaniza hakaret etmedigimi teslim etmeniz gerekir bence. yani, zekanizi kullanmaniza yardimci olmusumdur
Iste simdi hayal kirikligina ugradim.
Beni cok yanlis degerlendiriyorsunuz [kul kulu kendi gibi bildiginden midir, bilemem], cunku ben ‘insanlara’ degil, onlarin soylediklerine ilisirim.
Bu ilmekte de oyle, baska yerlerde de.
Bu konuda sizin soyledilerinize itiraz edebilirim, baska bir yerde de hemfikir olabilirim.
Kisacasi, benim sizinle kisisel bir sorunum yok. Baskalari ile de yok. [fakat, bazilari bunu idrak edemeyebiliyorlar. o idraksizlik ile sorunum olabiliyor ama o apayri bir mesele]
Hosgormeniz gerekmiyor. Ama, kisisellestirmeniz bence dogru degil.
Benim tek itirazim kisisellestirmelere.
Bunu cok acemice, cok cocuksu buluyorum.
Acemilik ya da cocuksuluk tek basina gunah degil tabii ki; ama, kisinin kendisini yipratici olabiliyor. Gordukce uzuluyorum.
Iste, boyle realist olun ve canimi alin
Ilkinden tum aleme yetecek kadar var.
Ikincisinden?
Ikinci?..
Bulent Bey,
Ben kuytuda kistirmak ve 20-30 derken abartmamaya calisiyordum… Bunun ucu aciktir :p
Yok ben sahsen bircoguna degisik bloglarda sahit oldum. Harbiden vardir o kadar. Bunlar genelde arka planda sessiz sessiz bekler bir anda ortaya cikar hep beraber cullanirlar. buna da iki defa sahit oldum. O yuzden 2-3 tane Muzmin Bey olmasi bence hic iyi bir fikir degil
Ben bir tane Muzmin beyimiz oldugu icin mutluyum. Bir tane Bulent Bey’imiz oldugu icin de bir tane manyakadam amcamiz oldugu icin de…. Farklilik guzeldir…
Manyakadam amcacim,
Peygamber ocaginda mal icin savasan yok muydu?
cepheye gelmeyen, kacan, oldu diye yeise dusen???
bu ordusuna halel getirdi mi?
Betul hanim,
manyakadama biraz fazla mi yukleniyorsunuz acaba?
Yok, az olabilir. Kaldi ki nesine yuklenmisim kendi yazdigindan baska?
Bi lafi, hakareti allayip pullayip evirip cevirip cali atlatip dolandirip soylemek ne kadar hos degilse, pat diye soylemek de o kadar hos degil, ne fazlasi ne azi.
Ayni seyi farkli sekillerde yapmak degil burada soz konusu olan. Izah etmeye de calistim bunu. Ben Muzmin beyin her yerde yazdigini okumuyorum, kisitli yerlerde gorusuyoruz (su sira burasi), oyle bir hakaret gayreti icinde oldugu farketmedim. Oyle mi yapiyor?
Muzmin bey
O oncu birligin guvenligi saglanamamisken, saatlerce yardim gelememisken, yuzlerce basiretsizlik, bilincsizlik ihmal ve aptallik yapilmisken canlaritatli gelip teslim olan 8 cocugu suclamak, hle hele keske oluleri gelseydi demek benim tahammul edebilecegim bir sey degil. Once evet bir anne olarak tahammul edebilecegim bir sey degil. O genclerden biri benim oglum veya kardesim olabilirdi. O zaman bu sozlere nasil tepki verirdiysem simdi de ayni tepkiyi veriyorum.
O kadar cok bilen, o kadar cok normal goren gitsin varsa cocuklarini, yoksa kendisiveya kardeslerini gondersin tutmayalim. Onlardan biri dondugunde ve hapse atildiginda iste o zaman konusabiliriniz, yoksa baskalarinin cocuklari kardesleri sevgilileri esleri uzerinden keske olum gelseydi sozleri kabul edilebilir degil!
Bu elbette savas degil, hatirlarsaniz ozel harekat polisleri askeriyenin baskisi sonucu kaldirildi Ciller tarafindan. Buis su an TSK nin sorumlulugunda oldugu icin bitirilmesinden de TSK sorumlu. Keske biraksalarda polis mucadele etse. Daha basarili sonuclar alinabilecegine buyuk ihtimal veriyorum.
Bulent bey
yok ben Muzmin bey hakaret gayreti icinde demek istemedim, ucu hakarete varan sozler soylemedigini soyleyemem. Rahatsiz edici tavirlari var benim acimdan. Bunu bana da yapsa bir baskasina da yapsa, genelde tarzini bildigmiz icin hosgoruyoruz.
Saygideger Muzmin bey buyugum
Yanlis anlasilmak istemem. Benim kisisellestirdigim alinganlastigim, benimle bir sorununuz oldugunu dusundugum yok. Ve benim de sizin sahsinizla bir sorunum yok.
“Oluleri gelseydi” sozunu isittigim kim olsa ayni tepkiyi verirdim, siz oldunuz. Dun, tutukladilarsa belki bi sebebi vardir diyen -kelebek- esimle de atistim. Bu konuda duygusal oldugumun farkindayim, amma belki de artik biraz dugusallik gerekiyor! Malum herkes sizin gibi asker dogmuyor.
“Peygamber ocaginda mal icin savasan yok muydu?
cepheye gelmeyen, kacan, oldu diye yeise dusen???
bu ordusuna halel getirdi mi?”
sen bu peygamber ocagi isine iyice iman getirmissin anlasilan. daha brisey demiyorum. sanada bir gun elektirigi verirlerse o zaman belki anlarsin anyayi konyayi. yada namaz kilan kurtlere sor bu peygamber ocagi isinide onlar anlatsin sana simdiden cayir cayir nasil yakmislar bebelerini.
Betul hanim,
Vakit gec mi oldu ne..
Bir daha deneyeyim. [Bu seferkinin Turkce olmasina ozel gayret gosterecegim --oncekiler Sanskritce idiler de..]
‘Oncu birlik’.. Anahtar kelimedir. Amaci gozculuktur. Oncu birlik kendi emniyetini alir. Alabildigi kadar alir. Alabildigi kadar ilerler. Alamayacagi yerden oteye gitmez. Hasim kuvvetlerle karsilastiginda, kendini savunmak zorunda kalmak halleri disinda, mumkunse, musademeye girmez. Geri donup ana birligi haberdar eder.
Simdi.. umarim bu kadari Turkce olmustur.
Bu time silah ve muhimmat (ve luzumlu diger techizat) yanisira bir de muhafiz alayi mi eklenir saniyorsunuz?
O muhafiz alayini kim koruyacak?
Yaninda anneleri de mi gitmeli ki olsun?…
Betul hanim,
O oncu birligin guvenligi saglanamamisken, saatlerce yardim gelememisken, yuzlerce basiretsizlik, bilincsizlik ihmal ve aptallik yapilmisken canlaritatli gelip teslim olan 8 cocugu suclamak, hle hele keske oluleri gelseydi demek benim tahammul edebilecegim bir sey degil.
Bu “yuzlerce basiretsizlik, bilincsizlik ihmal ve aptallik” isini nereden biliyoruz? Olmamistir demiyorum. Hatta oldu diye ima eden eski askerler de var benim anladigim. Ama bilmiyoruz bunlari, yahut ben bilmiyorum. Bilmenin yolu o ifadeler mi?
Obur konuda da birsey bilmiyorduk bakin:
Onbasi ve cavuslari zaten rutbelilerden sayilmayacagini biliyorum, yanlissam duzeltin.
Yukarida konustugumuz gibi, ‘rubeli’ degiller ama uzman ve astsubaylar profesyonel. Yani ‘uzman cavus’ duydugunuz zaman askerlik yapan insan dusunmeyin, ‘astsubay cavus’ da oyle. Uzun askerlik yapanlar duzeltsin lutfen. Rutbeli ile profesyonel ayni sey degil.
Secimlerden once artan bu niye hep erler oluyor sozlerinden sonra mayina denk gelip de sehit olan binbasidan baskasini duymadim ben mesela.
Bugun de bir (muvazzaf) tegmen sehit olmus. Benim verdigim listede o yarbayla (galiba binbasi) sehit olmadan evvelki durum olmasina ragmen bir iki tane rutbeli var. Benim anladigim kadariyla subay kaybi cok da vurgu yapilarak duyurulacak birsey degil cunku dusmanin subaylara ulasabildigini de soyluyor, belki onun icin vurgu yapilsin istemiyordur askeriye. Ama tabii isin obur tarafi da var:
Burada cok pis bir is var, muvazzaf subaylara siyasi nedenlerle bir alerji oldugu icin — benim anladigim kadariyla zaten arzu edilmeyen — subay kayiplarinin azligi siyasi malzeme de olabiliyor. Isin icine hele bizdeki gibi kronik siyasi kavga girince ahlaksizlik da tavan yapiyor neye niye vurgu yapildi anlayamiyoruz. Bu islerin bu hale gelmesi anlasilir belki iki tarafli genel siyasi pislikler dusunulunce ama biz bu sefer maymuna donuyoruz bu basini okuya okuya.
Ben bakmasam ben de ‘hakikaten ha hepsi askerlik yapan adam’ diyecektim gecen mayista, eh bakinca oyle olmadigi cikti. Bunda blogcunun yorumcunun filan bir kabahati yok, haberi besleyenler veya bunu boyle yazip yazip insanlarin kafasina isleyenler kabahatli. Dediginiz gibi dort seneye baksak belki baska bir resim cikar, ama ortada gorunen o ki 33 kisiden 14′u profesyonelken mayis itibariyle basin bunu boyle duyurmamis, tam tersini duyurmus, ancak suphe ustune sayinca benim denen gibi olmadigini anlamam kabil olmus (ve millet edepsizlesir diye tirsmisim dogrusunu da yazmamisim, nereydi hatirlamiyorum uye olunan bir yer de olabilir). Bir suru kusur varken bir de yanlis istatistikle olmayan seyi konusur olmusuz yani. Benim su anda gordugum bu. Bize bunu yapan insanlara da iyi gozle bakmiyorum ben.
ABD ordusu icin dokum buldum. Tam aya bakayim dedim, gecen ay icin 38 kayiptan iki tane rutbeli cikti yanlis saymadiysam. Ben bilmem nedir bunun usulu bekleneni bilmemnesi ama neyse linkini vereyim:
http://icasualties.org/oif/prdDetails.aspx?hndRef=11-2007
Muzmin Bey,
Dediklerinizde haklisiniz. Bunu bana da cok yaptilar. Bir yerde genelkurmayin yaptiklarini elestirdigimde bana irkimin ne oldugunu sormuslardi. Belki hatirlarsiniz. Sagolsun dost bir ortamdaydik ta kim vurduya gitmedim. Millet “ne alakasi var onun irkindan? dediklerine cevap vereceksen ver” gibi seylerle kisinin uzerine gitmis, bir kuytuda kistirilmaktan kurtulmustum…
Betul hanim,
Yanlis biliyorsunuz cunku siz o gunlere yetismediniz: Ben dogarken aglamisim; halbuki, asker aglamaz
Dahasi, benim militaristligim de muslumanligim kadardir.
Betul Hanim,
yaw gittigim gibi geri geldim. Ha gidisim de muhtesemdi diyorsaniz ona birsey diyemem tabi :p
Fatih bey,
Bence o kadar zor degil.
Cunku, muhimmati bitmis vb. gibi sebeplerle oncu birligin topyekun imhasi halinde, 30-40 kisilik kayiptan bahsediyoruz.
Ikincisinde ise, bir taburdan bahsediyoruz. Bir tabur –yanlis hatirlamiyorsam– 800-1000 (ya da daha cok) kisiden olusuyor.
Hangisinin imha olmasi daha kotu?
[not: lutfen bana insancillk retorigi yapip, 'bir insan da bir, bin insan da bir' filan demeyin. onun oyle oldugunu hepimiz biliyoruz; ama oyle olmadigini da.]
Muzmin bey,
Ikincisinde ise, bir taburdan bahsediyoruz. Bir tabur –yanlis hatirlamiyorsam– 800-1000 (ya da daha cok) kisiden olusuyor.
Hangisinin imha olmasi daha kotu?
Bu detaylari biliyor muyuz? 800-1000 kisiyi ‘imha’ edecek guc var miymis orada? Ben bilemem kac kisi ne yapabilir diye ama oyle kolay bir is olmasa gerek bu. Kimyasal silah demissiniz ama, bu haliyle daglik yere dagilip mevzilerin arasini acacak insanlara ne kimyasal silahi kullanilacak ki? PKK’da boyle bir acayip gaz teknolojisi mi var (RTE tanki var derken bunu da mi demis ‘kitle imha silahi’ diye?). Nedir beyaz forsfor denen sey mi?
Manyakadam Amcacim,
Yok ben “peygamber ocagi” tamlamasina iman olsun diye degil, her yerde iyi kotu oluyor, bunu anlatmak icin verdim o ornegi…
Kurtlerin baskaldirisi, PKK, kisisel haklar falan ayrica tartisilmasi gereken meselelerdir… Bu konuda konustuklarimdan dolayi basima silah bile dayadiklarini soyleyeyim yeter yani…
Derindusunce’de ekranin sag ust kosesinde yapilan Yunanistan ve Turklerle ilgili anket bizim Kurt halkina vermedigimiz haklarla ilgili cok guzel bir ornektir…yeter de artar bile…ama anlayana…
Muzmin Bey,
Yanliz cok onemli bir ayrintiyi kaciriyorsunuz. Bir ulkkenin askerinin kendi topraklarinda oncu asker kullanmasini gerektirecek sartlar olusmussa o oncu birligi saldim cayira mevlam kayira yaparsaniz o taburun da o bolgenin de hatta ve hatta daha ileri gidersek ic savasinda musebbibi siz olursunuz. Asker durumun ne kadar zor oldugunu bildigi halde boyle bir yanlisi yapmissa suclu artik o askerler degil o askerleri muhimmatsiz gonderen komutandir, o bolgede onculeri, taburlari yerlestiren komutandir… Yok harbiden o askerlerden bazilarinin bu iste parmagi varsa o parmagi olanlari kapsar baska da birseyi kapsamaz…
Yeri gelir bin kisiyi kaybedersiniz bir kisi kazanmak icin bu bile savasta onemlidir.
Ben bu yuzden ayrintilari bilmeden konusmanin cok da faydali olduguna inanmiyorum. Ama daha once de soyledim o askerlerin Roja konusmalarini kabullenemiyorum. 20 yasinda cahil de olsalar kabul etmiyoorum.Geri kalan kisim hakkinda bekleyip gorecegiz bence…
Bulent bey,
Bir taburun ve bir oncu birligin asagi yukari kac kisi olabilecegi tamini haric, ben bir birsey bildigimi iddia etmiyorum [tahmin de bilmek degil tabii ki].
200 kisiden bahsediliyor. Cephe savasi degil ki, hucum eden kuvvet (ayni imkan ve kabiliyetlerle oldugunu varsaydigimiz) savunanin en az 3 kati olmak zorunda olsun. Bu bir baskin olacakti.
Tabii ki kolay olmayacakti. Fakat, taburun onculerden haber alamayisi, bana bir rehavet hissine kapildiklarini dusunturtuyor. Bu dogru ise, cok kotu bir baskin yiyecek olduklarini soylemek abartmak olmaz bence.
Boyle bir gaz var mi? Bilmiyorum. Ama, bir tabur bu. O kadar da fazla daginik yayilmis olamaz –hele de daglik arazide.
Her ne ise.
PKK’nin elinde ne gibi silahlarin oldugunu kestirmek zor.
Anlasildigi kadariyla, yakin zamanda, muttefiklerimizin yardimi ile, hayli geliskin imkan ve kabiliyetler edindiler.
Fatih bey,
O dediginiz ornekler icinde (Bulgaristan, Yugoslavya, Iran vs vb dahil) Turklerin azinlik oldugu ve eline silah aldigi bir yer yok ki. [Kibris sayilmaz cunku ta basindan beri iki ayri 'kesim' vardi orada.]
Osmanlida oyun coktur. Bravo Hariciyemize ki, disaridaki kimseyi oyle ayaklandirmadilar
Muzmin bey,
Osmanlida oyun coktur. Bravo Hariciyemize ki, disaridaki kimseyi oyle ayaklandirmadilar
Belcika’da bir taskinlik olmustu, bunu bizim konsolosluga baglayan bir haber linki vermistim (uyduruk bir yerden). Ne derece dogrudur bilmem, ama ‘yok canim olur mu?’ denecek seyler olmayabilir bunlar.
Muzmin Bey,
Sahi Kibris’a gizliden silah sokup Turklere silah veren bu da ise yaramayinca saldiran kimdi?
Kimbilir belki gozune kestiremediginden yapmamistir?
Bulent bey
benim bildigim bir kac ihmal; etrafta kalabalik terorist gruplar oldugu ve konuslandklari 2 gun oncesinden biliniyormus. Buna ragmen 200 – 300 teroristin sinirdan gecebilmesi garip degil mi? Buna ragmen bu oncu birliginin herhangibir sekilde helikopterlemidir uydu goruntusumudur herhangibir sekilde korunamamasi garip. 4 saat boyunca yardim ulasmamasi garip.
Evet acikca bilmiyoruz, cunku kimse cikip yahu surda da hatamiz ya da ihmalimiz olmus, bunu yapan kisinin de gerekli cezayi almasini sagladik demeyecek. Bunu birakin tam olarak ne oldugunu bile ogrenemeyecegiz muhtemelen, dolayisiyla sagdan soldan duyduklarimizla yetinmek zorunda kalacagiz.
Basarisizligin pek cok sebebi olabilir ama mazereti olamaz demisler, benim icin de bu basarisizligin pek cok sebebi olabilir ama bu olumlerin hic bir mazereti yok.
Aylardir GK baskani sinirlarimizdan terorist geciyor K.Iraka girelim diye agliyor, ama hala durdurulamiyor. Ve hala durdurulamadigi gibi hala oncu birlik diye butun taburun guvenligi colukcocuga saglandiriliyor iste ihmal.
Erden birinin ifadesinde gece gorus durbunu pilli oldugu icin zaman zaman dinlendiriyorduk diyor. Yani pillerini bitirmiyorlar teroristlerin yol yaptigi bolgede. Bu ne?
Uzman cavusun askerligini yapan er olmadigini maasli TSK gorevlisi oldugunu biliyorum, ama rutbeliden sayilmadigini biliyorum? ondan ozellikle rutbeliler demistim.
Soylediginiz gibi belki rutbelilerin olumleri bi poltika geregi aciklanmiyordur, ki bende zaten kac er oluyorsa ayni sayida rutbeli olsun demiyorum, benim edindigim intiba rutbelilerin tehlikeli yerde olmadigi. Erlerin kiymetinin olmadigi.
Peki bu sehit erlerin ailelerinin hic asker olmamasi, hic vekil olmamasi, hic zengin olmamasi normal mi? Ben bakanin akrabasi olandan baska hic duymadim.
Muzmin bey
Bu onculer coluk cocuktan olmayacak o zaman! Korumak icin ille yanlarinda anneleri olmasi gerekmiyor, teknoloji kullanilabilir birseyler yapilabilr ve yapilamiyorsa gecenin vaktinde oncu birliklermizi etrafta terorist oldugunu bile bile yollamaktan vaz gecilebilir, bu gozetleme isi insan cani pahasina degilde parayla teknolojiyle saglanabilir.
Betül Hanim,
Bir anne olarak duygusal yaklasmanizi ne kadar anlayabilsem de gercek hayattan ve PKK ile savas sartlarindan had safhada kopuk oldugunuz belli.
Uzun uzun yazmayacagim, malum vakit derdi, fakat “yeteri kadar rütbeli ölmüyor” tuzagina düsmeniz bile kendi basina yeterli malûmat veriyor.
Bir de son 30 yildir PKK’yi bitirmedi TSK demeye getirirken, olayin siyasî yanini irdeleseniz diyorum. Hani her yil askere giden ve yurtdisi imkâni olmadigi icin “kacamayan” binlerce gencin yüzüne tükürürcesine “oglum bu zibidilerin eline düsmeyecek” gibi bir ifâde kullanmayi uygun görürken son 30 yilda Kürtler konusunda ne gibi siyasî atilimlar yaptik da “PKK bitmedi, suclusu TSK” denklemine ulasiyoruz? TSK’nin muhtemel zaaflarina ben de yukarida isâret ettim, lâkin sizinki biraz mal bulmus magribî tavri olmus.
Kimseye susmasini söylemek haddim degil, fakat gayet varlikli, Türkiye’deki yabanci bir lisede sinif arkadasim olmus, akabinde ülkenin en iyi üniversitelerinden birinden mezun olmus arkadasim gecen hafta Gabar’dan döndü. Yukarida Müzmin Bey Babacan’in yegeni örnegini vermis.
Bu örnekler var, yok degil. Ha bir de bu konuda konusurken (atip tutarken diyecektim, vazgectim) en azindan bir google earth’ten girip bakiverin, nasil yerler oralar diye. Gecen gün Emre Aköz yaziyordu, “orasi Alemdag degil” diye, hakki var.
Tenkidinizi adaletli dagitmaya calisin rica ederim. PKK’nin son olaylarindan yola cikip TSK’da bazi zaaflarina isaret etmek ayri bir sey, firsat bu firsat deyip askere sövmek apayri bir sey.
Cüneyt
Hamis: Oglunuza da hayatta basarilar. Kac yasinda bilmiyorum ama bu “zibidilerden” kacarken dikkat edin baska “zibidilerin” eline düsmesin.
Kalktım ve epey söz söylendiğini gördüm. Bir yere dikkat çekeyim:
Müzmin bey,
Türkiyede’ki Kürt nüfusla yakın bu sayılan yerler. Günün birinde ellerine silah alırlarsa fikriniz değişecek mi? Misal İran’dakiler bu konuda zamanında çok sabıkalı. Yahut Bulgaristan Belene kampı faaliyetine yeniden başlasa durum değişecek mi?
Bana göre bu konuda çelişki içindeyiz (sizi kastetmiyorum, genel konuşuyorum, sizin ayaklanırlarsa Azerileri İran ordusu temizlesin diyeceğinizden eminim
). İş Kürtlere (yani bizim haylazlara) gelince farklı, başka yerde az ya da çok haylazlık yapan Türklere gelince farklı düşünülüyor genelde.
Bulent bey,
Iki cevabim var.
Birincisi, gecenlerde ‘The Economist’te okumustum diye hatirliyorum, Belcika’daki Turk Buyukelciliginin –ilk defa– bahsettiginiz taifeye ‘durun, yapmayin’ cinsinden engel olucu tavir takinmadigini yazmisti. Ben buradan sunu anliyorum: Evet, Turk Buyukelciliginin, oradaki ahalimiz uzerinde etkisi var ve bugune kadar taskinliklari sonumleyici tavir almislar; bu defa ise, boyle davranmamislar. Bu, tesvik etmek, silahlandirmak vb demek anlamina gelmiyor.
Ikincisi, biliyorsunuz, birilerine mesaj vermek, haddini bildirmek icin terorizm kullaniliyor. Bunu da, hayli zamandir yapanlar bizim ‘muttefiklerimiz’. Onlarin yaptigini bir kere olsun onlara yapmak –doktora yazdigi ilactan bir tattirmak– bana o kadar da yanlis bir yaklasim olarak gelmiyor.
Fatih bey,
Kibris sayilmaz demistim. Hala daha israr ediyorum. Benzerlik yok. Kibris’ta apayri siyasi bir ‘Turk kesimi’ vardi.
Muhtemeldir. Ama, pozitif seyler olunca yetersizlik/beceriksizlik; negatif olunca da kasit/taammud aramak adil midir?
Betul hanim,
Bir anlamda garip, bir anlamda da degil. Soylediginiz sayi bir ilce nufusu degil. Azar azar sinirdan gecmis, daha sonra da –kararlastirdiklari bir yerde– toplanip bir araya gelmis olabilirler.
Istihbarat dediginiz sey deterministic, her attigini vuran bir sey degil ki. Haber alinmis, yerleri tespit edilebilmis olsaydi bu olay hic olmayacak, hakkinda da konusuyor olmayacaktik. After all, no news is good news.
Ama, oldu. Oldu diye de, uzerlerine cullanmak dogru degil/olmayabilir.
Iki cevap.
Birincisi, aslolan onu birliklerin korunmasi degil, ana birligin korunmasidir. Oncu birligin cikarilmasi da ona hizmet eder.
Ikincisi, eger dediginiz sekilde korunmus olabilseydiler, bu olay hic olmayacakti.
Sunu demek istiyorum: Her oncu birlik boyle pusulara dusmuyor. Demek ki, o kadar da beceriksiz degil TSK. Ama, bu sefer pusuya dusmus. Iyi de, bunun orani nedir? Kac oncu birlikten kaci boyle pusulara dusuyor?
Bir tane numunelik hata bulunca uzerine cullaniyor olmak durumuna dusmek cok mu rasyonel?
Ihtimaldir.
Bir taraftan, bildigimiz kurumsal bir tavir var. Bunun da zaman icinde edinilmis tecrubelerden kaynaklanan sebepleri var. Vatandasa her bilgiyi vermek hem gerekmeyebilir, hem de zararli olabilir. Aksi halde, bu bir ‘Reality Show’a donusebilir ve –halen cok sayida var olan– kanepe kurmaylarimiz tarafindan yonetilir hale gelir TSK.
“Hirsizin hic mi kabahati yok, a dostlar” demisti Nasrettin Hoca..
Olmaya ki, siz birilerine iltimas geciyor fakat farkinda bile degilsiniz..
Iki nokta.
Gen. Kur. Bsk.inin soyledikleri bu ise, onerdigi cozumu de yazmissiniz. Onerisine uyulmus mu? Yok.
Daha neden hala daha Gen. Kur. Bsk.ini hatali/sorumlu buluyorsunuz?
Hic bir fikrim yok. Bunun bir kurumsal emir mi oldugu, yoksa bir isguzarin talimati mi oldugunu da bilmiyorum.
Ama, ote yandan, sizmalar da –bula bula– bu gece gorus cihazlarinin kapali oldugu ana mi rastlar hep. Ayrica, sadece bir tane cihaz mi vardir ellerinde?
Yaniliyor olmaki isterdim, ama, siz –zannedersem– astegmenleri de (bu bakis acisi ile) rutbelilerden saymiyorsunuz.
Eger tahminim isabetli ise, sizin cok ciddi onyargilariniz var demektir. Bir basortu meselesi yuzunden bu kadar derin kin gutmek dinen caiz midir degil midir, bilemiyorum.
Bunun bir suru aciklamasi olabilir. Rutbeliler cok daha tecrubeli askerler. Kendi tedbirlerini alabiliyorlar da diyebiliriz. Ayrica, muharip bir birlikte, rutbeli/rutbesiz orani (isin geregi) hayli dusuktur. Buna bir de bunun bir cephe savasi olmadigini, komutan denen adamin elinde kilic onde gitmek durumunda olmadigini eklersek, sizin onyargilarinizi hakli bulamayabiliriz.
Ote yandan, evet, erlerin kiymeti cok azdir. Her sene en cok bin civarinda subay/astsubay yetistirebiliyorsunuz (okullardan mezun olanlar); bu durumda, ordu (ya da devlet) icin kimin daha kiymetli olacagini dusunuyorsunuz? Siz olsaniz farkli mi bakarsiniz? Komutani yok edilen bir birligin daha basarili olacagini mi saniyorsunuz?
Kisacasi, ne dediginizi biliyor musunuz; yoksa maksat desarj olmak midir?
Bakiniz. Benim kendi devremden (astegmenlerde) kaybettigim arkadaslarim var. Bunlar Istanbul, Ankara vb gibi sehirlerden ve hali vakti yerinde ailelerin DE cocuklariydilar. Yaralananlar da olenler de var.
Cok zorunlu olmadikca, bu tur bilgiyi TSK aciklamaz, cunku demoralizasyona yol acar. Sirf siz duymadiniz diye, yok anlamina gelmiyor.
Ote yandan, profosyonel ordularda bu sizin sikayet ettiginiz seyler cok daha barizdir. Zenginlerin (ya da soylularin) veletleri dogrudan dogruya subay sayilirlar; cunku ilgili rutbeyi (para ya da kurumsal iliskiler ile) satin alirlar. Bkz. Ingiliz, Fransiz ordulari.
Yani, neyi ne amacla istediginizi daha bir dusunseniz demek istiyorum.
{Simdi de gelelim bana yazdiginiza}
Yirmi yasin altinda birileri mi bu dedikleriniz?
Baska her acidan yetiskin sayilan bu kisilere benim ‘cocuklarimiz’ deyisim ile sizin ‘coluk cocuk’ deyisiniz farkli gibi.
Oooofff of..
Bu anneler ile isimiz var bizim..
Yahu, terorist vardir belki diyerek onculer geri cagrilmazlar. Aksine, ‘terorist var mi acaba?’ sorusuna cevap olarak bu birlikler (tabur dahil) araziye cikarilir.
“Terorist var, annecigim, kacalim” dersek, evimizden dahi disari cikamayiz.
Kendime not: Olur a, muteakip omurlerinden birisinde Gn. Kur. Bsk. olursun, aman anneni ise karistirma
Fethi bey,
Anneannem biyikli olsaydi turunden degerlendirmeler hos da, realiteye baktigimizda son 70-80 senedir bunun olmadigini atlamakla malul olabilir.
Benim fikrimin degismesi, ya da degismemesi, neyi degistirir. Bugune kadar bunu yapmadi TC. Yapamaz miydi? Yapardi. Yapmadi.
Ne acidan sabikali?
TC mi vermis ellerine silahlari?
Ne alakasi var?
Belene kampini kim kurmustu? TC mi?
Peki, TC, bu kamplara yonelik ne yapmisti?
Milisler olusturup o kamplari mi bastik?
Celiski icindeyiz dediginizde kendinizi kastediyorsunuz bence.
Cunku, fiili olarak TC kimseyi silahlandirmadi; silah alanlara da arka cikmadi.
Müzmin Bey,
İran Türkleri 1946 yılında (61 yıl önce) bağımsız devlet için silahlı ayaklanma yaptılar ve devlet kurdular. Türkiye bu sırada onlara silah verdi mi vermedi mi bilmiyorum. Çok da önemli zaten. (Bir de Doğu Türkistan ve Çin konusu var ama ben pek bilgili değilim, konuyla alakalı mıdır bilemem.)
“PKK’ya başka birileri silah veriyor” mu demek istiyorsunuz pek anlamadım. (Belki de gerideki yorumları tam okuyamadığımdan). Silahı aldıkları yerin ne önemi var, silahı Türk devletinden birileri de Kürtlere vermiş olabilir, ABD, Avrupa da. Silah temini zor iş değil ki.
Kürtler konusunda 1925 ve 1930′lardaki çeşitli olaylar yanında General Muğlalı vakasını hatırlatmak isterim. 1925 yılındakini 1923 öncesi pazarlıklara bağlayan da var, malum.
Neyse, şu anda çıkmam lazım, geçmiş yorumları da boş bir zamanımda okuyayım, yanlış anlama varsa kusura bakmayın.
Bir de, Azeri Türklerini Türkiye silahlandırsa (bu işin olma ihtimali çok yüksek, müsait zamanımda söyleyebilirim) onlar da İran’a karşı ayrılıkçı bir harekete girişse tavrınız ne olurdu? Kürtlere (PKK kastediyorum) gösterilen tepkiyi İran da göstermelidir der miydiniz? Yengemin bıyığı olsa demeyeceğinizi tavsiye ediyorum. Bunlar olmayacak şeyler değil ve bizi yakından ilgilendiriyor.
Betül Hanım,
Muzmin Bey’e demişsiniz ki: “Malum herkes sizin gibi asker dogmuyor.”
Çok güldüm, Allah sizi de güldürsün.
Ama ben bunu şöyle değiştireceğim:
“Malum, herkes sizin gibi reelpolitisist doğmuyor.”
Manyakadam Bey,
Dobra konuşuyorsunuz, ama aynı zamanda yanlış bir tavır bu sizinki. Muzmin Bey, hakaretlerinizi hakedecek birisi değil. Pek çok blog okuru, yazarı ve yorumcusu iyi bilir ki, onun derdi hiçbir zaman kişi[lik]lerle olmamış, fikirlerle olmuştur. Bana “onun avukatı mısın?” diye sorarsanız elbette hayır derim ama sizin burada zuhur edişinizden çok daha öncesinden beri, üstelik pek çok farklı blogda kendisiyle diyalog ve fikir alışverişi içinde olan ve en temel konuda dünya görüşü 180 derece zıt biri olarak, Muzmin Bey’e karşı tavrınızı doğru ve hoş bulmadığımı söylemek istiyorum. Renkli ve gülümsetici üslubunuzdaki kaba hakaretleri ayıklarsanız çok daha hoş olur bence. Muzmin Bey’in, Betül Hanım’ın empatik yaklaşımını yerden yere vuruşunun onun şahsına yönelik bir aşağılama olmadığını da tecrübeli blog yorumcuları anlamışlardır. (Kaldı ki bu konuda benim tavrımı da Muzmin Bey gayet iyi tahmin edecektir!)
Asıl önemli konuda yorum yapmayıp da bu hususa bulaştığım için de kendimden özür dilerim. (Bu arada sevgili Konstantin’ciğimize de, aramıza hoşgeldin demeyi ihmal etmem.)
Muzmin Bey,
O sekiz askere yüklenmeden önce büyük resme daha dikkatli* bakmanızı naçizane önersem, sonum Betül Hanım’ınki gibi olur mu? (Yani “siz gidi empati ve duygu kumkumaları sizi”zedelik?)
(*) “Dikkatli” sözcüğü burada “militer mantık/doktrin/jargon dışında/ÜZERİNDE” anlamındadır.
Betul hanim,
Evet acikca bilmiyoruz, cunku kimse cikip yahu surda da hatamiz ya da ihmalimiz olmus, bunu yapan kisinin de gerekli cezayi almasini sagladik demeyecek.
Bana da oyle geliyor. Boyle seylerin acik acik soylenebildigi bir kulture sahip degiliz. Her yerde zor bunu yaptirmak, ama burada cok az oluyor. Ben sivil otoritenin de bunu yaptigina denk gelmedim.
Bunu birakin tam olarak ne oldugunu bile ogrenemeyecegiz muhtemelen, dolayisiyla sagdan soldan duyduklarimizla yetinmek zorunda kalacagiz.
Sagdan soldan duydugumuzum ne derece saglikli oldugu da gecen mayista merak ettigim seyi eseleyince ortaya cikti.
Erden birinin ifadesinde gece gorus durbunu pilli oldugu icin zaman zaman dinlendiriyorduk diyor. Yani pillerini bitirmiyorlar teroristlerin yol yaptigi bolgede. Bu ne?
Ben nereden bileyim? O durbun degildir baska birseydir buyuk ihtimalle yanliz. Gece gorus durbunu denen sey nispeten olgunlasmis bir teknoloji, boyle problemleri olmamasi lazim.
Uzman cavusun askerligini yapan er olmadigini maasli TSK gorevlisi oldugunu biliyorum, ama rutbeliden sayilmadigini biliyorum? ondan ozellikle rutbeliler demistim.
Hmm. Benim ‘buna bakmistim ben’ dememe yol acan ifadeniz oyle degildi. Ben meselenin askerlik yapan insanlardan rutbelilere dondugunu farkettim de meselenin profesyonel/degil meselesi olmayip rutbeli meselesi oldugunu tam anlayamamisim, kusura bakmayin.
Peki bu sehit erlerin ailelerinin hic asker olmamasi, hic vekil olmamasi, hic zengin olmamasi normal mi? Ben bakanin akrabasi olandan baska hic duymadim.
Gayet normal. Zenginler zaten okuyor, er olmuyor (kisa donem cavusluk var yuksek tahsillilere). Bakanin akrabasi olan da yedeksubay olabilir, emin degilim. Ordu tamamen profesyonel olsa da durum farkli olmayacak. Evlatlarina — ayni sizin gibi — iyi imkanlar verecek durumu olanlar zaten ister istemez yedeksubay olarak ve/veya kisa donem askerlik yapacak hale getiriyorlar cocuklarini. Iltimas filan olmadan da bu boyle. Rahatsiz olmaniz normal, bu rahatsizlik verici bir hal tabii. Birinin gucu yetiyor arabasi oluyor, oteki ise otobuse biniyor gibi birsey degil bu — can tehlikesi var cunku. Ise o zaviyeden bakiyorsaniz, o zaman TSK’nin neyi nasil yaptiginin cok disinda ve farkli birseyden bahsediyor oluruz. O ayri ama onemli bir mevzu.
metin emmi, hem “manyakadam bey” diyorsun hemide “uslubumda kabalik olmasin” istiyorsun! hem bu hitabin hemde bu istegin bastan arizali gibi geldi bana. manyak bir adamdan bey oldugu nerde gorulmus?? boyle dedim diye sakin darilmayasin haa.. sevdigimden soyluyorum, hadi selametle..
birde umumi not dusuyorum iyi dinleyin: nezaman sevmediginiz birseye yada birine tabir caizse kafagoz dalsam “buyuksun manyakadam” diyorsunuz ama ucu sevdiginiz birine dokununca hemen “bu olmadi”!! uslup fazla sert olmus vs vs vikvikvikvik..
yani sanki mesele aslinda uslup meselesi degilde isinize gelen kafayi tras etme meselesi gibi. ama olmazki.. azcik daha tutarli olmak lazim. beni oldugum gibi sevin o zaman hayret bisey..
(fethi beycim bu duyurudan muaftir.. o herdaim anlayisli eksik olmasin..)
Katiliyorum. Birincisi ne kadar kabul etseniz de etmeseniz de bu her yerde böyle. Amerika’da Irak’a gidenlerin ekonomik ve sosyal profillerine bakin örnegin. Bülent Bey’in dedigi gibi bunun büyük kismi torpilden ziyâde üniversiteye gitmekle alâkali. Imkâni olan cünkü üniversiteye gidiyor, 20 yasinda askere degil. Hayat böyle degil mi?
Ikincisi beni burada rahatsiz eden bunlardan sikâyet eden Betül Hanim’in aslinda bizzat sikâyetci oldugu gruba dahil olmasi. Betül Hanim’in oglu Güneydogu’da askerlik yapiyor ya da yapacak olsa anlarim da “o zibidilerin eline düsmeyecek” söyleminden öyle bir durum olmadigini cikariyorum. Hem adaletsiz bulup sikâyet ettigi isi yapip, bir yolunu bulup kendi oglunu askerlikten yirttirmaya calis, sonra neden böyle adaletsiz diye sikâyet et. Bu ne perhiz bu ne lahana tursusu?
Cüneyt
Cuneyt bey
adalesiz buldugum, sikayetci oldugum icin ve nasib oldugu icin ben cocugumu kurtardim. Bu duzen degismedikce de benden vatana feda olacak, vatan hizmeti yapacak subayarinin kufurlerini dinleyecek, hizmetciligini edecek evlat yok bu vatana.
Siz bu adaltsizlik var madem, ben cocugumu kardesimi kendimi dogunun en tehlikeli yerlerine atayim diyorunuz herhalde?
Muzmin bey
“kadin eli degince hersey nasil degisiiiir.. sevgiyle yumusacikkkk….”
Belkide anneler karistirilmadigi icin bunlar basimiza geliyor.
Birde basortusu sebebiyle onyargilarim oldugu konusunda cok yaniliyorsunuz.
Betül Hanım,
“Belki de anneler karistirilmadigi icin bunlar basimiza geliyor.”
Annelik, babalık, çocukluk, barışçılık, hayatseverlik, ve böyle bir dolu şey karıştırılmadığı için, oyuna dahil ve müdahil ol[a/durul]madığı için böyle oluyor zaten. “Belki”niz doğru ve fakat eksik bile.
Sınıflar, devletler, ordular, mütehakkimler, silah tüccarları vb hayatın birer gerçeği olmaya devam ettikçe bu antagonizma bitmez. Bunların varlığı ise, insanın gerekli olgunluk düzeyine erişmetdiğinin bir göstergesintden ibarettir. Ve ben şahsen artık bir yeryüzü cenneti düşlemiyorum. Dünyadaki bu cehennem sürecektir. Belki de Muzmin Bey haklıdır; oturalım oturduğumuz yerde; anne olarak, baba olarak, yurttaş olarak, insan olarak, toplum olarak, bir avuç zorba egemenin dışındaki koskoca 6 milyarlık insan kitlesi olarak kafa tutsak da, hayallere dalsak da, itiraz etsek de, içine ettiğimin dünyasında emir demiri kesecek, eşkiya[lar] dünyaya hükümdar olmayı sürdürecektir.
Cuneyt bey
pardon, bazi yerleri kacirmisim.
Olayin siyasi yani hatasiyla eksigiyle ortada zaten, bi turlu vakif olamadigimiz askeri yani. Mesela PKK nin dagdaki yonetim kadrosunun %80 ninin diyarbakir iskencelerinden gecmis olanlar oldugunu duydum.
Mesela hukumetin siyasetle birseyler yapamaya calistigi noktada asker ben onlarla masaya oturmam deyip Irak devletinden gelenlerle masaya bile oturmadi.
Neden bu kadar rahatsiz oldunuz?
Ben sizin gibi dusunmuyorum, sizin makul isaretiniz belki bana makul gelmedi.
Haddini bilmek guzel bir meziyet.
Benim istyanim, adam bulma ve rusvet yoluyla birilerinin rahat ettigi, birilerinin oldugu askerlik duzeni. Sizin yabancilisede sinif arkadasiniz olan varlikli kisi adamini mi bulamamis, durustlugunden mi karistirmamis bilemiyorum, bu benim bu duzene isyan etmememi gerektirmiyor.
Sehitlerden sonra girip bakmisim. Sartlar zor olabilir, bunalrin hic biri cocuklarimizin olmesinin bahanesi olamaz.
Bu ilk ve tek olay olmadigi icin TSK ile ilgili, sadece burdaki zafiyete isaret etmek yetmeyebliyor.
Bir daha oglumu agziniza almamanizi rica ederim!
Metin bey
-sizi burda gormek guzel
-
Hayat bayram dunya cennet olmayacak, ama bu bu haksizliga isyan etmemize engel degil.
Betül Hanim,
Fazla tartismaya gerek yok, cünkü saniyorum belirli konularda ortak bir paydaya varmamiz mümkün degil. Ben diyeyim bilgi/tecrübe eksikligi, siz deyin dünya bakisimizin farkliligi.
Genel olarak farkinda misiniz blimiyorum ama sizde sürekli bir “duyma” eylemi var. Oradan duydum, buradan isittim ile konusuyorsunuz. Kulaktan duyma bilgilerinizle de söylediklerinizin pek elle tutulur bir yani olmuyor. Ayni niye hep erler ölüyor da subaylar ölmüyor sorunuzda oldugu gibi.
Gayet acik degil mi? Genelleme yapiyorsunuz. Ben yurtdisinda cocugunu askerden kaciran bütün Türkler vatan haini bilmemnelerdir desem siz rahatsiz olmaz misiniz? Türk askeri siradan Türk vatandasindan ya da sizin -hangi tarafta oldugunuzu bliemeyecegim- siyasi cenahinizdan daha az ya da daha fazla zibidi degildir, buna inanin.
Düzenin böyle olmasinin nedenlerinden birisiniz.
Bu yoruma cevap vermeye lüzum bile görmüyorum, sahsen cok cahilce ve basmakalip bir yorum oldugunu söylemekle yetineyim.
Siz “benim oglum bu zibidilerin eline düsmeyecek cok sükür” kabilinden cümlelerle oglunuzu konuya soktugunuz sürece oglunuz dillerden düsmez.
Cuneyt bey
Ben bu konuda elbette ne bilgeyim ne guru, boyle bir iddeam da olmadi.
Sizin duyamanin haricinde bir bildiginiz varsa meseka pkk ile ilgili, buyrun, hep beraber ogrenelim.
Rahatsiz olmam, neyi ne icin yapigimi biliyorum, boyle dusunmeniz/ soylemeniz beni rahatsiz etmez. Sizin neden bu kadar rahatsiz oldugunuz da acik degil, ama genelleme yaptigim icin gibi durmyor. Cok da onemli degil.
Ben oyle dusunuyorum.
Siz agziniza almayin da gerisi benim sorunum olsun!
Ben oyle dusunMUyorum olcakti
Fethi Bey,
Fikret Başkaya hocamızın kitabını kütüphane de bulamadım. Kitapçıya da borç var, o sokaktan geçmiyorum burslar yatıncaya kadar. Köpek öldürene talim ediyoz bu günlerde.
Metin bey,
Buyuk resim…
Buyuk resim?…
Buyuk resimde, butun Turkiye’yi galeyana getirip Irak iclerin derhal sefer yapilmasini saglamak amaci var gibi gorunen bir gelismeydi bu bence. Teslim olmak yerine sehit olsaydilar daha fazla mi daha az mi galeyana yol acilacagi tartisilabilir –belki de farketmezdi. Ama, her hal u karda, bu baskinin ilk buyuk resimdeki yeri, galeyana yol acmak, ve Irak’a yonelik bir harekat yapmamizi saglamak oldugunu dusunmemek zor.
Irak’a bir harekat –simdi bir harekat– iyi bir sey midir degil midir sorusunun cevabini vermek kolay degil –en azindan ben hemen veremiyorum. Kisisel kanaatim (ki, on dakika sorsaniz degismeyecegini garanti edemem), bizim bir vadede Irak’a harekat yapmak zorunlulugumuz var gibi. Aksi halde, dunyanin ‘buyuk resim’inde yerimiz olmayacak –bu civarda hep kucucuk kucucuk oyuncular olacak; bunun da bu civara faydasi olmayacak bence.
Ama, bunu –bu genislemeyi– hesapsiz galeyanlarla yapmak dogru degil. Bu galeyanin hesapsiz olup olmadigini dusunmek lazim. Bir bakimdan hesaplanmis gibi gorunuyor, baska bakimlardan ise degil gibi –yani, yeterincer iyi hesaplanmis degil gibi. Bu durumda, daha iyi hesaplanmis (Betul hanim ve sizi, yani herkesi esite yakin derecede heyecana getirecek) bir taneye ihtiyacimiz oldugunu soylemek cok da isabetsiz olmaz herhalde.
Neyse.
Bu 8 kisinin meselesine geri donersek. Benim derdim, daha once de soyledim, bu kisilerin etnik baglari ile filan degil. Ustlendikleri gorevi yapmadiklarini dusunuyorum.
Sizlerin yaklasimini da, kan gormege dayanamayan bir cerraha empati yapmak olarak degerlendiriyorum…
Yapilamaz mi?
Tabii ki yapilabilir. Ama, bence abestir. Cunku, cerrahin isi budur ve o isin tarifi icinde nester ile kesmek (incision) vardir. Kesince de kan akacagini bilmesi ve talip olmadan once bunu dikkate almasi gerekirdi. Talip olmus ise, korku filan dinlemem ben demek istiyorum.
Siz oyle dusunmuyorsunuz gibi.
OK. Bir dahaki sefere, ameliyat masasina yattiginiz zaman, cerrahin sizi yolun yarisinda masada birakmasina razi olacaginizi anliyorum.
Simdiden gecmis olsun demek isterim.
Metin bey,
Eminim oyledir… Oyledir de, aba vakti yaba, yaba vakti aba kullanmak iyi fikir midir bilemem..
Siz yine yukarida saydiginiz seyleri kullanin, ama ise yaramadigi zamanlarda –hic olmasin– baska tedbirlerin alinmasini da engellemeyin demek istiyorum.
Ise yaramadigi zamanlar?
Epeyi zamandir ya bunlari kullanmadiniz ve tumor habis hale geldi, ya da ise yaramadi ve tumor habis hale geldi.. Simdi, habis tumoru sevkat ile iyilestireceginizi soylerseniz, ikna edeceginiz cok kisi olmayabilir…
Hayir efendim. Sadece boyle degil. Yani, bunlarin varligi degil tek sorun.
Bir de, musfik fakat vurdumduymazliklarin yarattigi zulum vardir.
Ornek isterseniz, konyagin en rafine olaninin, klasik muzigin en ahenkli olaninin, yemegin en truffle’li olaninin, sinemanin en susunun busunun lezzetine varmanin –kisacasi, hayattan ka^m almanin– pesinde bir omur tuketip baska yerlerdeki insanlara uzak durup dertlerini yok saymak da zulumdur.
Bu zulmun farkina daha once varmak gerekirdi. Ismini kimsenin bilmedigi, kimseye de lazim olmayan edebiyat(ci)larla vakit ziyan etmek yerine, bolgeye aktif katki yapmak gerekirdi.
Bunu yapmayan, yapmaya tenezzul dahi etmeyenlerin soylediklerini ben –ister istemez– timsah gozyaslari olarak okuyorum.
So?
Bunlarin olmadigi bir devir/zaman mi vardi da yolda biz kaybettik?
Belki de, kabahat, duslemek idi. Olmasina ugrasmak yerine sadece duslemek…
Nutuklar soyleyerek mi onune gececektik?
Yerinizde oturun diyen mi var?
Tersine, yerinizde oturmagi birakin da aktif bir seyler yapin diyorum.
Yok. ‘Aktif bir seyler’den kastim, habire guzel cumlelerle empatik savusturmalar yapmak degil.
Betul hanim,
Keske oyle olsaydi.
Yani, keske anneler ne zaman ise karismak gerektigini bilseler ve, pre-emptive careler bulabilselerdi.
Ama, oyle olmuyor pek. Anneler, cok olsa, araba devrildikten sonra karismagi marifet belliyorlar ve agit yakmaktan oteye bir katkilari olmuyor.
Yaniliyor olabilirim. Ama, baska anlamli bir sebep goremiyorum.
Yani, eger varsa ‘anlamli bir sebep’ lutfen aciklar misiniz?
Muzmin bey,
Sizlerin yaklasimini da, kan gormege dayanamayan bir cerraha empati yapmak olarak degerlendiriyorum…
Yok. Yani uc bes farkli yaklasim var, bu sadece biri. Gordugumu ozetleyeyim:
– Teslim olacak yapidaki insani nicin oraya koydular diyen var.
– Teslim olunmasi normaldir cunku destek verilmedi, kotu idare edildiler vs. diyen var. (Bunun dayanagi muhtelif, basinda yazilanlar var bir de mahkemeye verilen ifadeler var benim bildigim).
– Su veya bu sebeple teslim olunmasindan ziyade, bunlarin propaganda filmine cikmalari onemlidir diyen var (Fatih bey ozellikle kizmis buna). (Bu arada bu genclere haksizlik etmek istemiyorum ama gunlerle olculen bir sure evvel PKK televizyonuna cikmis ve PKK agziyla konusmus insanlarin mahkemeye verdikleri ifade nicin ‘oldugu gibi anlatmislar’ diye alinir bilemiyorum. Bu vatandaslik yemini isi gibi biraz: yemin lazimsa bes tane de edilir, biz bir sekilde biliriz hangisinin hakiki yemin oldugunu (veya onemsemeyiz) hesabi olabilir. Iyidir kotudur demiyorum, aklima gelen bu simdi.)
– Bu gencler kanun zoruyla asker olduklari icin, zaten iste bir sakatlik var, bir de catismada kotu piyango cikmis diyenler de var.
Kacirdigim var mi?
Bulent bey,
‘Teslim olacak yapidaki’ demek ne demektir?
Etnik baglara mi atifta bulunuluyor?
Bu degilse, kim nasil kimin nasil bir yapisi oldugunu olcer? Var mi bunun tutarli bir yolu?
Kimse kacmagi dusunmemis mi? Yarma filan gibi?
Galiba dusunen olmamis.. muhimmat bitinceye kadar siperde beklemisler galiba. Aferin.
Biri birini hafifletmiyor ki.. Hem kel hem fodul misali.. Hem teslim ol, hem de cik bulnul gibi saki..
Haksiz bulmuyorum.
(Bu arada bu genclere haksizlik etmek istemiyorum ama gunlerle olculen bir sure evvel PKK televizyonuna cikmis ve PKK agziyla konusmus insanlarin mahkemeye verdikleri ifade nicin ‘oldugu gibi anlatmislar’ diye alinir bilemiyorum. Bu vatandaslik yemini isi gibi biraz: yemin lazimsa bes tane de edilir, biz bir sekilde biliriz hangisinin hakiki yemin oldugunu (veya onemsemeyiz) hesabi olabilir. Iyidir kotudur demiyorum, aklima gelen bu simdi.)
‘Oldugu gibi anlatmislar’..
Taaabi.
Avukatlariyla gorusmek firsatlari hic olmadi. Kendi aralarinda ortak bir senaryo gelistirmek firsatlari hic olmadi…
Neyse. Bunlari, digerlerinin (yaralanip sag kalanlarin) ifadeleri ile mukayese etmek lazim. Ondan sonra daha iyi belli olur.
Kanun zoru?
Bu anayasal bir zorunluluk degil mi? Yeni mi farketmisler?
Istemeyen vatandasliktan cikabilirdi.
{Betul hanimin yaptigi/yapacagi da galiba bu. Bu acidan bakinca, bence en durust yaklasim da budur.}
Evet:
“Hirsizin hic mi sucu yok, a dostlar?!”
Aman Muzmin bey, ben demiyorum onlari, gordugumu yazdim, neyse.
‘Teslim olacak yapidaki’ demek ne demektir?
Etnik baglara mi atifta bulunuluyor?
Bu degilse, kim nasil kimin nasil bir yapisi oldugunu olcer? Var mi bunun tutarli bir yolu?
Yok etnik kismi aklimda degildi yoksa ayri madde yapardim. Burada kasit ‘akli kit’ ‘embesil’ vs. ornekleri ile burada da konusulan seyin belki biraz da cesaret, olumu goze alma filan sekli. Nasil olculur bilmem, yani bir kismi belki tespit edilebilir ama insanlari denemek icin canlarini tehlikeye atacak hali yok kimsenin.
Bu anayasal bir zorunluluk degil mi? Yeni mi farketmisler?
Istemeyen vatandasliktan cikabilirdi.
Bunu derinine ve askerlikten bagimsiz konusmak da mumkun herhalde. Durum galiba su: belki sokaklarda gosteri yapanlarin bir kismi da dahil, insanlar firsat bulsalar gidecek gibiler memleketten. Yani secim sansini bulunca tercih zaten oyle olabiliyor. Bunu o kadar da hafife almamak lazim. Sebep askerlik degil, ekonomik gibi. Yalniz ‘gideyim calisayim’dan ziyede ‘orali olanin hayati kurtulur’ gibi laflar da var. Benzer birseyi yabanci ulke vatandaslarinin burada devlet gorevine girmesinde de gorduk — kayitsiz kalinabiliyor. Hatta daha ileri gideyim, ‘yabancilara peskes’ laflarina dayali propaganda cok denenmesine ragmen pek tutmusa benzemiyor. Insanlar ekonomik kismi agirlikli gozuken sIkIntIlardan dolayi ve/veya ekonomik cikar/hizmet ihtimali gordukleri zaman yabancilara alerji ile bakmiyorlar diye birsey cikartiyorum bundan. Bunun gitmeli hali ayni zamanda belki resmi vatandasligin degersizlesmesi olarak da dusunulebilir ki bunun devletten sogumakla ne farki vardir ben bilemiyorum.
Nereden nereye..
Eskiler anlatirlar: Eskiden, Turkiye icin “3 tarafi deniz, 4 tarafi dusmanla cevrili” dermisler.. Yani, ahali cevredeki herkesten suphe edermis…
Evet. O bir artma idi.
Simdi?..
Simdi hersey yer degistirdi.
Bugun, gordugum kadariyla, ahali, kendi kurum ve kuruluslarini dusman, baska herkesi ve herseyi dost saniyor/degerlendiriyor..
Firsat bulsa gidecek olanlarimiz da, firsat bulamayislarini (yani, gitmek istediklerinde, gidecekleri yerlerden kabul gormeyislerini) de Turkiye’ye yukluyorlar..
Oyle ya, Turkiye dort-dortluk olsaydi ya da onlari dort-dortluk yetistirseydi, onlar da her gittikleri yerde istedikleri sekilde kabul gorurlerdi.
Yani, Turkiye’nin, Turkiye’de yasayan, herkese borcu var; fakat kimsenin Turkiye’e borcu yok…
Herkesin, ama hilafsiz herkesin, istedigi sekilde, hayal ettigi, sekilde huzur ve guven icinde yasamak talebi olacak; ama bunu yerine getirmek hic kimsenin –ama, hic kimsenin– kimsenin gorevi olmayacak…
Ne ala..
Bülent Bey eliyle Muzmin Bey, (eskiden bildiğimiz selülozik mektuplaşmalarda böyle bir “eliyle” hikayesi vardı, onu hatırladım şimdi),
“Durum galiba su: belki sokaklarda gosteri yapanlarin bir kismi da dahil, insanlar firsat bulsalar gidecek gibiler memleketten.”[BM]
Aynen öyle. Prangalar olmasa, açıkhava hapishanesine, hatta tımarhaneye döndürülmüş olan bu memlekette üç beş kişinin dışında herkes bir yolunu bulup bir yerlere gider. Gittiği yerde nasıl karşılanır, gidişi bir işe yarar mı, mutlu olur mu filan onlar ayrı mesele. Ama ipini koparanın gideceğine bahse girerim. Hiç kimsenin de gidenleri bol keseden suçlamaya hakkı yoktur.
“Sebep askerlik degil, ekonomik gibi.” [BM]
Ekonomik nedenin dışındaki nedenleri de hiç hafife almayın derim.
“Yalniz ‘gideyim calisayim’dan ziyede ‘orali olanin hayati kurtulur’ gibi laflar da var.” [BM]
Evet, aynen öyle.
“Bunun gitmeli hali ayni zamanda belki resmi vatandasligin degersizlesmesi olarak da dusunulebilir ki bunun devletten sogumakla ne farki vardir ben bilemiyorum.” [BM]
Hiçbir farkı yok bence.
Muzmin Bey (ilk cevabınıza cevaben),
Bugünkü Taraf gazetesinde Neşe Düzel’in Orhan Pamukoğlu ile yaptığı röportajı okursanız bir nebze aydınlatıcı olur derim.
Muzmin Bey (ikinci cevabınıza cevaben),
“Epeyi zamandir ya bunlari kullanmadiniz ve tumor habis hale geldi, ya da ise yaramadi ve tumor habis hale geldi.. Simdi, habis tumoru sevkat ile iyilestireceginizi soylerseniz, ikna edeceginiz cok kisi olmayabilir…”
Tümorun habisleştiği hususunda anlaşıyoruz, ama tümörün NİÇİN habisleştiği hususunda maalesef anlaşamıyoruz sizinle, öyle görünüyor. Ayrıca benim kastım “şefkat” filan değil, bu şekilde karikatürize ederseniz zaten bir yere varamayız.
“Ornek isterseniz, konyagin en rafine olaninin, klasik muzigin en ahenkli olaninin, yemegin en truffle’li olaninin, sinemanin en susunun busunun lezzetine varmanin –kisacasi, hayattan ka^m almanin– pesinde bir omur tuketip baska yerlerdeki insanlara uzak durup dertlerini yok saymak da zulumdur.”
Valla bu söyleminiz bana şıp diye takşakçı paşanın söylemini hatırlattı nedense: “Boğazda viski içenler, bla bla bla…”
“Ismini kimsenin bilmedigi, kimseye de lazim olmayan edebiyat(ci)larla vakit ziyan etmek yerine (…)”
Edebiyata, sanata bu derece parya muamelesi yapışınız beni SİZİN ADINIZA çok ama çok üzüyor ve hayıflandırıyor. Yanlıııış!
“(…) bolgeye aktif katki yapmak gerekirdi.”
Ellerine silah alıp öncü birlik mi oluştursunlar yani? Bence onu E.Özkök gibiler yapmalı ki dünyanın kaç bucak olduğunu anlasınlar.
“timsah gozyaslari”
Timsah gözyaşları dökenlerin kimler olduğu hakkında fikir beyan edip hayatımı karartmak istemiyorum durduk yerde.
“Bunların varlığı ise, insanın gerekli olgunluk düzeyine erişmediğinin bir göstergesinden ibarettir.” [M]
“Bunlarin olmadigi bir devir/zaman mi vardi da yolda biz kaybettik?”
Yolda kaybetmedik, vardılar, varlar. Zaten mesele de bunların varlığı. Daha doğrusu, insanlığın gerekli olgunluk düzeyine (yani bunların hayatımızda yer olmaması gerektiği bilincine, yani o bilince ulaşabilecek uygarlık düzeyine) varılıp varılamayacağı.
“Belki de, kabahat, duslemek idi. Olmasina ugrasmak yerine sadece duslemek…”
Efendim sadece düşlenildiğini mi söylemek istiyorsunuz? Tarihe baktığınızda sadece düşlenmediğini çıkarsayabilirsiniz.
“Dünyadaki bu cehennem sürecektir.” [M]
“Nutuklar soyleyerek mi onune gececektik?”
Bkz: Bir önceki cevabım. Ayrıca, bu cehennemin süreceği, elbette benim kişisel ve kötümser öngörümden ibaret. Belki de sürmez. Belki de -muhtemelen- o vakte kadar gezegenin ömrü dolar.
“Tersine, yerinizde oturmagi birakin da aktif bir seyler yapin diyorum.”
Ne mesela?
Muzmin Bey (Betül Hanım’a verdiğiniz cevapla ilgili olarak),
“Yani, keske anneler ne zaman ise karismak gerektigini bilseler ve, pre-emptive careler bulabilselerdi.”
Bu öncelikle bir bilinç ve dolayısıyla kollektif zihinsel tekamül sorunudur. Döndürülen onca dolaba, yapılan onca çirkefliğe karşılık, halkın seçimlerle verdiği muhteşem cevap buna örnek verilebilir.
“Bülent Bey eliyle Muzmin Bey” değil, “Bülent Bey ve Bülent Bey eliyle Muzmin Bey” olacaktı. Özür dilerim.
Muzmin Bey,
“Herkesin, ama hilafsiz herkesin, istedigi sekilde, hayal ettigi, sekilde huzur ve guven icinde yasamak talebi olacak; ama bunu yerine getirmek hic kimsenin –ama, hic kimsenin– kimsenin gorevi olmayacak… // Ne ala..”
“Bunu yerine getirmek” hep ama hep yönetilenlerin, alt sınıfların, halkın üzerine düştü. “Görev”e gelince aslanım kaplanım yiğidim, “hak” ve “hukuk”a gelince şınanay yavrum şınanay, “ne alâ”!..
Metin bey,
Teenager oldugunuzu daha once soyleseydiniz ne kadar iyi olurdu
Bu iki cumleyi okudugum zaman aynen oyle dusundum..
Daha nasil soyleyeyim.. tanidigim ‘teenager’lerin hepsi, yonetici, amir, mudur, patron, ebevetn vb gibi herkesin (nedense) istedigi emredici makamlarin ya donusumlu ya da kurayla olmasini arzu ediyorlar..
Fena fikir degil, ama uygulamada bazi sorunlari var gibi..
Ote yandan, secimle (yani, bir cesit donusumlu sekilde) eldegistirmesi gereken makamlari dahi –ustelik kendi oylarimizla– degistiremiyoruz pek…
Ornek isterseniz, siyasetcilerimizin herhangi birisine bakabilirsiniz. Yok, yok.. sadece siyasetcilere degil, sendika baskanlarina da, Nobel adayligi ile kariyer yapmis edebiyatcilara da, duayenlerin duayeni olan filim artizlerine de, oda baskanlarina da bakabilirsiniz..
Daha boyle nicelerini saymak mumkun.
Peki de, secimle gelen bu zevatin bir turlu yerinden gitmeyisinin, gonderilemeyisinin sebebi/hikmeti nedir?
Sandiklarda hep ve surekli hile mi yapilir; yoksa, sikayete gelince mangalda kil birakmamak, aktif katilima gelince arazi olmak mi yatar bunun altinda?
Eger ikincisi ise, yoneticilerin ne kabahati var? [ki, cogu zaman, yonetiLIciler onlara 'birakmaz bizi baskan' filan diye yalvarirlar..]
Not 1: Biliyorum, bu dediklerimde zerre kadar gercek payi yoktur; ve sikayetlerinizde haklisinizdir
Not 2: Hak, hukuk konusuna gelince.. Bunlar aranmayinca bulunmazlar.
Metin bey, {elden ele gezdirilmesini istediginiz cevabiniza istinaden}
Bu tasvir tam da benim aradigim tasvir.. Hani, ‘teenager’ demistim ya, onu aciklamak icin gereken tasvir..
Evet, tipki her yeni-ergen velet gibi, evden kacmak hayalleriyle yatip kalkan velet gibi.. Tamam, ulke nufusunun hayli genc oldugunu biliyoruz, ama (Anadolu ve Trakya) iki yarimada dolusu insanin bu kadar da teenager olmasi garip degil mi?
Dahasi, aralarinda ilk delikanliligini, genckizligini zor hatirlayanlarin olmasina ne demeli?
Biraksalar kacacaklarmis.. Daha neler.. yani, kim birakmiyormus? Pasaport mu verilmiyor, huduttan niyet kontrolu ile mi birakiyorlar?..
Hic iste.. desarj olmak icin soylenmis sozler olarak kabul etmek daha uygun olur gibi geliyor bana.
Artiz olmak hayalleri?
Yep. Atarsiniz kapagi Holywood’a ve hayatiniz kurtulur; di mi?
Elin tavugu ele, ellere de bizimkiler..
Metin bey, {ikinci cevabima istinadenki cevabiniza istinaden}
Gecmisten gelecege yapialacak her turlu rivayet hep muhtelif olmak zorunda. Muhtmelen herbirinin de dogrulugu tartisilamazdir. Fakat, sonucu nasil degistirecegiz?
Gorevini yapmayana yarenlik ederek mi tumoru tedavi edecegiz?
Hatirlarsaniz, bir yerlerde bir cocuk bir kanalizasyona dusmustu. Ve, herkes o isi yaptiran muteahhidi sorumlu tutmak taraftari olmustu aniden. Ben ise, o ise dogrudan nezaret edenin sorumlu tutulmasini daha iygun bulmustum. Bence dogrusu budur. Aksi halde, sorumluluklari kurum/kurulus bulutunda kaybedersiniz ve kimsenin isini dogru durust yapmak gerekcesi olmaz.
Sefkati yanlis yerlerde gosterirsek, basimiza maraz corabi oreriz bence.
Nesi hatirlatti?
Ve, nesi rahatsiz etti?
Edebiyat, eger sonunda anlamli bir gayrete yol aciyorsa makbulumdur. Hic bir seye yaramiyorsa sanattir.
Gidip oralara atelyeler, fabrikalar kurmak nasil olurdu?
Yoksa, o isler zor; onu devlet mi yapsindi?
Bir gaspcinin/kapkaccinin verecegi zarar nedir ki? Istanbul’da iki duzine kapkac/gasp oldu diye idam cezasinin geri gelmesine yol acilacakti neredeyse.. Bunu isteyenler kimlerdi; nicin o zamanlar o gaspcilarin karninin ac olup olmadigini kimse konusmadi?
Bir tabur askeri bu sekilde tehlikeye atanlari savunmak iyi de, o taburdakiler ana-baba evladi degil midir?
Anladim. Acilen hizlandirilmis bir evrim gerekiyor..
Evet, tarihe bakinca ilginc tartismalar hatirliyorum: “Kofteci esnafi kapitalist mudur, yoksa proleterya mi?” Bunlarla gecen zamanlar ne guzel zamanlardi, degil mi?
Ve, benim de bir onceki cevabim
Ya kral, bu bu fakir, ya da bu merkep olur..
Tuketim hizindan yuksek uretim ve refah yaratmagi denesek..
Muzmin bey,
Daha nasil soyleyeyim.. tanidigim ‘teenager’lerin hepsi, yonetici, amir, mudur, patron, ebevetn vb gibi herkesin (nedense) istedigi emredici makamlarin ya donusumlu ya da kurayla olmasini arzu ediyorlar..
O makamlar degil de, benim hatirladigim eski Yunanlilarin demokrasisinin bir turunde birinci sinif vatandas olanlar devlet isi yapacaklar icin secim filan yapmazmis, vazifeleri donusumlu ve kurrayla dagitirlarmis. Uyduruyor muyum bunu, yoksa var miydi boyle birsey?
Biraksalar kacacaklarmis.. Daha neler.. yani, kim birakmiyormus? Pasaport mu verilmiyor, huduttan niyet kontrolu ile mi birakiyorlar?..
Gidecekleri yerde iceri birakmiyorlar. Yalniz bu pasaport islerini cok hafife de almayin. Simdi nasildir bilmem ama kabus gibi bir isti o.
Demisim ki:
…vazifeleri donusumlu ve kurrayla dagitirlarmis. Uyduruyor muyum bunu, yoksa var miydi boyle birsey?
Oyleymis. Atina’da:
http://en.wikipedia.org/wiki/Athenian_democracy#Selection_by_lot_.28Allotment.29
Bulent bey,
Yok. Yok. Oyle bir garabet vardi. Athenian democracy
Dahasi, makamlar kurayla dagitilirdi.
Kaliteyi tutturmak icin ise, makamlar heyetler halindeydi.
Yurumedi.
Tabii, ‘oy vermek’ (secmek/secilmek) imtiyazinin nufusun sadece yuzde onlarina ait oldugunu da eklemek gerekiyor.
O da bizim kabahatimiz tabii ki.. yani, gidecekleri cazip kilamiyoruz.
Hayli zamandir pasaport almak sorun degil galiba.
Muzmin bey,
O da bizim kabahatimiz tabii ki.. yani, gidecekleri cazip kilamiyoruz.
Iyi de, boyle bir hal varsa (ki en azindan bir kesim icin var gibi gozukuyor) onlarin kimi sucladigina bakmadan, bu insanlar nicin boyle oldu diye anlamakta fayda var. Ben devletten bunalmayi sadece kolay soylenen kismi olarak dusunuyorum bazen, biz birbirimizden bunaliyoruz buyuk ihtimalle. Insanlar birbirlerini pek sevmiyorlar galiba, birbirlerine iyi seyler de yapmiyorlar iyi de davranmiyorlar. Cok kisitli ve Istanbul ile sinirli benim guncel diyebilecegimiz bilgim bu konuda, ama bakin parasi olanlar da cevresi duvarli, kapisi bekcili, ismi utanc verici yerlerde oturmaya basladi. (bilmemne konagi, bilmemne malikanesi filan olabiliyor isimler. Bunlar ‘esegim ve param var’ demek gibi geliyor bana, ki boyle hallerin ayip oldugu ogretilmisti bana galiba paralel bir evrende Turkiye’ye tekabul eden bir yerde buyurken) Tedirgin edici bir siyasi biz/onlar hali oldugunu zaten dusunuyorum, ama belki ayni temel berbat seyin farkli tezahurleridir bunlar. Bilemiyorum.
Metin bey,
Bugünkü Taraf gazetesinde Neşe Düzel’in Orhan Pamukoğlu ile yaptığı röportajı okursanız bir nebze aydınlatıcı olur derim.
Osman degil miydi o Pamukoglu? Oglu mudur? Ben bu Taraf gazetesini almak istemiyorum, nette de bulamadim, nesi onemli denenlerin bilsem belki alirim? Emekli pasa olan Pamukoglu ise konusulan, dogru durust soru soran biriyle konusmasi ilginc olabilir onun (Duzel o insan midir bilmiyorum, Radikal’de ona buna Radikal okurunun hosuna gidecek paslari atip konusturan roportajci mi o?). Pasa uzun konusuyor, arada fikir/ifade hurriyeti ve bireycilik ile ilgili de birseyler soyluyor ama karsisindaki ustune gitmeyince tam nedir dusundugu anlamak zor oluyor. Ben biraz baktim burada sansurun hedefi oldugu soylenince, cok net birsey anlayamadim.
Metin bey, buldum galiba, su mudur mesele:
http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=6332
Ayni Pamukoglu’nun teslim olanlar icin dediklerini gosteren filmi yukarida linkledim.
Bülent Bey,
Buna parapraksis mi derler, lapsus calami mi derler, sürç-i lisan mı derler bilmem, ama çok güldüm kendime şimdi! Orhan Pamuk’un kulaklarını çınlatmışım okyanus ötesinden…
Taraf gazetesinin tüylerinizi diken diken etmesi normal, ne de olsa “ikinci cumhuriyetçi”. Bugün ilk sayısı çıktı, aldım baktım, büyük bir hayalkırıklığına uğradım; berbat bir grafik tasarım ve görsellik. İçerik olarak da matah bulduğumu söyleyemeyeceğim pek. Ben çok daha dolu dolu ve eli yüzü düzgün bir gazete hayal etmiştim, belki ilk günden yargıya varmak yanıltıcı olabilir. Neşe Düzel’i size beğendirmenin de imkanı olmadığını biliyorum. Evet, verdiğiniz linkte ilk cümleler yazılı. Taraf’ın internet sitesi yok, o yüzden ben link veremedim.
Metin bey,
Taraf gazetesinin tüylerinizi diken diken etmesi normal, ne de olsa “ikinci cumhuriyetçi”.
Benim bunlardan haberim var zannediyorsunuz galiba. Bu insanlari hic tanimiyordum, son iki uc sene icinde bakilabilir, teyid edilebilir, dogrusu ortada olan konulari okuyucularina nasil anlattiklarini ve ne kismini perdelediklerini (kisman sayanizde) gorup kizdim kizdiysam desem inandirici olur mu bilmiyorum, ama hakikaten buyuk olcude oyle. Kimi adamlarin hareketlerinden faul fiskiriyor, ama ustlerindeki formanin ne formasi oldugunu bilmeyen bir insanin bunlarin faul oldugunu gormesi de formaya baglaniyor nedense. Bu niyedir?
Neşe Düzel’i size beğendirmenin de imkanı olmadığını biliyorum.
Ben ismi hayal meyal hatirliyorum. Roportaj yapanin konustugu insanlarin ustune gitsin diye istemek yanlis midir?
Evet, verdiğiniz linkte ilk cümleler yazılı.
Yukarki filmde kendi agzindan bu hususta ne dusundugu (kuimanda kademesi icin de dolayli olarak o linkte dendigi gibi seyler dahil) var. Roportajdan o hava cikiyor mu bilmiyorum, cikiyor mu?
Muzmin Bey,
“tanidigim ‘teenager’lerin hepsi, yonetici, amir, mudur, patron, ebevetn vb gibi herkesin (nedense) istedigi emredici makamlarin ya donusumlu ya da kurayla olmasini arzu ediyorlar..”
Yanılıyorsunuz. Öyle baksam -teenager’lik bir yana- çok çocukça olurdu. Ben yöneticinin, amirin, patronun vs şu ya da bu kişiler olmasından sözetmiyorum; doğrudan doğruya bu konumlamaların mevcudiyetini ve bunun mantığını sorguluyorum. Çok daha esastan bakıyorum. Sizin bu bakış açısını da ütopik olarak niteleyeceğinizi biliyorum. Bunu bile bile öyle bakıyorum!
“Hak, hukuk konusuna gelince.. Bunlar aranmayinca bulunmazlar.”
Elhak, doğrudur. “Verilmez, alınır” diye boşuna söylememiş atalarımız!
“Pasaport mu verilmiyor, huduttan niyet kontrolu ile mi birakiyorlar?..”
Meselenin biçimsel engeller olmadığını bilmiyor olamazsınız.
“Artiz olmak hayalleri?”
Dalga geçmek de bir yöntemdir, ama sonuç verici bir yöntem değil.
“Gecmisten gelecege yapialacak her turlu rivayet hep muhtelif olmak zorunda. Muhtmelen herbirinin de dogrulugu tartisilamazdir. Fakat, sonucu nasil degistirecegiz?”
Tarih başta olmak üzere bütün sosyal bilimleri “rivayet” diyerek ceffelkalem silip atmak doğru mudur?
“Gorevini yapmayana yarenlik ederek mi tumoru tedavi edecegiz?”
“Görev” vb kavramların anlam ve ideaoloji yükünü sorgulayarak işe başlayabiliriz.
“Nesi hatirlatti?”
Sizinki çok daha beliğ bir ifade. Ve siz takşakçı paşayla asla kıyas kabul etmez biçimde donanımlı bir entelektüelsiniz. Ama yine de hatırlattı, içeriğiyle yani.
“Edebiyat, eger sonunda anlamli bir gayrete yol aciyorsa makbulumdur. Hic bir seye yaramiyorsa sanattir.”
Bunu ayrıca daha uygun bir zamanda tartışalım. Şimdi yazık olmasın.
“Gidip oralara atelyeler, fabrikalar kurmak nasil olurdu?”
İyi olurdu tabii. De, yeterli olur muydu acaba? Daha isabetli bir soru: Mesele o muydu acaba?
“Bir tabur askeri bu sekilde tehlikeye atanlari savunmak iyi de, o taburdakiler ana-baba evladi degil midir?”
Mesele sekiz asker değil.
“Acilen hizlandirilmis bir evrim gerekiyor..”
Valla doğrusunu söylemek gerekirse evet!!!
“Evet, tarihe bakinca ilginc tartismalar hatirliyorum”
Efendim bizim tarihi kastetmemiştim…
“Tuketim hizindan yuksek uretim ve refah yaratmagi denesek..”
İşte bakınız bugünkü diyaloğumuzdan çıkan/çıkabilecek en güzel cümle budur!
Bülent Bey,
1.
Yargılarınızı kesinlikle doğru bulmakla birlikte, haklı bulmuyorum. Nasıl oluyor da oluyor? Şöyle: Egemen resmi görüşün korkunç fauller yapan faillerinin faullerinin yanında sizin gıcık olduğunuz sağ ve sol liberallerinki yunmuş yıkanmış kalır. Hiç kimse baştan ayağa beyaz değildir, olamaz da. Ama elinsaf yani.
Faulü formaya göre gördüğünüzü iddia etmedim, etmem de. Öyle söylemek için sizi tanımıyor olmam gerekirdi ki, tanıdığım Bülent Bey böyle şeylere tenezzül ettirecek bir zihinsel ilkelliğe asla düşmez.
2.
“Roportaj yapanin konustugu insanlarin ustune gitsin diye istemek yanlis midir?”
Efendim üstüne gitmediğini nereden çıkarıyorsunuz? Sizi yanıltan, sanırım Neşe Düzel’in hep aynı görüşte olduğu insanlarla yaptığı röportajlara tesadüf etmiş olmak.
3.
Linkinizi ben mi göremiyorum bir türlü? Gerçi yorum zinciri de çok uzadı, kaçırdım galiba…
Bulent bey,
KAtiliyorum. Yani, oyle bakmamiz lazim. Ama, bakmasi lazim olan sirf ben olmadigim icin, diger arkadaslarimiza azicik izan telkin etmek zorunda kalabiliyorum
Bunu sosyopsikolojik acidan incelemek lazim. Iki dakika icinde edindigim uzmanliga dayanarak soyleyecek olursam: Galiba, biz, bu iletiism devrimini cok hizli yasadik. Beklentilerimiz huylarimizdan cok ama cok hizli degisti. O yuzden, hicbirimiz ne kendimizi ne de baskalarini begeniyoruz.
Kimin ne oldugunu anlamak giderek zorlasiyor. Cunku, sosyal ve cografi mobilite inanilmaz boyutlara vardi. Daha dun, durust ve mazbut dediginiz kisinin yarin ne olacagi hakkinda herhangi bir fikriniz olamayabiliyor. Bu da son derece kapsamli bir guvensizlik doguruyor galiba.
Bir hababim gecelerde Kuzguncuk’tan yer bakiyordu. Ceke ceke beni de goturdu –cok anlarmisim gibi boyle seylerden. Ev, kibrit kutusu misali, dar ve dik mustakil, sirin bir ev idi. Ahbabim, burayi, sirf iki sokak otede orta hallilerin oturuyor olmasi yuzunden almadi. Asayise guvenemeyecegini dusunuyordu.. Epeyi munazarasini yaptik –ben her gelir grubunun bir arada yasayabilecegi ortamlari savunuyordum. O da bana ‘o eskidendi’ diyordu. Ikna edemedim.
Ote yandan, gunah cikarmak (!) sayilsa bile, ben de, dirf yollari kazilmayacak bir yerde oturmak ozlemim yuzunden, sizin bahsettiginiz turden bir yere mahkum oldum…
Tasranin merkezi kusatmasidir diye bakiyordum buna ben. Hala daha oyle oldugunu dusunuyorum. Bu muhasara daha hayli zaman da devam edecek gibi.
Benim zoruma giden, merkeze ait olanlarin neden ‘kaleyi icten satmak’ noktasina geldiklerini hala daha cozemeyisim.
Oray Egin (ki, okumak zorunda kalmasam okumazdim) ‘Taraf’ gazetesinden bahsederken, kod adinin ‘Ikinci Cumhuriyet’ oldugunu yaziyordu.
Metin bey,
Egemen resmi görüşün korkunç fauller yapan faillerinin faullerinin yanında sizin gıcık olduğunuz sağ ve sol liberallerinki yunmuş yıkanmış kalır. Hiç kimse baştan ayağa beyaz değildir, olamaz da. Ama elinsaf yani.
Olur mu? Birisi yanlis, yanlis olmasa da — bilincli veya bilincsiz — gercegi kismen ama hep ayni sekilde perdeleyerek naklediyorsa mucadelesinde karsi taraf gibi gozukenlerin yaptigi fenaliklar onu degistirmiyor ki? Kitleleri bilgilendirmek baskadir, manipule edecek sekilde hareket ederken bilgilendiyormus gibi yapmak baskadir. Turkiye’nin tahsil terbiye gormus, Allah vergisi zekasi da olan kesimi boyle zibidiliklere maruz kaliyor ise, ‘egemenler’in yaptigi bunu hafifletmez. Bu insanlara birsey oldugu da yok su anda, kimisi devlet icinde imtiyazli akademik gorevde kimisi aileden zengin. Nedir bunun mazereti? Kaldi ki bastan asagi beyazlik degil mesele, yorumdan bahsetmiyrouz ki? Gercekle problemi var bazi insanlarin gibime geliyor. (yakin zamanda da akla ziyan bir ornek gordum yine bir link vesilesiyle ama ellemedim).
Azcik duzgun konusup, azcik ilginc laflar edenin yoldan cikmasi da cok kolay bu memlekette gibime geliyor. Belki adam kitligi oldugu icin, biraz fazla tezahurat yapiliyor insanlara gelismeleri icin yardim edilecegine. (Yardimdan kastim arkasindan itikleyip aferin demek degil tabii). Sonra kucuk koyun buyuk agasi abuk subuk bir suru olmamis pismemis iki dokununca cigligi ortaya cikan adam haline geliyor hakikaten ‘elit’ olacak insanlar. Yahut bana oyle geliyor.
Farkinda degilsiniz ama ‘sag liberal’ dediginizin, egilim, yahut (galiba) sinif bilinci itibariyle tam ortasinda olabilirim. Yahu hemen hemen butun profesyonel hayati boyunca serbest calismis sermayesiz kucuk burjuva konumundaki adam mi daha ‘liberal’ anlayisa sahiptir, yesil pasaportlu devlet universitesi profesoru mu acaba? (AY de degil aklimdaki, pasa torunu Altan kardeslerden biri de bolum baskaniymis galiba!) Ben sadece nedir ne degildir ve derdimize deva midir o anlasilsin istiyorum, yoksa canima minnet. Devlet universitesinde okuyup devlet memuru olmak isteyenlere liberalizm care diye pazarlanirsa ses ederim tabii, ne yapacaktim yanlis oldugunu bile bile ‘evet evet liberalizm budur’ mu diyecektim?
Efendim üstüne gitmediğini nereden çıkarıyorsunuz? Sizi yanıltan, sanırım Neşe Düzel’in hep aynı görüşte olduğu insanlarla yaptığı röportajlara tesadüf etmiş olmak.
Olabilir, hepsini okumuyorum cunku, link verilince okuyorum. Sunu merak ediyorum, tesadufen Orhan Pamuk karistigi icin isin icine akilma geldi, o meshur ifadesindeki ‘sadece ben’ kismini soran oldu mu ona karsisina alip da?
Linkinizi ben mi göremiyorum bir türlü?
Suydu: http://www.youtube.com/watch?v=y7T-HKnBJrg
Metin bey,
Gedanken experiment yapmak icin diyorsaniz, sizinle gunlerce konusabilirim bunlari –ya da dinleyebilirim. Ama, reel problemlere reel receteler yazmak lazim. Ve, reel receteler arasinda, benim naciz kanaatime gore, ‘acilen hizlandirilmis evrim’ onermek yoktur.
E, fast-evrim yoksa, bu diyardan gitmek de yoksa [Betul hanim, kulaklariniz cinliyorsa sebebini baska yerde aramayiniz lutfen], o zaman eldeki ingredient’lerle pisirmek zorunda kaliriz nevaleyi.
Ve, evet, malesef, yonetici, amir, patron, ebeveyn vb.nin mevcut olmadigi, olmak zorunda olmadigi, bir sistem henuz bulamadik.
Yonetilenlerin de yeterince uyanik olmasini saglayamiyoruz. Gecip TV.nin karsisina, ya renagrenk dizileri seyrediyorlar, ya gonul gozu, kalp gozu gibi, ya da futbol maclari gibi seyleri izleyerek beyinlerini dumura ugratmagi tercih ediyorlar…
Bu kadar xok sayida beyni dumura ugramis insanin oldugu yerde, yonetici olan insan, peygamber dahi olsa yoldan cikar… Ve, cikiyorlar da nitekim..
Bu bicimsel olmayan engeller konusunu daha detayli ve mukayeseli konusmak lazim. Yani, Turkiye’nin bati bolgelerinde rastladigimiz ‘bicimsel olmayan engeller’ ile Dogu bolgelerindeki ‘bicimsel olmayan engeller’in farkli oldugunu dusunuyorum.
Ve.. yok yok. Devletin dayattigi ‘bicimsel olmayan engeller’den bahsetmiyorum. Orada farkli bir sosyal yapi var ve o yapinin kirilmasi icin (eski) solcularimiz bence ya hicbirsey, ya da cok az sey yaptilar. Ve, simdi de sikayet ediyorlar.
E. naapim
Evden kacmagi tesvik ve tasvir edince siz, ben de baska diyecek sey bulamadim
X sene oncesine geri donup, ‘o gun sunu yapsaydik, bugun boyle olurdu’ demege futuroloji diyemeyecegimden, rivayet demek zorunda kaliyorum.
OK. Askerlik. Su veya bu sebepten oturu, bu topraklarda cinsiyeti erkek olan her vatandasa zorunlu kilinmistir. Oyle olmasi mi dogrudur, baska sekli mi dogrudur tartismasi yapilabilir; ama elde verili durum budur. Askere gidenlere de belli gorevler verilir. Gorevin yapilmamasinin da bir sorumlulugu vardir.
Simdi, bunun neresine itiraz ediyorsunuz? {not: askerlik gerekli midir tartismasi, bu baglamda, topu taca atmaktir bence.}
Yok canim, estagfurullah. Gures Pasa da zaten o lafi hicven soylemisti.
Fakat, benim soyledigimin aydin dusmanligi oldugunu dusunmuyorum –cunku, tasvir ettigim zumrenin aydin oldugu kanaatinde degilim. Sadece, son derece vocal bir minority.
Olur.
Digerlerinin aksine, o sozu dusunerek soylediydim de..
Samimi kanaatim?
Evet. Onemli derecede, evet.
Cunku, tezek devrinden endustri devrine gecis sayesinde oradaki bunaltici sosyal yapi kirilacak, ve kisiler birer birey olabilecekti. Birey olduktan sonra da, sorunlar daha kolay halledilir olacakti.
Halbuki, simdi, oradaki bunlatici sosyal yapinin vebali de devlete yuklenir oldu. Aslinda alakasi yok –eski egemenler yeni duzende de kose baslarini elde tutuyorlar; bu yuzden de siradan vatandas hayalleri ile buldugu arasinda cok daha fazla bunaliyor. Her anlamda bunaliyor.
Faturasi da devlete cikariliyor.
Yani?
Olamyacak duaya amin..
Sag icin reaksiyonist derler, ama ben bunun aslinda sol icin gecerli oldugunu dusunur oldum..
Sosyal degisikliklerin olacagi (olmaisinin gerekli/zorunlu) gun gibi ortadayken, bizim solumuzun (amiyane tabirle) lagaluga ile 4 ceyrek asir harcamis olmasinin sorumlusu kim(ler)dir?
Merci. Ama, yukarida sanat konusunda dedigimi nomine etmek isterim
Muzmin bey
Nesini anlatayim, hersey ortada degil mi? Sivil yonetimin emrinde olmayan ordu, ordu mudur cete mi? Halkin parasiyla aldigi silahlari halkina dogrultan, darbe yapan, bugun ipinden tutan olmasa gozunu kirmadan yine darbe yapacak olan, gecmiste darbe yapabilmek icin ne haltlar karistirmis olan, benzerlerini bugun de yapmadigi belli olmayan, ‘iyi cocuklari’ olan, gk b.ninin timsah gozyaslariyla sehit cenazelerinde aglama show yaptigi, tr yi savasin icine batakligin icine k.iraka cekmeye calisan, isini iyi yapmaktan acizken isi olmayan seylerde kabadayilik yapmaya kalkan, c.baskanini terbiyesizlik yapan, isine bakmak yerine cocuklarin ilahi okumasiyla ugrasan, tutulmasa bundan darbe yapaya kalkacak olan, ne mutlu turkum demeyenleri dusman ilan eden ……. zibidi guruhunun hangibiryaptigini anlatayim?
Ben de sizin iki aylik tip ogrencisinin onune ameliyata yatacaginizi, cocuk yanlisyerlerinizi kesip bictiginde ve ortalik kan golune dondugunde, kacmasaydi gorevinin bilincinde olsaydi oldurmek pahasina isini tamamlasaydi diyeceginizi varsayiyorum!
Yok! Hirsiz hirsizligini yapmis, hirsizin hirsizliginin farkinda oldugu kadar asker de askerliginin farkinda olsa.
Hic de oyle degil, vatani icin canini gozunu kirmadan veren, vatan gorevini kutsal sayan, ordusunu peygamber ocagi bilen bu halk bu hale kendi kendine gelmedi.
Goc isteginin ekonomik sebeplerle oldugunu dusunmuyorum. Fair fukara zaten iyere kolay kolay goc edemez, tuzu kurularinda buyuk ekonomik sorunlariyoktur. E kala kala hayalcilerkaliyor bu durumda, kapagi atsamda bi kac kose olsam diye hayal kuran.
Olani da vardir elbette ama bence asil neden INSAN GIBI yasayabilmek istegi.
Bizimle ayni savasta yenilmis almanyaadam olmus amerikaya diklenirken bizimle ayni zamanda teroru olmus ulkeler bunu unutali uzun zaman olmusken, son 15 yildaatilim yapmis bazi dogu avrupa ulkeleri bile ziplamisken,biz hala yerimizde sayiyorsak, ne zmaan biseyleriyiye gitmeye baslasa hep birpislik karisiyorsa, artik insanlarin bu ulkenin de adam olacagina umudu tukendi diye suclamak, askerleri teslim oldular diye suclamak gibi kolaycilik bence.
Bülent Bey,
“Kitleleri bilgilendirmek baskadir, manipule edecek sekilde hareket ederken bilgilendiyormus gibi yapmak baskadir.”
Bunun alâsını yapanlar, fikirsiz “fikrî” hayatını resmi görüşün borazanlığına vakfeden beyinsiz ve namussuz kapıkullarıdır. Siz yanlış yere odaklanıyorsunuz. Hırsız ve katillere bakınız lütfen önce. Tabii ki siz bunu çok iyi biliyorsunuz da, sanırım formasyonunuzun getirdiği teknik alışkanlıkla, pürüzler ana bozukluğun önüne geçiveriyor -bu da bir çeşit optik yanılgı belki de.
Mehmet Altan, Atilla Yayla, Etyen Mahçupyan gibileri iyi ki varlar. Bu ülke Ertuğrul Özkök’lerle ve katillerle gurur mu duyuyor bilmiyorum ama ben bu insanlarla gurur duyuyorum. Utancımı hafifletiyorlar, geleceğe ilişkin bir parçacık umut veriyorlar bana varlıklarıyla. Bir iki hataları, zihninizde onlar için kurduğunuz idam sehpasını asla haklı çıkarmaz.
“o meshur ifadesindeki ’sadece ben’ kismini soran oldu mu ona karsisina alip da?”
“Sadece ben” hikayesini bilmiyorum, ya da unutmuş olabilirim, hatırlatır mısınız lütfen?
Betul hanim,
zibidi guruhunun hangibiryaptigini anlatayim?
Keske o yaptiklarindan bildiklerinizi anlatsaydiniz da, yanlis oldugunun teyidi mumkun gozuken bir propaganda kalibini yaymakta gonullu araci olmasaydiniz. Kadi efendi zina yapiyor, rusvet aliyor, zalim bir adam demek dogru olsa bile, yerinde duran kadi icin ‘dun gittim yerinde yoktu’ ‘evvelsi gun gittim yine yoktu’ demeyi mesru kilmiyor. Ben kismen yanlis anlamisim, basin araciligiyla yanlis bilgilendirildiginizi dusunuyordum ama galiba yanlis bilgilendiren/imalar yapanlarin yaydigina itibar etme egilimi da girmis isin icine. Meramimi anlatabildim mi, yoksa bir topluluga olan kinle ilgili yuksek bir otoriteden bir alinti yapmam mi gerekecek?
Metin bey,
Siz yanlış yere odaklanıyorsunuz. Hırsız ve katillere bakınız lütfen önce. Tabii ki siz bunu çok iyi biliyorsunuz da, sanırım formasyonunuzun getirdiği teknik alışkanlıkla, pürüzler ana bozukluğun önüne geçiveriyor -bu da bir çeşit optik yanılgı belki de.
O bahsettiginiz insanlara itibar edenlerle konusurken gordunuz mu beni de bunu diyorsunuz?
Utancımı hafifletiyorlar, geleceğe ilişkin bir parçacık umut veriyorlar bana varlıklarıyla. Bir iki hataları, zihninizde onlar için kurduğunuz idam sehpasını asla haklı çıkarmaz.
Nicin idam sehpasi olsun? ‘Umut veren buysa’ ile baslayan, ve cok daha iyisine (belki liyakat olmasa da) ihtiyac oldugunu da soyleyen bir kalibi mi kullanmaliyim simdi? (Kaldi ki Atilla Yayla’yi ayri tutuyorum buyuk olcude.)
“Sadece ben” hikayesini bilmiyorum, ya da unutmuş olabilirim, hatırlatır mısınız lütfen?
Hah, bence kilit kismi oydu! Yani soylene kizma sebebim oydu benim. Yazmistim bunu biryere:
http://www.fazlamesai.net/?a=article&ctype=single&sid=4219&tid=26365#26365
(Orayi biraz kurcalarsaniz, sevmediginiz insanlara itibar edenlerle nasil bir iliskim oldugunu da gorebilirsiniz. Degmez tabii. Kafadan uc bes kere ‘hain’ ‘Turk degil’ filan deyin, ayni hesap.)
Betul hanim,
Degil.
Basmakalip sloganlara kanmak insani rahatlatir gibi gorunse de, gerceklerle cakismadiginda ciddi nevrozlara yol acabilir.
Aradan 80+ sene gecti, sivil yonetim dediginiz hala daha rustunu ispatlayabilmis degil. Hala daha populist davranip gelecege borc takiyorlar, hala daha savunma konularinda kumda oynamaga, olmayan yerden bolkepce verelim kurtulalim filan demege devam ediyorlar. Sivil idare bu ise, bunun emrine girmek konusunda benim de istifhamlarim olurdu..
Bu ‘halkin parasi’ sozunu biraz daha tartsaniz nasil olur? Siz, yeni kitanin uydurdugu sozlere cok cabuk alismissiniz anlasilan.. Burasi, ne Ingiltere, ne de ABD gibi tacirlerin sermayesi ile kurulmus bir devlettir.. Hangi halkin parasi?
Latin Amerika ile karistiriyor olmayasiniz?
Walla.. benim hairladigim kadariyla, her ‘darbe’nin sivil destegi asker taliplilerden coktu. En son 12 Eylul icin sunu diyebilirim: Eger bir onceki secim pusulasinda bir apolet olsaydi, ezici cogunlugu alirdi.. Bakmayin, siz, simdilerde demaokrasi havarisi kesilenlere..
Ilginc bir tesbih de.. ‘ipinden tutan’ kim(ler)?
Organize bir ornek verebilir misiniz?
Rengarenk devrimleri tezgahlayanlar da mi acaba TSK?
E. vardir bir iki tane.. Ama, en azindan aglama duvarini Washington, DC’ye tasimadilar henuz
Hay Allah.. bu ‘aglama’ konusu acildiginda nedense ben bambaska birisini hatirliyorum..
O yuzden mi, Basbakan cikacak garantisini verdigi halde tezkereye destek vermediler?
Nasil yani, ‘Ben Kasimpasaliyim’ diyen bir Gn. Kur. Bsk.inimiz mi var?
Hakli olabilirsiniz.. Hicaz Emirinin iki yanina kurulanlardan birisi de asker olmaliydi degil mi?
Ilahi okuduklari icin gelecekte meslek sahibi olacaklar degil mi?
Kim tutuyor?
I’ll give you this. He was wrong.
Istediginizi anlatin. Memleket hasretinin depresmesinin ne anlama geldigini iyi bilirim. Insan, desarj olmak icin, neler demez
Ameilyat yap diyen yoktu ki.. Sadece ‘osiloskopa bak, nabiz dustugunde haber ver’ demistik..
Asker, bizde, sadece maasini ordudan alana denmez. Silah altina alinan herkes askerdir.
Evet. Buna katilirim. Basortusu meselesi yuzunden bilhassa, TSK –bence– cok yanlis etti. Baska yanlislari da var. Vazgecilmezliklerini suistimal etmis olduklarini da soyleyebilirim.
Ama, TSK’yi –sizin yaptiginiz gibi– silersek, geriye o cok sikayet ettiginiz cetelerden baska bir sey kalmaz. Iste o zaman buralarda hayat bizim bildigimiz sekliyle sona erer..
Katiliyorum.
Fakat, insanca yasama arzularinin onunde devletin olmasi da, oldugunu sandirtmak da yanlis.
Armutlarla elmalar..
Siz, Marshall Yardimindan Almanya’nin na kadar, TC’nin ne kadar aldigini biliyor musunuz?
Almanya’nin savas onceki insan gucu kalitesiyle bizimkini hic kiyasladiniz mi?
Red Army Faction.. Nasil sona erdi sizce?
Aldiklari yardimlara, onlara acilan pazarlara bir bakin isterseniz..
Bir de bizim, komsularimizla daha yeni yeni ticaret yapmamiza izin verdiklerini dikkate alin lutfen..
Hersey, ilk bakista gorundugu kadar kestirme degil gibi..
Bence siz ne dediginizi bilip bilmediginizi biraz sorgulamalisiniz.. Nereden nereye, ve hangi sartlar altinda geldigimizi inceleseniz keske..
Karistiral ‘pislik’ sizce nedir?
Umudunu kaybetmis insanlarin kime ne faydasi var? Umudunuzu kendiniz yaratmak zorunda degil misiniz?
Degil. Gorevini yapmayanin hakkini vermeyeceksek, gorevini yapanlara karsi ne diyecegiz?
Muzmin Bey,
“reel problemlere reel receteler yazmak lazim.”
Gene gelip gelip OLAN ile OLMASI GEREKEN arasındaki meş’um ayrılığa takılıyoruz. Gelmiş geçmiş hiçbir ideoloğun, feylesofun, şunun bunun çözemediğini elbet biz ikimiz çözecek değiliz. Dolayısıyla, sizin “reel problemlere reel reçeteler” sözünüzdeki ikinci “reel”e ilişkin ne desem boş! Sadece şunun altını çizmekle yetineyim: “Reel” reçete, dehşet dengesi reçetesi olmak zorunda değildir! Egemen zümrenin “doğru”ları ve normlarının hayatın doğruları ve normları olduğu, yani VERİLİ olanın “reel” sıfatıyla KUTSANMASI, kitlelerin beynine egemenlerin üfürdüğü bir ideolojik saptırmadan ibarettir. VERİLİ olan, aynı zamanda, naturası gereği, DEĞİŞTİRİLEBİLİR olandır. Değiştirilebilir olanınsa hiçbir kutsallığı ve dokunulmazlığı yoktur.
“Ve, reel receteler arasinda, benim naciz kanaatime gore, ‘acilen hizlandirilmis evrim’ onermek yoktur.”
“Hızlandırılmış evrim” latifenize evet deyişimse bir mukabil latifeden ibaretti elbette. Ben -biliyorsunuz- lineer evrime inanmıyorum, ama herşeye rağmen kitleleri ilanihaye uyutmak eskisi katdar kolay değil -dünyanın hiçbir yerinde demesem bile birçok yerinde, bizim ülkemizde BİLE. Kötümser olmama rağmen bunu söyleyebiliyorum.
“Ve, evet, malesef, yonetici, amir, patron, ebeveyn vb.nin mevcut olmadigi, olmak zorunda olmadigi, bir sistem henuz bulamadik.”
Evet, maalesef. Komünist cennet, ütopyaların en gelişmişi, en kulağa hoş geleniydi. Ama maalesef o da bir ütopyadan ibaretti. Ama ütopyalar olmadan insan zihni beş para etmez, bunun altını kalın kalın çizeyim.
“X sene oncesine geri donup, ‘o gun sunu yapsaydik, bugun boyle olurdu’ demege futuroloji diyemeyecegimden, rivayet demek zorunda kaliyorum.”
Futurolojiden filan bahseden kim?
“OK. Askerlik.”
“Görev” derken spesifik olarak bu örneği kastetmemiştim. Genel planda bakmıştım.
“Samimi kanaatim?”
Bu cümleyle başlayan bölümde söylediklerinize “vebalinin devlete yüklenir olduğu” ifadenizdeki istihza haricinde katılıyorum.
“Sosyal degisikliklerin olacagi (olmaisinin gerekli/zorunlu) gun gibi ortadayken, bizim solumuzun (amiyane tabirle) lagaluga ile 4 ceyrek asir harcamis olmasinin sorumlusu kim(ler)dir?”
Yine o dandik “sol”umuzdur. Yani bugün ortalığa “ulusalcı” mulusalcı vs şeklinde hakiki suratları kabak gibi çıkmış olan gizli nazi müsveddeleri…
Muzmin bey
Uzatmak istemiyorum, 80 yillik cumhuriyetimiz, 30 yildir terorumuz var, siz bulundugumuz yeri makul buluyorsnaiz, ya da mazeret buluyorsaniz, bilemiyorum.
12 Eylulde soyle olsaydi da boyle olsaydi da diyebiliyorsaniz, artik benim bunun uzerine soyleyebilecegim tek bir sozum var;
Bravo!
Bulent bey
saydiklarim icinde yanlisligi teyid edilmis / edilebilecek olanlar hangileri?
Bülent Bey,
“O bahsettiginiz insanlara itibar edenlerle konusurken gordunuz mu beni de bunu diyorsunuz?”
Sizi kızdırmışım anlaşılan ki, çok nadir görülebilecek bir durum bu ve üzüldüm şimdi. derdimi anlatmayı beceremediğim için bağışlayın lütfen.
“(Orayi biraz kurcalarsaniz, sevmediginiz insanlara itibar edenlerle nasil bir iliskim oldugunu da gorebilirsiniz. Degmez tabii. Kafadan uc bes kere ‘hain’ ‘Turk degil’ filan deyin, ayni hesap.)”
Evet, bana kızmışsınız. Asla böyle bir niyetim yoktu, olamaz; bunu bilmemeniz de beni üzdü. şimdi burada bir kez daha benim tanıdığım Bülent Bey’in portresini çizmeme gerek var mı? Sadece şunu demek istiyorum: Odaklandığınız “size-göre-yanlış”ların çapı ile sizin de benim de kötülüğünü kabul ettiğimiz yanlışların çapı benim indimde çok orantısız ve bana göre siz birincileri mercek altına aldığınızda, diğerlerinin vahameti sahne ışıklarının dışındaki karanlığa gömülüveriyor. çok iyi anlatamadım ama demek istediğim böyle birşeydi.
Muzmin Bey (konunun tamamen dışı, özür dileyerek),
Israrla sorduğum bir soruya nedense cevap vermeyerek beni zor durumda bırakıyorsunuz. O “nedense”nin nedenini özellikle rica ediyorum sizden. (Fethi Bey’in malikanesinde değil tabii.)
Lütfen.
Metin bey,
Sizi kızdırmışım anlaşılan ki, çok nadir görülebilecek bir durum bu ve üzüldüm şimdi. derdimi anlatmayı beceremediğim için bağışlayın lütfen.
Yok yok, kizmadim. Demek istedigim suydu: siz itibar etmeseniz adamlara bulasmayacagim (haberim olmayacak zaten bir kismindan). ‘Kotu’ olduklari hakkinda ittifak icinde bulundugumuz insanlari beraber kutulemenin bir manasi yok, onun icin mevzu olmuyor demek istedim. Baska turlu oluyor olsa baska turlu yapariz (ama sIkIldim oyle yerlerden pek ellemiyorum artik, anladim ahali nasildir diye biraz, maksadim da oydu).
Muzmin Bey (konunun tamamen dışı, özür dileyerek),
Israrla sorduğum bir soruya nedense cevap vermeyerek beni zor durumda bırakıyorsunuz. O “nedense”nin nedenini özellikle rica ediyorum sizden. (Fethi Bey’in malikanesinde değil tabii.)
Lütfen.
(Size ulaşabilecek başka bir özel kanal bulamadığım için de buradan seslenmek zorunda kaldım. Bunun vebali de maalesef sizin!)
Betul hanim,
saydiklarim icinde yanlisligi teyid edilmis / edilebilecek olanlar hangileri?
Onlar degildi kastim, yukarki (basiniza pek de istemeden is cikartmama vesile olan) ‘profesyoneller yok orada, olmuyorlar’ isiydi. Oyle bir liste vermissiniz ki ellemek, ustelik duzgun ellemek benim bilgimi asar. Muzmin bey ilismis, konusan olursa okurum.
Bülent Bey,
İçimi rahatlattınız, teşekkür ederim. Kızdırmayı düşünebileceğim en son kişisiniz, biliyorsunuz!
“‘Kotu’ olduklari hakkinda ittifak icinde bulundugumuz insanlari beraber kutulemenin bir manasi yok”
Dünyadaki NŞA haklısınız, ama absürdistanda buna lüzum olabiliyor çoğu zaman.
Metin bey,
Bana emaille ulasmaga calisiyorsaniz, GMail ile (sebebini anlamadigim) bir sorunum var. Kac gundur GMail’e ulasamiyorum. Telekom’un filtrelemege mi basladigindan supheleniyorum (ya da benim firewall ayarlarima birseyler yaptim)..
Muzmin bey,
Almanya’nin savas onceki insan gucu kalitesiyle bizimkini hic kiyasladiniz mi?
Benim buyuklerimden duydugum muazzam bir yetismis adam kitligi oldugu idi.
Boyle kiyaslar yapilmiyor nedense. Memlekette oldugu kadariyla olan gayri Muslim burjuvazinin (ve dolayisiyla bilgi/gorgusunun) tasfiyesinin insan gucu kalitesi acisindan etkileri de pek konusulmuyor. Memleketin ‘degisik’ oldugu, Musluman ve okumus siniflarin belki batidakinden fazla savaslara istirak edip sehit oldugundan bahsediliyor biraz ama ben net bir karsilastirma gormedim.
Benzer sekilde Yunan bile bizi gecti filan deniyor, ama kim nufusu kacla carpmis ona bakilmiyor. Buna baska bir yerde de ilismistim, alinti yapayim:
1950′de Turkiye’nin nufusu 21M, 2005′te 70M; Yunanistan icin bu rakamlar 7.6M ve 10.6M. Hal bu olunca ‘kisi basina’ seklinde ifade edilen hesaplarin ne soyledigine iyi bakmak gerekiyor herhalde.
(Tabii yukarida dedigime ek olarak, ayni zaman zarfinda bir de ticari gorgusu olan zehir gibi insanlari kismen varliklariyla berber anilan memlekete ihrac ettigimizi soyleyeyim).
Ben sadece merak ediyorum, dedigim seylerin altindan muazzam gercekler cikar demek istemiyorum ama once varilmak istenen sonucun belirlenip ona gore selektif veri secip konusmanin itici bulunmadigi bir memlekette yasadigimizi da dusundugum icin, ‘acaba suna bakilsa ne cikar’ diyorum.
Muzmin Bey (yine özür dileyerek umumdan),
Eklemek zorunda hissettiğim son cümle yüzünden biri eksik olmak üzere iki kez çıktı son mesajım. Fethi Bey’den özür dilerim ama iyi de oldu, son cümlemde ortak hassasiyetimizi ihlal etmekten duyduğum endişeye dikkatinizi çekmiş oldum.
Yine de bahsettiğim kanalda cevabınızı göremezsem aklıma gelen bambaşka bir soruyu sordurmuş olacaksınız bana -ki bunu hiç istemiyorum. Canım çok sıkılacak.
Muzmin Bey,
Son mesajı gönderdiğimde sizin cevabınızı buradan görememiştim. Özür dilerim. Öyle bir filtreleme de mi oluyormuş? Aman yarabbim! Rezillik o halde yaptıkları…
Metin bey,
Anlastik. Bu arada derdimi anlatabilmis miyim ‘sadece ben’ isinde?
Fethi Bey,
Burada olsaydınız da şu özel mesajlarımı silseydiniz ne iyi olurdu… Hay Allah!
Bülent Bey,
Evet.
Bu arada belki birilerinin ruhunu gidiklar diye Istanbul’da oturan yabanci birinden bir Bulgaristan-Turkiye karsilastirmasi linki vereyim:
http://carpetblog.typepad.com/carpetblogger/2007/11/bacon-run.html
Manyakadam hakkında,
Burada yorumların hepsini okumadım ancak manyakadamın şu gavurun ekmeği meselesindeki hassasiyeti ilgilimi çekti. Dinin lafını çok eden insan, günahları çok olan insandır. Bu sözü bir yerde duymadım,kendim uydurdum. Manyakadam laikçi kadınların bir kesimine zilli demiş olmanın suçluluğunu bastırmak için, Müzmin Bey’e yükleniyor. Günah çıkarmak için eline geçen fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. Kendisinin ettiğ lafları unutturmaya çalışıyor.
Bu adam 7 Ekimde şöyle bir laf etmiş:
No bey,
Burada yorumların hepsini okumadım ancak manyakadamın şu gavurun ekmeği meselesindeki hassasiyeti ilgilimi çekti.
Bunun daha basit aciklamasi diyene antipatisi, denene sempatisi olmasi bence. Orada mesele ‘gavur’da degil. Ama ortaligi senlendirmek istiyorsaniz Fethi beyin yoklugunda, karisacak halim yok.
misterno gunah cikaricak bisey yok ben hristiyanmiyimki gunah cikariyim hayret bisey. laikci hanimlarin birkismi hakkatende zillidir. hemde fena halde zillidir. miting haberlerini televizyonda izleyen herkes gorur bunu. sen ya izlemedin demekki yada izledin ama zillilik artik sana normal geldigi icin sasirmadin.
bu arada bulen murtezao.’da masallah kafasina gore istedigini kayiriyor istediginide sucluyor. hani korkudan isimsiz gezen ve devlet aceba emaillerimemi bakiyor diye kendini oldugundan buyuk bisey zannetme meraklisi olan bi adam varya.. o burada millete ne derse desin herkesin kusuruna nekadar ararsa arasin onemli deyil cunku o asla sahislara yazmaz. (bizde yedik tabi) Ama ben yazarsam hemen kesin kisisel antipati!! insafsizligin tarafgirligin bukadarinada pes be murtezao.! bak sana soyluyorum: istersen adamgibi biz ikimiz ekibiz cok severiz birbirimizi laf gelsin istemeyiz deyiverde bizde bilelim acikacik. hakkaten hayret biseysin.
Bülent Bey,
Su an itibariyle mesajlara bakabildim, artik yorumlar okunup izlenebilir olmaktan cikmis, birkac obek insan kafasina gore takiliyor gibi. Arkadaslar ben varken de ortaligi senlendiriyordu, problem yok.
fethi beycim bari roptosambira yazi yazsanda ogrensek neler edersin?
yorumlar konusundada haklisin. bu kadar laf ama eldevar sifir. ben sana “gurultuden konusamiyoruz” diyeyimde sen anla nedemek istedigimi. hadi sana hayirli yolculuklar.
Manyakadam bey,
bu arada bulen murtezao.’da masallah kafasina gore istedigini kayiriyor istediginide sucluyor.
Dedigimde bir kusur mu vardi? Daha acik yazayim. Olanlarin ‘gavur’ ile ve sizin dindarliginiz ile bir alakasi olmadigini dusundugumu soyledim, Betul hanimi sevmeniz, Muzmin beyi sevmemenizle daha alakali oldugunu ima edip, No beye hir ciksin diye ugrasiyor olabilecegini gordugumu soyledim. Daha acik oldu mu? Neyini begenmediniz?
bak sana soyluyorum: istersen adamgibi biz ikimiz ekibiz cok severiz birbirimizi laf gelsin istemeyiz deyiverde bizde bilelim acikacik. hakkaten hayret biseysin.
Muzmin beyi elbette severim, aksini mi soyledim? Ekip olmak, gercek hayattan arkadaslik filan ise soz konusu degil. Metin bey de bir ara boyle dusunurdu, nedendir bilmem. Hayret edip durmanizda ise bence bir mahzur yok. Davranislarinizla hakettiginiz en hayirli dilek o gibi gozukuyor zaten.
Burdaki tartismalarda basta Muzmin Bey’in hassaslastigi noktada (-ki kendisine hak veriyorum ve farkli acilardan da olsa ayni yere bakiyorum, Bulent Bey’de ayni seye daha farkli bakiyor) ben ne yapilabilir artik bilmiyorum…
Bu noktada : Kisileri elestirirken kurumlara zarar vermemek ve dusmanlarin ekmegine yag surmemek meselesi….
Genelkurmay cok hata yapiyor… Emeklisi ile calisani ile ulkedeki herseye burnunu sokuyor. Cok fazla sey yapinca da cok hata yapiyor. Bir taraftan “hukumet elimi kolumu bagladi ondan olaylar artiyor, hicbir teroristi durduramiyorum” lafini ortaliga yayip hukumeti sucluyor ayni anda ulkenin bir kosesinde PKK’li diye tesbit ettigi adama savci-avukat-hakim-cellat kesilirken eline yuzune bulastirip hem ulkenin kanunlarini aslinda cok da takmadigini gosteriyor hem de olay sonrasi beceriksizlere sahip cikiyor…
Ama 8 askeri catismada beceriksiliginden dusman eline gecince yine ayni politik sebeplerden bu kez hepsini hain ilan ediyor…
Bir tanesi 3-5 bomba da ben attirdim dikkatli olsunlar diyor bir digeri secilmis basbakanina “pezevenk” diyor ve disiplin cezasi almiyor…
Etrafta genelkurmaydan sogumamizi isteyen cok ulke var… Turkiye’nin ordusu olmaksizin bir buyuklugunun olamayacagini herkes biliyor… Halki “peygamber ocagi” diye ogretilen bu kurumdan sogumus gormek herbirinin ilk dilegi…
Ama bunun icin bizim askere oyun falan duzenlemelerine gerek kalmiyor. Askerimiz sagolsun herseyi kendi eli ile yapiyor… Ulkenin yarisindan fazlasinca desteklenen “basortusu”ne karsi aciktan tepki aliyor, sanki hicbir problemimiz yokmus gibi daha bugun evet evet bunca badirenin orta yerinde bugun Diyarbakir da “tek dil” http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=280537
diye askerine slogan attirmakta bir behis gormuyor….
Oyuna gelmeyelim ama yuh yani…. Iyi cocuklar yakalaninca olaylar buyuyunce bolgeye mehter marsi esliginde girmislerdi… Bugun de boyle uygun gormusler….
Tabi bu yanliz icerde yaptiklari… Azerbaycan darbesi, Kurt Liderlere suikast hazirligi, cuval, helikopter parcalari, tren dolusu silah, teroristlerin yakalanmasinin hukumete yarayacagi gibi yahudi kuruluslarinda yaptiklari yorumlara vb. seylere ise hic girmiyorum…. Emeklilerinin yaptiklarina karismiyorum…
Ama birseyler yapmaz isek harbiden yeni yeni Enver Pasa’larimiz olacak… Tarih de bizi yargilayacak…Halk olarak suclu olmadigimiz halde…
murtezao.:
baskasi olsaydi derdimki hic bosuna ugrasma gonlumu alamazsin ama size demiycem cunku zaten gonul almak gibi bi istedigniz yok bikere. yani lafa bak lafa: “Davranislarinizla hakettiginiz en hayirli dilek o gibi gozukuyor zaten”
hem bu lafi edeceksin, hemde metin bey yada ben yada bibaskasi seni o arkadasla bir gorunce sasiracaksin. yahu onunda yaptigi ayni. ben adama senin su su su davranisin yaramaz, boyle yapma diye bodoslama bisey soylesem cok kaba oluyor ama siz kibar kibar gecirince cok nazik cok usluplu oluyorsunuz sonra lafta soylenemiyor. oh ne ala memleket yahu. gecir gecir dur, ama celiskilerin bile elestirilemesin!!!
simdide tekrar ediyorsun demin dedigini sonra “neyini begenmediniz”!!! yahu begenmekle ne ilgisi var. diyorsunki bunu sever bunu sevmez sevdigini tutar sevmedigini elestirir. yani hersey kisiseldir diyorsun. bende diyorumki baskasinin elestirisine kisisel demeyi biliyorsun, ama kendi arkadasinin dupeduz asagilayici kirici incitici kinayeli elestirilerine kisisel ve hatta psikolojik sorunlu denince ortalarda yoksun? benim arkadasim objektiftir dusunceye bakar ama bunlar sahsa bakar gibi yorumlar yaparsan oluyormu yani? birde soruyorsun neyini begenmedim diye. insaf yahu.
bu tarafgirligi metin beyde bunu gorebilmisse vallahi tebrikler kendisine.
Mayakadam bey,
baskasi olsaydi derdimki hic bosuna ugrasma gonlumu alamazsin ama size demiycem cunku zaten gonul almak gibi bi istedigniz yok bikere.
Gonul kirmak veya almak gibi bir gayem yoktu. No beye ‘yanlis olmus bu is’ diyordum sadece. Burada gonlunuz kirilmasin, net burasi gercek hayat gibi degil. Diger taraftan gercek hayatta yapmayacaginiz/takinmayacaginiz uslupla burada bulunmak da akil kari olmayabilir. Asagida anlatacagim.
boyle yapma diye bodoslama bisey soylesem cok kaba oluyor ama siz kibar kibar gecirince cok nazik cok usluplu oluyorsunuz sonra lafta soylenemiyor. oh ne ala memleket yahu. gecir gecir dur, ama celiskilerin bile elestirilemesin!!!
Ben buralarda iki uc defa konustum sizinle (baska isimle de yaziyorsniz bilmem, onemli degil). Meramimi anlatabildigimi zannetmiyorum, ama gozumun onunde yaptiginiz isleri de gordum hatta ‘iste budur dediginiz’ diye yazmis bile olmam lazim. Tanimam etmem, ama gordugum davranis tarzindan hoslanmadigim asikar herhalde. Kimsenin size mani oldugu yok. Neydi arzunuz anlamiyorum ki? Cevap mi vermeseydim? O yol da var, bazen keyfim.vaktim olmaz vermem. Hersey keyfe keder burada.
simdide tekrar ediyorsun demin dedigini sonra “neyini begenmediniz”!!! yahu begenmekle ne ilgisi var. diyorsunki bunu sever bunu sevmez sevdigini tutar sevmedigini elestirir. yani hersey kisiseldir diyorsun.
Hayir! Yanlis anlasilacak sekilde demisim, kusura bakmayin. Demek istedigim tetikleyen ‘gavur’ diyerek Manyakadam beyin dindarligina bulasmak hir ciksin diye gayret etmektir seklinde birseydi. Sevip sevmeme isi bir teori ama zaten Fatih beyin dedigi gibi ‘firsat bekleyen’ turden bir hareket icinde olup Muzmin beye (neydi?) birseyler demis oldugunuz icin oyle dedim. Yani ortada tutarli gozuken bir teori varken nicin gavur/dindar giriyor isine mealinde birseydi.
Benim icin onemli degil pek ama nette cok uzun zaman gecirmis biri olarak belki bunu soylememde fayda olabilir. Insanlar her zaman her seye yetisip, birine yaptigini otekine yapmak durumunda degiller. Boyle bir arzu da yok imkan da kimsede. Dolayisiyla ‘felanin yanlisini buldun, diger elli tane fesmekanin dedigini de kontrol et’ diye birsey demek, hele ‘yapmiyorsun, ne bicimsin’ diye insanlarin uzerine gitmeye calismak makul haller degil. Soyledim size, mahlasla yazip diger insanlara mahlasla yaziyorlar diye laf etmeye kalkmaniz cok acayip ve kolay cevap verilecek bir sekilde onume geldi. Bir tekerlek dingil birseyler daha olmus, one ellemedim mesela. Simdi ne bicim adamsin ona da elle dese biri bana makul olmaz.
Metin bey nicin karistirirdi bizi bilmiyorum, sizin cikarttiginiz gibi midir emin degilim. Kendisi soylerse anlariz.
Fatih bey,
Yazdiklarinizin anekdotal seyler oldugunu soylemek isterdim –birkismi oyle olsa bile tamami degil, malesef.
Evet, bilesik kaplar kanunu marifetini gostermis olsa gerek ki, kurmaylarimizin da kahir ekseriyeti televoleleri seyreder olmus yakin gecmiste.
Benim kanaatim, basortusu meselesinde TSK cok ciddi oyuna geldi. Bu elense o kadar iyi cekildi ki, ve farkina bile varmadilar. Hala daha da, uygun bir yol bulup geri adim da atamiyorlar –atamiyorlar cunku, karsilarinda militanize olmus bir kitle var artik…
Ote yandan, devlet muessesesi de cok kotu iskaladi baska bir seyi: Guneydogu’daki normal vatandasi yine feodallerin eline birakti. Milletvekillerinin feodallerden cikmasina goz yumduk, ticaret ve sanayii (ne kadar varsa) feodallere biraktik.. Sokaktaki/dagdaki vatandas icin hersey eski hamam eski tas oldu. Gelisen iletisimle artan beklentileri de sayacak olursak, durum daha da dayanilmaz oldu.
Devletin jandarmasi, devletle ittifak kurmus aganin keyfi kacmasin diye, garibanin derdini yok saydi, yeri geldi aganin masasi oldu.. Aganin baskisi da devlete fatura edilir oldu..
Bugun, ben de olsam o garibanlarin yerinde, benim de devlete tepkim olur, isyana varacak tepkim hem de..
Isin kotusu, devlet, bu ketenperenin pek de farkinda degil gibi.. ve, agalar/seyhler simdi oradaki ahaliye zulmun sebebi olarak devleti hedef gosteriyor..
Koskoca devlet.. hala daha seyrediyor.
[Ismi koskoca.. bu kadar beceriksizi bu kadar uzun sure isbasinda tutan devlete koskoca demek kolay degil..]
Aklimizi basimiza almanin zamani gecmemistir insallah..
Fatih bey,
Evet, ben buyuk isleri zaten anlamiyorum (yahut herkesin anladigi kadar, ve herkes gibi ‘ne acayip bu isler’ diyerek bakiyorum). Beni rahatsiz eden bu arada bizim gercekle iyice alakamizi kesip ne oluyor ne bitiyor anlayamaz hale gelmemiz. Binlerce ve cogu akla ziyan tavir/kusur olabilir, ama bir kere tamamen ‘bunlar kotu’ diye belledikten sonra tsunami seklinde bir de gercekle alakasi olmayan kotuluk isnadi yigilinca ustune, seyirci olarak zarar goruyoruz. Izan gidiyor, bir seylere inanmak inanmamak esigimiz iyice dusuyor ve gercekle alakasini kaybediyor. Taraftar hatta bir anlamiyla partizan olmakta bir kusur olmasa da kritik bakma kabiliyetimiz koreliyor. Bu memlekette bu havaya girip fiilen veya zimnen serre alet olmak o kadar kolay ki (70leri yasadigimiz icin diyorum). Bazen ‘bilmiyorum’ demek, bilmiyorum demek daha mi dogru olur diye dusunmeye gayret etmek cok daha faydali olabilir, cunku bir defa ‘su konuda su istikamette denen seylerin hepsini benimserim ve bilir hale gelirim’ yoluna girildi mi irade zaafa ugruyor. Benim rahatsiz oldugum hal o. Bunu genel olarak (ve kendimi de dahil ederek) soyluyorum, burada konusan kimseyle direkt bir alakasi yok.
Bir de degisik tarafi var bunun. Evvelsi gun baska yerde mevzuu olmustu ondan aklimda. Mesele 12 Eylul’de gidip kendi teslim olup iki gun sonra salinanlar dahil, (ozellikle sol kanattan) bircok insan ‘acayip iskence gorduk’ diye yalan soyluyordu. Bunu yapmak marifetti, yalan konusmayin demek cuntaci destekciligiydi. Isin dibinin ciktigini da herkes soylemese de icten ice bilirdi. Oyle ki Diyarbakir cezaevi haberleri fisilti gazetesinden duyuldugu zaman, devamli ve herkese bila istisna korkunc iskence diye duya duya serbetlenmis insanlar bunlara inanmadi. Aziz Nesin dahi duyunca Kurtlerin hayal gucu de acayipmis gibi birseyler soylemis diye bilinir (ki Komunist oldugu icin ideolojik sebeple inanmamasi makul degil). Tarz ayni tarz. Bugun AKP aleyhinde konusulan seyler de bunun gibidir. Adamlarin bir bebek keserek iftar etmedigi kaldi. Iyi de o zaman AKP hakikaten derin bir fenalik yapacak olsa da bunu bilmeyecegiz, cunku gercekle alakamizi tarafimiza gore once kesiyoruz sonra zaten gercek yokmus/olamazmis gibi yapmaya itiliyoruz. Bu da tehlikeli. Hem de cok.
Bülent Bey,
Maksadın üzüm yemek değil bağcıyı dönmek olduğu şahsın benim tahrikim sonucu verdiği cevaptan anlaşılmıştır.
Kimin ne olduğu ortaya çıksın diye ortaya attım.
Mister NO, sende ogrendin demek bu ayakoyunlarini aferin ama nede olsa hocalarin kuvvetli
(Metin agabey uc seferdir selam vermeyi unutuyorum, kusura bakmayin… Boylesine can SIKICI bir mevzuda da olsa sizi gormek guzel)
Bulent Bey ve Muzmin Bey,
Su ulkede cumhuriyet oldugumuzdan beri(belki biraz daha oncesi) ic rakipleri temizlemek, ayni dusunmeyenleri kotulemek, yeni dusman uydurmak yeni dusman yaratmak adina harcadigimiz enerjinin cok samimi olarak soyluyorum onda birini bolgede guc olmak icin harcasak su an bolgenin sozu dinlenen, izinsiz hareket edilmeyen tek ulkesi olurduk…
Ama oluyor iste… Biri yapmasa digeri yapiyor ve kucuk gruplarin yaptigi hersey buyuk kumelere mal ediliyor…
Muzmin Bey’in dedigi gibi Koskoca Ulke’ye yakismiyor… Koskoca ulke… Bunca yillik devlet tecrubesi… bunca yillik tarih… bunca badireler atlatmis bu ulke halen boyle hatalar yapiyorsa buna karsi ne yapilabilir ben bilmiyorum…
Ayaklanma kulturu de, baskaldiri kulturu de, haksizliga karsi cikma kulturu de vardir bu milletin ozunde… Cok defa gormusuzdur… Ama some how bu sefer olmuyor iste… Ve gittikce daha ilginc seylere surukleniyoruz…
70 milyon kusur insanin tek yurek atmasini saglamak icin elinden geleni yapmali devlet… Kafasina cuval gecirilmesin diye kendi kafasini kesmek zorunda kalsa bile bunu yapmali… Secilecek obur yol -allah Korusun- o yuregi parcalayacak gibi geliyor bana…
Cunku “Tek Dil, Tek Devlet…” diye bagirtanlarin oldugu bir yerde cok da hayirli isler yapilacak gibi gelmiyor bana…
Mister No,
Obur baslikta demek istediginizi anlamadim. Biraz acar misiniz lutfen?
“Burada yorumların hepsini okumadım ancak manyakadamın şu gavurun ekmeği meselesindeki hassasiyeti ilgilimi çekti. Dinin lafını çok eden insan, günahları çok olan insandır. Bu sözü bir yerde duymadım,kendim uydurdum. Manyakadam laikçi kadınların bir kesimine zilli demiş olmanın suçluluğunu bastırmak için, Müzmin Bey’e yükleniyor. Günah çıkarmak için eline geçen fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. Kendisinin ettiğ lafları unutturmaya çalışıyor.
Bu adam 7 Ekimde şöyle bir laf etmiş…
heralde burada anlaşılmayan, Bülent Bey deyince farkına vardım şu:
“
Buradaki din, dinime küfreden müslüman olsa” deyişinde kullanımdır. Sözkonusu şahsın dindar olup olmadığını da bilemem, beni ilgilendirmez. Ama dindarsa vahim. Şahsiyet için dinime küfreden Müslüman olsa lafı da geçerli.
Ayak oyunu değil, manyakadam, sen böyle bir şey söyledin mi? Söyledin. Sahip çıkıyor musun çıkıyorsun. Sen başka kızlara kadınlara laf söyle, sonra senin cephene taş atılınca yok efendim susmayalım, susmak kabul etmektir. Senin şu zilli lafına tepki göstermeyen herkes de senin hakaretlerine katılıyor.
Ahlak lafını çok eden insan ahlak yoksunudur diye de anlaşılabilir.
Ya da vatanseverlik lafını çok eden vatansevmezdir gibi hayatta da görebileceğimiz bir çok duruma uyar.
mister no sen bu kafayla daha cok yorum yazarsin burda demekki. cunku arkadas hazir.
al boyle bir cumle cimbizla sonrada cocuklar gibi sevin. hatta nasi olsa hicbirimiz seni gormuyoz, bu cumleleri bulunca kafayi yemis gibi kahkahalar bile at, buldum buldum buldum diyerek. ama manyakamcam soylmedi deme diye diyorum: bu is bagimlilik yapabilir. sonun bazilarininkine benzeyebilir. 50 yasina bile gelince istesende birakamazsin sonra. hem bir iki kisi haric herkeste sinir olur sana yahu. yuzune birsey demezler bulasmamak icin ama arkandan her Allahin gunu sinkaflar dururlar.
sana kendine cizdigin bu yeni yolda basarilar diliyorum.
KKK Org. Basbug’un Hurriyet’te bir aciklamasi var:
Yaralanmamis olduklari halde kacmaga tesebbus etmemisler, kacip tabura haber de vermemisler.. ve teslim olmuslar.
Bence, bu gorevini yapmamaktir; ya da eksik yapmaktir.
Katılımıyorum.
Fatih Bey’in de yazdığı gibi PKK, askerlerin görüntülerini yayınlayıncaya kadar da kacırıldıgını kabul etmediler.Yoksa onları arayan soran olmayacaktı.Faili mechul kayıplar listesinde yerlerini alacaklardı..
Bu haftaki Aksiyon dergisi, 1995′de kaçırılan 9 askerin hikayesini haber dosyası olarak işlemiş…
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=28855
1995′deki olayın sonuncu Dağlıca çatışması ile bir çok benzer yönü var.
-Şemdinli’deki Ortaklar karakolu baskınında esir alınan 9 asker de, bir gazetecinin 8-9 ay sonra PKK kamplarına ulaşıp haber yapmasıyla gündeme girer…
-Esir askerlerin geri alınmasında aracı olan milletvekili Fethullah Erbaş mecliste “hain” ilan edilir.
-Askerler ülkeye döndüklerinde sevinçle karşılanmayı beklemelerine rağmen umduklarını bulamazlar. “Niye şehit olmadın, Niçin PKK’ya esir oldun?” soruları uzayıp gider. Gazi unvanı almayı bekleyen askerler, hem devletin hem de çevrenin tepkisiyle karşılaşır. Hainlikle suçlananlar olur..
-Başbakan Mesut Yılmaz “Bu askerler PKK ile kaçtı.” der.
Yaşar Okuyan ise esir askerlerin ailelerine “Neden kurtarmaya uğraşıyorsunuz?” şeklinde çıkışır.
-Esaret hayatı biten askerler Diyarbakır cezaevine gönderilir ve orada ağır dayaklar geçirirler.PKK işbirlikçisi olarak sorgulanırlar.Sivil hayata döndüklerinde peşlerine sivil polisler takılır.Hatta iş başvurularına bile polisler engel olurlar.Hala psikolojik tedavi görüyorlar…
-Bu askerler öncü kuvvet filan değildi.Karakol baskını sonucu PKK’nın eline geçmişlerdi.İlginçtir onlarda 4-5 saat çatışmış ve yardım alamamışlardı…
Bir çok arkadaşın yazdığı gibi askerlerin öncü olmaktan değil.Esir olmalarından dolayı suçlular ve insan sayılmıyorlar…
Fatih Bey,
Aleykümselam. Evet, can sıkıcı konular bunlar. Konuşurken ağzımızın içinde bir ton çakılla konuşmak zorundayız üstelik ve bu daha da can sıkıcı.
Buradaki herkesin, özellikle de Muzmin Bey’in, Taraf gazetesinini ilk sayısını bulup Osman Pamukoğlu röportajını okumasını dilerim. (İnternette yayımlanmıyor maalesef.)
“Su ulkede cumhuriyet oldugumuzdan beri(belki biraz daha oncesi) ic rakipleri temizlemek, ayni dusunmeyenleri kotulemek, yeni dusman uydurmak yeni dusman yaratmak adina harcadigimiz enerjinin cok samimi olarak soyluyorum onda birini bolgede guc olmak icin harcasak su an bolgenin sozu dinlenen, izinsiz hareket edilmeyen tek ulkesi olurduk…” sözünüze de tamamen katılıyorum. Muzmin Bey’in temel bakış açısına hastayım! Birilerine (kişi bazında değil, kurum bazında) toz kondurmamayı dünyada onun kadar ustalıklı becerebilecek bir başkası çıkabileceğini hiç sanmıyorum, bu konudaki mahareti çok üst düzeyde.
Fethi Bey,
Size yakıştıramadım iki şeyi:
1. Malikanenize gelen konukların ne yazdığını okumamak,
2. Okumamakla kalmayıp bir de okunmayacak kadar lüzumsuz bulmak.
Teessüflerimi iadeli taahhütlü olarak postaya veriyorum.
Bülent Bey,
Hatırlayamadım meseleyi. Ben sizi Muzmin Bey’e mi benzetmişim vaktiyle?
(Özellikle) Muzmin Bey,
Sorunları yüzyıldan fazladır sürekli halı altına süpürecek, adlarını bile koy[dur]mayacak, sonra da nereden çıktı bu sorunlar deyip dellenecek, en son olarak da iş ayyuka çıkınca “üç beş eşkiya” diyerek küçümsediğiniz heriflerle tam 30 yıldır çatışacaksınız, milyar dolarlar seviyesinde para saçıp savuracaksınız, adını açıkça savaş olarak koymadığınız şey bir rant düzenine dönüşecek, bu sorunu demokratikleşmenin ve medenileşmenin önünde bir engel olarak tepe tepe kullanacaksınız, sorunun çözümü yolunda kafa patlatanların kafasını dağıtacaksınız, sorunu kangrenleştirmek ve uluslararası hale getirmek için yapmadığınızı bırakmayacaksınız, akıl fikir üretimini engellemek için her türlü zorbalığı yaparken öte yandan empati üretimiyle de dalga geçeceksiniz, vs vs vs.
Eee, sonra? Sonra n’olacak? Olanlar olacak, kendinizden başka herkesi “bölücüler, bölücüler!” hezeyanlarıyla sindirirken bizatihi kendiniz ülkenin ortadan ikiye bölünmesi için elinizden ne gelirse yapmış olacaksınız. Ortadoğu gibi her türlü kumpasın rahatça kurulabildiği bir ateş çemberinde üstelik.
Türkiye’yi kimse dışarıdan yıkamaz. İçindekiler… bütün melanet içeride. Suçlular da ne o sekiz askerdir, ne PKK denilen stalinist terör holdinginin marifetiyle orada burada heba olan gafillerdir, ne şudur ne budur. Çocuklarımız, belki de torunlarımız, suçluların kimler olduğunu bize mezarlarımızda fısıldarlar belki.
Metin bey,
Bana, vaktiyle cok saygi duydugum birisi, ‘Zengin olabilirsin, meshur da olabilirsin, bunlar zor seyler degil. Ama, bir organizasyon, bir teskilat kurmak var ya, onu kurmak ve kendiliginden devamini saglamak o kadar zor ki’ turunden bir hayli (kendi hayatindan da, baskalarindan da ornekler vererek) anlatmisti…
Elitist oldugumu soylemistim –hatirlayan varsa. Ama, ben, o gune kadar, olsa olsa, kendi emegiyle zengin olmuslara ve/veya zeka ve bilgi birikimi ile belli yerlere gelmis insanlara saygi gosteriyordum. Daha sonra, bunlarin uzerine, kendi yoklugunda da calisir bir teskilat kurmus olanlari ekledim..
Cunku, kurucusunun yoklugunda da calisan bir teskilat kurmak belki de dunyada yapilabilecek islerin en zorudur.
Hatirlayan olursa, ben din muessesine de hic cephe almadim. Almam da.
Felsefesini, uygulamalarini elestirdigim yok mudur? tabii ki, vardir. Ama, muessesenin bizzatihi kendisine de, kurucusunun kendisine de hic bir zaman cephe almadim. Buguner kadar almadim, bundan sonra da alacagimi sanmiyorum.
Ordular, devletler din degil; ama hepsinin insan hayatinda yeri oldugu, yokluklarinin bedellerinin cok daha agir oldugu eldeki ampirik datada kolayca gorulebiliyor.
Bu durumda, ordulari, devletleri, dinleri vs ortadan kaldirmak icin ugrasmak hem –bence– bihude bir gayrettir, hem (ola ki basarilir oldu) potansiyel olarak olaganustu zararlara yol acabilir.
Onun yerine, eldekinin ise yaramayan olan yerlerinin torpulenmesi, gereken ilavelerin yapilmasini; kisacasi, evirilmesini tercih ederim.
Buna karsilik, bu teskilatlarin icindeki/etrafindaki kisilere –sizin de isabetle kaydetmis oldugunuz uzere– cok da fazla onem vermem. Gecicidirler, ve yanlislari varsa, geciciliklerini hizlandirmanin yanlis olmayacagini dusunurum.
Metin bey,
Devlet’in PKK ile kapismasi bence yanlisti. PKK’nin sorunu devlet ile degildi. Cok olsa, rejimle idi. Rejim deyince, Cumhuriyet’i kasdetmiyorum. Bolgede devam ettirilen yari-feodal rejimle.
Devlet, bence bunu cok yanlis yorumladi –akliyla degil de refleksleri ile hareket etti ve PKK’yi cephe haline getirdi. Halbuki, PKK, oradaki feodal yapiyi dagitiyordu.
Tipki, Erbakan’in, hareketinin karakteristigi geregi cemaatlere degil de partiye biat saglamak amacinda oldugu; ve bu sayede cemaatleri sarsici sonuclara yol actigi gibi; PKK da orada feodallere karsi bir hareket idi. Aganin, asiret reisinin sozunu dinlemeyen, gereginde asiret reisinin oglunu/kizini dahi daga goturen bir hareket idi bu. Ama, bunu pek az kisi gordu. Gorenleri de, Yeniceri taktigi ile, ‘Konusturman, urun!’ diyerek susturdu(k/lar) ve simdi PKK ile asiretler neredeyse butunlesmis oldular.
Bu, bu zaman icinde kaybettigimiz 30-40 bin kisinin hatirasina –bence– en buyuk hakarettir; cunku oralarda feodal zulum –boyle giderse- devam edecek..
Evet. Salaklik ettik.
Ama, bir salakligi bir baska salaklik ile duzeltebilir miyiz?
Bu kadar talihli miyiz?
PKK’nin stalinist ya da baska bir sey olmasi neden onemli? Neye hizmet ediyordu (on sene oncesine kadar)? Simdi geldiigmiz yerde, kendi elimizi neredeyse mahkum hale getirdigimiz durum nedir?
Şu yazı, sadece bilinenleri vurgulamakta ise de, yine de okunmalıdır derim:
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=613910
Yapılagelen ve yapılmaya devam edilecek salaklıklara dikkat çekiyor.
Muzmin Bey,
Yapılan yanlışlar bununla sınırlı değil. Eğer 65-70′lerde Türkiye İşçi Partisi rahat bırakılsaydı, Türk solu ajan provokatörlerin eline mi düşerdi? Eğer Doğu Devrimci Kültür Ocakları rahat bırakılsaydı Kürt solu, süper güçlerin tetikçiliğiyle iştigal eyleyen Kürt milliyetçiliğine dönüşür müydü? Eğer Osmanlıdan bu yana sosyalist sol rahat bırakılsaydı, yeni ulus-devletin burjuvazisini oluşturabilecek azınlıklara elleşilmeseydi, Atatürkçülük adıyla bize Enverizm ve İsmetizm kakalanmasaydı, Ermeni ve Kürt sorunları sorun halinde tutulmasaydı, laiklik adına laikçilik oyunu oynanmasa ve din bir sorun haline getirilmeseydi, Demirel gibilerinin dandik gecekondu kapitalizminden hakiki bir batılı kapitalizme dönüşümü hedefleyen ve bu uğurda Kürt sorunu gibi kangrenleşmiş sorunları soğukkanlılıkla çözme girişimlerine başlamak üzere olan Özal gibi akıllı bir kişi cinayete kurban gitmeseydi, vs vs vs, Türkiye bugün daha rahat bir pozisyonda olmaz mıydı?
Müzmin Bey gene ” Nasıl olsa iktisat tarihi okuyan yok, sallayalım!” demiş vermiş İrlanda açlığı örneğini…
İrlanda’daki büyükaçlığın sebebi İngiliz tarım korumacılığı sonucu buğday arzının düşmesidir, Müzmin Bey… O dönem İrlanda’ya osmanlı buğdayyardımında bulunmuştur ve bu olayın hatırasına bir de anıt dikilmiştir. “tarım korumacılığı” ne demektir? Hükümetin buğday ithalatını ksııtlayıp yerli üreiciyi kayırıyorum ayağına yatmasıdır.
Ayrıca Müzmin Bey ifadeleri okumamış herhalde. Çocukalr sonmermilerine kadar çarpışmış ki bu da tipik acemi er davranışı. PKK’nın bizim askerleirmizi nasıl öldürdüğünü bilmediği için sallamış da sallamış, sağ olsun. PKK hangi askerin “uzman” olduğunu ateşe karşılık verme tarzından anlıyor. Serinkalı ve noktaatışı yapan adamlarailişmiyor, telaşlı seri atış yapanalrı, cephanesi bitinceye kadar oyalıyor.
Çocuklar çarpışıyor, bir bakıyor ki kollarını bile kımıldatamadan rehin alınmışlar.
Şimdi tabii Müzmin Bey aykırlık pahasına gene hukukun çok önemli karinelerinden birini çiğnemektebeis görmeyecek. “Aksi ispatlana kadar herkes masumdur!” Yani.. Adalet mekanizması sanığın masumiyet durumuna hüsn-ü zanla yaklaşır!
Sanık ifadelerinde hiç mermisi bitmeden çarpışmadan çekilmiş birine rastlıyor muyuz? Bittiği an bile çekilme emrini bekliyorlar ki bu emri verecek kapasitede biri olmadığından çekilme disiplinini oluşturamıyorlar!
Buçocukların sorgulanabileceği tek bir konu var: Rehin tutulduklaır yerden kaçmağa teşebüs edip etmedikleri.
Çünkü en nihayetinde öldürülmeden rehin alınmışlar. PKK’lıların bunları niye öldürmediğini bilemeyiz ama onlar öldürmediler diye bu çocukları, “sağ kalmaktan” dolayı suçlamak da tuhaf ötesi bir bönlük!
Bizim ordumuzda esirlikte kaçmak askerin birinci görevidir. Her şart altında Türk askeri, esaretten kaçmağa çalışır! Bu ingiliz ordusunda farklı imiş..Onlarda esarette sorguya direnmeme özgürlüğü var imiş. İran’da esiralınan İngiliz askerlerinin durumu buydu.
Bizim yüzümüzü yere baktıran şey çocuklaırmızın sağ kalması değil, düzenli ordunun emir komuta zincirinin bu çocukları geri çekmekte başarısız olmasıdır. Bir diğer şey de askerlerimizi bir grup çapulcudan ” tutanakla” alınmasıdır.
Askeriniz, son mermisine kadar telaşla savaşıp acemilğinden yakalanıyorsa ona kızmak, arabakullanmayı bilmediği için çocuğunuza kızmağa benzer. Demek ki verdiğimiz eğitimle bu iş ancak bu kadar oluyor!
Muzmin bey,
Iyi de, bu milletin ordusu olmasin demiyor kimse. Diyor mu?
Metin bey,
Karistirmak diye yanlis demisim, ekip olma hali idi mesele galiba. Bir de Muzmin beye kizinca siz ben de nasibimi alirdim bir ara.
Pamukoglu ilginc ve bilmedigimiz birsey mi demis diye merak ettim simdi. Sadece size linkini verdigim filmi degil ilk sansur lakirdilari cikip hedefin o oldugu soylenince bir iki roportajini daha seyrettim, asagi yukari ne dedigini biliyorum diye dusunuyorum. Belki roportajdan ziyade programa cikmak demek lazim, konussun diye birakip cok soru sormuyorlardi benim gordugum kliplerde. Kitap yazmis bir suru ama ben okumadim. Bu ragbet devam ederse bakarim herhalde. Uzun konusuyor pek acik olmayabiliyor ama anladigimi ozetleyeyim belki sizin okudugunuzdan farkli bir tarafi vardir:
– Bu teslim/esir olan askerlere hakkinda boyle sey olmaz, goturulememeliydiler/gitmemeliydiler, insani taraf baska is diyor.
– Biraz daha ustu kapali olarak, benim anladigim, bu kadar masraf yapilmis imkan verilmis hesap sorulsun da diyor.
– Silahli bir orgut varsa devlet bunu yok etmelidir, ordu kullanilacaksa yok edecek sekilde yetkilendirilmelidir ve millet ne demek oldugunu anlayarak bu yetkiyi vermelidir diyor. Bunu iyi anladigimi zannediyorum: orgutun eylem yapmamasi orgutle ilgili problemin bitmesi demek degildir, bitti kalmadi diyenler ve gectigimiz senelerde ustune gitmeyenler buyuk yanlis/fenalik yapmistir diyor.
– Millet ‘birey’ olmayi basramadan demokrasi olamaz, sectiginden hesap sormuyor, isini gorduremiyor, siyasi teskilatlarin bugunku halleriyle sectikleri lider degil teskilat baskani diyor. Benzer sekilde bolgede aga, asiret reisi, neyse o insanlarla siyasilerin iliskisine iyi gozle bakmiyor.
– Farkli dusunen hep ezildi, insanlar konusturulmadi, konusandan korkuldu da diyor. Bunu hem simdiki sansur isleri icin, hem 70ler filan icin, hem genelde diyor. Bu konuda ama soyle mi, o zaman boyle mi diye soru soruldugunu gormedim (ki bu onemli ‘farkli’nin icinde DTP de var cunku).
Biraz ragbet olmus ona yakin zamanda. Soyle mesela:
http://www.google.com/trends?q=osman+pamukoglu%2C+tayyip+erdogan+&ctab=0&geo=all&date=ytd&sort=0
Ooooo! Kimler gelmiş!?
Metin bey, merhabalar! Şu satırlarınız ilgimi çekti
Muzmin Bey,
Yapılan yanlışlar bununla sınırlı değil. Eğer 65-70′lerde Türkiye İşçi Partisi rahat bırakılsaydı, Türk solu ajan provokatörlerin eline mi düşerdi? Eğer Doğu Devrimci Kültür Ocakları rahat bırakılsaydı Kürt solu, süper güçlerin tetikçiliğiyle iştigal eyleyen Kürt milliyetçiliğine dönüşür müydü?
Yahu 65-70 döneminde sol zaten silahlı eyleme geçmemiş miydi? Solun en “kahraman” Rus köpekleri bu devirde ortaya çıkmamış mıydı? Ben mi yanılıyorum? KGB’den maaş aldığı KGB arşivlerindeki makbuzlarla sabit İşçi partisi yöneticileri ne yapıyordu acaba? Çok özür dilerim tabii canım! Bazıları Arnavutkuk olalım, istiyordu, bazıları küçük komünist Çin bazıları da sovyet uydusu olalım diye adam öldürüyordu, değil mi? Yani bu farklılıkları göz ardı ettiğim için özür dilerim Metin Bey.
Siz hiç Deniz Gezmiş’in yazılarına baktınz mı? Durmadan “Kürt ve Türk halklarının emperyalizme karşı ortak mücadelesinden” falan bahsederken Türk devletini vurmak için Kürt ırkçılığından/ kabileciliğinden medet umduğunu aklınıza getirmiş miydiniz? Getirmemiştiniz, değil mi?
Hep merak ettiğim başka bir şey: Devrimci örgütler acaba bu devrimi neyle yapmak istiyorlardı? Karanfille mi?
Unutmamanız gerekn bir başka nokta hiç bir solcu, mahkemede, kendisine yneltilen “Devlet düzenini silah zoruyla yıkarak marksist-Leninist veya sosyalist bir düzen kurmağa teşebbüs etmek” suçlamasını reddetmemiştir.
Yani? Bir köpek kudurduğunda seçenekleriniz kalmaz…
Sol eskiden de beşinci koldu, hâlâ öyle.. Örnek mi? Lütfen bakınız İçşi Partisi…
Afsar bey,
Hos gelmissiniz
Bos gelip gelmediginize hukmetmek icin henuz erken..
biraz isim var, sonra sizin yazdiklariniz arasindan ele gelen kisimlarina yonelik kanaatlerimi yazacagim; kisa da olabilir demek istiyorum
Müzmin Bey,
Fakirhaneye de uğramaz oldunuz?
Her ne kadar elle tutulmaz, esnek, kaygan “açık fikirli” bir tavrınız var gibi görünse de genel silüetiniz otoriter olduğunuz. “Güç ne derse o olur!” dışında bir fikriniz olmadığından bütünyaptığınız güçlü kimse onun yaptıklarını meşrulaştırmağa çalışmak. Mülkiyete düşmanlığınızdan, suçluluğu ispatlanmamış askerlere karşı tutumunuza kadar her davranışınız bunu gösteriyor.
Onun için orijinal olduğunu sananların o müstehzi gülüşüsizde sakil durur, bunlar ötedenberi vardır, yüzünüzü göremsek de…
Merak etmeyin, ben azından “bildiklerime” dayanıyorum… Yani siz de işkembenizi azıcık doldurursanız en azından “tutarlı” bir şeyler söyleyebilirsiniz…
Sizce benim de askerden tabutla dönmemiş olmam suçlu sayılmamı gerektirir mi? Ne de olsa pek çok şehidin ve gazinin geldiği biryerde yaptım askeliğimi…
Afşar Bey,
Siz de hoşgeldiniz.
“Yahu 65-70 döneminde sol zaten silahlı eyleme geçmemiş miydi?”
Hayır, o dönemin solunu bütünüyle “silahlı mücadele”ye geçmiş göremezsiniz. Yok böyle birşey.
Parlamenter mücadeleyi esas alan TİP gibi unsurlar engellenmeseydi bu işler böyle olmazdı. Onlar engellendi, yerlerini ise ajan provokatörler aldı. Bunun bir benzeri Kürt unsurlar üzerinde de uygulandı; şiddet ve terör öngörmeyen Kürt muhalefet unsurlarına izin verilseydi PKK serpilip gelişemez ve Kürtleri rehin alamazdı bu kadar. Bunun ben bilinçli bir politika olduğu kanısındayım; amaç, bu ve benzeri sorunları Demokles’in kılıcı gibi tepemizde tutarak demokrasi ve hukukun bu topraklara ayak basmasını ilanihaye engellemekti[r].
Şiddet ve teröre başvurmadıkça hiçbir siyasal hareketi engellemezseniz, şiddet ve terörü araç edinenleri ise bunu vesile ederek toplumu baskı altında tutma aygıtı olarak kullanmazsanız, işler bu kadar rayından çıkmaz. Vaktiyle sosyalist sol konusunda da bu yapılmamıştır, şimdi Kürt milliyetçiliği konusunda da böyle yapılmamaktadır. Özellikle böyle yapılmadığından da eminim ben, demin de dediğim gibi.
Afsar bey,
Irlanda’da bugday mi yetisiyormus?
Seralarda belki
Ama, eminim iktisat tarihi okumus olmak iddiasi ile, kutuplarda da o devirlerde cilek ve muz yetistirildigini de soyleyeceksiniz..
Heyhat, keske biraz da cografya filan okusaydiniz..
Neyse. Size, Irlanda’daki acligi oldukca iyi anlatan bir siye adresi vereyim; ama Ingilizcedir. Lutfen, daha once muhatap oldiugum uzere, beni sizin Ingilizceye hakim olmayisinizi istismar etmekle itham etmeyiniz lutfen. Sizin icin bugune kadar bir iki sey [mesela bu] tercume ettim, ama bir tesekkur bile alamis oldugum icin, artik bu zahmete gonullu olamayacagimi anlayisla karsilarsiniz umarim.
Neyse. Benim sizin dikkatinize getirmek istedigim pasaj su sayfada; ve sunlari diyor:
Goruldugu uzere, 1800′li yillardan itibaren, Irlanda’da neredeyse butun ziraat patates ekimidir –bilhassa karin doyurmak amaciyla ekilenler icin.
Sizin bahsettiginiz ‘bugday’ da, bugday degil misir hakkindadir. Hububat anlamian gelir. Ama, iktisat okuyunca insan aradaki farki bilmeyebilir ve sallamak olsun da, nasil olursa olsun diyebilir.. ne diyebilirim ki
Bkz:
Goruldugu uzere, Hububat kanununu kaldiramayislari yuzunden, hububat ithalati da mumkun olmadi. Sebep? Fiyatlar duser, ve Ingiliz zenginleri daha az kazanirlar..
Ardindan? Ardindan da, su kelimeyi biliyor olmalisiniz: ‘Laissez-Faire’..
Gerisini ilgili sitede de baska yerlerde de okuyabilirsiniz. Eger okumak niyetiniz varsa..
Metin bey,
Dediginizin ‘sol’ kismi icin ayni zamanda ABD’yi karsisina alan bir hareketten bahsettigimizi soyleyeyim. “Rahat birakmak” dediginiz sey, devletin ciddi bir sekilde korumasi da demek ki bunu yapabilecek bir durumda degildik. Hala da degiliz buyuk ihtimalle. Benzer sekilde secmen davranisina ve one cikan siyasi haraketlere de bakin. Gecen mecliste iki parti vardi, iktidarda olan ana muhalefetin bir milletvekilinin iki sene evvel gelip baslattigi bir ekonomik programi harfiyen yurutuyordu! Dar alanda basortu kavgasi, laiklik kavgasi, belki biraz kadrolasma kavgasi disinda ciddi bir muhalefet oldu mu?
Demirel gibilerinin dandik gecekondu kapitalizminden hakiki bir batılı kapitalizme dönüşümü hedefleyen ve bu uğurda Kürt sorunu gibi kangrenleşmiş sorunları soğukkanlılıkla çözme girişimlerine başlamak üzere olan Özal gibi akıllı bir kişi cinayete kurban gitmeseydi, vs vs vs, Türkiye bugün daha rahat bir pozisyonda olmaz mıydı?
Farkindaysaniz, Demirel’in yasagi kalktiktan sonra Ozal’in o pozisyonda olmasi aritmetigin ve zamanlamanin bir oyunu. Basin da AKP’ye yaptigi turden bir sert gozukup icerigi kof olan bir muhalefet yapmadi Ozal’a. Simdi belki bize cok kuvvetliymis gibi geliyor, ama o zaman artik arkasinda kuvvetli secim/secmen destegi olan biri degildi Ozal. Belki Irak isinde GK baskanini istifa ettirebildi ama onu yalniz yaptigini (yani disarida dayandigi bir yer olmadan) zannetmiyorum. Cok hem de cok ciddi bir hata olan sosyal guvenlik sisteminin batirilmasi isinde Demirel’e engel olamadi mesela. Bu ‘cinayet’ isinden de cok emin olmayin, yahut bildiginiz birsey varsa soyleyin ben de emin olayim.
Hay aksi. Afsar beye Irlanda hakkinda yazdigim yazida 3-4 link vardi diye moderasyona takildi. Fethi beyin donusunu beklemekten baska care yok galiba..
Metin bey,
Kol yen icinde kalirdi.. Akil edemedik.
Buna sasiran cikacak mi bilmiyorum:
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=614165
Afsar bey,
Estagfurullah. Ben, sizin orada yazdiklarinizi begeniyorum. Bunu daha once de soyledim. Gelip de surekli iltifat yazmami beklemeyin benden, kendime ihanet etmis olurum
Neyi nicin bu denli yanlis anladiginizi bir bilsem, belki zahmet edip degistirmek icin gayret sarfederdim; ama, bu kadar derin onyargilarla ugrasacak takatim ya da uzmanligim yok benim, malesef..
Mulkiyetin (zaman baglaminda) kisitli olmasi gerektigini soylemek ile, dusmanligi arasindaki farki goremiyorsaniz, sizin daha temel sorunlarinizin olabileceginden endise ediyor ve uzuluyorum..
Suclulugu ispatlanmis/ispatlanMAmis meselesine gelince..
Farkida degilsiniz galiba: Benim uzerimde hakim cuppesi yok. Kanaatlerimi yaziyorum. Ve, neden oyle dusundugumun gerekcesini de yazdim. Gerekcenin yanlis oldugunu yazsaniz, ve neden yanlis oldugunu izah etseniz cok daha makbul egecerdi gerci. Ama, sizin onyargilarinizi (ki, onlari da ‘bilmek’ fiili ile ikame ettiginizi iddia edisiniz de hayli aciklidir) dile getirisinize mani olacak degilim; imkanim da yok, niyetim de..
Yani, siz, ekrana baktiginizda benim mustehzi bir gulusle yazdigimi mi saniyorsunuz.. Baska sanrilariniz daha var mi? Ne yaparsam gecmelerine yardimci olurum. Lutfen, cekinmeyin, soyleyin. Istediginiz gibi davrandigima dair sanrilar yaratmak icin elimden geleni yapacagima emin olabilirsiniz
Siz, iskembenizi doldurmaga devam edebilirsiniz tabii ki. Benim iskembem yok ki doldurayim.
Ne yaptiginiza ve ne yapMAdiginiza bagli.
Muzmin Bey,
“Kol yen icinde kalirdi..”
Ben bu deyimin anlamını sanırım bilmiyorum…
“Akil edemedik.”
Öyle demeyin! Egemenlerimiz çok şey “akıl” ettiler. Ama buna dünyanın batı taraflarında “şark kurnazlığı” diyorlar.
Bülent Bey,
Dünkü gazeteyi atmışlar evde, onun için ulaşamıyorum. Çok da dikkatli okumadıydım zaten. Onun için şimdi burada durduk yerde yanıltıcı bilgi vermiş olmayayım. Ama dikkatimi celbeden, Pamukoğlu’nun sözlerinin askeri sözcülerce bugün dolaylı olarak tekzip edildiğidir -yanlış anlamıyorsam. Muzmin Bey de onların sözünü dikkate alıyor zaten -yine yanlış anlamıyorsam.
Bülent Bey,
“Buna sasiran cikacak mi bilmiyorum:”
Eh, afferin onlara! Verdiğim linkteki yazı, daha da önem kazandı bu durumda.
Bulenet bey,
Ben pek sasirmadim.
Bence iyi de olacak.
Su acidan: DTP’nin yonetimi –benim naktigim yerden– Kurt feodalleri yine.
Halbuki, PKK’nin tabani farkli.
PKK’nin tabanina siyaset imkani tanimak gerekir kanaatimce.
DTP’nin kapatilmasi ona hizmet edebilir.
Gerci, cok mesakkatli bir surec olacak, ama daha iyi sonuclar verecegini dusunuyorum/umuyorum.
Metin bey,
Malum, ‘kol kirilir, yen icinde’ derler..
Yani, kol kirilsa bile elbiseyi yirtmaz (ya da, kirilacaksa da, yirtmadan kirilsa daha iyi olur) anlaminda.
Bülent Bey,
Bir gün Türkiye’nin modern siyasal tarihi adam gibi yazıldığında, bazı soru işaretlerinin ortadan kalkacağı, bir gerçek. Bu bağlamda, gerek 12 Mart öncesi sosyalist sol, gerekse Özal figürü üzerinde daha sağlıklı konuşmalar yapabileceğiz.
Özal’ın akıbetine ilişkin dile getrdiğim şeyse elbette bir spekülasyon. Ama ben bu spekülasyonun spekülasyon değil de bir gerçeğin ifadesi olduğunu biz göremesek de gelecek kuşağın göreceğini düşünüyorum.
Metin bey,
Bir gün Türkiye’nin modern siyasal tarihi adam gibi yazıldığında, bazı soru işaretlerinin ortadan kalkacağı, bir gerçek.
Yazilirsa demek daha dogru.
Bu bağlamda, gerek 12 Mart öncesi sosyalist sol, gerekse Özal figürü üzerinde daha sağlıklı konuşmalar yapabileceğiz.
Evet, duzgun bilgilerin delilleriyle carptilmadan ve yalana abanmadan verilebildigi bir ortam/gurup/millet haline gelirsek yapariz tabii.
Müzmin Bey,
Hakim olmamanıza rağmen insanları mahkum ediyor musunuz, etmiyor musuz? Yani? Haklarına bir hükümveriyor musunuz,vermiyor musnuz? O zaman ” Ben hakim değilim!” deyip işin içindne sıyrılamazsınız.
İrlanda açlığı ile ilgili linkleri sabırsızlıkla bekliyorum.
Ben işkembem olmasından gocunmuyorum, en azından bünyeme yararlı birşeylerle dolduruyorum, elbette herkesin fizyolojisi kendine de sizin ilgili organınızı doldurup doldurmadığınızı merak etmekteyim nitekim neye dayanarak oluşturduğunuz belli olmayan, her eleştiriye göre şekil değiştiren sözleriniz, tutumunuzla belki kendinizce entellektüel davranıyorsunuz ama güce tapındığınzı fark edemiyorsunuz.
Mülkiyetin neden zamanla sınırlandırılmaması gerektiğini, birkere hehangibirşekilde sınırlandığı takdirde neden otoritenin keyfince dahapek çok şekilde sınırlandırılarak, keyfi gasplara, yağmaya uğrayacağını sanırım yeterince izah edememişim?
İmdi… Buraya kadarki yazıkarınızdan bize ne anlattığınızı, ne öğrettiğinizi yahut da neyi daha değişik düşünmemiz için yol gösterdiğinizi sorsam?
Netekim fakir buradaki herkesten birşeyler öğreniyor veya bir şeyler duyuyor. Sizin her cümleyi cımbızla alıp ” O senin önyargın” kabilinden cevaplamak dışında ne söylediğinizi gösterir misniz?
Amacınız boş konuşmak ve “akıl” satmaksa bunu iyi yapıyorsunuz. Bunun dışında kimin hangi işi yaptığına dair birf ikrinizin olmaması sebebiyle devletin yaptığı kötülükleri de piyasaya yıkmak gibi çok şirin entellektüel muhalefetleriniz oluyor…
Bir fikrinizin olmamasını meziyet de sayabilrsiniz, o zamanda hüküm vermemeniz lazım.. Çünkü hükümler de debelli değerleri,normları kabul edne insanların önermeleridir. “Hüküm o değildir!” derseniz ne olduğun söylemelisniz. Ne olduğunu söyleyemiyorsanız da hiç olmazsa düşünüp okuyan ve tartışmağa çalışan insanların vaktini ziyan etmeyiniz.
Fakirhaneye ziyaretlerinizi övgüleriniz için beklemiyoruz efe’m sadece…
Sağlıcakla kalınz..
Hayır, o dönemin solunu bütünüyle “silahlı mücadele”ye geçmiş göremezsiniz. Yok böyle birşey.
Bu cümlelerin doğruluğuna inanıyor musunuz? Memlekett devleti yıkmak için silaha sarılıp da “Biz ’68′liyiz!” diye övünenler hangi dönemin insanlarıydı?
Bir de erhum İnönü dahil olmak üzere devle tiçinde solcu militanları sürekli kayıran, onlara yataklık edenlerle, sol siyasetçiler hangi ülkede yaşıyordu? Tabii canım, özür dilerim şu banka soyguncusu deniz Gezmiş ( ki sadece şans eseri katilolmaktan kurtulmuştur…) katil Mahir Çayan aslında o dönemde Hollywood’da yaşayan iki çizgi ilm kahramanıydı!
Yapmayın Allah aşkınıza! Yahu bir politkacı KGB gibi bir katliam şebekesinden para alacak bunun utancı bile sola yetmeyecek, el insaf yahu el insaf! Daha ne yapsalardı Metin Bey!? Sınırdaniçeri sovyet tanklarını mı soksalardı?
Bu konu aklımın aldığı bir konu değil. Bakış açısı olarak okuyun.
Bir ben eksik kalmış olmayım
ikinci dünya savaşını görmedim.
vietnamda çocuktum., fakat savaşa karşı toplumsal refleksi hatırlıyorum.
sol bir refleksti. çocuk duygularıma hitap ediyordu.
üstelik nazım hikmetin, pasifikte bir balıkçı, üzerimizden sarı bir bulut geçti, balığımı yiyen ölür şiiri nasıl bir dünyada doğmuş olduğumuzu ciğerimize kadar hissetiriyordu.
Yıllar sonra artık kalkan balığını yiyeyecek olan çocuklar yetiştiriyoruz.
Yıllar geçti, bişeyler oldu hep.
SONRA bosna’da iç savaş olduğunda ne sol muhalefetin refleksini, ne de herzaman olduğu gibi vicdani bir dini refkleksin olmadığını gördüm.
Para topladık, parti binalarında dönüştü. Sol da meğer bir rüzgarmış zamanında, amerikan askerleri öldüğü için savaşa karşı rüzgarı biz hissediyormuşuz. Biz gitmiyormuşuz vicdani olarak da, rüzgar bizi sürüklüyormuş.
ırak ‘ı da gördüm. Çok tırstım tabi. 1 milyon sivil ölü. Bir o kadar kanser olmak üzere hastalanacak insanlar var. seneler süren amborgo, çocukları çerden çöpten hale getirdi.
Büütn bunlara rağman savaş sonrası ırak’ta yaşamayı başaranların aileleri nasıl dağıldılar ?
Suriye ıraklı kadın pazarına döndü. Bu kadınların müsterileri de petrol zengini araplar ve kuveytliler., hani biz devlet nişanı verdik, petrol zengini ya bir abdullaha, o insanın ülkesinin zenginleri ıraklı kadınları cariye, dünyanın gözünde pazar kurulup satın alınıyor. kullanıyor. Bunu ise mizah dergisi haber yapıyor( ironinin böylesi ).
Gemilere doldurulmuş insanların ege denizinde yaşadıklarını ne kadar izliyorsunuz ?
Ben şiir yazmıyor, duygu yapmıyorum şuanda.
bunlara mülteci deniyor. Bu kadar vahşeti insanlık 1000 da bile yılda görmedi.
Bir gün şuna şahit olacaksınzı, bu gemi kıyısına yanaştığında en “Kanada” ülkesi dahi ateş açacak.( tırnak içindeki Kanada’yı söz sanatı olarak kullandım( çaresiz zenginlik anlamında )
Hep yazdığım bişey var. vatandaşlık öyle böyle bişey değil. şuanda üzerimde ne kadar dayanıklı olduğunu bilmediğim ama güvenmek zorunda olduğum bir zırh var. Henüz var.
Aranızda hiç kimse demesin ki, ben suriye pazarında et olmam. Hayat kibir de kaldırmıyor.
Bütün bunlar oldu, olduktan sonra da sen aklını kullansaydın bu duruma düşmesydin diyen, vur patlasın çal oynasın bir dünya var. Halbuki her doğan çocuğun insan olmak gibi bir hakkı vardı, fakat ben bunu yazınca hayalprest oluyorsam, o gün gelene kadar susarım.
O ZAMAN, hayat askerilk hakkında vicdani retçilerin fikirlerine bir terminoloji bulacak kadar hatayı kaldırmıyor. Çünkü biliyorum ki suriye pazarında veya ege denizinde kimlikliksiz kaldığınızda hiç bir vicdani bir desteğiniz olmayacak.
paralı askerlikle yurt savunması olmaz. eğer orduyu bir saldırı veya emparyal amaçlar için besliyorsak paralı askerler olabilir, bu da ıraktaki amerikan askerlerine döner.
seferberlik sadece savaş çıkınca da olmaz. Çocuğunuz kalkan balığını hiç bilmeyecek.Bunun bile seferberliği vardır. sivildir.
vatandaşlık bilinci bir tercih değil, zorunluluktur.
doğmamış çocuklar için zorunluluktur.
Afsar bey,
Benim serdettigim kanaatleri siz bir ‘hukum’ olarak algiliyorsaniz, ben ne yapabilirim ki..
Ben de.
Neye dayanarak?.. Yani, illa ve mutlaka sadece ve tek, bir adet, referansim, bir fikri sabitim mi olmak zorunda?
Yukarida, guce tapinmak diyorsunuz ya.. Benim dedigimi iyi okursaniz, guce tapinmanin tersi oldugunu da goreceginizi umuyorum. Sinirlandirilmamis mulkiyettir kendisine tapinmagi dayatan mulkiyet. Sirf bunun icin dinler kurulmustur.
Ben bir Amerikan bascavusu degilim.. [Tell 'em what you're gonna tell 'em. Tell 'em. And, then tell 'em what you've told 'em..] Size neyi anlatacagimi onceden soylemek. Sonra anlatmak. Sonra da ne anlattigimi anlatmami beklemeyin benden. Istifade edemiyorsaniz, istifade edebileceginiz baska seylere vakit ayirin lutfen.
Gosteremem. Herkesle birebir ilgilenecek ne vaktim var, ne de pedagojik formasyonum. Uzgunum.
Sizin bir fikriniz var demektir bu –ben oyle yorumluyorum. O zaman, neden cikip anlatmazsiniz ki, ben de irsad olayim. Sevabiniza
OK. Bir, ve sadece bir fikrim olmadigini kabul ediyorum.
Size, bir fikrinizle uzun, mesut yillar dilerim. Allah bir yastikta kocatsin
Ulke ekonomisine bu denli zarar verdigimi bilmiyordum
Fakat, dikkat ettiniz mi bilemem; ama, butun bu ilmek gelip desarj olmak isteyenlerin bulustugu bir sey gibi oldu… Siz, de boylece icinizi bosaltmis oldunuz. Gerci, tabii ki, konu ile alakali birsey dememis oldugunuzu yuzunuze vuracak degilim. O kadarini siz bile anlayabilirsiniz ;P
Orada yazdiklariniz ile, baska yerlerde yazdiklariniz birbirinden cok farkli. Siz, baska yerlerde yazinca, sizi duzeltmek, yazdiklariniza katkida bulunmak istegi doguyor bazan. bazan da dogmuyor tabii ki..
Muzmin bey,
Su acidan: DTP’nin yonetimi –benim naktigim yerden– Kurt feodalleri yine.
Bolgeyi ve isi pek bilmedigim icin oyledir veya degildir diyemiyorum.
Halbuki, PKK’nin tabani farkli.
PKK’nin tabanina siyaset imkani tanimak gerekir kanaatimce.
Iyi de, bu arada meclisin halk arasindaki itibari iyice erozyona ugruyor. Kimse ozellikle dedirtiyor mu bunu bilmiyorum ama sokaklarda PKK mecliste denince, ben PKK’nin degil meclisin suyu isiniyor diye dusunuyorum. Pek kimsenin gosteremeyecegi bir olgunluk, liderlik ve akil bekliyor olabilirsiniz dagdaki silahli gucle ayni tabana sahip insanlardan. Silahli guc siddete bulastiginda kendi mesruiyetlerini sorgulatmayacak sekilde hareket etmeleri gerekiyor cunku. Silahli olanda — siyasi uzantisi olsun olmasin — insiyatif var, yahut silahli olana hukmedende var. Bakin ne yaptilar bize 100-200 veya kac kisiyse. Bir yeri mi fethetti? Bir ilceye bayragini mi cekti? Yok. Su veya bu sekilde, sekiz kisiyi goturup televizyonuna cikartti ve herseyin yonune elleyebildi bunu yaparak.
DTP’nin kapatilmasi ona hizmet edebilir.
Eger maksat o degilse, cok uzak ihtimal. Maksat oysa:
Gerci, cok mesakkatli bir surec olacak, ama daha iyi sonuclar verecegini dusunuyorum/umuyorum.
Bu kolaylasir tabii.
Bulent bey,
Endiselerinizi anliyorum; ama, bu dediklerinize yonelik bir soru geliyor aklima: ‘Kimin gozunde suyu isiniyor?’..
Bu onemli bir soru bence.
Cunku, sadece bir kesimde Meclis’in itibarinin olmasi yeterli degil. Birden fazla kesimin meclis’te olmasi lazim. Birinci Meclis’e bakarsaniz onu gorursunuz biraz. Daha sonra tasfiye edildiler, ama var iken son derece faydali hizmetler yapmislardi: Munakasalar Meclis’te olursa, daglarda olmaz.
Isin ilginci, bu olgunlugi elde etmek icin cok gayret gerekmiyor artik. Tepedekiler yeterince dillerine hakim olurlarsa, galeyanlar filan yok denecek kadar az olur. Ve, bence, tepedekilerin buna yonelmeleri hic de zor degil. Bkz. DTP ile MHP’nin tokalasmasi… Fena mi olmustu?
Dogru. Yani, cok asimetrik bir iliski var.
Bu iliskiyi normalize etmemiz gerekiyor.
Malum, terorist (ya da gerilla; ne derseniz deyin) karanliklardaki kisi.. Neyi yanlis, neyi de dogru dedigini ona soyleyecek, onu elestirecek kimse pek olamiyor –cunku, maskeli adam, bir gorunup bir kaybolabiliyor.
Onun yerine, gun isigina cikarlarsa, her koyden, her evden elestirilerle karsilasacak.. Bu da, su andaki asimetrik iliskiyi normalize etmek anlamina geliyor.
Dolayisi ile, PKK’nin ovaya inmesi degil kotu olan; dagda kalmasidir.
Cunku, dagda yaptiklari bir cesit silahli propoganda sayilir.
Ovada ise, ustunluk onlarin olamayacak.
Bunun farkinda olmamiz gerekiyor.
Yani, korkacak bir sey yok.
Evet. Bu da, benim ‘asimetrik iliski’ dedigime bir ornek. Gucu ile orantisiz etkide bulunmak imkani vermis oluyoruz. Duze inmelerini saglarsak, duzelir.
Muzmin bey,
Kalanina diyecek birseyim yok, anladim ve makul geldi bana. Su var yanliz:
Evet. Bu da, benim ‘asimetrik iliski’ dedigime bir ornek. Gucu ile orantisiz etkide bulunmak imkani vermis oluyoruz. Duze inmelerini saglarsak, duzelir.
PKK’nin kullandigi bir kaldirac var. Sehit verildigi zaman, veya insan kacirildigi zaman muazzam tepki oluyor. Bu kaldiraci kirabiliriz belki. Ayni veya daha yuksek siddette PKK ile mucadele edilir, sehitlere hurmette kusur edilmez ama tepki sinirli ve akilli kalir. O PKK orada vardi sekiz kisiyi kacirmadan da, bes ay evvel nasil tehlikeliyse bugun de o kadar tehlikeli. Yapamayacagi seyler var, bir iki ses getiren eylemle onlari yapabilir olmuyor. Nedir? Herhangi bir bolgeyi teslim almasi soz konusu degil. Intihar etmek istemiyorsa cephe gosterecek sekilde uzun sureli harekat yapmasi soz konusu degil. Bunlar yirmi kisi kacirsa da degismiyor, kisla bassa da. TSK icin soylenen/ima edilen hatta propagandasi yapilan zaaflarin hepsi dogru olsa dahi, orada ciddi sonuc alma anlaminda TSK ile basa cikacak ‘yerli’ guc yok. Burada PKK’nin gucunu carpan, dediginiz gibi ‘silahli propaganda’ isinde sonuc alinmasini saglayan aslinda biziz. Biz farkli davranirsak o guc carpani yok olacak. Degil mi? Bunun (asker sivil dahil) yapilmaya calisildigi yolunda emareler yok mu?
Bülent Bey,
Bu dediğinizi yap[tır]mazlar. Neden mi? Daha önce de söyledim: PKK’nın “güçlü” olması (ya da görünmesi) demek, Türkiye’nin demokratikleşmesini kavağa çıkan balığa havale etmeyi sürdürmek için en uygun aracın ustalıkla ve usturupluca kullanılması demek. Bu terör örgütü, birileri için neredeyse bulunmaz bursa kumaşı. Zaten bu Öcalan denilen herifin de sağı solu kurcalanmaya kalkıldığında ortalığa nelerin saçılıp dökülebileceğini, dezenformasyona filan karnı tok olan insanların tahmin etmemesi zor değil. (Neyse, bunlar da benim abuklamalarım olarak görülüp geçile diyelim bari. Ne de olsa Grönland’da yaşamıyoruz.)
Müzmin bey anlattıklarımızı okumadığı için kendisine bir keredaha tercüme etmekte fayda var.. Zira kendisinin ne dediğini anlayamdık ve anlaşılacak birşey de söylediğini görmedik ama…
1- Askerlerimiz son mermilerine kadar çarpışmışlar
2- Geri çekilme emri beklemişler
3- Bu emrin gelmesi gerçekleşmemiş
4-Ortada meydanagelen emir komuta boşluğunda bu askerlerimiz şans eseri hayatta kalmışlar ki Müzmin Bey’inhazmedemdiği sanırım bu..
Biz ne demişiz?
İnsanları yargılamadan evvel masum olduklarını düşünmeliyiz! Müzmin Bey ne yapmış “Madem ölmediler suçludurlar!” demiş mi dememiş mi?
Biz ne demişiz?
Bu askerle ancak kaçmağa teşebbüs edip etmemekle sorgulanabilir. Türk askeri esaretaltındayken muhakka kaçmağateşebbüs etmeli demişiz. Buaskerlikten öğrendiğimiz bir bilgi..Müzmin Bey’in konu hakkında yorumu? Allah bilir?
Buna karşı örnek olarak İngiliz ordusundaki esaret altında sorumsuzluk örneğini vermişiz. Bu bir bilgi.. Müzmin bey’in buna mukabil verdiği bir örnek? Allah bilir…
” Tek bir sabitfikri “olmamak size göre bir meziyet olabilir de Müzmin Bey, hangi davranışı ahlâkî bulduğunzu bilemezsek size nasıl güvenebiliriz?
Mülkiyetinsınırlandırılması içindinler gelmemiştir. Sanırım siz Ortaçağ kilise kurumundan gayrı dini uygulama bilmiyorsunuz?
İslamın “Mülkün sahibinin Allah olduğunu” bildirmesi onun doru kullanımıyla ilgili bir hatırlatmadır, yoksa Allaha dına hareket ettiğini iddia eden her eli sopalının onu nasıl tasarruf edecğimizi bize keyfi şekilde bildirmesi değildir.
E tabii biraz ciddi olmak lazım ama Müzmin Bey’in böyle bir niyeti yok. burada sayfalarca da izah etsek faydası yok. Kendisinin izah ettiği bir şey de olmadığı için en güzeli mümkün mertebe yazışmamak aslında. Zira neyin ahlâkî sayılması gerektiğine dair fikri olmadığını bir tür kemal belirtisi gibi sunarkenaslında ” Benim için güç her şeydir. Ahlak onun kısıtlamalrından başka birşey değildir!” dediğini inşallah bir gün fark eder.
Nedir bu sessizlik şimdi?
Metin bey,
Nedir bu sessizlik şimdi?
Memur arkadaslarla kebap yiyorduk da. Bu arada size de lahmacun gondermek istiyorlar, acik adresinizi alabilir miyim?
Bülent Bey,
O kadar vahim mi?! Efenim, hakikaten Grönland’da yaşamak istediğim çok oluyor. Orada ne terör holdingi var, ne de ondan nemalanan bir tahakküm düzeni. Ama elbette ki ülkemi çok severim ben. “Live or leave”ci itin kopuğun tasavvur bile edemeyeceği kadar çok hem de.
Bulent bey, Metin bey, {alfabetik ve kronolojik sirada}
Ister begeneleim, isterse de begenmeyelim, Yalcin Kucuk’un bazi tespitlerine katilmak zorundayiz. Cumhuriyet’i kuranlar minimalist idiler. Sadece minimalist degil, ayni zamanda da pragmatist idiler. Biri bir digerini dogurmustur bence. Yani, pragmatist olmak gerektigi kafalara dank edince [bkz. Enver Pasa'nin seruvenleri], minimalist olmak zorunlulugu dogdu.
Minimalist olmak demek, mesela, Musul vilayetini elden cikarmaga razi olmak demekti.
Minimalist olmak demek, mesela, Osmanli’dan geri kalanlarin hicbirine (ister Turk olsun, isterse Kurt ya da Bosnak vb) sahip cikmamak demekti.
Minimalist olmak demek, ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ demek demekti..
Zorunluydu.
Cunku, dunya, once, 30 sene (2nc Dunya Savasina) kadar, sonra da, 50-60 sene kadar buzdolabina girmisti.
Istesek de buyuyemezdik.
Simdi?..
Simdi devir degisti/degisiyor.
Minimalizm, yani icimizdeki unsurlari (bu illa etnik anlamda olmak zorunda degil, oyle de almayiniz) zorla zaptetmek artik gerekmiyor/ Tersine, bu tur bir minimalizm –nacizane– artik intihar anlamina geliyor.
1930′larda ‘On yilda on milyon genc(!)’ yaratmakla ovunen Cumhuriyet, bugun Sarkozy’e kulak verecek olursak, 100 milyona erdi.
Artik, elimizde Allah-Peygamber sevgisi ile yanip tutusanlari Balkanlara, eski Arap cografyamiza; Kurtlik-Turkluk askiyla deliye donenleri de ilgili cografyalara gonderebilir ve oralarda eski dostluklari canlandirabiliriz. O da olmazsa, baskalarinin islerini/tezgahlarini karistirabiliriz –bu da onemlidir.
Minimalist takilirsak –bence– intihar demek oldugunu soylemistim. PKK’yi degilse bile tabanini ekarte etmenin de minimalizm oldugunu dusundugumu soylememe gerek var mi?
Egemenlerimiz, Anadolunun batisindaki egemenlerimiz, bu konuda daha cok zaman daha ayakbagi olamayacaklar bence. Isaretlerini de gorur gibi oluyorum. Ellerinde ne var ne yoksa satip savip yer degistirmege hazirlaniyorlar gibi –zevahiri kurtarmak icin, yabancilarla ortakliklar kurduklarini soylemelerini anlayisla karsiliyorum tabii ki..
Kisacasi, Knz hanimin yukarida isabetle degindigi uzere, bize gercekten neyin lazim oldugunu, neyin onemli oldugunu unutmazsak, bir miktar mesakkatli surec yasasak da, ben gelecegi gecmisten cok daha arzu edilir buluyorum.
Daha da kisacasi: Hava dondu!
{Not: Bu kadar iyimser bir yaziyi bana –alnima silah dogrultsaniz da– kolay kolay yazdirtamazdiniz
}
Bulent bey,
Siz hangi masadasiniz?
dondu –> döndü
Müzmin Bey,
Her davranış belli “değerlere” gör yapılır. Yapılmasın uygun gördüğünüz davranışlar vardır, uygun görmediğiniz davranışlar vardır. Yani sizin deyiminizle “tek bir sabit fikri olanlar” genellikle ancak böyle tutarlı davranabilir. Bunun topluma uyup uymaması önemli değildir. bazıları kendince tutarlı gördükleri kavram takımları topluma uymasa da kendi huzurları veahlaki tatminleri için gerekli gördükleri şekilde davranırlar.
Ama hiç kimse bugün “İnsan öldürmek kötüdür!” deyip yarın “Hayır katil olmak iyidir” diye yaşamaz.
Bu yüğzdne bahsettiğiniz “fikirsizlik” , tutarsızıdır…
Mülkiyet ir otorite değildir, kimse einde bir arabası evya tarlsı olduğu için sizi biriş yapmağa zorlamaz ama elinde silahı olan adam ( ki bu genellikle devlettir) sizi ne isterse yapmağa zorlayabilir ve genellikle zorlar.
Elinde herhangi bir ahlâkî kıstası (sizin deyiminizle tek bir sabit fikir) olmayan insan için elinde silahı olan adamın kime ne yaptığı önemli değildir. Çünkü o sahip olduğu “esneklikle” rahatlıkla elindeki silahı keyfi kullanan adamı meşrulaştırabiir. Bu tip bir adama siz güvenir misniz?
“Benim herhangi bir mutlakım yoktur!” dediğinizde zorbalıkla adalet arasında seçim yapmadığınızı, ikisini de eşit gördüğünüzü belirtmiş oluyorsunuz. Eğer “Hayır ben aslında adaletten yanayım!” diyorsanız ozaman fikrisizlikten vazgeçmiş oluyorsunuz… ” Kime göre adalet?” diye soracak olursanız “Size göre adalet nedir?” diye sorarım. “Bana göre adalet diye bir şey yoktur!” diyorsanız kendiliğinden zorbalığa taraftar olursunuz.
Siz ne ayaklarınızın yere basmasını istiyorsunuz ne de hüküm vermek lüksünden vazgeçmek.
Sözgelimi mülkiyet kurumu.. Hadielşi defa anlattık ama bir kere dahafakirin “sabit fikrini”izah edelim:
Mülkiyet kişinin meşru yoldan sahip olduğu ( Herhalde meşruiyet şartını koyacağız.. Bakın bakalım Locke’a ve Nozick’e.. “Onlar da kim mi?” Eh o kadarını da siz bulun canım…) herşey üzerindeki tasarruf hakkıdır. Tasarruf kelimesi içinde ricam bir hukuka giriş kitabına bakıvermeniz.
Mülkiyeti zamanla sınrlamanın sebebi ne olabilir? Onun sahibi dışında kimseye fayda vermemesi, değil mi? Bir varis,onu ancak belli bir müddet tasarruf edebilsin, değil mi? Fakat niye? Onun “yararlı” tasarruf ediilip edilmediği kararını kim verecek? Bunun ölçüsü ne olacak?
Kişi sahip olduğu parayı isterse yakabilmek hürriyetine sahipken onu nasıl değerlendirdiğinden kime ne? Kim buahlak ekçiliğini yapacak ve ne hakla? Devletin böyle birhakkı olamaz. Çünkü işi bu değildir, aksine insanlaırn paraarını canları isterse yakabilmeleri hürriyetini temiant altına almaktır onun işi…
Öte yandan paranın yararlı kullanılmadığı kanaati ne kadar haklıdır?”Kimin için “yararlı” ?”sorusu sorulmaksızın bu saçmalıktır.
Mülkiyetin özelliği, kendi yararları ve yol açtığı yararların, sahibine ait olmasıdır zaten. yani hiçkimse “işçilere yararlı” olmak için fabrika açmaz! İnsanlar bunun için mülk edinir. Mülkün yararının , onun sahibine ait olması ilkesi teminat altına alınmasaydı niye yatırım yapardık ki?
Bunun yanısıra,varisin israf ettiği para yanıp kül mü olmaktadır? Böyle bile olsa kime nedir?
Ama o para yanıp kül olmaz. Sizce “yararsız” olan harcama başka birinin hayatını zenginleştirir. O da bundan yararlanarak daha fazla alışveriş yapar. Yatırım yapar, tasarruf yapar.
Para ve yararlar siz zamana bağlı gasp barbarlığını tesis etseniz de etmeseniz de daima biryerden başka yere akacaktır. Parayı sürekli elinde tutup hiç harcamayan insan fakir bir insandır. Çünkü tüketemediğiniz para, yararı olmayan birşeydir. parayı savuran insan onun yararının marjinal değerini düşüren inandır ki zaten piyasa, bu değeri başka birine kendiliğinden aktararak, müsrifi cezalandırır.
Evet? Bilmem anlatabildim mi?
Demek ki neymiş:
1- Tarafsızlık veya fikirsizlik, zorbalıkla adalet davranışları arasında sessiz kalmak demektir ki bu gözümüzün önünde meydana gelen bir zorbalıkta zorbayı durdurmamak veya durdurmağa teşebbüs etmemek demektir. Zorbalıklar bu şekilde serbestkaldığında hiçkimseye fikirsizlikhakkı tanınmaz.. Dolayısıyla “benimfikrim yok!” kibri zorbalığı desteklemek, güce tapmak demektir.
2- Mülkiyetin mutlak bir hak olarak tanınması, mülkiyet devri ve tasarruf konusunda hayatımızı temiant altına almak demektir. Mülkiyeti zamanlasınırlamağa kalkmak demek, onun başka şeylerle de sınırlanabilecek görece bir değer olduğun söylemektir ki ozaman hiçkimse sahip oldukları değerlerin gaspedilp edilmeyeceğini bilemez.
Mülkiyetin devri mülkiyetin teminataltına alındığı yerlerde zaten hergün hızlı veya yavaş olmaktadır.
Şimdi bu satırlaraverilecek cevaplar aynı bağlamda olacak mıdır? Yoksa gene her zamanki gibi bir laf hokkabazlığı mı seyredeceğiz, sorun bu…
Afşar Bey – Muzmin Bey diyaloğunu da çok özlemişim. Hele de mülkiyet konulu olanını…
Eh sağ olasınız Metin Bey.. Fakirhaneye artık uğramıyorsunuz? Sizin malikâneye yorum bırakamadığımız için kapı sesi duymuyorsunuz..
Gerçi 1965-70 döneminin omasum solcu çocukları devrimi yapsalardı ugün burada bunları konuşabilir miydik o da ayrı konu…
Sol gibi insanlık dışı bir ideolojyi hâlâ nasıl benimseyebiliyorsunuz, şaşıyorum,Metin Bey ?
Müzmin Bey,
Helal.
Kerkük’ü almazsak Diyarbakır’ı kaybederiz.
Yurtta sulh cihanda sulh olmamalı artık, yurtta kazan, Dünyada kazan?
Afşar Bey,
Sol gibi insanlık dışı bir ideolojyi hâlâ nasıl benimseyebiliyorsunuz?
Hiçbir ideoloji sütten çıkmış ak kaşık olmadığı gibi, kapkara da değildir.
Solun insanlık dışı bir ideoloji olduğu da nereden çıktı?
Bülent Bey,
Şaşırtıcı değil, beklenen bir olaydı.
Bugün aldığım en güzel haber, vatana millete hayırlı olsun!
Bülent Bey,
Şaşırtıcı değil, beklenen bir olaydı. DTP’liler bunun için çok çalıştı da.
Bugün aldığım en güzel haber, vatana millete hayırlı olsun!
Mister No Bey.
Hahahah! Amma tuhaf oldu değil mi? Şu “Hiçbir ideoloji sütten çıkmış ak kaşık değil!” bilgecelafınn azıcık içini doldurur musunuz lütfen?
Sol niye insanlık dışı? Çünkü size ait olanve yararlaırnı elde etmek istediğiniz mülkiyetiniznaslında “hırsızlık” olduğun söyleyip elinizden almak istediği için insanlık dışı.. Siz ne sanıyordunuz?
Bu “masum değiliz hiç birimiz!” tribi de 12 Eylül’ün mirasıdır. Düşünmeyelim, tecih etmeyelim taraf tutmayalım diye nefis bir yemdir.
Şidi eminim Mister NO bey.. “baksanıza kapitaist ABD emperyalizminin döktüğü kanlara!” muhabbetine başlar. Şimdi ona ABD’nin kurluş ilkelerine aykırı davrandığını, bu üzdenzorbalar safına katıldığını, mülkiyet hayat ve hürriyet haklarına saygısız devletlerin de aynı şekilde zorbalaştığını nasıl anlatırız? Herşeyden önce anlamak ister mi?
Soru şu: İki ideoloji var… Biri sahip olduklaırnızın aslında hırsızlık olduğunu vebu yüzden en azından birkısmını diğer insanlarla paylaşmanız gerektiğini ama bunun sizin gönüllülüğünüze bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu gönüllü paylaşmazsanız “bir şekilde” razı edileceğinizi ( proleterya DİKTATÖRLÜĞÜ size yeterince alçakça gelmiyorsa kusura bakmayınız..) söylüyor.
Diğeri de ” Sana nasıl yaşaman gerektiğini, kime neyi ne kadar vermen gerektiğini ben söyleyemem. Ama hangi sınırlarariayet edersen kabul ediir davranışgösterebileceğin hakında fikir verebilirim. Başkalarının hayatına mülkiyetine ve hürriyetine,onlar senin haklarına tecavüz etmedikçe saygı duy. Bunun dışında hayat senindir, ister aklnı kullanarak yaşarsın, istersen aklını yok sayarak..
diyor. Bunların dışında da birideoloji falan yok! Diğer bütün fikirler bu ikisi arasında gezinir.
En son ne zaman ve ne okudunuz Mister No Bey?
“İnsanbilinci olduğun sanır, oysa onunbilincini üretim biçimleri belirler” dien bir adamın “insanlık içi” biri olduğunu düşünüyorsanız ne âlâ…
Afsar bey,
Degerleri de sartlar olusturur.
Insan eti yemek kulliyen mekruh ve dahi haramdir ve dahi kisi cehennemlik olur filan diyebilirsiniz istediginiz kadar; ama, bir salda ummanin ortasinda, ya da kus ucmaz kervan gecmez bir dagin basinda mahsur kalmis insanlarin birbirlerinin etini yedigini (yemek zorunda kalmislar, ama sonuc degismiyor, yemisler) biliyoruz…
Dolayisi ile, degerler filan dediginiz seyler o kadar da mutlak degil.
Buna daha binlerce ornek verebilirim. Ama, giderek yayginlasan ‘ozgurlukculuk’ isimli ‘deger’in kendiliginden mi olustugunu, yoksa imkanlar, firsatlar ve dolayisi ile sartlar sayesinde mi ortaya ciktigini fikredebilirseniz, beni uzun boyle yazmaktan kurtarirsniz. Lutfen.
Bana karsi yapilmasini uygun gordugum ya da gormedigim davranislar vardir. Dogrudur. Ama, benim icinde bulunmadiigm ortamdaki davranislari da kendi ‘deger’ (cikar?) olcutlerime gore degerlendirmemi beklemek benden biraz fazla bencillik ya da haddini bilmeklik beklemek olmaz mi?
Icinde benim oldugum ortamlardaki davranislar hakkindaki kanaatlerim ister istemez ben-merkezli olur; da, rasat ettiklerimde neden benim taraf olmami (her zaman da ayni taraf olmami) beklediginizi anlamiyorum.
Panterler ile ilgili bir dokumanter seyrederken, hayatta kalmasi icin zorunlu olarak avladigi ceylan yavrusuna icim ciz etmek zorunda midir?
Farkindayim. Daha genis dusunmelerini saglamak isterdim, ama herzaman mumkun olmuyor. Iyi de, onun da sorumlusu ben miyim. Ben de, sunun surasinda, bir pir-i faniyim. Benden mucizevi seyler neden beklersiniz anlamiyorum..
Topluma uymak.. OK. Belli bir yere kadar. Ama, sirf ‘politically correct’ olacagim diye, beylik yanlislari tekrarlamami benden beklemiyorsunuz degil mi?
Insan oldurmenin kotu oldugunu soyledigimi hatirlamiyorum. Kendimden ornek vereyim: Aklim gittiginde, ya da elim ayagim tutmaz oldugunda, birisinin beni oldurmesini isterim. [Bu benim vasiyetimdir.]
Baska bir deyisle, her insan oldurenin katil olarak nitelendirilmesi gerekmez demek istiyorum. Nitekim, savaslarda fisebilillah insan oldurulmesine ragmen, oldurenleri katil olarak nitelendirmek toplumun aklina pek gelmez.
Sebebi?
Sebebi basittir: Toplumun cikari (korunmasi, daha zenginlesmesi vb) ugruna oldurmuslerdir.
Tabii ki degildir. Ama, otoritenin en onemli enstrumanlarindan birisidir –hatta baslicasi.
Siz, bunlari bir de topraksiz koylulere, marabalara anlatmagi deneseniz..
Devlet demek mulkiyet demek degildir. Mulkiyetin korunmasi icin kurulmus bir kurum, bir enstrumandir –tipki dinler gibi.
Devleti, mulkiyeti sonsuza kadar korumaga memur etmek ise zulumdur.
Esneklik kelimesini cok ‘esnek’
kullaniyorsunuz.
‘Duruma ve sartlara bakalim’ demekteki esneklik ile ‘hicbirseye bakmam ben bildigimi yaparim’ demekteki esneklik (!) ayni sey degil. Ama, gel de anlat..
Ben bunu soyledim mi –hatirlamiyorum. Ama, fani olan hicbirseyin/kisinin kutsallarim arasinda olmadigini soylemisimdir.
‘Mutlak’yan zamanlarustuluk anliyorsaniz, evet, yeryuzunde her sart ve durumda zamanlarustu oldugunu/olacagini kabul ettigim herhangi bir tek sey yok.
Ne alakasi var?
Duruma ve sarta bakmak tam da sizin ‘yok’ dediginizin tersi degil midir?
Bu sizin eksik okumanizdir bence –yani, eger benimle ilgili olarak soyluyorsaniz.
Fikirsizlikte israr ettigimi hatirlamiyorum
dolayisi ile vazgecmekten o kadar da gocunamayacagim –izninizle
Ihtilaf halinde, daha az zarar yaratacak sekilde karar vermektir derim.
Bana gore adalet?
Banan gore adalet size gore de adalet olmak zorunda mi?
Mutlak adalet diye bir sey var mi sizce?
Ayaklarimin yere basmasini isterim tabii ki. Ama, herzaman hep ayni yere basmak zorunda olmadigimi soyleyebilir miyim –alinmazsaniz.
Peki..
Zaten, daha once de soylemistim: Bana elli defa anlatin, hemen anlarim
Tom, Dick ve Harry bu konuda ne demisler beni o kadar ilgilendirmiyor. Doayisi ile, o zevat ile siz istediginiz gibi hemhal olabilirsiniz ama bana onlarin degil de siizn fikriniz lazim –varsa.
Kisinin mesru yoldan sahip oldugu seylerin uzerindeki tasarruf imtiyazina mulkiyet demegi kabul ederim.
Anahtar kelimeler:
Birincisi: Kisi
Ikincisi: Imtiyaz.
{Mesru meselesini tartismayacagim. Sadece, kisinin kendisinden sonraki neslin belli bir yasa gelisine kadarki kismini kabul ediyorum. Oradan oteye mesru bulmuyorum.}
Doga. Tabiat.
Bu ihtimal var. Bir de, kaynaklarin kisitlanmasi yuzunden, zarar vermesi var.
Evet. Ama, sebebi var. Varisin ebeveyni kadar (verili konuda) yetenekli olacagini garanti edemiyoruz. Dolayisi ile, baskalarina sans tanimak gerekiyor.
Olcusu, ister istemez, keyfi olmak zorunda –tipki, mulkiyet kavraminin kabulunun keyfi olusu gibi.
Para?
Para ne zamandan beri ‘mulkiyet’ oldu?
Hepimiz. Tipki, mulkiyeti mesru kabul edisimiz gibi.
Hak?
Ne hakki?
Hepsi imtiyazdir. Devletin zor kullanma imtiazi vardir. Ona taninmistir bu. [Aksi halde 'devlet' demezdik.]
Is?
Is tarifine yazarsiniz ve isi olur.
O kadar zor degil.
Parayi yakmak isteyen varsa buyursun. Yerine yenisi basilir ve halledilir.
Ben, kaynaklarin (ve imkanlarin) uzerine oturulmasini engellemekten bahsediyorum.
Toplum icin. Ahfad icin.
Sahibi sizlere omur ise [ha, bakin mutlak olmayan bir sey yakaladik; insan omru
] ondan geriye kalanlar ilanihaye lucky sperm club uyelerinin olacak diye bir sart tanimiyorum ben.
Hayir, tabii ki acmaz. Ama, yeni nesil sahibi oyle istiyor diye de fabrika orada oyle atil duracak, ve isciler de kapida ac bi-ilac bekleyecekler de diyemiyorum.
İnsanlar bunun için mülk edinir. Mülkün yararının , onun sahibine ait olması ilkesi teminat altına alınmasaydı niye yatırım yapardık ki?
Kaynaklarin atil birakilmasina izin vermek istiyorsunuz?
Cok iyi.
Keyfi calisitrmak cekmeyen bir varis yuzunden, ekonomideki herhangi bir unsurun atil kalmasini oneriyorsunuz yani..
Bunlarin hicbirisine karsi degilim. Kisi kendi parasi ile ne yaparsa yapar. Ama, kendi parasi ile.
Asil gasp, toplumun imkanlarini ilanihaye birilerine peskes cekmektir bence.
Bunun bir sekilde sinirlandirilmasini savunuyorum ben. Ve, bence (dikkat: bence) uygun olani, daha onceleri de cok sayida soyledigim uzere, ikinci neslin 20-30 yaslarina kadar olmalidir. Oradan otesi, boyle imtiyazlarin devamina toplumun/devletin alet olmamasi gerekir.
Mulkiyetin nasil tasarruf edilecegi, hangi seklinin daha hos olacagi filan gibi detaylari gecelim. Kisinin kendi parasini nasil harcayacagina karismiyorum –baskasinin parasini nasil harcayacagina karisiyorum.
Yazdiklarinizi okudum. Anlamli bulmadigimi soylersem alinmayin e mi
Bakalim neymis
Uzgunum. Ben sizin arzu ettiginiz uzere, bozuk saat olmak niyetinde degilim. Dolayisi ile, beni hep ayni yerde bulamazsaniz bu benim sorunum degil.
Hayati teminat altina almaga evet. Ama, sirf bir kisi kazanmis diye onun soyunu, sopunu, sulbunu, eba-i ahfadini garanti altina almak konusunda sizinle hemfikir degilim.
Kazanan yer.
Aktarmak, sadece bilgi cinsinden olursa kabul.
Mulkiyetin aktariminda zaman limiti olmak zorundadir.
Takdir yuce okuyucunun falan filan..
Ha.. bu arada, eger yazdiklarimi begenmediyseniz, tabii ki derhal yeniden yazabilirim
ama bana (yazdiginizi saymiyorum) bir musvette hazirlamaniz lazim.
bilmeklik –> bilmezlik
Devlet uzaylı değil, Hiçbilmediğimiz kavramları içeren bir oluşum da değil.
Devlet bir organizsasyon. netice de mülksüz insan yoktur.
İnsan DNASI bir mülktür, hava bir mülktür, toprak mülktür, su mülktür. EKOSİSTEM BİR MÜLKTÜR. Karadenizdeki canlılık bir mülktür.
Bir de iş bölümü vardır. Bütün bu işbölümü aslında ekosistemi korumak içindir. Siz mülk kavramını kullanırken aklınıza sadece sadce bir alışveriş merkezi , bir fabrika geliorsa mülkün çok çok küçük bir kısmını tasvir ediyorsunuz. Bütüncül bakmıyorsunuz. Mülksüz insan yoktur. üretenler veya hırsızlar vardır ama mülksüz yoktur.
devlet diye uzaylı bir kavram da yok. Tarihte o bir zorunluluktu. Şimdi o zorunluluk ortadan kalktı mı ? Hangi sebeple kalkmış olablir ki ? Asıl Biz bu kavramı nasıl evrimleştireceğiz ? Biz aynı kuşakta doğan insanlarız. Sonra doğum hakkı olan insanlarız.
Metin Bey siz ne diyorsunuz, 3. dünya savaşı Grönland’da çıkmak üzere.
Göçmenlerin kaçacak başka deliği yoktur yeryüzünde, burası çevredeki savaşlardan kaçarak kendine yurt edinmiş insanların yaşadığı en son yerdir. muzmin anonim, ülke o tarihlerde minimize olunurken, insanlar da buraya minimize oldular. Gemiler dolu aç, sefil hasta insan gelmiştir.
Bu yüzyılda zenginliğin çaresizliği yaşanıyor ama
o devirde fakirlik çaressizlik olmadı.( ironi ).
bizden sonra avrupa göçmen aldı ama hala entegre edemediler.
amerika göçmen aldı ama kızılderileri bitrip, zencileri de mağdur olarak bozduktan sonra bunu hala yapamıyor.
pkk ırak topraklarında neyi korudu ? IRAK arkeoloji müzesinde kırılan 7 bin vazoyu mu korudular ? suriye’de pazara düşen komuşu kadınlarını mı korudular ? yoksa petrol kuyusundan ( ona bile sahip değillerken ve olmayacaklarken) bahşiş almak peşinde mi oldular ?
kürtçe konuşamıyorum diye dağa çıkılır mı ? ee şimdi TRT radyosu kürtçe yayına başladı, boşuna mı öldü onca insan ? onca para harcandı ? şimdi gençler işsiz kaldılar ? her dört gençten biirnin işi yokmuş ? yani bakın mülkiyette karın doyurmuyor afşar beyi.,
Aklımızı kullanacağız ve organize olacağız. Emparyal devlet olma şansımızın olmayışı en büyük şansımızdır. çünkü yem olmamk için organize olursak insanlık düşlerinin içine etmemiş oluruz. Öbürleri için ne yazılır bilmiyorum ama yine de insanlıktan umut kesmemeli.
kendimiz için, biz savaş durumundan nasıl düze çıkarsak çıkalım, biran önce kurtulup, aranızda aklı başında olanlar sözü öne çıksın, devletten biley istemeden devlette iş yaptırmak aklın oluşması lazım, ve biran önce karadenizdeki kalkan balığını kurtaralım.. bu kültürde raki da, minare de olduğunu da hiç unutmadan
son cümle çok optimistik ve saçma bir cümle değil.,..
Afsar bey,
Her davranış belli “değerlere” gör yapılır.
Degerleri de sartlar olusturur. Hımm1 Çok ilginçya1 Demek hayatımız hep açık denizde bir sal üstünde aç kalmak şeklinde geçiyor. Marx’taHotanto yerlilerini medeni insanlara neden mülkiyetten vazgeçmelri gerktiğini anlatmak için örnek veriyordu.. istisnai bir durum bir değer tercihi durumuan aykırlık teşkil eder mi? Değerlei TERCİH EDERİZ müzmin Bey. Sizce insan denen yaratık ne yapar bilmem ama anladığımkadarıyla insan değerler kümesi hakkında tercihte bulunabilen yegâne canlıdır, Değerler ona otomatik olarak verilmemiştir. Filozficanbazlığında son nokta gel vatandaş geeel! Müzmin Bey’in trapez gösterisine geeel! Hiç insanın tercih yaptığını düşünmüş müydünüz? Düşünmemişmiydiniz? olsun ,birgün düşünürsünüz, o da olur inşallah..
Insan eti yemek kulliyen mekruh ve dahi haramdir ve dahi kisi cehennemlik olur filan diyebilirsiniz istediginiz kadar; ama, bir salda ummanin ortasinda, ya da kus ucmaz kervan gecmez bir dagin basinda mahsur kalmis insanlarin birbirlerinin etini yedigini (yemek zorunda kalmislar, ama sonuc degismiyor, yemisler) biliyoruz…
Dolayisi ile, degerler filan dediginiz seyler o kadar da mutlak degil. Haklısınız zor oyunu bozar bundandolayı değer tercihlerimize yönelik her türlü zorlayıcıdan kaçınırız. Bu zorlayıcı insansa onakarşı dururuz, insnaı aşan irtabiat durumuysa da “geçici olarak” ve asgari şartlarda ona uyarız. Örneğe bak hizaya gel yahu!
Buna daha binlerce ornek verebilirim. Ama, giderek yayginlasan ‘ozgurlukculuk’ isimli ‘deger’in kendiliginden mi olustugunu, yoksa imkanlar, firsatlar ve dolayisi ile sartlar sayesinde mi ortaya ciktigini fikredebilirseniz, beni uzun boyle yazmaktan kurtarirsniz. Lutfen.Hem de binlerce örnek? Binlere gerek yok, Robinson Crusoe hikâyesi dışında bakkallı manavlı şehirklerde ne yapılıyor ondan bahsedinyeter…Yapılmasın uygun gördüğünüz davranışlar vardır, uygun görmediğiniz davranışlar vardır.
Bana karsi yapilmasini uygun gordugum ya da gormedigim davranislar vardir. Dogrudur. Ama, benim icinde bulunmadiigm ortamdaki davranislari da kendi ‘deger’ (cikar?) olcutlerime gore degerlendirmemi beklemek benden biraz fazla bencillik ya da haddini bilmeklik beklemek olmaz mi?
Icinde benim oldugum ortamlardaki davranislar hakkindaki kanaatlerim ister istemez ben-merkezli olur; da, rasat ettiklerimde neden benim taraf olmami (her zaman da ayni taraf olmami) beklediginizi anlamiyorum. Anlarsınız bir gün Müzmin Bey,acelesi yok. Size karşı davranışlarınyanı sıra sizin yapmayı uygun gördüğünüz davranışlardan bahsediyorduk… Tabii ir “ahlaksız” olarak ( ahlak mutlak değil ya… Eh siz de bir mutlaksız olarak sabit ve geri “ahlâk” kavramına bağlı olmayacağınıza göre size ” ahlaksız” demem kategorik olarak yanlış değildir, değil mi?) sizin mesela aniden yanınızdaki kadının çantasını alıp almayacağınızı bilemeyiz. çünkü o andaki durumun, şartların sizce neyi gerektirdiğini bilmemiz imkânsız. rastettiklerinizde tarafolmayacaksanız neden konuşup iletişim kuruyorsunuz? Söyledikleriniz bir anlam içeriyorsa anlamların gösterdiği yönde söyleniyorlar demektir. “Havet” diye bir kelime söylediğinizde insanlar sizinbir hırsız mı yoksa namuslu bir adam olduğunuza karar veremez. Vermeleri gerekir mi.. Eh, madem gelip burada kafa ütülüyorsunuz enazından anlaşılır bir şeyler söylemeniz gerekir.
…..
Panterler ile ilgili bir dokumanter seyrederken, hayatta kalmasi icin zorunlu olarak avladigi ceylan yavrusuna icim ciz etmek zorunda midir? Buyurun buradan yakın… İnsan davranışı nerede, panterin hareketleri nere? Müzmin Beeey! Uyanın sabah oldu! Neyle neyi kıyaslıyorsunuz? Yahu şimdi Misesin “İnsan davranış gösterir” aksiyomundan bahsetsek “kendi fikrini söyle!” diyeceksiniz. Benbu aksiyomu benimsiyorum… “davranış göstermenin inan için ayırıcı öenmine ve yönüne dayanarak gırtlak patlatıyorum ( tabii mecazen canım..) bir cümlesi diğeriyle alâkasız biri de ( bu siz oluyorsunuz..) bana düşünmeyi öğretiyor, çok affedersiniz efe’m.. Biz Mises ile birmülkiyet mübadelesiyaptık da ben belli bir bedel karşılığı onun bazıfikirlerinikendi beyin mülkiyetime dahil ettim, kullanıyorum, genelde insanlar una öğrenme der, panterler ne der, bilemiyorum…
……
Yani sizin deyiminizle “tek bir sabit fikri olanlar” genellikle ancak böyle tutarlı davranabilir.
…..
Farkindayim. Daha genis dusunmelerini saglamak isterdim, ama herzaman mumkun olmuyor. Iyi de, onun da sorumlusu ben miyim. Ben de, sunun surasinda, bir pir-i faniyim. Benden mucizevi seyler neden beklersiniz anlamiyorum.. “Geniş düşünmek”? vayyy be! Heeeeyt üleeen! Ahaalliiiiiii! Süper bir felsefi tanımla geldik huzurlarınıza, perde kurduk şem’a yaktık! Şimdi bu, “meşru” sayılamayacak her imkânı da düşünmek anlamına mı geliyor? Yoksa meşru davranış seçenekleriarasında tercihyapmak anlamına mı? Yani? Şimdi siz meşruiyti pek sallamayacağınız için örnek verelim, adam öldürmek… Savaşta niye adam öldürürüz? karşımızdaki bizim hakkımıza tecavüz ettiği iin. hakkın müdafaaını, hak ihlaliyle bir tutup da “değerler mutlak değildir !” dediğinizde lise günlerimi hatırladım…
….
Bunun topluma uyup uymaması önemli değildir. bazıları kendince tutarlı gördükleri kavram takımları topluma uymasa da kendi huzurları ve ahlaki tatminleri için gerekli gördükleri şekilde davranırlar.
….
Topluma uymak.. OK. Belli bir yere kadar. Ama, sirf ‘politically correct’ olacagim diye, beylik yanlislari tekrarlamami benden beklemiyorsunuz degil mi?
Topluma uymayı mı mikyas kabul etmişiz.?. Yazıları bence düz bir pozisyonda okuyun Mümin Bey.. Pozisyonunuza göre algınız değişiyor. Vereceğim tek cevap bu… Buparagrafı bir daha okuyun bakalım, “topluma uygunluğu mu esas almışız?
…….
Ama hiç kimse bugün “İnsan öldürmek kötüdür!” deyip yarın “Hayır katil olmak iyidir” diye yaşamaz.
Bu yüzden bahsettiğiniz “fikirsizlik” , tutarsızıdır…
………..
Insan oldurmenin kotu oldugunu soyledigimi hatirlamiyorum. Kendimden ornek vereyim: Aklim gittiginde, ya da elim ayagim tutmaz oldugunda, birisinin beni oldurmesini isterim. [Bu benim vasiyetimdir.]
Bence de münasiptir, inanalrın hayatlarını ve mülkiyetlerini bu kadar değersiz gören birinin tehlikelerinden tez vakitte kurtulmuş oluruz.
…..
Baska bir deyisle, her insan oldurenin katil olarak nitelendirilmesi gerekmez demek istiyorum. Nitekim, savaslarda fisebilillah insan oldurulmesine ragmen, oldurenleri katil olarak nitelendirmek toplumun aklina pek gelmez.
Sebebi?
Sebebi basittir: Toplumun cikari (korunmasi, daha zenginlesmesi vb) ugruna oldurmuslerdir. Hadi ya? “Toplumun çıkarı ha?! neymiş o Müzmin Bey? Toplumun çıkarının ne olduğun bana bir tarif eder misniz? Ne don lastiği terimdir bu ya! Bayılırım! Her yere uyar, uzalır, kısalır. Oondan değil Müzmin Bey, yukarıda anlattık, “Hayat hakkının müdafaasıdır” Tabii meşru savaşlarda.. Gayrımeşru savaşlarda da bu cinayettir. ABD’nin Irak operasyonundaki “cinayetleri” sizin için anlamlı mıdır?Yoksa onları da panterlerin ceylanlarıavlamsı gibi mi değerlendirisiniz? Canımben de saçmalıyorum! Elbette bu o ana ABD konsolosuyla içip içmemenize bağlı, pardon! İnan hep karşındakini “ahlâk” sahibi varsayınca böyle oluyor. “Şartlara bağlısınız” değil mi? Pardon!
……..
Mülkiyet ir otorite değildir,
…………..
Tabii ki degildir. Ama, otoritenin en onemli enstrumanlarindan birisidir –hatta baslicasi.
Ohooo! Bu geyikler bayatladı Müzmin Bey! Sizin malınızın otoritenin zorlayıcılığıyla ne alâkası var? otoritenin sizin malınız üzerindeki tasarrufunuzu teminat altına almak için güç kullanma yetkisi onun mülkiyetikullanmasıanlamına mı geliyor? Şimdi bir daha anlayalım: Mal sizin mi? Sizin.. Onu ne yapıp yapmayacağınıza siz mi karar veriyorsunuz? Evet! Devlet bunun neresinde canım efendim?! Biryerinde olduğunda zaten sorun çıkmıyor mu?
…..
kimse einde bir arabası evya tarlsı olduğu için sizi biriş yapmağa zorlamaz
….
Siz, bunlari bir de topraksiz koylulere, marabalara anlatmagi deneseniz.. Marabaları oraya bağlayan mı vardır? Topraksız olmak, toprak sahibinin mülkü üzerinde birhak mı yaratır? Benimde sizinki gibi yatım olmayabilir kiyok.. Kapınıza dayanıp onu bana vermenizi istesem azıcık saçmalamış olmaz mıyım? Ağa toprakları marabalardanzorla mı almıştır? Almışsa devletin asıl işi bu hırsızlğa engel olmak,hak sahibine hakkını iade etmektir. Ağa olmak mutlak olarak hırsız olmak demek midir?
…..
ama elinde silahı olan adam ( ki bu genellikle devlettir) sizi ne isterse yapmağa zorlayabilir ve genellikle zorlar.
……
Devlet demek mulkiyet demek degildir. Vay be! Ben de devletin ne olmadığın düşünüp duruyordum1 Demek mülkiyet değilmiş! İnsan neler öğrenmiyor ki…Mulkiyetin korunmasi icin kurulmus bir kurum, bir enstrumandir –tipki dinler gibi. Bunu anlamışolmanıza sevindim. Ama başka bir yazınızda sanki mülkiyetin zaman bağlılığını sağlamakyani ona müdahale etmekiçindinlerin geldiğini söylüyordunuz? Amaan canım! Sizden tutarlılık beklenmeyeceğini unutmuşum. pardon.. Öyle ilkellikler sizi bağlamıyordu, değil mi?
…..
Devleti, mulkiyeti sonsuza kadar korumaga memur etmek ise zulumdur. Cidden? İzah eder misniz? Yoksa anlaşılmaz diyalektik iki uçlu yüksek felsefeniz buna sorgusuz iman etmemizi mi gerektiriyor? Devlet tam da bunun için meşrudur başka bir sebepten değil. Çünkü inanların mülkiyetlerin zamandan bağımsız şekilde korunacağı gğvencesi olmasa zamanla ilgilihangi keyfi sınırlamaya uyacaklarını bilememeleri toplum hayatının güvenliğiniortadan kaldırırdı. Yani insanlar sizin, onların mülkiyetine HİÇBİR ZAMAN SALDIRAMAYACAĞINIZA dair bir teminatverdiği için devlete razıoluyorlar. Ama tabii sizin ilkesizliğinizi bilseler eminim yannızda bir dakikabile dumazlardı.. benim ceketimekaç dakikasonra saldırabilirsiniz MüzminBey?
……
Elinde herhangi bir ahlâkî kıstası (sizin deyiminizle tek bir sabit fikir) olmayan insan için elinde silahı olan adamın kime ne yaptığı önemli değildir. Çünkü o sahip olduğu “esneklikle” rahatlıkla elindeki silahı keyfi kullanan adamı meşrulaştırabiir. Bu tip bir adama siz güvenir misniz?
……..
Esneklik kelimesini cok ‘esnek’ kullaniyorsunuz.
‘Duruma ve sartlara bakalim’ demekteki esneklik ile ‘hicbirseye bakmam ben bildigimi yaparim’ demekteki esneklik (!) ayni sey degil. Ama, gel de anlat..
Yaaa! Gel de anlat! Ama anlatmak içinde”kelimelrirhangi anlamda kullandığınızıbilmemiz lazım. Kelimelri bellibir anlamda kullanmak için belli bir anlam takımını tercih etmeniz gerekiyor Belli bir anlam takımnı tercih etmeniz buanlam takımının bağlı olduğu ahlaki davranış takımını tercih etmeniz anlamına geliyor… İnsan tercih eden bir canlııdr.yani sizin panterler gibi şartların esiri bilinçsiz yaratıklar değil.. Ama gel de anlat1 değil mi?
….
“Benim herhangi bir mutlakım yoktur!”
…….
Ben bunu soyledim mi –hatirlamiyorum. Ama, fani olan hicbirseyin/kisinin kutsallarim arasinda olmadigini soylemisimdir.
‘Mutlak’yan zamanlarustuluk anliyorsaniz, evet, yeryuzunde her sart ve durumda zamanlarustu oldugunu/olacagini kabul ettigim herhangi bir tek sey yok. İstisnaihalleriörek göstererk ” Zamanlar üstü mutlak değerler yok!” dediğinizde zaten kendiliğinden mutlaksızlığı ve göreceliği söylüyorsunz. Sürekli görce davranmak başınızı döndürmüyor mu? Yani kimgüçlüyse onun tarafın tutmak?
……
dediğinizde zorbalıkla adalet arasında seçim yapmadığınızı,
….
Ne alakasi var?
İki saatir iah ediyoruz…
Çok alakası var…
….
Duruma ve sarta bakmak tam da sizin ‘yok’ dediginizin tersi degil midir?
ikisini de eşit gördüğünüzü belirtmiş oluyorsunuz.
….
Bu sizin eksik okumanizdir bence –yani, eger benimle ilgili olarak soyluyorsaniz. Yaaa! Tam yazdınız da eksik okuduk değil mi Müzmin Bey?! Mutlaksızlıktan önerme bile ortaya koyamıyorsunuz ki neyi sınayalım?
….
Eğer “Hayır ben aslında adaletten yanayım!” diyorsanız ozaman fikrisizlikten vazgeçmiş oluyorsunuz…
…..
Fikirsizlikte israr ettigimi hatirlamiyorum dolayisi ile vazgecmekten o kadar da gocunamayacagim –izninizle
“Kime göre adalet?” diye soracak olursanız “Size göre adalet nedir?” diye sorarım.
Ihtilaf halinde, daha az zarar yaratacak sekilde karar vermektir derim.
“Bana göre adalet diye bir şey yoktur!” diyorsanız kendiliğinden zorbalığa taraftar olursunuz.
Bana gore adalet?
Banan gore adalet size gore de adalet olmak zorunda mi?
Mutlak adalet diye bir sey var mi sizce?
Siz ne ayaklarınızın yere basmasını istiyorsunuz ne de hüküm vermek lüksünden vazgeçmek.
Ayaklarimin yere basmasini isterim tabii ki. Ama, herzaman hep ayni yere basmak zorunda olmadigimi soyleyebilir miyim –alinmazsaniz.
Sözgelimi mülkiyet kurumu.. Hadielşi defa anlattık ama bir kere dahafakirin “sabit fikrini”izah edelim:
Peki..
Zaten, daha once de soylemistim: Bana elli defa anlatin, hemen anlarim
Mülkiyet kişinin meşru yoldan sahip olduğu ( Herhalde meşruiyet şartını koyacağız.. Bakın bakalım Locke’a ve Nozick’e.. “Onlar da kim mi?” Eh o kadarını da siz bulun canım…) herşey üzerindeki tasarruf hakkıdır. Tasarruf kelimesi içinde ricam bir hukuka giriş kitabına bakıvermeniz.
Tom, Dick ve Harry bu konuda ne demisler beni o kadar ilgilendirmiyor. Doayisi ile, o zevat ile siz istediginiz gibi hemhal olabilirsiniz ama bana onlarin degil de siizn fikriniz lazim –varsa.
Kisinin mesru yoldan sahip oldugu seylerin uzerindeki tasarruf imtiyazina mulkiyet demegi kabul ederim.
Anahtar kelimeler:
Birincisi: Kisi
Ikincisi: Imtiyaz.
{Mesru meselesini tartismayacagim. Sadece, kisinin kendisinden sonraki neslin belli bir yasa gelisine kadarki kismini kabul ediyorum. Oradan oteye mesru bulmuyorum.}
Mülkiyeti zamanla sınrlamanın sebebi ne olabilir?
Doga. Tabiat.
Onun sahibi dışında kimseye fayda vermemesi, değil mi?
Bu ihtimal var. Bir de, kaynaklarin kisitlanmasi yuzunden, zarar vermesi var.
Bir varis, onu ancak belli bir müddet tasarruf edebilsin, değil mi?
Evet. Ama, sebebi var. Varisin ebeveyni kadar (verili konuda) yetenekli olacagini garanti edemiyoruz. Dolayisi ile, baskalarina sans tanimak gerekiyor.
Fakat niye? Onun “yararlı” tasarruf ediilip edilmediği kararını kim verecek? Bunun ölçüsü ne olacak?
Olcusu, ister istemez, keyfi olmak zorunda –tipki, mulkiyet kavraminin kabulunun keyfi olusu gibi.
Kişi sahip olduğu parayı isterse yakabilmek hürriyetine sahipken onu nasıl değerlendirdiğinden kime ne?
Para?
Para ne zamandan beri ‘mulkiyet’ oldu?
Kim bu ahlak bekçiliğini yapacak ve ne hakla?
Hepimiz. Tipki, mulkiyeti mesru kabul edisimiz gibi.
Devletin böyle bir hakkı olamaz.
Hak?
Ne hakki?
Hepsi imtiyazdir. Devletin zor kullanma imtiazi vardir. Ona taninmistir bu. [Aksi halde ‘devlet’ demezdik.]
Çünkü işi bu değildir,
Is?
Is tarifine yazarsiniz ve isi olur.
O kadar zor degil.
aksine insanlaırn paraarını canları isterse yakabilmeleri hürriyetini temiant altına almaktır onun işi…
Parayi yakmak isteyen varsa buyursun. Yerine yenisi basilir ve halledilir.
Ben, kaynaklarin (ve imkanlarin) uzerine oturulmasini engellemekten bahsediyorum.
Öte yandan paranın yararlı kullanılmadığı kanaati ne kadar haklıdır?”Kimin için “yararlı” ?”sorusu sorulmaksızın bu saçmalıktır.
Toplum icin. Ahfad icin.
Mülkiyetin özelliği, kendi yararları ve yol açtığı yararların, sahibine ait olmasıdır zaten.
Sahibi sizlere omur ise [ha, bakin mutlak olmayan bir sey yakaladik; insan omru ] ondan geriye kalanlar ilanihaye lucky sperm club uyelerinin olacak diye bir sart tanimiyorum ben.
yani hiçkimse “işçilere yararlı” olmak için fabrika açmaz!
Hayir, tabii ki acmaz. Ama, yeni nesil sahibi oyle istiyor diye de fabrika orada oyle atil duracak, ve isciler de kapida ac bi-ilac bekleyecekler de diyemiyorum.
İnsanlar bunun için mülk edinir. Mülkün yararının , onun sahibine ait olması ilkesi teminat altına alınmasaydı niye yatırım yapardık ki?
Bunun yanısıra, varisin israf ettiği para yanıp kül mü olmaktadır? Böyle bile olsa kime nedir?
Kaynaklarin atil birakilmasina izin vermek istiyorsunuz?
Cok iyi.
Keyfi calisitrmak cekmeyen bir varis yuzunden, ekonomideki herhangi bir unsurun atil kalmasini oneriyorsunuz yani..
Ama o para yanıp kül olmaz. Sizce “yararsız” olan harcama başka birinin hayatını zenginleştirir. O da bundan yararlanarak daha fazla alışveriş yapar. Yatırım yapar, tasarruf yapar.
Bunlarin hicbirisine karsi degilim. Kisi kendi parasi ile ne yaparsa yapar. Ama, kendi parasi ile.
Para ve yararlar siz zamana bağlı gasp barbarlığını tesis etseniz de etmeseniz de daima biryerden başka yere akacaktır.
Asil gasp, toplumun imkanlarini ilanihaye birilerine peskes cekmektir bence.
Bunun bir sekilde sinirlandirilmasini savunuyorum ben. Ve, bence (dikkat: bence) uygun olani, daha onceleri de cok sayida soyledigim uzere, ikinci neslin 20-30 yaslarina kadar olmalidir. Oradan otesi, boyle imtiyazlarin devamina toplumun/devletin alet olmamasi gerekir.
Parayı sürekli elinde tutup hiç harcamayan insan fakir bir insandır. Çünkü tüketemediğiniz para, yararı olmayan birşeydir. parayı savuran insan onun yararının marjinal değerini düşüren inandır ki zaten piyasa, bu değeri başka birine kendiliğinden aktararak, müsrifi cezalandırır.
Mulkiyetin nasil tasarruf edilecegi, hangi seklinin daha hos olacagi filan gibi detaylari gecelim. Kisinin kendi parasini nasil harcayacagina karismiyorum –baskasinin parasini nasil harcayacagina karisiyorum.
Evet? Bilmem anlatabildim mi?
Yazdiklarinizi okudum. Anlamli bulmadigimi soylersem alinmayin e mi
Demek ki neymiş:
Bakalim neymis
1- Tarafsızlık veya fikirsizlik, zorbalıkla adalet davranışları arasında sessiz kalmak demektir ki bu gözümüzün önünde meydana gelen bir zorbalıkta zorbayı durdurmamak veya durdurmağa teşebbüs etmemek demektir. Zorbalıklar bu şekilde serbestkaldığında hiçkimseye fikirsizlikhakkı tanınmaz.. Dolayısıyla “benimfikrim yok!” kibri zorbalığı desteklemek, güce tapmak demektir.
Uzgunum. Ben sizin arzu ettiginiz uzere, bozuk saat olmak niyetinde degilim. Dolayisi ile, beni hep ayni yerde bulamazsaniz bu benim sorunum degil.
2- Mülkiyetin mutlak bir hak olarak tanınması, mülkiyet devri ve tasarruf konusunda hayatımızı temiant altına almak demektir. Mülkiyeti zamanlasınırlamağa kalkmak demek, onun başka şeylerle de sınırlanabilecek görece bir değer olduğun söylemektir ki ozaman hiçkimse sahip oldukları değerlerin gaspedilp edilmeyeceğini bilemez.
Mülkiyetin devri mülkiyetin teminataltına alındığı yerlerde zaten hergün hızlı veya yavaş olmaktadır.
Hayati teminat altina almaga evet. Ama, sirf bir kisi kazanmis diye onun soyunu, sopunu, sulbunu, eba-i ahfadini garanti altina almak konusunda sizinle hemfikir degilim.
Kazanan yer.
Aktarmak, sadece bilgi cinsinden olursa kabul.
Mulkiyetin aktariminda zaman limiti olmak zorundadir.
Şimdi bu satırlaraverilecek cevaplar aynı bağlamda olacak mıdır? Yoksa gene her zamanki gibi bir laf hokkabazlığı mı seyredeceğiz, sorun bu…
Takdir yuce okuyucunun falan filan..
Ha.. bu arada, eger yazdiklarimi begenmediyseniz, tabii ki derhal yeniden yazabilirim ama bana (yazdiginizi saymiyorum) bir musvette hazirlamaniz lazim.
Not: Daha fazla yazamyacağım, zira bu sonu gelmez gevelemelerinizin sonuçsuzluğu, ve bundan dolayı kusura bakmayın açık saçmalığı herşeyi aştı… Daha insanların neye güvenrek ev,araba sahibi olduğunu anlamağa çalışmıyorsunuz, göremiyorsunuz
” Mülkiyet otoriteninenstrümanıdır!” gibi şeyler uyduruyorsunuz.. Kusura bakmayın sinemaya gitmem lazım Size evinize gircek hırsızlarla güzel muhabbetler dilerim.ç.. Eminim onlar size mirasınızınasıl “toplum yararı” için harcayacağınızı öğreteceklerdir. Çok gülüyorum ya! Kızım da beni “cırmalıyp” oyunoynayacak velet.. Sağplıcakla kalın…
Afsar bey,
Biliyorum; gulmemem lazim. Ama, elimde degildi. Duramadim. Kendimi durduramadim. Ozur dilerim.
Geri kalan kismi umitsiz gorunuyor ama sadece surasini acikliga kavusturmaga calisayim:
Ben dinlerin mulkiyetin zamanlarustulugunu engellemek icin degil, aksine, mulkiyeti olabildigince kalici kilmak amaciyla (da) var oldugunu dusunurum.
Ha.. bir de.. Mulkiyet, otoritenin sadece (basit ve yalin anlaminda) bir enstrumani degildir; otoritenin devamliligi icin hayati onemi hazidir.
Afşar Bey,
Ben de siz bir şeyler biliyorsunuz sanmıştım.
Meritokratik bir Dünyada yaşıyor olsaydık, yani herkes hakettiğine sahip olsaydı, veya sahip olduğunu haketseydi neyse de, başlangıç koşulları böyle değil.
Siz çalışan kazanır elması kızarır tribinde bakıyorsunuz.Yok böyle bir şey.
İşin işine insan faktörü girince isterse İslam gibi ilahi bir ideoloji olsun çalışmayabilir. İnsan kusurludur. İnsanın içinde olduğu her uygulamada kusurludur.
Ben soldan değilim, ancak bu muhabbete başlamam için solcu olmamam gerek yok. Herşey ortada.
Ana arterler 3 tane : Liberalizm, Muhafazakarlık, Radikalizm ( Sosyalizm, Anarşizm). İktisadi olarak iki uç ideoloji var , orası öyle.
“
Sermaye diktatörlüğü alçakça değil o zaman.
Soldan sosyal demokrasi, demokratik sol, liberal sol da bu ikinci gruba giriyor.
Sizin yazdıklarınız saymazsak, Mister No çizgi romanının Amazonas macerasını okudum. Zagor, Teksas, Tom Miks türü.
İnsanlık yönünü bilmem, ama sizin ettiğiniz laflara bakrak bilincinizin neyin şekillendirdiği belli. Adam haklıymış.
Bu kadar kesin önyargılara sahip olan birisiyle tartışmaktan fayda ummuyorum. Siz herşeyi halletmişsiniz hayatta başarılar.
Benim kafam karışık ve sizinle tartışırsam durduk yerde solcu olacağım. Ben Mister No okuyayım daha iyi.
300 oldu
Manyak Adam,
Mutabının bir lafını cımbızlayıp üzerine o noktadan yüklenme taktiğini senden kaptım
Bülent bey ;
benim olmalıydı 300.
300 nedir?
yanilmiyorsam yorum sayisi
Bileydim kendimi 300. ayarlardım, dur bakalım aradan 5-6 yorum sileyim, kimsenin ruhu duymaz, heh heh.
mahlasi neyin kisa olanlardan baslayiverin o zaman
Ben bir zaman aynisini -kulaklari cinlasin- Candan hanima yaptiydim, onun yorumunu sildiydim de beni nelerle tehdit etmisti simdi anlatamam!
Ama “hep destek, tam destek” slogani ile yapacaginiz herseyi onaylayacagimdan emin olabilirsiniz
Ben de tutturamadim ki? Arada moderasyon bekleyenler vardi. Onayladiysaniz kaymistir.
Tezkere çıkalı sanırım 1 ay oldu. Bunlar daha hala bahaneler ve boş laflar üreterek yerlerinde oturuyorlar. PKK ile yapılan savaştaki hataların önemli bir bölümü TSK’dan kaynaklanmaktadır. Bugün genelkurmay ikinci başkanı kendi ülkesinin iç güvenliği için Amerika’ya gidip başkan Bush ile konuşuyorsa, Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin hiçbir biçimde bağımsız olmadığını ve aciz durumda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu gidişle 400. yorumu hedeflemek lazım. 2-3 yorum da moderasyona takılmış, onları da çıkardım. Ha gayret, Bliyaal de bir taş attı, herhalde 400, bilemedin 500′e varırız.
Efendim ev sahibi olarak 300 kusur yorumu okuyup bir ozet cikartirsiniz artik. Herkesin dedigini de hafif carpitin ki 1500′u bulalim.
Bülent bey,
Aslında ortalığı karıştırıcı birşeyler söyleyen olsa hosting açısından sıkıntıya düşürebilecek yorum sayısına bile ulaşabiliriz. Burada herkes epey dikkatli, o açıdan bravo diyorum. Tansiyon yükselse de moderasyon olmamasına rağmen belli bir seviyede gidiyor tartışma. Nazar değmezse tabii.
Bu arada sizin DTP için açılan dava girişiminiz sonuçsuz kaldı, bir daha deneyelim, orada maden var gibi.
DTP için sonun başlangıcı , sırada hangi parti var acaba?
Namık Kemal Zeybek’in öğüdünü hatırlamamının zamanı mı, oh olsun deyip geçme anı mı, kararsızım.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234850
Eskilerden hatırlıyorum, DEP başkanı Refahlı Şevket Kazan’a Demokrasi size de lazım olabilir demişti. Netekim öyle oldu da.
Bu konudaki yorumları takip ediyordum bir zamanlar
2-3 gün nete bağlanamadım yorumlar almış yürümüş chat kanalına dönmüş burası yahu
SCAT:slm
SCAT:nbr
Mitser No Bey,
Hayal ile gerçeği karıştırıp”Şöyleolsaydı, böyle olsaydı” tarzı canbazlıklar yapacaksanız bu işi Müzmin Bey daha iyi yapıyor. Durmadan mülkiyet otoritenin ingiliz anahtarıdır gibi bireyler söylüyor arkasını getirmiyor. Zahmet edip izah etse de biz de istifade etsek. Ama bir saçmalığınizahı imkansızıdr.
Evsahibi olabiliyor musunuz Mister NO Bey? Herhalde şartlarınız uygunsa oluyorsunuz değil mi? Eh bizimkisi Rwanda olmadığından hiçkimse de durup durukenevinizi elinizden almıyor, değil mi? Neden? “Sermayenin diktatörlüğünden “mi? Ya bir laf ederken insan azıcık “Ben bu laı ediyorumama hayatla ilgisi var mı birbakayım!” der.
Proeter diktatörlüğü kuruldu, insanlar mahvedildi! Bu ir realiteydi! sermayenin diktatörlüğü ise ancak sizinhayalinizde var olan hayatta karşılığıbulunmayan bir zırva ve siz okur yazar oluyorsunuz öyle mi?
Mülkiyetin meşruiyetinin gözetilmesi için meritokrasiye gerek yoktur Mister No Beyciğim. Hukuk devleti diye bir şeyi muhtemelen okulunuzda öğretmediklerinden veya ders notlarınızda veya kopyalarınızda olmadığından daha sonra merak edip de bakmamışsınız.
Bizme yazmışız?
İnsanbilinci olduğun sanır, oysa onunbilincini üretim biçimleri belirler” dien bir adamın “insanlık içi” biri olduğunu düşünüyorsanız ne âlâ…
Siz ne yazmışsınız?
İnsanlık yönünü bilmem, ama sizin ettiğiniz laflara bakrak bilincinizin neyin şekillendirdiği belli. Adam haklıymış. Siz daha insanınbilincinin aslında olmadığı bunun tamamen şartlarınbir ürünü olduğunusöylemenin en anlama geldiğini idrakedemiyorsunuz ki neyi nasıl anlatacağız? Vallahi Mister No’dan gayrı bir şey okumayın bence de ve elinizdeki bir avuç fikir kırıntısıyla da bundan daha komplike cümle kurmaya kalkmayın cidden saçmalıyorsunuz. Şimdi size “İnsan davranış gösterir” demenin hiçbir faydası olmadığını gördüğümden”he!” deyip geçiyorum..
Ev sahabısı! Ya kusura bakma hocam ama bu mudur Türk entellektüelinin ortalamasının üstü?
Aynı ilmekte Müzmin Bey’e de cevap vereyim de.. Hocam: “Mülkiyet otorite için gereklidir!” falan gibi arkasını getiremeyeceğiniz cümlelerin anlamların varsa öne kendiniz bir düşünün ondan sonra bunları tedavüle çıkarın istirham ediyorum.
Yazılarınızda mümkünse mantıklı bir tutarlılık ve argümantasyon olsun ve mümkünse “hiç kimseye cevap vermeden acaba ne yazabiliyorum?” falan tarzı bir şeyler de deneyin. Radikal aykırılık, görecelik ve ilkesizlik gibi sizce pek makbul davranışlar bana birşey ifade etmiyor da belki ” kamu yararına” bir şeyler oluyordur.
Afşar Bey,
Kamu yararını bilmem ama yorum sayısı arttıkça ben buradan keyfoluyorum. Bu arada sermaye uşaklığınız gözümden kaçmadı, biraz da işçiye uşaklık edin, yoksa evinizi elinizden alırım.
Afsar bey,
Culsuz, metelige kursun atan, karnini doyurmak icin dilenen kac otorite biliyorsunuz?
Ya da tersini sorayim: Istedigi zaman ‘mulkiyet’ edinemeyene (ele geciremeyene) ‘otorite’ der misiniz?
Ve, son olarak:
Kulun kula ustunlugu, kulun tasarruf edebilecegi mulkiyeti degilse nedir?
Ve..
‘Money talks’ dersem, hala daha tercumana ihtiyaciniz olur mu?
Müzmin bey,
Mülkiyet konusunda eşit şartlarda herkes için ilk başlangıç şu anda pratik olarak mümkün değil. Mevcut durumun iyileştirilmesi için herhalde birşeyler düşünülmesi lazım. Mesela devlet Türkiye’de kendine ait ve çoğu boş arazileri mülksüz insanlara verebilir, bu bana mantıksız gelmeyen bir yol. Veya gönüllü olarak arazisini satmak isteyenlerin arazisini alıp toprağı, azarzisi olmayana verebilir.
Mülk sahibi olmak iyidir, mülksüz insanlara mülk vermek lazım, yalnız bu tür dağıtım işlerinde temkinli olmakta yarar var, insanlar uyanıktır. Devlet de yolunmaya son derece müsait bir kurumdur.
Afsar bey,
Irlanda acligi ile ilgili yazimi moderasyondan azad etmis, sagolsun, Fethi bey.
Acik linki de sudur: http://www.izlenimler.net/2007/11/12/nekrofili/#comment-8027
Fethi bey,
Seyh Galip’e kulak vermek lazim.. “Caldim ise, miri malimdan caldim..”
Devlet de miri maldir..
1-insan eti yemiyoruz çünkü bu davranış insanda deli dana türünden bir beyin hastalığına neden oluyor. yolda yürüken titiremeye başlıyor, kaslar tutmuyor. ilkel topluluklarda bu yüzden mi insan eti yemek davranışı gelişmedi yoksa, bu davranış gelişmediği için insan eti bizde hastalık yapıyor ?
iNSAN ETİ YEMEMEK İÇİN NE FELSEFEYE, NE İYİ AHLAKA İHTİYACIMIZ VARDI ? aynı şekilde enset de açıklanabilir.
ceylan yemekteyiz. Çünkü bu genelde, bir virüs vs yoksa bizde hastalık yapmıyor. leşte bu mikroplar türediği için biz leş yemeyiz akbabalar gibi.
peki temel soru şu; ceylanı avlarken perişan olmak zorunda mıyım ?
evet. çünkü aklımız var, benzetme yapıyorz. Bu sahne hem av, hem de avcı olduğumuzu idrak ediyoruz. unutkan olmamak insan doğasının ayırıt edici bir özelliğidir. Son beş bin yıl, biizm hakkında konuştuğum son beşbin yıl insanlık tarihinin çok çok küçük bir kısmıdır. İNSANIN DOĞASI ONDAN ÖNCEKİ MİLYONLARCA SENEDE EVRİMLEŞTİ.
Bizden önceki memelinin, aslan , kaplan, maymun vs ..sürü lideri ortaya çıkar, bir alana işer ve burası onun mülkiyeti olurdu. yani sidik kokusuna güvenirdi. Diğerleri de o alanda gık mık etmezdi.
yaşlı sürü lideri kös kös giderdi.
Burada nuzmin bey çok fazlasıyla haklıdır. sidik kokusunun kalıcılığını doğa belirlerdi
insan dönüştüğümüğüzde yüzde doksan bile böyle olsaydı, milyonda birde ayırt edici bir fark vardır.
bunu da yazarım bir gün, eğer FTS reyting heycenını yenerse
heyyy ben kimin yazısı aradab buharlaşırsa anında fark ederim.
keskin iddia küpüne zararlı da olsa, benim için genelleyici bir laftır bu.
Knz hanim,
Kendimizi avci (panter) ile ozdeslestirdigimizde, bir ceylan avlamanin bize faydasi hepi topu bir ya da iki ogunluk yemek iken, kendimizi av (ceylan) ile ozdeslestirdigimizde ise, odeyecegimiz bedel olumdur.
Ucunda kesin olum olum olan herseyden sakinmagi [*] bize surungen beynimiz (amygdalae ve hypothalamus) emreder; kacmak refleksimizi harekete gecirir.
O yuzden, av-avci arayuzunde kendimizi ‘perisan’ hissederiz.
[*]: Ahfadin yasamasi icin olmek vb haric.
{not: bu bir davranis psikolojisi ozeti olmak denemsidir; ama cok da acemice oldugunu kabul ederim.}
Bir de bu var:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7709642.asp
Bu insan oldurme isi icin (dogrulugunu kestirmedigim) ilginc bir yazi:
http://greatergood.berkeley.edu/greatergood/current_issue/grossman.html
Bulnet bey,
Ozellikle ikinci link icin tesekkur ederim.
Ote yandan, you must, by now, have a very incrimanting search profile
Ozur dilerim.
Bulnet –> Bulent
Müzmin bey,
Öte yanda bize “herifin ingilizcesiyle ne alay ediyorsunuz” diye fırça atıyorsunuz, burada Türkçe başlayıp ingilizce bitiriyorsunuz. Şimdi ne anladık bu işten?
Fethi bey,
Muzmin bey, o aramayi yapacaklarini farzettiklerinin lisanindan diyor ki ‘bak soylemisler de herife, tinmamis’ da diyebilsinler. (‘Luk dey tel duud, tinmeme’ mi yazmaliydim acaba?)
Afşar Bey,
“Ev sahabısı! Ya kusura bakma hocam ama bu mudur Türk entellektüelinin ortalamasının üstü?”
Entelektüel şeklinde olacak.
Benim saçmaladığımı ikrar etmenin dışında bir şeyler söylemiyorsunuz.
Mister No okurum daha iyi.
Birinci linkteki bir yorum super hosuma gitti Fethi Bey…
“Milli otomatik tufek” guzel bir tamlama olmus
bir de bircok subay ailesinin “iyi” yada “kotu” evi bile yokmus. Kira yada lojmanda oturuyorlarmis.
Yaw boyle adamlari hep severim. Cok guclu hayal gucleri olur bunlarin. Dunyada mutluluk onlar icin subaylarin iyi yada kotu bir evinin olmasi kadar kucuktur…
evleri yokmus… butun diplomatlarin, doktorlarin, mufettislerin evi var bir subaylarin yok!
Manyakadam amcam gibi “hayret birsey yaw” cekmek istiyorum….
Bu arada Tamer Korkmaz birkac gun once bir roportaj vermisti…
http://www.samanyoluhaber.com/sondakika-79421.html
soyledigi ilginc seyler var…. bu bolgeye yerlesme meselesi ozellikle dikkatimi cekti… Turk birligi olayi da ilginc….
Fatih bey, orada aslinda baska bir gariplik de var. “Al gulum ver gulum” seklinde olabilmesine ragmen ‘bagimsizlik’ acisindan dis ticaret ve sair seylere karsi cikanlar, hizmet karsiligi nakten alinabilecekken muhtelif yerleri kullanma hakki seklinde ve tek otoriteye bagimli olarak zamana yayilan odemelerin aslinda ne islere de yarayabilecegini ve nasil ‘bagimlilik’ yarattigini gormemisler. Bu ‘alistigim kahveye gittim ama arkadaslar yuz vermedi’ isi degil, ‘hizmetim karsiligi bir kahveye gitme hakkim vardi ama o kahveyi isleten benim dedigimi begenmedigi icin artik sokmuyor oraya’ isi. Ben karar dogrudur veya yanlistir onu bilmem, ama yapi olarak hizmeti hemen, bedelini — duz tarifsiz olarak — taksitle almanin bu yollari actiginin farkinda olunmasi lazim. Gayet tabii vazife ile ilgili mahrem konularin ifsa edilmesine kanun karisir, karissin da, onda bir kusur yok. Burada olan o degil.
Bulent Bey,
Bu kanunlarin “geriye yurumeme” ilkesi bu tur durumlar icin gecerli degil midir? Yoksa zaten sozlesmelerinde bu tur emeklilerin oralari kullanip kullan(a)mayacaklari yazili degil miydi? yani keyfi bir durumla mi kullanma yetkileri vardi… Zannedersem “keyfi” oldugu icin keyfi gelen de keyfi gidiyor demekle yetinmeli… Bu olayin yemek ve 5 yildizli orduevi kismi…
Devlete ait bilgileri ifsa kismi ise cok daha ilginc… Yanlis bilmiyorsam bircok bati ulkesinde ozellikle kitap konusunda yas siniri var… yani belli bir yasin uzerinde anilarini falan yazamiyorlar… bazi ulkelerde de her seferinde emekli oldugu kurumdan izin gerekiyor…. televizyon olayini durduramadiklarindan dolayi bu tur orduevi gibi normalde ufak seylerle tehdit ediyorlarsa ya bu orduevleri 5 degil on yildiz oldu benim haberim yok ve komutanlar devletine milletine yardimci olmak adina konusmak yerine bu yerleri tercih edebilecek insanlar yada bizim bilmedigimiz hizmetler de aliyor emekliler…
her halukarda olayin ilginc yanlari var…
Fetih bey,
Bu kanunlarin “geriye yurumeme” ilkesi bu tur durumlar icin gecerli degil midir? Yoksa zaten sozlesmelerinde bu tur emeklilerin oralari kullanip kullan(a)mayacaklari yazili degil miydi? yani keyfi bir durumla mi kullanma yetkileri vardi… Zannedersem “keyfi” oldugu icin keyfi gelen de keyfi gidiyor demekle yetinmeli… Bu olayin yemek ve 5 yildizli orduevi kismi…
Bunun yazilisi oldugunu zannetmiyorum, maas kesmek filan gibi kanunla belirli haklari almiyorlar ellerinden. En azindan benim kafama olusturugum resim oyle. Bu — belki daha eskiden — bizim KOBI tipi yerlerde patronlarda da vardi, tarif edilmemis ve ileriye yonelik bir takim avantajlardan bahsedilirdi — acikca soylenmese de — ‘sadakat’ ve bir taraf tarafindan tarif edilmis ‘sadakat’ mukabili alinacak. Bunlarinm hepsini o gune cekip, hesaplasip sifirlanmaya yanasmazlardi pek cunku isin bir de kontrol ve asimetrik guc boyutu (yine acikca bilinip soylenmese de) da olurdu akillarinda.
Devlete ait bilgileri ifsa kismi ise cok daha ilginc… Yanlis bilmiyorsam bircok bati ulkesinde ozellikle kitap konusunda yas siniri var… yani belli bir yasin uzerinde anilarini falan yazamiyorlar…
Onu bilmiyorum da devlete ait bilgi siz onu vazife munasebetiyle ogrendiginiz zaman size ait olmuyor. Ifsa edeni pisman etmeleri normal.
Bu bes yildizli ordu evi hikayesi nedir? Ben yetmislerde birine yemege gitmistim ailemle bir subay hismimizin davetlisi olarak, oyle duz beyaz porselen tabaklarta etinden calinmamis koftelerin yendigi temizce bir yer diye hatirliyorum. Tarabya’da olabilir, mesela. Oyle (o zaman onu bilirdik en luks) Hilton gibi filan bir yer degildi.
Bulent Bey,
Bu yerler hakkinda Muzmin Bey cevap versin diyerek topu ona atiyorum :p
Bu yukarida linkini verdigim haber icin aciklama gelmis:
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/18/son/sonsiy01.asp
Fatih bey,
Tamer Korkmaz’in [soyledikleri arasinda, 'Turk Birligi'nin onumuzdeki sene anons edilecegi de olan] yazisina gelen yorumlardan birisi cok hos:
Fatih bey,
Top icin tesekkurler.
Ama, bu tur yerleri oyle uluorta aciklayamam.
Milletin dolumasi yuzunden bir daha hic tenha olamamak riski bir yana bir de kalite dusup fiyaltlarin artacagi mukadder oldugundan; nasil ki, iyi bir bar ya da restorani kimse uluorta aciklamazsa ben de bu tur stratejik bilgileri paylasamam.
Onun yerine, bana nukleer silah var mi yok mu, ya da nerededirler sorusunu sorabilirsiniz
Fatih Akından ilginç çıkış:
Türkiyede Askerlik Yapmam
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/19/son/sonsiy03.asp
No bey,
O disarida yasamiyor mu? “Elime silah almam” demis, disarida yasayanlardan kisa askerlik yapanlarin eline asagi yukari bir hafta veya bes gun silah veriyorlardi (eski piyade tufekleri, bos tabii). Uc defa da atis yapiliyordu kagida, cavuslar tepede dikilip dolduruyorlardi silahlari. Benim zamanimda boyleydi. Oyle elde bos veya dolu silahla nobet tutmak bile yoktu. Simdi 21 gune inmis zaten o askerlik. Almanya’da boyle askerlik yapmis cok Turk olmasi lazim, yani biliyordur ne oldugunu. O ‘insana silah dogrultmam’ diye ima etmeye calismis belki ama “ben yatak yapmam, izmarit toplamam, bulasik yikamam, astsubay bana bagiramaz, kamuflaj giymem, yurumem, yemin etmem” demis aslinda yani. Isvicre’de ‘Turkleri sacmalatip meshur etme cemiyeti’ diye bir yer oldugundan supheleniyorum bu mulakatlari ayarlayan, once ‘gercek konusan yalniz savasci’ pzounda Pamuk konustu, simdi de bu adam. Bu ilkinde beceremedi, ikinci defa zorluyor bu askerlik isini basina bir mahkeme isi ciksin diye (evvelce de okdum bunu dedigini). Ihtiyac sahiplarine boyle zemzem kuyusuna benzer seyler bulan danismanlar varsa, bununki iyi akil vermemis.
Bülent Bey,
Bunun üzerinde düşünmek lazım, haklısınız. TC devleti romancısına, yönetmenine, ne kadar meşhur insanı varsa onlara savaş açmış bir devlet olarak algılanacak.
Şimdi halkı askerliğe karşı soğutmaktan mı dava açılır, yoksa vatandaşlıktan çıkarılır mı?
İkisi de haber değeri taşıyacak.
***
DTP konusunda şaşırdığım bir haber :
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/18/son/sonsiy05.asp
No bey,
TC devleti romancısına, yönetmenine, ne kadar meşhur insanı varsa onlara savaş açmış bir devlet olarak algılanacak.
Onlarla sinirli degil, devletle arasinda dediginden dolayi problem cikan insanlar gurubu. Bu kanunlar var, ve aslinda millet bu kanunlarin olmasini da istiyor gibi (bunu Adnan Hoca’ya hakaret isinde de gorduk, lafa devlet karssin isteyen az degil). Tabii bu durumu, atfettigimiz sebeplerle kullananan ve kazanc saglayan meshurlar var ise bu kanunlarin kalkmasi icin isleyen bir piyasa mekanizmasi olustu diye de bakabiliriz. Yuksek vergi veya yasagin kacakciligi karli hale getirmesi gibi. Nihai netice serbestlesme olsa da, o durumlarda kacakcilari ne kadar alkislamaliyiz ortada degil.
Yabancinin ne dusundugu o kadar umurumda degil benim (yabanci devletler halklarinin dusundugune gore hareket ediyor olsalardi bizim AB isindeki merhaleler gecilemezdi), biz boyle sacma veya dogru konusanla ugrasan bir devlete sahip olmak istiyor muyuz onu net sekilde ortaya koysak memnun olacagim.
Bulent bey,
Ditto.
Ben istemiyorum. Bir oy bir oydur.
soruyu anlamadım ama, ben hala önceki yazdığım yerdeyim.
ege denizinde çaresiz zengiliğine sığınmış pasaportsuzlardan olmak istemezdim.
bir oy bir oydur.
ben elime silah almam diyen adam,
yugosyavya bölüm bölüm bölünürken
ve birbiirni boğazlarken sadece çekirdek çıtlattı.
onun için devlete falan bakmam ben.
kardeşim saçmalayanlarla biz uğraşacaz.
vatandaşlık sorumluluğu diye kutu koyacaz. içine girecez.
saçmalıyorsun kardeşim ya falan diyeceğiz.
bu türkçe var ya,
çarşıda , pazarde gürcü ile laz ve de bir kürt karşılşatığında inglizce bilmedikleri için
kendi aralarında konuştukları ortak dildir.
içinizden biri çıkıpta ben bu tanımı yapınca saçmalıyorsun diyebilir mi ?
diyen varsa desin, ben d ekendime geleyim.
öte yandan askeri bir rejim olmuş.
sanki kimi silindir gibi ezmemiş.
rejim de yeşik kuşak falan diye rengarenk.
sanki o devirde artvinde tutukladıkları adama çay kahve ikram ettilerdi.
aaa yeti valla..
Ama BÖYLE AYDINA BÖLE DEVLET.
ben böyle aydınlara sahip olmak istemezdim.
Kendi kendime ditto
( özür çok, nadir yazarım böyle)
Afsar bey,
Durmadan mülkiyet otoritenin ingiliz anahtarıdır gibi bireyler söylüyor arkasını getirmiyor. demişiz..
Culsuz, metelige kursun atan, karnini doyurmak icin dilenen kac otorite biliyorsunuz? Bu laf benim sözümünc evabı mı? Mülkiyetin otoritenin bir aracı olduğunu SİZ SÖYLÜYORSUNUZ BEN DEĞİL! Kaldı ki otorite insanların mülk edinmeleriniengellemeye çalışır, onları mülk sahibi edindirmeye veya mülkiyetlerinin devamını sağlamağa çalışmaz. Bahsettiğimiz otorite zaten mülkiyet hakkın tanımayan güç demektir. Yani fakirlerin otoriteolduğunu iddia eden ben değilim…. Benim de herhalde İngilizce yazmam gerekiyor?
Ya da tersini sorayim: Istedigi zaman ‘mulkiyet’ edinemeyene (ele geciremeyene) ‘otorite’ der misiniz? Yazımı nerenizle okuduğunuza bağlı…
Ve, son olarak:
Kulun kula ustunlugu, kulun tasarruf edebilecegi mulkiyeti degilse nedir? O size göre öyle… “Kül” kavramından bahsediyorsak bir de kul hakkından bahsediyoruz demektir. Buna var mısınız? Kul varsa zengin olsun olmasın “hakkı” da vardır. Bu hak onun kaabiliyeti, vücut bütünlüğü ve özgürlüğünü kapsar. Size göre malı mülkü olmayanın “hakkı” olmuyor öyle mi? Ben öyle mi yazmışım? Bir kere daha sanldalyedeki pozisyonunuzu değiştirmenizi önereceğim. En fakir insanın bile hakkına riayetten bahsediyorsak ( ki “kul” dinî bir kavramdır bu durumda din bağlamında ve benim bildiğim kadarıyla islam dini bağlamında konuşuyoruz demektir ki size bunu da tercüme etmezsem, Hotantolulardan falan bir yerlerden çıkabilirsiniz) En fakirin dahi hakkının varolduğunı görüyorsak şimdiye kadar yazdığınız “Ancak varlıklıların hakkı vardır, ancak güçlünün verdiği hak vardır!” gibi basit Hobbesvari çıkarımlarla ne söylemiş oldunuz?
Mülkiyet sadece varlıklıların mülklerinin korunmasını değil, yoksulalrın da vücut bütünlüğü, yetenek ve hürriyet haklaırnn onların varlıklaırnın ayrılmaz birer parçası olduğunu savunuyor.
Yani? Fakir birinin de sahip olduklarıyla varlıklarını genişletebilmesi için oan bir dokunulmazlık teminatı veriyor.
Ve..
‘Money talks’ dersem, hala daha tercumana ihtiyaciniz olur mu? Bence o tercüman size gerekiyor, çünkü bu söz aynı zamanda parayapabilnek için insanların bizdkeinden çok daha fazla özgürlüğe sahip olduğu ülkede kullanılıyor,bildiğim kadarıyla… Sözün kullanıldığı yerdeki şartlarla bizim ülkenin şartları aynı mı? Evet birtercümangerekiyor ama size…Yani eğerburadayaşıyorsanız, yaşadığınzı yeri anlayabilmeniz için.. Ben yardım ederim, para mara da istemem… Bu arada birazkaykılır mısnız, gene duyamaz oldunuz da..
Kahve muhabbeti istediğinizi söyleseydiniz ona göre konuşurduk.. İrlanda açlığı ile ilgili bilgiler için teşekkürler de ithalata getirilen yasağın üreticiye rağmen kaldırıldığını da ben anlatamıyorum herhalde?
Bülent Bey,
“biz boyle sacma veya dogru konusanla ugrasan bir devlete sahip olmak istiyor muyuz onu net sekilde ortaya koysak memnun olacagim.”
Ben de istemiyorum. Bir oy daha!..
Aynı soruyu Bülent Beye de soralım, bakalım o ne diyecek
Fethi bey,
Oylamaya konabilmasi bile korkutucu olabilir bunun. Bana soruyorsaniz ‘sormayin bile’ diyebilirim. Zarar veren iftira, devlet/sirket/kisilerin sirlarinin ifsasi filan gibi taraflari da var bu isin atlanmamasi gereken. Bir de konusanin sadece devletten degil diger bireylerden de korunmasi konusu var.
Bülent Bey,
Pek net olmamış ama şartlı geçer mi diyelim?
Nesi net degil? Kenerlari mi? Akin, Pamuk vs. baglaminda ugrasmasin diyorum. Diger baglamlar icin uctan ornek vereyim:
– “Fesmakan hastahaneye gidin hastalar iki sene icinde oluyor” diye yalan haber yapip, orayi batiran bir gazete dusunun. Burada olcmesi zor olsa da bir maddi zarar var birisinin ‘soylediginden’ kaynaklanan. Tazminat isteme tesebbusune musade edilmeli mi diye sormali midir?
– “Filanca makine parcasini fesmekan sirketin bu kadar ucuza nasil dokebildigini biliyorum, web sayfamda anlattim” diyen adam oranin eski muhendisi ise, bu adama ne yapilmalidir?
(Ozellikle taraflardan birini devlet yapmadim).
Fatih Akın için demiyorum, o zaten Almanya da yaşıyor.
Burada yaşayan ve vatan savunmasından yararlanan insanların “vicdani ret” çi olmaya çalışmalarını “beleşçilik” olarak görüyorum. Ben henüz askere gitmedim, gideceğim tahsilden sonra.(ben de vicdan yok ya, caniyim) Ben neden onun için öleyim. Bu açıdan hoş değil vicdanı retçilik.
Ama şu olabilir, vatan savunması mevzubahis değilse, yani beni devlet mesela Afganistan’a göndermek istese bunu reddebilmeliyim. İngiliz askerlerden ikisi Irak’ta böyle bir yola başvurmuştu. Tabii sonra Kraliçenin ordusunun komutanları onları öpmüştür
Bülent Bey,
Verdiğiniz örnekler bağımsız mahkemeleri ilgilendiren konular ve elbette şikayete konu edilmesinde hiç mahzur yok. Maddi bir zarar tazmin edilmeli. Bundan ötesi, hakaret vs. tanımlamaları, ifade hürriyeti konularına girer ve 350 yorum 700 olur birkaç güne.
Vicdani red olgusuna bu kadar mekanik bakış doğru bir bakış değil. En azından eksik.
Metin Bey
Siz tam bakışınızı yansıtın da öğrenelim.
Fethi bey,
Verdiğiniz örnekler bağımsız mahkemeleri ilgilendiren konular ve elbette şikayete konu edilmesinde hiç mahzur yok.
Bu kadar emin degilim ben. Yani dediginiz yanlsi gelmese de, ortaya net birsey koymuyor benim aklimdakiler icin. Ayni islerin obur taraflarindan da ornek vereyim:
– Mikrosoft ve urunleri hakkinda atip tutuyoruz devamli. Satislarina engel oldugumuz zamanlar da oluyor ister istemez. “Bagimsiz mahkeme” dediginiz de — eger iyice degisik bir duzen degilse aklimizdaki — devlet alt tarafi, devlete gidip “bu adamlar bana zarar verdi, satisima engel oldu, bunlar konusmasa su kadar daha para kazanirdim her dedikleri de dogru degil yanlis olanindan zarar gordum” diye bizi mahkemeye getirtebilmeli mi? Onun milyar dolarlari var, benim yok, o bes avukati orada karsima dizebilir, ben bir tane tutmayi birakin kendim olaya gitmemin bile maliyetini karsilayamayabilirim. (Mikrosoft baglaminda degil, ama yine teknik bir baglamda bunun Turkiye’de olduguna sahit oldum ben.)
– Filanca parcayi ucuza doken sirket, aslinda buyuk bir bulus yapmiyordur ve bir sekilde caktirmadan on sene servis omru olacak parcayi, uc senede parcalanmasi muhtemel olacak sekilde yapiyordur. Bu da ticari sir, dokum teknigi sir cunku. O eski muhendisini mahkemeye getirtmesi hala makul mu?
Hinzirlik edip iki ornekte de devlet gucunu sopa olarak kullanmaya gucu yeten ozel guc odaklarina bagladim isi tabii, ama bu uclardaki ornekler de onemli. Bunlari dusunelim ve net ortaya koyalim derken, kastim biraz da bu taraflariydi isin.
Mister No (Deniz?) Bey,
“Siz tam bakışınızı yansıtın da öğrenelim.”
Estağfurullah efenim. Öğretmek filan ne demek? Ben sadece bu konunun o derece basite indirgenmemesi gerektiğine dikkat çekmek istedim, hepsi bu. (Bir de, Türkiye’de yaşadığımızı unutmadan, bir “tırsak” olarak öyle netameli mevzulara fazla “doksandan” -futbol bilgim eksidedir, böyle mi denir?- dalmamaya özen gösteriyorum!)
Ha bu arada merakımı bağışlayın, siz Cengiz Bey misiniz Deniz Bey?
Bülent Bey,
Anladım. Burada is telif hakki, patent, ticari sır vs. konularina girer. Bunlar da uğraşması kolay olmayan işler, marjinal sorular da gündeme gelmeli tabii.
Öte yandan ben “şikayete konu edilebilir” dedim, sonuçta ortada maddi bir kayıp olup olmadığı birilerince incelenebilir. Devletin mahkemesi ister istemez kanunlara gore hareket edecek, bu konuda kanun olmaması, sektörlere özel sertifikasyon, sigorta vs. kurumlarının olması da düşünülebilir.
Fethi bey,
Anladım. Burada is telif hakki, patent, ticari sır vs. konularina girer.
Kismen oyle, evet. Kismen iftira da var.
Bunlar da uğraşması kolay olmayan işler, marjinal sorular da gündeme gelmeli tabii.
Ne derece marjinal bilmiyorum. Etkileri fevkalade buyuk olabilir bunlarin. Oyledir demiyorum, olabilir diyorum tabii.
Öte yandan ben “şikayete konu edilebilir” dedim, sonuçta ortada maddi bir kayıp olup olmadığı birilerince incelenebilir.
Kaybi var kabul etseniz de is netlesmiyor. Yahut ben goremiyorum. Burada insanlarin goruslerini etkileyen onemli nokta su: ‘kotu’ sadece sozle maddi zarar gorunce buna musade edilsin, ‘iyi’ sadece sozle maddi zarar gorunce buna ellensin istiyoruz. Bunu merkezi ve dev bir guce yaptirmakta da ‘iyi’ isler yaptigi surece bir beis gormuyoruz bazen. Dogrudur yanlistir demiyorum aklim yetmez pek (yettigi kadarina da usendim simdi) ama devlet kavrami aklimizda ne sekilde canlaniyor anlamak da onemli olabilir. Su dediginiz gibi mesela:
Devletin mahkemesi ister istemez kanunlara gore hareket edecek, bu konuda kanun olmaması, sektörlere özel sertifikasyon, sigorta vs. kurumlarının olması da düşünülebilir.
Bu ozetlediginiz merkezi guc bu is icin olmasa da olur demek bir yerde. Iyice hinzirliga vurursam, bu kurumlari kurup isletebilecek ve arzu edilen (yukarki tirnakli ‘iyi’) seyleri saglayabilecek bir halk acaba o merkezi ve kanunlari da duzgun mu isletir (yani o varsayimla kestirmesi de calisir mi?) diye sormak da makul olabilir diyebilirim.
???
Yok Deniz diye çağırırlar, böyle alıştım.
İlk defa yüzümü görmeden beni başkasına benzeten çıktı
Metin Bey,
Tırsmanızı anlıyorum.
Bende de var o tırsma şeysi.
Bir vicdani retçinin Anadolu çocuklarına haksızlık ettiği konusunda hemfikir değiliz, anlaşılan.
Ya da daha iyi bir fikriniz var.
Yahu bu nedir böyle kardeşim, en son yüz küsürde bırakmıştım, oku oku gözüm çıktı.
Konuda konuya atlamışsınız bir konuya dair yazacam, anaa; konu değişmiş, onu da aradan çıkarayım derken o da değişmiş. Yazmıyorum anasını satayım, mahrum kalın fikirlerimden
al bendende o kadar
bu ne yahu ???
siteye her göz atan buraya mutlaka bir mesaj atıyor
şuan benim yaptığım gibi
metin bey,
benim dikkatimi çeken şudur. Bugün bir vicdani retçi mahkemeye gittiğininde onu haklı göstrecek bugünün dünyasında gerekçeler oluşmamıştır.
bu böyledir ve realitedir. Gönlümüzden geçeni yazmak herzaman güzel ama işe yarar değil.
Benim fatih akına bu nedenle pek saygım yok. Önüne sununan yaşam biçimini olduğu gibi kabullenen bir insan. Yaşam süremiz içinde yaşanılan birçok olayı kabullenmiş insanlar bunlar. GİDİP o sisteme dahil olup, ÖDÜLLER ALIYORLar ama hiçbir sorumlulukları yok.
o hapse girdiğinde sadece kendi kahramlığına yatırım yapar.
beni kim nasıl savunacak ?
ben kendimi nasıl savunacağım ? 3 kişi yanyana gelip bunu yaptığında onun adına çete diyorlar.
siz biiz çetelere mi emanet etmek istiyorsunuz ?
o ordu kuurluna kadar kaç kişi öldü, acı çekti.
gelip yıkıyorsunuz.
eee ne oldu ? benim korunma ihtiyacım kalktı mı ?
amerikadaki özel güvenlik mi savunuyorsunuz ?
Hiç bir devletin yapamacağı işkenceyi onlar yaptılar ?
insan örgütlenmenin bir üst biçimini savunmayacak ? ama çeteleri
haklı çıkaracak artislik eylemleryapacak ? bunlara da ödül falan verilecek.
yine aynı şeyi soruyorum. İnsanların korunması ve savunma için ne yapıyor ? ne öneri getiriyor ?
şarkı, türkü ile hukuk inşa etmek mümkün mü ?
AHİM de vicdani ret için gerekçe yok bildiğim kadarıyla.
olmaz çünkü hukuk oturup düşünmek zorunda.
Din ve vicdan hürriyeti ile ilgili çok hukuk ile ilgili sayfada yazı yazdım.
Din ve vicdan hürriyeti neden bu iki kelimeyi yanyana getiriyor ?
Fethi bey umarım o sayfayı unutmamıştır.
Yahu bu cengiz meselesi nedir?
Ece’de bana Cengiz Bey demişti, çok mu benziyorum?
4 harf ortak olduğu için mi acaba
Müzmin Bey, Fethi Bey,
İrlanda açlığı ile bilgilerimin yanlışlığını gördüm. Bu yanlışlık, büyük ölçüde öğrendiklerimin aklımda yanlış kalmasından kaynaklanmıştır.
Amma ve lâkin, İngiliz hükümetinin korumacılığı konusu da tarihi bir hakikattir.
Ürünün buğday değil de patates olması elbette bir farktır ama sonuçta atrım ürünleri üzerindeki devlet denetimi konusu bana göre bu talihsiz tesadüften daha önemlidir.
Cengiz kim? Niye bana siz Cengiz misiniz niye soruyorsunuz?
Ben aslında Napolyon’um
Bugünlerde herkes bir garip yahu.
Afsar bey,
Tesekkur ederim –durustluk ve medeni cesaretiniz icin (her ne kadar cesaret gerektirecek bir sey yoktu ise de).
Siyasi/iktisadi ‘-izm’lerin (yani ideolojilerin; ve tabii ki dinlerin de) aslinda birer alet olduguna dair, ve onlarin bizzatihi kendilerinin kusursuz ya da kusurlu olmalarinin hic de onemli olmadigina; buna karsilik, en azindan belli bir zaman icin dahi olsa, birielrinin amacina hizmet etmek icin bayrak edildiklerine dair uzunca bir seyler yazmak isterdim buraya…
Ama, hem o kadar vaktim yok, hem de her fanatik taraftar –bihaber oldugu– halinden memnun oldugundan, basinizi (ikinci cogul sahis) agirtmak anlamli gelmedi..
Müzmin Bey,
“İzmler” genellemesi o kadaryaygın ve tartışılmaz şekilde kabul edilmiş bir genelleme ki ben de buradahangi “izmin” en anlama geldiğine bakmak gerektiğini söylemeye üşeniyorum, işin açığı.
Her düşünceyi birilerinin komplosu olarak ele almak belki bir nevi entellektüel tatmin sağlar ama hayatta ne işimize yarar, orası tartışılır.
Veya ayakkabı, ekmek, araba alıp satarken aslında ne yaptığımızı anlamağa çalışmıyorsak ” Amaaan! Bana ne ya! Ben Mönschengladbach ne yapmış Bundesliga’da ona bakarım!” falan deyip geçiyorsak dediğiniz gibi bütün izmler eşek yellenmesinden farksızdır.
Öte yandan , hengi izimin kimin işine yarayacağını soracak kadar bencileyin takıntılı adamlar da bunun ciddi cevabını bekler zahir?
Afşar bey,
Yorumunuzda bir iki harf düzeltmesi yaptım, bilginiz olsun. Bu gidişle Fatih Terim ingilizcesini çözmekle sizin yorumu okumak arasında fark kalmayacak.
Mister No / Deniz Bey,
Yahu kafaya takmayın, önemli değil. Bir zamanlar burada bir Cengiz Bey zuhur etmişti de sizi ona benzettik nedense işte. Değilmişsiniz demek ki. (Ama birden fazla kişi aynı tahminde bulunduysa ortada ciddiye alınacak bir benzerlik de var demektir, o da ayrı mesele.)
Muzmin Bey,
“Siyasi/iktisadi ‘-izm’lerin” fonksiyonelliği, onların özerk bir öneme sahip olduklarını da unutturmamalıdır. Yanılıyor muyum?
Müzmin bey,
İrlandadaki trajik patates kıtlığı meselesinde İngilizlerin ünlü “Tahıl Yasaları”na değinmişsiniz ama bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. İngiltere ve İrlanda’daki (aslında İngiltere’de oturan) toprak ağalarının lehine çıkarılan bu korumacı yasalar ve İngilizlerin İrlandalılara ırkçı ve aşağılayıcı bakışları dikkate alınmadan “patates kıtlığı oldu> bırakınız yapsınlar gereği ihracata izin verildi> insanlar da öldü” demek çok kolaycılık olur.
Patateslerin hastalanması sonucu ortaya çıkan kıtlık bir trajedi oluşturmuştur. Ancak bu trajedide İngiliz kibirliliği, Protestanlık, İrlanda’da çoğunluğu (yüzde 80) oluşturan katoliklere özel mülkiyet ve silahlanma hakkının verilmemesi gibi faktörler etkili olmuştur.
İrlanda kıtlığı liberalizm sebebiyle ortaya çıkmamıştır ama insanlık tarihinin utanç sayfalarından biridir. Burada ve başka yerlerde zikredilmesi iyi olmuştur, hatırlanması, ibretler alınması gerekir.
Konuyla ilgili Ahmet İnsel’in sizin tarzınızdaki bir eleştirisine cevap yazan genç bir arkadaşın yazısına link vereyim. (Firefox ile girilemeyen site, Google ön belleğinden okunabiliyor)
Yazının Linki
Şu da işin bizimle ilgili ilginç bir yönü:
Metin bey,
“Muzmin Bey,
“Siyasi/iktisadi ‘-izm’lerin” fonksiyonelliği, onların özerk bir öneme sahip olduklarını da unutturmamalıdır. Yanılıyor muyum?
“ Buyurmuşsunuz, müsaadenizle “Evet, yanılıyorsunuz..” demek mecburiyetindeyim.
Neden? Çünkü dini metinler dışında, doğruluğu veya yanlışlığı ispatrlanabilir cümleler olarak (önermeler) üzerinde kafa yorulacak her sözün hayatla ve hakikatla ilişkisi mutlaktır, öyle veya böyle…
Bazısının ilişkisi daha fazla bazısının dah azdır ve bundan dolayı da eşit önemi haiz değillerdir.
Bir hakikati tasvir eetmenin çeşitli yolları olabilir ama bu tasvirlerden ancak biri veya ikisi hadi diyelim üçü hakikate çok yaklaşır.
Bu açıdan Marxizm hakikate uzak kalmıştır. hakikati açıklayamadığı gibi hakikat tarafından da sürekli yanlışlanmıştır. Onun için, fakir insanların gecekondu yapıp, bütün kayıtsızlıklarına rağmen kendilerini evlerinin içinde güvene almalarının, yani diğer insanların, yapılmış bir evin içindeki insanların varlığını yağmalamayacaklaırnı bilmelerinin altında yatanın “mülkiyet” duyguu olduğunu ink♪1r ederek, sürekli şkilde insanı tarihi şartlara taabi bir robot olarak görmek fikri açıkça DEĞERSİZDİR.
İktisattaki gelişmeler, davranışçılık vs. ahlâkın Marx’ın anlayabildiği kadarından çok daha derin ve varoluşsal bir duygu olduğunu, kendi açılarından ortaya koymuşken “canım o da “izm”, bu da ne farkları var ki diyemezsiniz.
Son olarak her “izm” uygulanmasına bağlı olarak bazı sonuçlara yol açar.
Bu kaçınılmazdır, çünkü direksiyonu sağa kırdığınızda yani arabaya yön verdiğinizd e o sola gitmeyecekltir.
Birinci soru şu: Marxizmin piyasa, mülkiyet ve özgürlük kavramlarını hiçe sayarak uygulandığı ülkelerde doğurduğu sonuçlar sizce arzu edilir soınuçlar mıdır?
İkinxi soru: Marksizmin, piyasa, mülkiyet ve özgürlük kavramlarını nispeten koruyan ülkelerde uygulanmış hali olan sosyal dmeokrasilerde toplumsal refahın nispeten yüksek oluşu, Marksist ilkelerden midir yoksa kapitalizmin zenginleştirici yönüne bir nebze de olsa imkân sağlanmasından mıdır?
Sağlıcakla kalınız.
Afşar Bey,
Yahu ben o yorumumda, ilk vurguyla Muzmin Bey’e, ikinci vurguyla da size destek vermiştim. Araya girip meseleyi derinleştirmeye halim de vaktim de müsait değil maalesef. Siz ikiniz güzel güzel tartışıyorsunuz, biz de istifade ediyoruz. Bu tartışmalar esnasında not almak ve katılmak istediğim çok önemli hususlar oluyor ama ah şu ücretli kölelik olmasa!
Fethi bey,
Hayir, tabii ki liberalizm sebebiyle cikmamistirl kimse de oyle demiyor zaten.
Ama, o kadar insanin olumune neyin sebep olduguna bakarsak; bunun devrin Ingiliz Hukumetinin liveral goruste olmasi –daha dogrrusu, benimsedikleri liberalizmi buna kalkan yapislari– oldugunu herhalde kabul etmek gerekir. Yani, ‘liberalizm tanrisi boyle emrediyor’ diyerek oraya insani yardim yapmayan Ingiliz Hukumetine (yeteri sayida) kimse ‘hadi oradan, liberalizm bu degil’ filan diyememistir.
Bunu gozardi etmemek gerektigini dusunuyorum.
Gelelim sizin verdiginiz linke:
Komplo teorileriyle mucadele etmek, bir baska komplo teorisi uydurmakla olmaz –yani yanlis olur.
Dahasi, bu satirlari yazan arkadasimizin iman ettigi uzere, kuresellesmeye karsi durmanin bizi goturecegi yerin az gelismislik ve iktidarın bürokratik bir elit grubunun elinde toplandığı otoriter bir yönetim şekli oldugunu soylemek icin kisinin bu konuda cok kati bir iman sahibi olmasi gerektigini dusunuyorum.
Benzer bir seyi ben dinlerde gorurum: Ilgili dinin mutassibi, kendi inandigi dine iman ve o din cercevesinde yogun ibadet etmeyenlerin sonunun cehennemlik olmak oldugunu cok kolay beyan eder.. Halbuki, Allahin herhangi bir dine iltimas gecip gecmedigi sorusu bir yana, Allahin ne yapacagini kullarin bilmesine imkan yoktur. Yoktur, ama, ilgili mutassip, kendi sozlerinin kaale alinmasi icin Allahi kullanir (istismar eder).
Yukaridaki satirlari yazan arkadasimiza da –dindar olup olmadigini bilmiyorum, ama liberlizmin mutedeyyin bir takipcisi oldugunu farzedebilirim herhalde– bu tur sozler sarfederken rastlamak beni sasirtmiyor.
Bugun dahio benzer seyler olmasa, bu dediklerinden ders alinmis sayip bir kenara bunlari not edebilirdim.. Ama, alinmis degil.
Ornek olarak, bir yanda AB ve ABD’de tahil daglari, sut golleri filan varken, dunyanin baska yerlerindeki acliklara yonelik bunlari sarf etmekten geri durmalarinin sebebi, sozkonusu gidalarin fiyatlarinin dusecegini soylemeleri degil midir? Yani, hala daha ayni mantik devam etmiyor mu?
Ustune ustluk, bu dag ve golleri yaratmak icin hala daha korumacilik en yogun haliyle uygulanmiyor mu?
Irlandalilarin sansi, olenleri saymazsak, ABD’ye kapagi atmis olanlarin oralarda cok zengin oluslaridir. Yani, cok zengin bir diaspora sahibi oldular. Yahudiler, Rumlar –ve hatta Ermeniler– gibi. Dolayisi ile, onlarin bahsettikleri liberalizm aslinda diyasporanin parasi ve imkanini kullanmak (bunu yapmaga razi olmak, ve yapmak firsatini bulmak) anlamina geliyor benim icin.
Benim meselem Ricardo ile degil. Ricardo’ya yapilan saldirilarin dayanaksiz olup olmadiklari beni ilgilendirmiyor.
Ricardo’nun “Toprak sahiplerinin çıkarları toplumdaki neredeyse bütün sınıfların çıkarlarının aleyhinedir” deyisi anlamlidir. ‘Toplumdaki neredeyse bütün sınıfların çıkarları’nin bileskesine bakmak lazim. Turkiye’de onerilen liberalizmin bu kapsamda bir hizmeti olacak mi olmayacak mi sorusunu sormak gerektigini dusunuyorum.
Cevabim evet olamiyor, malesef.
Müzmin Bey,
Yazdıklarınızın çoğu ile hemfikirim. Fakat bir iki noktaya işaret etmek isterim
Mesela;
Bu adamlar ülkeye tahıl ithalini engelleyecek ya da zorlaştıracak korumacı bir politika izliyorlar, nasıl liberal sayılırlar? Liberal adam serbest ticaret taraftarıdır.
Tam da öyle. Uygulanıyor ve felakete sebep olunuyor. Aynen söylediğiniz gibi düşünüyorum. Liberaller de farklı birşey demiyor zaten. ABD, AB korumacı politika uyguladığı için Afrika, Latin amerika, Uzak Asya fukaralıkla boğuşuyor. Liberallik sadece azgelişmiş ülkelere talkın verme değil. Ne ala, zenginler kendi korumacılık yapsın, fukaraya sınırı açın desin. ABD ve AB bunu yapıyor, yanlış ama benim gücüm ancak bunu eleştirmeye yetiyor. Bunlar liberal filan değil düpedüz merkantilist, korumacı prensipler.
Devleti bu büyük çiftçi, tüccar, sanayici lobilerinden uzak tutmak lazım, bunlar liberallerin temel görüşüdür, özellikle Kamu Tercihi filan bunu söyler durur ama pek ciddiye alan yok anlaşılan.
Bir de İrlandalı göçmenler yeni birşey değil, İrlanda’nın zenginleşmesi ise epey yeni bir olay, diaspora bağlantısı konusunda şüpheliyim.
Tabii bir de yazıyı yazan arkadaşa söyledikleriniz var, kendisine yorumunuzdan bahsederim belki. Firefox davasını anlatamadık, bari liberalizm eleştirisini duysunlar.
Fethi bey,<blockquote>
Bu iki cumleyi sizin yazdiginiza inanmak gercekten zor. Cok zor.
Bu yasta bunlari size benim mi anlatmam gerekiyor, azizim.
Liberal adam serbest ticaret taraftari midir?
Evet, oyledir.
Ama, sadece ve eger bu ticaret onun lehine ise.
Yok, eger degilse, serbest ticaret filan lafta kalir.
Ingiltere’nin vaktiyle ‘serbest pazar olmasi’ icin Cin’i ne de guzelce (i.e. silahla) ikna ettigini bilmiyor musunuz?
Benzeri sekilde, daha dune kadar, ABD ve AB’nin ziraat urunlerine koydugu engelleri nasil acikliyorsunuz?
Liberalizm tabii ki serbesti demektir. Ama, bunu diyenin serbestisi. Aksi takdirde, karsi taraf dunyanin en cehennemligi olur –devletci, fasist, nazi filan..
Kisacasi, bu da ‘demokrasi getirmek’ gibidir.. Bkz. Irak. Bkz. Yakin.
Bilirim, hepisi hep masumdur
Degil mi?
Sermayenin hareketi serbest, emeginki kisitli..
Ve, siz hala daha bu ulke(ler)de liberalizmi uygulamaga konulsun diye methedin..
Bunda bir yanlislik yok mu?
Ama, tam olarak da oyle olmuyor mu?
Yok. O kadar basit degil bence.
Yani, onlarin korumaci oldugunu bile bile, gore gore, buralarda liberalizmi savunmak demek, kendimizi icimizden fethetmelerine imkan ve firsat tanimak degil mi?
Orayi elestirerek degistiremeyisinizin sebebi sizin gucsuz olmaniz –kabul– ama, oradakilerin oralari degistirmeyisinizin sebebinin onlarin bu isten cikarlarinin olmasi olabilecegi de neden akliniza gelmez?
Masada, yolunan kazin kim oldugunu anlamak cok mu zor?
Lutfen, agzinizi bozmayin; kizmaga ne gerek var?
OK. Ikiye ayirmak lazim. Icerde ne yapacagimiz ile, disarida ne yapacagimiz birbirinden farkli olmak zorunda bence. Baska herkes oyle yapiyor cunku. Iceride liberal, disariya karsi korumaci.
Peki. {yani, bunun arka planina girecek kadar vaktim yok.}
Yazana degil de okuyana yazmistim.
Müzmin bey,
Serbest ticaret herkesin lehinedir. Devlet birilerini kayırmıyorsa serbest ticaretten zarar gören olmaz.
Bu da sizin tarifiniz oluyor bu şekliyle.
Tuhaf şey, niye anlaşamıyoruz acaba, liberalizm bunların hepsinin serbest olması gerektiğini söyler. Falanca devletler böyle uygulamıyor ve kendine bu ismi veriyorsa hata liberalizmde değil ki.
Evet öyle, ben de zaten öyle olduğunu söylüyorum.
Tabii burada şuna bakmak lazım, onlar korumacı biz serbestiyetçi olursak yine de kazançlı çıkabiliriz, yani ille de mukabil korumacılık yapmak bize kazandırmayabilir. Özellikle sadece bir ülke ile değil çok yerle ticaret yapılıyorsa, serbest ticaret ülke halkına daha ucuz ve nitelikli mal tüketimi imkanı tanıyabilir.
Aklıma gelmemek ne demek, bundan çıkarları olduğunu zaten biliyorum ve gücü yetenlere liberalizmi uygulamaya çağırıyorum. Korumacı güdüler nedense ulus devletten bu yana yaygın, bunu kırmak için, merkantilist, faşist uygulamalrın yerine kapitalist sistemin avantajlarını anlatmak gerek diyorum. Kime mi diyorum, ne bileyim işte sağda solda gördüğüm, konuyla ilgili olanlara filan diyorum.
Ve devlet korumalı bir grup çıkarcı dışında herkes kaybediyor. Bunun adı liberalizm, kapitalizm değil.
Ben de üstüme alınıp cevap verdim zaten.
Fethi bey,
Tabii burada şuna bakmak lazım, onlar korumacı biz serbestiyetçi olursak yine de kazançlı çıkabiliriz, yani ille de mukabil korumacılık yapmak bize kazandırmayabilir.
Bunun boyle oldugunu ve neye dayandigini biliyorum, haklisiniz ama hal buysa nicin olmuyor diye de anlamak lazim. Belki iyice geriye cekilip, komsusu silahlanmaya para harcayan bir memleketin ‘savas varlik yok eder, fena seydir’ diye pasifist tutumda olmasi durumuna benzetmek mumkundur bunu.
Fethi bey,
Hmm.. Saglam kafa saglam vucutta bulunur der gibi mi –yani, bir temenni.. Olsa iyi olur, ama kural degildir demek gibi..
Ampirik oldugunu –biraz daha dikkatli baksaniz– sizin de farkedeceginize eminim. Cunku, gormek –gercekten– o kadar da zor degil.
OK. Anlasamadigimiz yer surasi: Asil serbest olmasi gereken yerde uygulanmiyorsa, baska yerlerde (buralarda) uygulanmasini istemek arzu-yi muhal imis ancak.
Hmm.. Yanlis bilmiyorsam, Hiristiyanlar bile Hz Isa’nin ‘oteki yuzunu cevir’ onerisine artik uymuyorlar… Uymuyorlar, cunku akilci degil.
Buna ragmen, bizim mekteplilerimizin buralarin yolgecen hani olmasini arzu edislerindeki cocuksulugu anlamakla beraber, uzerinize afiyet, icinde ben de oldugum icin endise ediyorum.
Birden fazla ulke ile ticaret yapmak/yapMAmak ile liberalizmin ne ilgisi oldugunu pek anlayamadim simdi.. Benim bildigim kadariyla, SSCB, Isvicre dahil her ulke ile ticaret yapiyordu. Yoksa, onlar da liberal miydiler?
Gucu yetenler uygulatiyor. Gucu yetmeyenler de figuran oluyorlar –korkarim.
Kapitalizmin agababasi olan liberalizmin (yani, vahsi kapitalizmin) fasizmden ne farki vardir?
Demenize bir sey dedigim yok tabii ki. Ama, inandirici olmaniz halinde ben onlari kandirilmis addetmek zorunda kaliyorum
Bir grup cikarci hep olaak –bundan kacis yok. Icerde mi yoksa disardida mi olsunlar? Asil soru bence bu.
Müzmin bey,
Şu veya bu. Serbest ticaretin (varsa) zararı kormacılığa göre daha azdır.
Asıl serbest olması gerken diye birşey yok ki, niye ülkeleri ayıralım.
Akılcı olup olmadığını nereden biliyoruz?
Ben heryer yolgeçen hanı olsun diyorum. Neden endişe edesiniz ki? Bu çocuksu ise tersi korkular taşımaya paranoyaklık mı diyelim? Bu iş zaten olmaz merak etmeyin, fikir jimnastiği yapıyoruz. Gümrük duvarları, kotalar, envai çeşit engeller varken endişelenmenize gerek yok.
Bir ilgisi yok zaten. Ben sanki iki tek ülkeden bahsediyormuşsunuz gibi algıladığım için bunun böyle olmayacağını söyledim. Yani A ülkesi bize kota koydu diye biz onlara kota koymak zorunda değiliz, malı bize kota koymayan X ülkesine satabiliriz demek istedim. Liberalizm ile ilgili birşey değil söylediğim.
Bu cümlenizi nereden çıkardınız anlamadım, ben böyle birşeyden bahsetmedim. Kaldı ki “Ahmet abi komünisttir” der gibi “falanca ülke liberaldir” demek de doğru birşey değil. Bugün doğrudan komünist ülkeler hariç her ülke bir şekilde piyasa ekonomisine imkan veriyor ve dolayısıyla kademe kademe liberaldir. Mal, emek, sermaye akışı üzerindeki denetimlere göre bunun seviyesi değişir.
Hmmm. Eğer bu cümleyi şaka olarak söylemedinizse, ki herhalde ciddisiniz, zannedersem sizinle kullandığımız kelimelerin içerikleri tamamen farklı. İş sağırların diyaloguna dönecek.
Kapitalizm iktisadi liberalizmdir. Kapitalizm, yani iktisadi liberalizmde bireyin özel mülkiyeti ve serbest mübadelesi esastır. Faşizmde ise birey önemsizdir, birey toplum, devlet için feda edilir, devlet millet kaynaşır. Ulusal sanayi korunur vs. Çoğulcu liberalizmin baş düşmanı kollektif faşizmdir.
Ne farkı vardır yerine, ne alaksı vardır demek daha doğru olsa gerek.
Bir grup çıkarcı olacak da bunların etki alanını azaltmak mümkün. Sizin aydınlarınız bunu sağlayabilir. İçerde ya da dışarda olmaları bence önemsiz.
Fethi bey,
Mesele, tek basina, serbest ticaret degil ki… Korumacilik yapmak zorunda oldugunuz yerlerde korumacilik yapamayisiniz sozkonusu oldugunda bu acziyet anlamina gelir.
Ve, bizdeki de bence –tam olarak– acziyettir. ‘Bukemedigin bilegi op’mek ikili iliskilerde OKdir de, ovunulecek ya da matahliginda israr edilecek bir sey degildir.
Onlar ayiriyor pekala… Ustelik de, bunlar, sizin onerdiginiz fikirlerin ilk boy verdikleri yerler.. Orada revacta olmayislarinin nedenini merak etmiyor musunuz hic?
Full liberalizme gecmek vaktimiz henuz gelmedi de ondan.
Bu ‘her yer’in bizden baskasi sizi dinlemez –dinlemiyor–, mazallah bizimkiler dinler diye endise ediyorum
Basiret demegi de deneyebilirsiniz..
Golun maya tutmasi ihtimaline karsi da tedbir almak gerekiyor bazan
Hem, olmayacak duaya amin demenin dinimizde yeri var mi?
Bu dedikleriniz nerededir? Buralarda sadre sifa bir kotadan benim haberim yok. Gumruk duvarlari da pek ciddiye alinir gibi degil aslinda.
Yok yok. Bence donmez.
Müzmin bey,
Öncelikle korumacılık yapmak zorunda olduğumuz yer neresi bilemiyorum. Varsa da neden yapamayalım, ABD dahil bir çok ülkeye gümrük duvarını canımız isteyince kaldırıyoruz. Yapmamız gerekip de yap(a)madığımız ne olabilir? Bence bu konuda hiç eksiğimiz yok
Ben detayları bilmiyorum, ama kota yoksa, tarife dışı engel çıkarmıyorsak ve hele de gümrük duvarlarımız ciddiye alınır değilse ne güzel.
Daha şimdiden tersine kaniyim. Biz birbirimizden çok farklı iki şeyden bahsediyoruz.
Aynı şeydir. Siz kapitalizmi Wallerstein gibi sosyal bilimcilerin tanımıyla kapitalizm mutlaka devletle kolkola ve tekelci yolda ilerler olarak alıyorsunuz ama kapitalizm devletin oyun sahasına, özellikle de çıkar gruplarını kayırmak suretiyle girmediği sistemdir. Bu tnımlarla da anlaşmamız imkansız.
Faşizmde birey diye birşey yoktur. İdeal, devlet, toplum, nurlu ufuklar, nizamı alem vs. vardır. Liberalizmde devlet, toplum gibi kollektif, dolayısıyla tanımı zor, ortak çıkarı belirsiz ve imkansız kavramların bireyi ezmemesi esastır. Sosyalist ekonomistler ise liberalizm konusunda sizin gibi düşünür. Aynı nasyonal sosyalistler gibi.
Faşizmde farklı görüşler şiddet kullanılarak ezilir. Liberalizmde farklı kültür, din, ırk vs. gözetilir, bunların çoğunluğa ezdirilmemesi için anayasal tedbirler alınır, azınlığa faşistçe yaklaşanlar ağır şekilde cezalandırılır. Faşizm tektipçidir. Liberalizm çok renkliliğe imkan veren bir yapıdadır. Faşizm doğrudan oligarşidir, liberalizm anayasal özgürlüklerde eksiklikler olursa oligarşiye dönüşme ihtimali barındırır. Özellikle demokrasilerde anayasada temel haklar güvence altına alınmamışsa, demokrasi hızla diktatörlüğe gider. Esas olan demokrasi değil çoğunluğu kilitlemiş liberalizm.
Acımasız olan insanoğludur, faşizm gibi bir düşünce onu iyice azgınlaştırır. Liberalizm ise elini kolunu bağlar.
Evet, mesela TOBB, TUSİAD, Barolar Birliği, Dişçiler Odası, Tüketiciler Odası, Doktorlar Odası, Marangozlar Odası, Maliye, DPT, Gümrük Müsteşarlığı gibi yerler anayasa ile kilitlenmeli, bunlara herhangi bir imtiyaz çıkarılamaması için Meclisin 4/5 çoğunluk sağlaması gibi (örnek olsun diyesöylüyorum) bağlayıcı kararlar alınmalıdır. İşadamı ile siyasinin, bürokratın biraraya gelmesi engellenemese de, bürokratın ve siyasinin yolsuzlaşması zorlaştırılabilir.
Az da olsa vardır herhalde, benim aydınlarım daha kolay, parayı verirsen yazıyorlar
Bizim hırsızımız iyidir diyorsunuz. Ben ise fark yok diyorum. Hatta nedense yabancı daha iyidir bile düşünüyorum, en azından bizimkiler gibi memleketin üçkağıdının kompedanı değiller. Birinin “bizim, bizden” vs. olması niye önemli olsun.
Bu diyalogun sağırlar diyaloguna dönüşmesindeki en büyük sebep Müzmin Bey’in merkantilizmi kapitalizm sanması.
Ve bu amntıktan hareketle ” bakın aslında savunduğunuz liberalizm hayal!” deyip durması.
Fethi Bey pürkapitalist ülkelerin olmadığını her ülkenin derece farkıyla kapitalizmi uyguladığını belirtmiş. Sanırım bir noktada tamamlamak lazım dikkat buyurulursa kim daha kapitalist olursa toplumsal refahı da o derece de artıyor. Bugün korumcalığı en fazla olan Fransa’da işler hiç de öyle iyiye gitmiyor veya Almanya’da.
Yani “Bir yandan korumacı olup bir yandan üretip zenginleşelim” poltikası kaynak tutmuyor! Builkel anlayışın, merkantilizmin bu asırda hâlâ okur yazarlarımızda bu kadar etkili olması inanılır şey değil ama hurafelere inanmak çok tatlıdır…
Neden kaynak tutmaz? Çünkü alışveriş karşılıklı bir iştir. Karşılıklı fayda mübadelesi anlamına gelir.
Mesele şu: İthal etmekten vazgeçtiğiniz ürünü yerli piyasa üretmeniz, size ne kzandırır, ihracatçı ülkeye ne kaybettirir?
İthal ikameci olarak adlandırılan ( yanlışım varsa lütfen düzeltiniz) bu tavırla siz yerli piyasada, daha önce ithal ettiğiniz malın ğretimini yapan şirketlerin, ithalata veya normal şartlara göreşekillenmiş işletme finansmanını ve riskini bir anda büyütürsünüz. Sivir bir örnek varsayalım.
Türkiye uçakithalatın durduruyor ve yerlihavacılığı kalkındırmak adına yerli uçak sanayii kurulmasını kararlaştııyor.
Memleketimizde bunun alt yapısı hiç olmadığından, bu ölçüde bir sermaye de herkeste bulunmadığından memlektin iki zengin ailesi en başından “pas” diyor. Araba üretmekle uçak üretmek sanırım biraz farklı. Kaldı ki biz hiç bir otomobili yerli tasarımla, yerli kalıplarla falan üretmiyoruz.
Memleketimizde uçak mühendisi yetişiyor yetişmesine de buun yan sanayii yok. Bu durumda evlet bir “kalkınma hamlesiyle” devlet uçak sanayii işletmelerini kuruyor ve başlıyor uçak tasarlamağa. Bir bakıyoruz ki bunun gerektirdiği sermaye yükü bizim gibi millîgeliri üşük bir memleket için muazzam bir yük! Bu durumda ne yapılamsıegrekiyor? Ya iç borçlanma veya vergi arttırımına gidiliyor. Veya parabasılıyor. Fakir bir ülkenin insanlarından sizin yanlışlarla dolu tasarımalrınızı, kaybettiğiniz vakti krşılamanızı beklerseniz herhalde başka netice alamazsınız?
Ama ne oluyor? Sonuçta iyi kötü bir uçak üretiliyor ama bunun topluma maliyeti, eş zamanlı olarak gösterilemediğinden kimse uğranan zararı fark edemiyor. Çünkü otomobil veya tarım makinesi üretiminde uzmanlaşmış işgücünü ve yatırım mallarını uçak sanayiine kaydırmanın fırsat maliyetini hesaplayacak adam maalesef ülemizde bulunmuyor!
Gelelim tihalatını durdurduğumuz malın ihracatçı ülkesine.. O da “Vaaay! nedne benim zamazingomu artık ithal etmiyooon!?” deyip sızlanmak yerine “Canın isterse!” diyerek başka pazarlara yöneliyor Yani tavşan dağa küsmüş oluyor…:/(Tavşan biz oluyoruz burada..)
Deliler yüzünden mantık disiplinini suçluyor muyuz?
Akla aykırı hareket edip ülkesine zarar verenler için serbest piyasayı nasıl suçlayabiliyoruz? Anlamak imkânsız.. “Ben ne çalıyorum, tamburam ne söylüyor!” misali savurup duruyor sağ olsun Müzmin Bey ama ne diyeceğiz?
“Deliler yüzünden mantık disiplinini suçluyor muyuz?”
Hah hah hay! Bayıldım bu sözünüze Afşar Bey!
Ham madde kaynaklarının kıt olması. Malesef uzayda maden adası bulmadık.
BUNUN İÇİN ALİCENGİZ OYUNLARI İLE DERİN DEVLETLERDE insanların BİRİNİ BOĞAZLAMASI GİBİ GERÇEKLERİ HİÇ görmeden bu tartışmanın sürmesi mümkün tabi,.
metin bey, size birşey sordum yukarda görmediniz mi acaba ?
cevap bekliyorum demiyorum., aklınızda bulunsun. bir yerde, bir mevzu açılsın yine soracağım.
Afsar bey,
Deli, ‘akilli’ kelimesinin tersi ise, mantik (disiplini) ile alakali olmak zorunda degil. Mantik disiplini zeka ile alakalidir. Buna karsilik, belli bir mantik cercevesinde davranabildigi halde, yani zeki oldugu halde, deli (kendi cikarlarini bilmeyen) sayabilecegimiz niceleri var.
‘Kendi cikarlarini bilmeyenler’in akilli olmadigini, akilli olMAyanalara da ‘deli’ denebildigini establish etmis sayilirsam; bu ‘kendi cikarlarini bilmeyenler’ kumesinde, zat-i aliniz gibilerin de yer aldigini da soyleyebilirim zannedersem… ya da, soyle diyeyim: Siz, biraz daha dusunup, medeni cesaret de gosterip, bu kumede oldugunuza hukmettiginizi soylerseniz sasirmayacagim.
Cunku, ‘az-gelismis’ (ya da, nazikcesi, son bilmem kac yildir ‘gelismekte olan’) ulke aydinlari (ki, bunlara mustemleke munevverleri de diyebiliyoruz) tipik olarak baskalarinin kendilerine bictiklerini giyerler –setrelerinin uzun, eteklerinin de camur olmasiyla da ayirdedilebilirler..
‘Az-gelismis’ ulkemizin ‘az-gelismis’ aydinlarinin baska diyarlarin ahalisinin –oraya nasil geldigini dikkate almaksizin– bugunku ‘quality of life’ina bakip oykunmesi basli basina incelenmesi gereken bir vakadir fakat, giderilmesi kolay degil.
O diyarlarin ahalisinin bile benimsemedigi (benimsemek de istemedigi) utopyalari bizim tatbik etmemiz onerilerini gordukce nutkum tutuluyor.
Cikarlarimizi korumak amaciyla kurdugumuz bir orgut olan devletin korumacilik yapmasini elestirmek –bunu da karabalta usulu ile, her korumacilik tesebbusune yonelik yapmak– benim akil ile birlikte telif edebilecegim sey degil.
Bu yuzden de nutkum tutuluyor, bunu dedigim zaman alinganlik gostermeyeceginizi –ummaktan oteye– biliyorum ama yine de ozur dileyerek soyleyeyim: Nutkum tutuluyor, cunku hitap edecek akil bulamiyorum.
Sizinki (aslinda oyle olmadigi halde) ‘iyidir’ diye sartlamislik bence. Bir de (aslinda oyle olmadigi halde) ‘kotudur’ diye sartlanmisliga ornek vereyim:
Madenciligi (yani, bir cesit harfiyatciligi) bir cesit metalurjik proses sanmak hallerine bakalim… Dahasi, madencilik de altin madenciligi olsun…
Bu durumda, Kaz Daglari isimli mabedi uzaklardan bekleyen kazlarin sartlanmisliklari daha bir belirgin oluyor.
Hafriyat sirasinda DEGIL de metalurjik proses safhasinda siyanur kullanildigini, dolayisi ile maden ocaginin acilacagi yerde zerre kadar siyanur olmayacagini soyleseniz duyuramazsiniz.. duysalar da anlamak isteyeceklerini umit etmek gercekci olamayabiliyor.
Bilmek istemediklerinden oldugunu saniyorum ama neden bilmek istemediklerini anlamiyorum.
Tekrar mevzuya donecek olursak: Liberalizm sakizi da oyle biraz..
Ingiltere’de, Galler’de, komur ocaklarinda 15 yasin altindaki cocuklar calistirilip can verirlerken Britanya kendi icinde son derece liberal idi. Bunun iyi bir sey olup olmadigi tartisilabilir; ama, sadece iceride liberal idiler. Disaridan gelecek tahil (hububat) konusunda oyle olmadiklarini biliyoruz. Cin ve Hindistan’da (ve tabii ki Osmanli’da da) ic pazarlarinin acilmasi konusunda neleri cebren onerdikleri ile, kendilerinin pazarlarinin ne kadar acilmasina izin verdikleri konusunu okuyucunun sahsi arastirmalarina birakiyorum.
Ve, bu tur ornekler sadece GB/UK icin verilmek zorunda da degil. ABD’nin bagimsizligina giden ilk hareketin sebeplerini –cay meselesi– inceleyecek olursaniz, GB/UK’nin ne denli yaygin liberal olduguna baska deliller bulabiliriz; ama ABD’nin de kurulusundan beri daha iyi olmadigini soylersem sasiracak misiniz? Herbiri icin tek tek ornekler mi vermem lazim?
Kisacasi, bendeniz iceride liberalizme –aradabir tedip edilmek kaydiyla– taraftarim; ama, harice yonelik liberalizmi akil ile birlikte telif edemiyorum.
‘Serbest piyasa’ bir ahlak platformu degildir. Serbest piyasada herkes kendi aklina (cikarina) gore davranir ve bireysel faydanin maksimizasyonu liberalizm ilahina sorarsak bir sevab-i kebirdir.
Bireysel faydanin maksimizasyonu cok matah birsey gibi gorunse de, guclulerin zayiflari ezmesine engel olmanin bir yolunu bulmak zorunda olusumuz bize –sizin pek de sevimsiz buldugunuz– bir baska orgutu mecburi kiliyor: Devlet.
Gereginde zor kullanmak da dahil, uygun gordugu saha ve konularda tesvik edici ya da engelleyici olamayan, yani ‘duzenleyici (arabulucu) devlet’ sozunu cok duydum, ama boyle bir kavramin son derece reaksiyonist (hersey olup bittikten sonra uyanan) ve metastable bir sey oldugunu neden goremediginizi (cogul) anlayamiyorum.
Ben de, baskalarinin filmlerinde dublor olmaga, baskalarinin dizilerinde dublaj ‘sanatci’si olmaga bu denli talip oldugunuzu gordukce ne diyecegimi bilemiyorum…
Şuradan başlayalım mı?
“Deli, ‘akilli’ kelimesinin tersi ise, mantik (disiplini) ile alakali olmak zorunda degil. Mantik disiplini zeka ile alakalidir. Buna karsilik, belli bir mantik cercevesinde davranabildigi halde, yani zeki oldugu halde, deli (kendi cikarlarini bilmeyen) sayabilecegimiz niceleri var.”
Deliler algıları bozulmuş insanlardır. Dolayısıyla sizin benim kurduğumuz mantık bütünlüğünü oluşturamazlar ki mantığın en nihayetinde olgularla test edildiğinin en güzel delilidirler. Dolayısıyla bir derece ileölçülebilen zekâdan ayrı bir şeydir algı bozukluğu. Yani sandığınız gibi “zeki” deliler yoktur. Çünkü seki insan demek algıları diğer insanlarınki gibiyken kavramlaştırması onlardan üstün olan insan demektir. deli olmayan her insan mantık yürütebilir, bunun zekâ ile değil bilgi ile alâkası vardır. Olgular hakkında yeterli bilgisi olmayan insanlarda mantık yürütme prosesi daha yavaş işler ama işler.
“‘Kendi cikarlarini bilmeyenler’in akilli olmadigini, akilli olMAyanalara da ‘deli’ denebildigini establish etmis sayilirsam; bu ‘kendi cikarlarini bilmeyenler’ kumesinde, zat-i aliniz gibilerin de yer aldigini da soyleyebilirim zannedersem… ya da, soyle diyeyim: Siz, biraz daha dusunup, medeni cesaret de gosterip, bu kumede oldugunuza hukmettiginizi soylerseniz sasirmayacagim.
“
Kendi çıkarların bilmeyenler akıllarını kullanmayanlardır, algıları bozuk insanlar değillerdir.Aklını istemeyerek kullanmayan insanların yaptıklarını mutlakkaul edense sizsiniz ben değilim . Nitekim sürekli şekilde yanlış davranışı referans alarak tartışmayı yürüterek hiçbri sonuca ulaşamayan da sizsiniz. Hukukta ” Sui misal emsalolmaz!” denir. Yani? Fransa’nın bir kaç çiftçi için toplumun geri kalanlarının çıkarlarını AKLA AYKIRI şekilde yok saymasını bana örnek verdiğinizde mafyanın da KENDİ ÇIKARLARINI KOLLAMAK adına işlediği her cinayeti aynı şekilde savunuyor durumuna geldiğinizi mesela bilmem size nasıl anlatmalı?
“Cunku, ‘az-gelismis’ (ya da, nazikcesi, son bilmem kac yildir ‘gelismekte olan’) ulke aydinlari (ki, bunlara mustemleke munevverleri de diyebiliyoruz) tipik olarak baskalarinin kendilerine bictiklerini giyerler –setrelerinin uzun, eteklerinin de camur olmasiyla da ayirdedilebilirler..
“ Atam! Sen kalk ben yatam! Ekonomiyi baştan keşfetmek için iznini bekliyoruz! Gavur iktisatçıların kitaplarında domuz yağı varmış da!
“‘Az-gelismis’ ulkemizin ‘az-gelismis’ aydinlarinin baska diyarlarin ahalisinin –oraya nasil geldigini dikkate almaksizin– bugunku ‘quality of life’ina bakip oykunmesi basli basina incelenmesi gereken bir vakadir fakat, giderilmesi kolay degil.
“ Atam! Biz az gelişmiş ülke aydınları üretimin, marjinal faydanın, sübjektif değerin, arzın, talebin mülkiyetin, piyasanın batıllığına iman ettuk! Ve tövbe ettuk ki bunları öğrenmeksizun yeni bir ekonomi icat edup zengin olacağuk! Eller boyle ettu diye biz de mi edeceuk? Kimd emiş ki onlar elektruk bobini gibu icatların mülkiyetinu mübadele edup kalkinmiştur diye?! Yok boyle bir şey! Biz herkesunfikrini sikrinu kamulaştirup zengin olacauk! Al bunu da şeref defterine boyle yazayiruk!
“O diyarlarin ahalisinin bile benimsemedigi (benimsemek de istemedigi) utopyalari bizim tatbik etmemiz onerilerini gordukce nutkum tutuluyor”
Çok haklısınız, bu yüzden mesela herhangi bir Amerikalı’nın evine izinsiz girdiğinizde sizi alnınızın çatından vurduğunda aslında onlar iman etmedikleri mülkiyetin kutsallığı ütopyasıyla muhakkak sizi haklı bulacaklardır. Buyazdığınız size de komik gelmedi mi? Adamlar kitap yazarak zengin olurlarken acaba hangi “değerin” gözetileceğine güveniyorlar? hadi size ev ödevi!
“Ingiltere’de, Galler’de, komur ocaklarinda 15 yasin altindaki cocuklar calistirilip can verirlerken Britanya kendi icinde son derece liberal idi. Bunun iyi bir sey olup olmadigi tartisilabilir; ama, sadece iceride liberal idiler. Disaridan gelecek tahil (hububat) konusunda oyle olmadiklarini biliyoruz. Cin ve Hindistan’da (ve tabii ki Osmanli’da da) ic pazarlarinin acilmasi konusunda neleri cebren onerdikleri ile, kendilerinin pazarlarinin ne kadar acilmasina izin verdikleri konusunu okuyucunun sahsi arastirmalarina birakiyorum.
“ Bir rivayete göre o devirde çocuklar o ocaklarda güçlerinin yetmediği şekilde çalıştırılmamışlardır. Ve gene aynı rivayete göre Charles Dickens’ın Oliver Twist’indeki serseri çocuklar , İngilterede çocuk işçiliğinin yasaklanmasıyla ortaya çıkmıştır. Ne ilginç, değil mi? Yani çocukları çalıştırmak yasak ama onlara yankesicilik yaptırmak serbest!
İngiltere’NİN SÖMÜRGE POLTİKALARININ İKTİSAT İLMİNDEKİ ADININ LİBERALİZM OLMADIĞINI DAHA KAÇ DEFA SÖYLEMEMİZ GEREKİYOR? Bahsettiğiniz uygulamalrın adı MERKANTİLİZMDİR! Adam Smith’in yıktığı şeyin, zenginleşmenin sömürmekle, maden yığmakla olduğunu sana MERKENTİLİZM OLDUĞUNU, zenginleşmenin üretmekle ve işbölümüyle yaratıldığını söylediğini ve bunu yayınladıktan sonra İngiltere’de milli gelirin ciddi şekilde yükseldiğini, yani İngiltere’nin zenginleşmesinde merkantilizmin değil de liberalizmin etkili olduğunu sekizyüz defa tekrarlarsak acaba bir faydası olur mu?
Demişiz ki:
“Akla aykırı hareket edip ülkesine zarar verenler için serbest piyasayı nasıl suçlayabiliyoruz? Anlamak imkânsız..
Cevabı da şu:
‘Serbest piyasa’ bir ahlak platformu degildir. Serbest piyasada herkes kendi aklina (cikarina) gore davranir ve bireysel faydanin maksimizasyonu liberalizm ilahina sorarsak bir sevab-i kebirdir.
“
Bizimsözümüzd etik bir vurgu var mı? Cevapta neden etik bir şey söylenmeğe çalışılıyor? Zatn herkesinbkendi akli sınırları içerisinde kendi menfaatini kollaması ve kişiler arası ilişkilerde karşılıklı menfaatlerin uyumlaştırılması ile işler piyasa. Dolayısıyla siz piyasayı engellediğinizde insanlarınbirbirlerinin menfaatlerini öğrenmesini ve mübadele etmesini engellersiniz. Dolayısıyla da korumacılıkla ğlkeler arasında fertlerin karşılıklı mübadele ırsatlaırnı ortadan kaldırır ve bu şekilde en başta kendi ülkenize zarar verirsiniz. Bizim paragrafımızda ahlâka değinilmemiş ama Müzmin bey’in sayesinde korumacılığın , insan hayatına müdaheleci yönünün neden ahlaksızca olduğunu da belirtmek fırsatı doğdu. kendisien teşekkür ederim. Ahlâksız olan kişinin kendi menfaatini kollaması değil, menfaatini sağlamakta başkasının menfaatini sağlamak gereğini duymamasıdır. hadi bakalım azıcık Mises okuyarak bu son cümlemizi tercüme edin Müzmin Bey…
“Bireysel faydanin maksimizasyonu cok matah birsey gibi gorunse de, guclulerin zayiflari ezmesine engel olmanin bir yolunu bulmak zorunda olusumuz bize –sizin pek de sevimsiz buldugunuz– bir baska orgutu mecburi kiliyor: Devlet.
“
En sevdiğim “sakızlardan biri de bu!” “Güçlünün zayıfı ezmesi!” Ne dramatik deyim! Bir de anlamlandırılabilse yüzyılın icadıolacak ama bu da bir çeşit “erke dönergeci” neyeyaradığı belli dğeil ama her işi yapıyor! müzmin Bey’e soralım: “Güçlünün zayıfı ezmesi” ne demek? Meselamatbaanın gelişiyle hattaların işsiz kalması buna örnek midir? Veya kamyonetlerin çıkışıyla nalbantların yavaşyavaş ortadan kalkması? Hadi daha popüler bir örnek verelim hipermartketlerin çıkmasıyla sinekli bakkalların ortadan kalkması?
Şimdi.. “Güçlü” ne demek? Silahıolan demek mi? Budurumda piyasalarda sadece silahlıolanalrın çalışması gerekmez mi? Vestel makinelei tüfeklere mi sahiptir veya Beko?
Bu saçma geldi.. Ohalde parasal açıdan güçlü olanı kast ediyoruz!? Bu adamalrın kabahati ne? Seri üretimle hızlı ve ucuz nal üreterek, küçük işletmelerin rekabet şansını yok etmek.
Küçük işletmeler aynı malın birimini daha yüksek bir paraya mal ederken büyük işletmeler daha ucuza mal ediyor!
Tabii Müzmin Bey’e ” Peki çocuğunu okula gönderecek bir baba için daha ucuza ve aynı kalitede bir ayakkabı almak şansını ortadan kaldırmak pahasına “zayıf” işletmeleri korumanın “ahl♪1kî” olup olmadığını sorsak acaba ne der?
“Gereginde zor kullanmak da dahil, uygun gordugu saha ve konularda tesvik edici ya da engelleyici olamayan, yani ‘duzenleyici (arabulucu) devlet’ sozunu cok duydum, ama boyle bir kavramin son derece reaksiyonist (hersey olup bittikten sonra uyanan) ve metastable bir sey oldugunu neden goremediginizi (cogul) anlayamiyorum.
“
“Gereğinde”nintek bir yeri vardır o da başkasına zor kullananları engellemek Müzmin Bey.. Bu uzun ve açıkçası anlamsız tanımı hehalde rüyanızda görmüşsünüz, çünkü şimdiye kadar okuduğum hiç birliberalizm kitabında bu kadar tutarsız ve anlamsız bir dvlet tanımına rastlamadım. Mümkünse tanımı nereden aldığınızı belirtir misiniz?
“Ben de, baskalarinin filmlerinde dublor olmaga, baskalarinin dizilerinde dublaj ’sanatci’si olmaga bu denli talip oldugunuzu gordukce ne diyecegimi bilemiyorum”
“Başkalarının filmi?” Yani şimdiye kadar bütüninsanlar için geçerli barışçıl ve arzuedilir mübadele şartları hakkında kafa yormuş,bunalrı keşfetmeğe ömrünü vakfetöiş insanların çabalrınınhepsi “başkalrının filmi” mi oldu?
Eh ne diyelim Müzmin Bey? Burada okuyup, tercüme yapan, kafa yoran bu kadar insanın sadece “dublör” olduğunu söyleyebiliyor iseniz ya sevgili ev sahibizmiz de dahil olmak üzere hepimiz bir deliliği yaşıyoruz yahut da siz bizim ciddiyetimizin ve birikimimizin çok uzağındasınız, artık takdir size kalmış…
Afsar bey,
Ne demek.. nereden isterseniz oradan..
Degil. Hic sevmedigim halde, etimolojisine gidecek olursak, ‘deli’ kelimesi ‘akilli’nin tersidir –yani, soz ya da davranislarinin kendisine verecegi zarari hesaba katmayan kisi. Kendisinden (vaz) gecmis anlamina da gelir. Edebiyatimizda, hak asigi anlaminda da kullanilmistir –benim dedemde, yaklasik 150-200 senelik bir ‘Deli Ahmed Divani’ vardir; Yunus’a benzer manzum bir eserdir.
Gunluk kullanimda da, bir ornek cumlede kullanacak olursam, “Afsar bey, delilik etmeyiniz cok reca iderim; harice yonelik liberalizm size sadece zarar verir” dedigim zaman bir bozukluguna isaret etmis olmuyorum. Au contraire, meine liebe Watson.. Neyin ne oldugunu pekala bilmenize ragmen, deveyi yardan ucuranin bir tutam ot oldugunu gozardi ediyor oldugunuzu, siz dahil hepimizi luzumsuz risklere atmak uzere oldugunuzu soyluor oluyorum..
Ama, soylemek yeterli olmuyor.. sakal da birakmam lazim anlasilan..
‘Kafayi yemis’, yani ‘manyak’ ile ‘deli’yi karistirmasaniz iyi olur.. Birgun ‘deli’nin birisi bu yaklasimiz uzerine ‘manyak’ kesilebilir ve zararli cikabilirsiniz.. Akilli olun demek istiyorum.
Algi bozuklugundan ben bahsediyor degildim. Degildim, ama, dediklerim tamamen yanlis anlasilmis gibi gorunuyor.
Yani, evet, eger birisi beni zorlayacak olsa, buraya kadar hayli yogun bir algi bozuklugu gordugumu soylemek durumunda kalabilirim.
Vardir. Siz, zeka ile akil arasindaki farka bir daha baksaniz fena olmayacak bence.
Hmmm.. evet ile hayir arasi.. Zeka, sebep-sonuc iliskisi kurabilmege denir. Zor iliskileri kurabilmek de ustun zeka olrak nitelendirilir. Algi kalitesi buna tabii ki yardimci olur, ama algi kalitesi yuksek kisinin zeki olacagini otomatk olarak farzedemeyiz.
Mantik, zeka platformunda gerceklesir bence. Akil daha ust bir patformdur. Degenr yargisi icerir, cikar yani. Felsefe akilla, mantik zekayla.
Dogru. Enformasyon (data) sahibi olunmadan, bilgi uretmek imkansiz/zor olur.
Dogru. Aklini kullanmayana, ya da devre disina itenlere, de deli diyoruz.
Aklini isteMEyerek kullanmayanlar benim muhatabim degil.
Eger bir matematik problemi uzerinde konussaydik, bu dediklerinizi anlamli bulacaktim. Halbuki, sebep ile sonuc arasindaki iliski sadece muphem/muglak degil, bir de cok uzun zmaan gecmesi gereken turden sosyal/iktisadi deneylerden bahsediyor oldugumuzda, istisnalara bakmagi daha akillica [evet, kelimeyi kasitli sectim] buluyorum. Istisnalar da, bana, hic de cennet gibi olmadigini soyluyor. [Just like cunnilingus.. a slip of tongue, and you're in the shit.]
Mahkeme celsesi degil benim yaptigim. Tercih kullanacak oldugum zamanlar, alacagim seyin hem iyi tarafina hem de kotu tarafina bakarim. Eger, mesela laptop alacaksam, bu laptop markasinin gecmisinde gumbur gumbur patlayan bataryalar varsa [Sony], durdugum yerde kasinmak istemem. Gider [can tehlikesi icermeyen] baska bir marka alirim.
Fransa’da yapilanin akilla alakasi yok ki. Bir zamanlar bu tur korumaciligin, Fransa icin, mantigi vardi. Savaslarda ac kaliyorlardi. O yuzden, ciftcilerine tesvik verdiler. Ama, daha sonra bu bir imtiyaza donustu. Kabak tadi veren bir imtiyaza. Kaldirilmasi gerekir –gec bile kaldilar bence.
Ama, benzer imtiyazlar sadece ziraatcilere verilmis degil ki. Sermayeye verilmis imtiyazlara bir bakin isterseniz: Kac senedir, borsadaki yabanci sermayeden vergi alamiyoruz. Sebebi? Cikar gideriz diye tehdit ettiler.. Hem en yuksek faizi veriyoruz, hem de zirnik vergi alamiyoruz. Liberal olduk; aferin bize.
Algi bozuklugu dediydim ya.. evet, burada bariz hale geliyor..
Ben, kisi ya da zumrelerin kendi cikarlari baskalarina zarar vermelerini engellemek icin devletin gerekli oldugunu soyleyenim. Siz ise, serbest olmalarini soyleyen..
Anlasilan hatlar karisti
Kitaplarin kabahati yok.. ama:
Dosttur bizi okiyan
Ustumuzde sakiyan
Simd’ucbucuk okiyan
Derin danisman olir..
[Yunus'tan..]
Yeni ekonomi icad edeceginizi sonunda dile getirmis olmaniza hakikaten memnun oldum. Cunku, evet, sizin iddia ettiginiz turden bir ekonominin dunyada baska herhangi bir yerde bir ornegi yok.
Insan hayatindan daha kutsal bir mulkiyet kutsalligindan bahsediyor oldugunuzu gorebiliyorum.
OK. Ben de tam olarak bu yuzden sizin bazi fikirlerinizle mutabik olamiyorum.
Yoo.. Ama, okuduklarim icin ayni seyi diyemiyorum.
OK. Benden de size –nacizane– bir tarih odevi: Bakiniz bakalim ABD’de telif haklari ne zaman kabul edildi. Ve, niye o kadar zaman kabul etmediler?
Taaabi, taaaabi.. Komur madenlerinde bulunan cocuk cesetleri de oralara atilan kurtaj ceninlerinin zamanla buyumus halleriydi.. degil mi?
Hay Allah.. Yine, sebep ile sonuc karismis galiba…
Hangisi? Algi bozuklugu mu; yoksa, sebep-sonuc iliskisinin karismasi mi?
Ben aslinda bunu artik ilginc bulmuyorum.
Ikisinin de serbest olmasini savunmak degil mi liberalizm?
Hic soylemeniz gerekmiyor. ‘Merchant Navy’si olan bir imparatorluktan bahsediyoruz. Tabii ki mekantilist idiler. Ama, bu Ingiltere’nin iceride uyguladigi liberal politikanin gerektirdigi ve bir devami idi sadece. [Ote yandan, agzina kadar dolu hazinesi olan bir ulkenin ekonomik acidan basarili olacagi iddiasi demek olan merkantilizmin konumuzla ne alakasi var?]
Konu ile alakasi ne kadardir bilmiyorum. Uretimde zanaatkarligin yerine pre-endustriyellesme anlaminda isciligin kompartmentalizasyonunu onermesi mi; yoksa boom-bust seklinde giden ve dunya savaslarina yol acan ‘serbest piyasa’ imanini vaaz edisi midir sizin bu kadar onemsediginiz?
Cunku, matematik misali, insandan bagimsiz da var olabilen bir ogreni uzerinde konusuyor degiliz. Onerdiginiz seyler insan hayatini etkiliyorsa, ahlak/etik de oyuna dahil edilmek zorundadir bence. Siz farkli dusunuyor olabilirsiniz tabii ki.
Evet. Utopik dunyada boyle olur. Ama, gercek dunya boyle islemiyor malesef. Alenen insanlari kandiran, eksik ya da yanlis bilgilendirenlerden tutun; kartellere kadar cok genis bir spektrumun oldugu bir dunyada yasiyoruz. [Uzgunum, ama, bazi gercekleri soylemek zorunda kaliyorum bazan.]
Hay Allah.. aklimizi peynir ekmekle mi yedik biz? Zarar verdigini gorunce korumadan vazgecemiyor muyuz?
Hadi, iyi firsatlar
Estagfurullah. Lafi mi olur..
Anlasilan, buraya kadar yoruldunuz ve bu yuzden bu dusuk/anlamsiz cumleyi yazdiniz. Soyle yazmak istemis oldugunuz kanaatindeyim: Ahlâksız olan kişinin kendi menfaatini asiri kollamasıdir.
OK. Simdi, devam edebilirsiniz
Mises filan kesmez.. Ayet el kursu filan okumam lazim.. Allahim, aklima sen mukayyet ol
Farkinayim. Surekli ciginiyorsunuz cunku
Kore maviyi anlatmak o kadar zor ki..
Gelir dagiliminda ucurumlarin olmasi sizi rahatsiz etmiyor olabilir; ama beni ediyor.
Hani, sizin muhayyelenizde bir ‘devlet’ var ya.. tipki onun gibi, fakat ne kural ne de kanun taniyor sizin onerdiginiz.
Simdi anladiniz mi?
Degil.
Degil.
‘Ortadan kalkan’lar ne oluyor? Yok mu oluyorlar? Sabun mu?
Yoksa, yoksullasip ac mi kaliyorlar? Ac kalip, bir kismi hirsiz bir kismi da guvenlik gorevlisi mi oluyorlar?
Bilmiyorum, en son Beko’yu gezdigimde yoktu. Ama, gerek de yoktu.
Peki, Gucum Civata ve Vehbi Koc ornegini bilir misiniz?
Evet. Bir de, asimetrik iliski sahibi olmaktan bahsedebiliriz. Ticari dagitim aglarina sahip olmak gibi; yaygin okunan basin sahibi olmak gibi.. Ama, bunlar sizi tabii ki ilgilendirmeyecektir.
Oyle degil. Azicik daha karmasik bu. Bununla ne kasdettigimi daha detayli anlatmam lazim –biliyorum– ama kolay olmayacak. Siz, ilk uretime girmis bir kurulusun ne kadar narin oldugunu bilmiyor olabilirsiniz. Sizi bu yuzden kinayamam. Ama, sadece iktisat felsefesi okumakla da olmuyor. Etrafiniza bakmaniz da gerekiyor. Yenilik getiren bir sirketin urunlerini rafta birakip onlair iflas ettirip piyasadan silmek hic de zor degil –paraniz varsa. Kendi urettiklerinizde damping yaparsiniz kisa bir sureligine ve daha tomurcuk bile sayilmayacak rakibinizi silersiniz.
Evet. Hersey bu kadar basit. Degil mi?
Basiretsizlik ile ahlak farkli seyler..
Bir mevsim –o uretici damping yapip– rakiplerini batirmak icin size ucuz ayakkabi giydirebilir. Ama, daha sonra size ne giydirecegini bana sormayin lutfen.
‘Zor’u tarifler misiniz lutfen.
Neresinin anlamsiz oldugunu yazsaniz daha iyi olmaz miydi?
Kafa yormus olabilirler. Marx da oyleydi digerleri de. Sirf kafa yormus olmalari hatirina kabul etmem gerekmiyor, degil mi?
Delilik konusunda –bkz. yukaridaki tarif ve aciklamalarim– israrliyim.
Ciddiyetiniz konusunda suphem yok –bu da benim endiselerimi azaltmiyor malesef.
Birikim konusuna gelecek olursak.. evet, bir tortu var; ama, yeteri kadar solid buldugumu soyleyemiyorum.
Tercume yapmak.. hmm.. Cumhuriyet’in kanunlari da oyle idiler..
Muzmin Bey,
“Cikarlarimizi korumak amaciyla kurdugumuz bir orgut olan devlet”
Bu mudur yani? Çok daha ciddi (ve tabii gerçeği yansıtan) bir tanım yakışırdı size.
“Kaz Daglari isimli mabedi uzaklardan bekleyen kazlarin sartlanmisliklari”
Vallahi bu da bi tuhaf! Pek bi “Alman paranoyası” kokuyor.
Metin bey,
Internet’in bugunku seviyesini dikkate alinca, rigorous tanimlara girismenin gereksiz oldugunu dusunuyorum; o yuzden hayli sadelestirdim. Eski Misir, Eski Cin, Antik Yunan, Roma ve Osmanli vb ve gunumuzdeki birkac ornegi de dikkate alip butun uygulamalarin ortak paydasi anlamina gelecek bir calismayi bir sonraki omrumde hazirlamagi planliyorum.
Ama, o gune kadar, sayisal ve siyasal bakimlardan esit olmasa da, katilimcilarinin cikarlarini savunmak acisindan belli bir dengeyi tutturamayan ust orgutlere devlet diyebilecegimiz kanaatinde oldugum yolundaki ifademi kayitlara gecirmekte bir mahsur gormuyorum.
Alman paranoyasi degil benim ilgimi ceken. Ben, daha cok, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan divitsorlerle ilgileniyorum.
Hahahah! Yaıznın geri kalanı hakkında konuşmayacağım, şu satırlar müthiş zaten!
“Degil. Hic sevmedigim halde, etimolojisine gidecek olursak, ‘deli’ kelimesi ‘akilli’nin tersidir –yani, soz ya da davranislarinin kendisine verecegi zarari hesaba katmayan kisi. Kendisinden (vaz) gecmis anlamina da gelir. Edebiyatimizda, hak asigi anlaminda da kullanilmistir –benim dedemde, yaklasik 150-200 senelik bir ‘Deli Ahmed Divani’ vardir; Yunus’a benzer manzum bir eserdir.
“ Yahu demek ki bukadar psikiyatr falanboşuna uğraşıyormuş? İnsan niye kendine gelecek zararı HESAP EDEMEZ? Çünkü hesaplamayla ilgili mukayeseyiyapacak sağlıklı algıları yoktur! Algılarımızdaki farklılıkları mukayese eder ve ona göre HESAP YAPARIZ MÜZMİN BEY. Hesap dediğimiz işlemde ancak AKIL denen aygıtla yürütülür. Ha sizbunu karaciğerinizle yapabiliyorsanız kutluyorum! Vallahi çok güldüm ya!
Şu cümle de süper:
“Gereginde zor kullanmak da dahil, uygun gordugu saha ve konularda tesvik edici ya da engelleyici olamayan, ( buraya kadarki ögelerden bir anlam çıkarabilen var mı?)yani ‘duzenleyici (arabulucu) devlet’ sozunu cok duydum,( Yani oraya kadar olan sıfatlar “düzenleyici devleti mianlatıyor? Müdahele ediciolmayan bir düzenleyici devletten bahsediliyor herhalde? Eh içten çelişkili bir dönergeç varsa herhalde budur?)) ama boyle bir kavramin son derece reaksiyonist (hersey olup bittikten sonra uyanan) ve metastable bir sey oldugunu neden goremediginizi (cogul) anlayamiyorum( Yani Müzmin Bey bir şey olup bitmeden müdahale nasıl edilir anlatırsanız sevinirim. Bunun yukarıdakisatırlaırnızla ne ilgisi var? Ve daha önemlisi bucümlelerin bir mantıki bütünlüğünün olup olmadığına baktınız mı? Yoksa “Amaan Wallerstein yazınca oluyor da ben yazmışım çok mu?!” mu dediniz?)
Yani şimdi bunların neresini nasıl ciddiye alacaksak söyleyin ben de iki kilo alayım Müzmin Bey…
Afsar bey,
Psikiyatrlari bilem ama beni bosuna ugrastiriyormussunuz gibi gelmege basladi bana
‘Niye edemez’i tartismiyoruz. Zarari hesap ettigi halde onemsemeyene deli diyoruz.
Bu dedigimin neresi Turkce degil?
Bu kadar calaklavye yazmak.. olmuyor.
Kisi, her turlu hesap sonucunda ucu olume cikacak surece –son derece sogukkanli olarak– katilabiliyorsa (ki, ornegi coktur), ne algi bozuklugu, ne de hesap yapayisi sozkonusudur. O sadece aklinin cikardigi sonucu onemsememis, ve en buyuk zarari (olumu) goz onune almistir. Sehit olmak icin savasanlari bunlardan sayabiliriz herhalde.
Aferin. Bir de, var oldugunu varsaydigim aklinizla algilarinizin size verdigi datayi yoksaydiginiz haller oldugunu da biliyorsunuz, degil mi?
Akil, hesabin sonucunu degerlendirir –hesabin kendisi hayli mekaniktir.
Yok. Ama, yazdiklariniz karacigerime zarar vermege baslamadi degil..
Umarim etrafta kimse yoktu. Yanlis degerlendirirlerdi de..
Afsar bey,
Bunun neden anlasilamayacak kadar zor oldugunu ben anlamiyorum; ama yine de anlatmagi deneyeyim:
Devlet, sosyal yapida bir degisiklik istiyorsa, toprak reformu yasasi cikarir –mesela. Ya da, vergi mevzuatini, belli sektorlerin gelismesi amaciyla degistirir –mesela, elektronik sektorundeki ureticilerden belli bir sure icin hic vergi almamagi, ustune ustluk de tesvik vermegi kabul edebilir.
Bu ve benzeri ornekler, ‘bir şey olup bitmeden’ yapilmis bir mudahalelerdir.
Anlamak cok mu zor?
Dortyuz.
Bu iş gitgide dahakomik bir hale gelmeye başladı… Delilikle ilgili yoyumunuzdaki zorlamaakıl sınırlarını zorlamağa başladı… Türkçe’si saçmalamağa başlıyorsunuz: İspat edelim..Yani? mantık yürütelim…
Afsar bey,
Yahu demek ki bukadar psikiyatr falanboşuna uğraşıyormuş?
Psikiyatrlari bilem ama beni bosuna ugrastiriyormussunuz gibi gelmege basladi bana
İnsan niye kendine gelecek zararı HESAP EDEMEZ?
‘Niye edemez’i tartismiyoruz. Zarari hesap ettigi halde onemsemeyene deli diyoruz.
Bu dedigimin neresi Turkce degil? Şurası değil: “Niye” derken “niçin” demek istemiyoruz, “neden dolayı” demek istiyoruz. insanın akli hesaplamaya aykırı her yaptığı hareket delilikolarak nitelenseydi bütün sigara tiryakilerini tımarhaneye tıkmamız gerekirdi. Veya doymuş yağlı ürünlr yiyen herkesi.. Veya kola içen herkesi. Çünkübunların hepsi vücuda zarar verir ve aklımızla bunu bildiğimizhalde bunları yapmağa devam ederiz. Demek ki neymiş? Delileri bizden ayıran şey, aynı şeyleriakıle debilmeleri dğeil, algılarındaki tutarsızlıkmış ki onlar için “yarar” ve “zarar” kavramları oluşmuyor!
Çünkü hesaplamayla ilgili mukayeseyi yapacak sağlıklı algıları yoktur!
Bu kadar calaklavye yazmak.. olmuyor. “Çalaklavye? Aksine bence sizin gibi “çalaakıl” yazmak olmuyor
Kisi, her turlu hesap sonucunda ucu olume cikacak surece –son derece sogukkanli olarak– katilabiliyorsa (ki, ornegi coktur), ne algi bozuklugu, ne de hesap yapayisi sozkonusudur. O sadece aklinin cikardigi sonucu onemsememis, ve en buyuk zarari (olumu) goz onune almistir. Sehit olmak icin savasanlari bunlardan sayabiliriz herhalde.
Çok romantik olduama bir okadar yanlış.. O halde? Mesele akıl hastanesi denen yerdeki “deli” dediğimiz insanların bizden farkı nedir? Hepsi şehit olmak için uğraşana ama bizim eteklerine yapışıp engel olduğumuz vatanseverler mi?
Algılarımızdaki farklılıkları mukayese eder ve ona göre HESAP YAPARIZ.
Aferin. Bir de, var oldugunu varsaydigim aklinizla algilarinizin size verdigi datayi yoksaydiginiz haller oldugunu da biliyorsunuz, degil mi? Evet daha önce örneğiniverdik, sigaraiçmek…
Hesap dediğimiz işlemde ancak AKIL denen aygıtla yürütülür.
Akil, hesabin sonucunu degerlendirir –hesabin kendisi hayli mekaniktir. Hadi ya? Hesabı kim yapıyor? Yok öyle el çabukluğu marifet… Hesabı başka biri yapmışmış da akıl onu değerlendiriyormuş.. Bak sen?
Ha sizbunu karaciğerinizle yapabiliyorsanız kutluyorum!
Yok. Ama, yazdiklariniz karacigerime zarar vermege baslamadi degil..
Kereviz yiyin.
Vallahi çok güldüm ya!
Umarim etrafta kimse yoktu. Yanlis degerlendirirlerdi de..Hakikaten.. İnsnaı bukadar güldürecekşeyin ne olduğunu insanların idrak etmesi zor ..Yani yaşamayan bilmez…
Gelelim şuilmeğe.. kördüğüm etmiş Müzmin Bey, Çözmek gene bize düştü:
Afsar bey,
bir şey olup bitmeden müdahale nasıl edilir anlatırsanız sevinirim.
Bunun neden anlasilamayacak kadar zor oldugunu ben anlamiyorum; ama yine de anlatmagi deneyeyim:
Deneyin bakalım?
Devlet, sosyal yapida bir degisiklik istiyorsa, Hüooop1 orada bir duralım bakalım! Sosyal yapıdaki değişiklikleri yapmak devletin işi mi? Çok sosyolojik oldu bu hakikaten! Demek sosyal yapıyı devlet değiştiriyor? Yani ir sabahdevlet büyüklerimizden biri kalkıyor “Bu gün kaynanama çok kızgınım derhal sosyal yapıda kaynanalrın görev ve yetkilerini sınırlayanbir değişiklik yapayım!” falan mı diyor? İlginçtabii?
toprak reformu yasasi cikarir –mesela. Müzmin Bey, olmuyor ama… Biz sizi okur yazar falandiye biliyorduk… İnce Memet okuyup burada hörelenecekseniz, size facebook’ta ortaokul talebelerinin bir münazara grubunu bulalım,bizo zamanlar böyle tartışırdık…
Ya da, vergi mevzuatini, belli sektorlerin gelismesi amaciyla degistirir –mesela, elektronik sektorundeki ureticilerden belli bir sure icin hic vergi almamagi, ustune ustluk de tesvik vermegi kabul edebilir.
Bu ve benzeri ornekler, ‘bir şey olup bitmeden’ yapilmis bir mudahalelerdir.
Anlamak cok mu zor? Hem denasıl!? Amabenim anlamam değil, başta sizolmak üzerei stediği değişiklikleri(!) yapabileceğini sanan devlet büyüklerimizi için çok zor.
Olup bitmedenönce, demek öncelikle suçların ortadan kaldırılmasında kullanılan pozitif hukuk yaklaşımıdır ki her ihtimali yasaklarsanız her sonucu da enghelleyeceğinizisanmaktan kaynaklanır.
Bunun yanısıra” olup bitmedne önce” dediğiniz şeyler genellikle herşeyin sizin istediğiniz gibihareket ettiğini sanmanızdan kaynaklanır. İnsanlar siz izinverdiğiniz için mübadele yapmaz oysa. Dolayısıyla toprak reformu yapıp da mesela herkese mendil kadar araziler verdiğinizde herkesin mülk sahibi olarak verimli üretim yapacağını sandığınızda küçük arazilerin gerek gayrımenkul gerekse tarımsal değerleri kalmaz. O zaman biri çıkar herkesin elindeki küçük arazileri kat karşılığı veya başka bir bedelle satın alır ve bu arazileri, baştaki büyük tek parçhaline getri,erek ya dahaverimli tarım işletmesikurara veya tutar üyük yap-sat toplu konutlar inşaa eder.
Belli bir sektör vergi muafiyeti gibi bir “kolaylıkla” hedeflenen nedir? Böylelikle ne olacağı umulmaktadır? yaıznıda uaşılmakistenen sonuca değinmiyorsunuz?
Şayet elktronik sanayiinin gelişmesi isteniyorsa , bu gerçekten yatırım maliyetlerini düşürerek ilgili sektörü teşvik eder. Tabii, işin başka bir yönünü ihmal etmezseniz. O da ilgili sekötrde yapılan ithalatın vergilerini de düşürürseniz. Eğer bunu yapmazsanız, ithalatın görece yüksekvergileri( tarifeler) yüzünden ithalata azalacak ve bu yüzden yerli piyasada fiyatlar yükselecektir. (İthalatın boşluğunu doldurmanın da bir maliyeti vardır ve bu ek maliyet fiyatları yükseltecektir.)
Bunun yanısıra teknolojik gelişmeyle değil ama salt vergi muafiyetive bundankaynaklanan dolaylı korumacılıktan dolayı yerli elektronoik üreticisi için teknolojiye yatırım yapmak ve yenilik müşevviği ortadan kalkacaktır.
Eeee? Devlet neyi “olmadan önce” engellemeyi veya teşvik etmeyi becermiştir? “olmadan önce” demek bir sonucun önceden değiştirilmesi ise değiştirilmesi istenen sonuç hangisiydi?
Araya girmiş gibi olmak istemem de,
devlet nötrdür. elegeçirebilir birşeydir.
sürüleşmiş vatandaşların devletini kimin elegeçirdiğini bilemeyiz.
sonra okuyan yazan, düşünen insanları toplumda yok ederek, sürüleşme eğilimini hızlnadırıp ham madde kaynaklarını daha güçlü başka deVletlere yutturmak gibi işleve de bürünebilirler.
vatandaşın devletine sahip çıkması gibi bir durum çok saçmadır.
Baktınız ki, bir fiil işgal edilmiş bir devleti kılıf gibi atarsınız.
Biz de bayrağa tapınma bile yoktur.
netice batının alaturka dediği dedelerimiz bunu tarihte çok kolay yaptılar ( 1. dünya savaşından sonra)
biz de bu davranışı genetik miras aldık
vatandaş sorumluğu çok fazladır. kışırmayacak mesela, işin doğrusunu araştıracak.,geleceği hakkında zıt fikirlerden haytta kalmanın yollarını arayacak. Bu ise gitgide halkın sağduyusunun dışına taşan bir
karmaşıklığıa bürünüyor. insanların kafasını karışmak çok kolaylaştı.
Fakat bir kuş enstütüsüne sahip çıkamayan insanlar hakkında hangi cafcafalı sözleri edebilirim ki,.
Ben devleti savunurum ama devlete bağlılığı savunmam mesela.
Bir halka halka takmak için önce eğitimi bozmak lazım. 3 nesilde işi bitirecek bir şeydir eğitimin yozlaşması.,
keşke elimde olsada bu bizim güzel vatanımıza yardım edebilsem eğer beni bir gün birileri görüpte bu devlete büyük bir güç yaparsa yani diyeceğim büyük güç derken devlet için çalışan bir savaşçı.askerliğimi mardinde komondo olarak yaptım devletimiz ve milletim için canımı vermeye çekinmem. ben ölümüne türk gücüne bağlıyım ve seve seve canımı veririm. nasip olurda bir gün milletime bir faydam olursa bu beni mutlu eder. türkiyem için casus ajan ölüp ve öldürüm. yorum site hakkında değil yorumum benim vatan sevgiliğimdir.şu an istediğim şey allah nasip etsede milletim için özel kuvvetlere katılabilsem.