Geçen sene memurluk halleri ile yazdığım bir yazı vardı, Dolmakalem sitesinde, şimdi “il dışına izinsiz çıkma” filan moda oldu, hatta Selçuk Üniversitesi rektörü “biz devlet memuruyuz, ne denirse onu yaparız” diyerek bir doğru tespitte bulununca, yeniden o yazıyı hatırladım. Hakikaten ilginç bir dünya bürokrasi ve memurluk, bir daha hatırlayalım.
Bürokrasi tüm dünyada pek hazzedilmeyen bir mekanizmadır, çeşitli düzeylerde mizah konusu da yapılır. Elbette memurlar vazgeçilmezdir ancak kendisini bu işe fazlaca kaptıranları maalesef ortalama vatandaşa hayatı zindan edebilir. Öte yandan bu mekanizma zarar vermese dahi anlamsızlığı ile her an bizleri şaşırtabilir. Türk kamu bürokrasisi de bu açıdan bir istisna sayılamaz. Son günlerde gözüme çarpan bir iki haber çerçevesinde bu konuda eski arşivleri de kurcalayarak bir derleme yapmaya çalışacağım.
Vali ve İnek
Geçen akşam Kanal D haberde Erzurum Valisini bir protokol töreninde izledim. Tören dağ başı bir köyde yapılıyordu. Amatör kamera çekiminden anlayabildiğim kadarıyla vali için üzeri güneşlikli derme çatma bir kürsü konmuştu. Karşıda güneş altında otların üzerinde bıkkın bir ifadeyle kimi oturan, bazısı dikilen, bir kısmı çömelmiş 10-15 kadar köylü vatandaş bitse de gitsek dercesine anlamsız gözlerle valiye bakıyordu. Tabii haberin esprisi valinin iki lafının birinin ardından böğüren bir ineğin de vatandaşların yanında yatıp geviş getirmesinde yatıyor. İnek, vali her cümlesini bitirdiğinde derinden bir möö diyor, valinin konuşmasını sanki tasdik ediyordu. Bu benim yorumum, ama vali biraz bozulmuş olacak ki, ineğin üçüncü mölemesinin ardından ters bir bakışla “alın şu hayvanı” dedi ve hayvancağız tören alanından uzaklaştırıldı. Artık ahıra mı, kasaba mı götürüldü orası meçhul.
Vali ve Gazeteci
İkinci hadise medyada daha fazla yer bulan bir şey. Gazetelere yansıdığı kadarıyla Milli Eğitim Bakanı Hüsyin Çelik Niğde’de bir takım açılışlar yapmış, ziyaretlerde bulunmuş. Daha sonra öğretmenevinde verilen yemeğe katıldığı sırada Vali ile konuk gazeteciler arasında şu olaylar yaşanmış:
Bakan Çelik Niğde’deki Gazi İlköğretim Okulu’ndaki açılış töreninin ardından öğretmen evine geçerek burada ornuruna verilen yemeğe katıldı. Çelik yemek salonuna geçmeden önce öğretmen evinin bir odasında kısa bir süre dinlenirken, Çelik’i izleyen gazeteciler ve programı takip eden halk yemek salonuna geçti. Bu sırada Vali Beder, salondakilerin bakanın gelişine kadar ayakta beklemesi talimatını verdi.
Vali Beder, talimatına karşın ayakta beklemeyen gazetecileri görünce yanlarına gelerek, uyarıda bulundu. Beder gazetecilerle Berder arasında şu diyalog geçti:
Beder: “Siz nereden geldiniz. Otururken görünce merak ettim”
Gazeteciler: “Biz Ankara’dan geldik. Basınız.
Beder: Bakan gelene kadar kimse oturmuyor
Gazeteciler: Biz böyle bir uygulama görmedik.
Beder: O zaman bundan sonra öğrenin kalkmanız gerekiyor”
Bu diyaloğun üzerine gazeteciler yemek salonunu terketti. Olayın Bakan Çelik’e iletilmesi üzerine Vali Beder gazetecilerin yanına gelerek “Ben sizi memur sandım” gerekçesini ifade etti.
Vali ve Çekmece Düzeni
Bir zamanlar eski Kırklareli valisi İsmet Metin’in her gittiği vilayette yayınladığı standart bir genelge görmüştüm. Birbuçuk sayfalık genelgeyi kısaca özetlersek şöyle bir şey:
………… Valiliği
Özel Kalem Müdürlüğü
Sayı….
Konu: Büro Malzemeleri Düzeni Tarih: 12/03/2003
Valilik Genel Emri
Resmi Daire ve Kurumlarda kullanılan çelik dolap ve masaların kullanışlarındaki düzensizlikler, dağınıklıkları önlemek vs. vs için aşağıdaki hususlara uyulması uygun görülmüştür.A)Masaların Düzeni
1-Masalar çalışma odalarında pencereden ışık sol taraftan gelecek ve çalışanın sırtı duvara bakacak şekilde tertiplenecek ve konuşlandırılacaktır. vs.vs.
3.Masaların Çekmecelerinde:
Masa 3 Çekmeceli ise:
-Üstteki gözde her zaman kullanılacak kağıt, matbu form vs.
-Orta gözde büro malzemesi (cetvel, delgi, zımba makinesi, silgi vs.)
-Alt gözde memurun şahsi eşyaları bulundurulacaktır. vs. vs.
…..
Vali ve Belediye Başkanı
2 sene önceki bir habere göre Gaziantep Valisi Lütfullah Bilgin Cumhuriyet Bayramının ilk adımı “Meşale Yakma” töreninde ismi kendisinden önce anons edilen Belediye Başkanı Asım Uğur Güzelbey’i azarlamış haber şu:
[…] Demokrasi Meydanında resmi tören olmasına karşın, protokol kurallarının dikkate alınmayışı, Vali Lütfullah Bilgin’i çileden çıkarttı. Anons yapan belediye görevlisi, Vali ve Garnizon Komutanı dururken “meşaleyi yakmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Asım Uğur Güzelbey’i arzederim” dedi. Güzelbey protokol sırasında meşalenin bulunduğu bölüme doğru hamle yaparken, Vali Lütfulah Bilgin arkadan seslendi ve “durun bakalım, burada Cumhuriyet Bayramı Kutlanıyor, Bunu da Devlet kutlar, burada devleti temsilen Vali bulunuyor. Bu kadar yanlışlık olmaz” dedi.
Bunun üzerine meşaleye hamle yapan Asım Uğur Güzelbey hemen geri döndü ve “özür dilerim Sayın Valim”dedi. Daha sonra konuşma yaparak “ilk defa böyle bir tören düzenleniyor. Yanlışlık bu nedenle oldu, Sayın Valimden özür diliyorum”dedi. Daha sonra Vali, Garnizon Komutanı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Cumhiryet Meşalesi yakmak üzere itfaiyenin merdivenine tırmanmaya başladı. Ancak vali’nin öfkesi burada da devam etti ve Asım Uğur Güzelbey’e “olmuyor Asım Bey olmuyor”diyerek fırçasını çekmeyi sürdürdü.
Memura Nezaket Dersi
Geçen yıllarda Birgün gazetesinde “Sayın Valim Genelgesi” başlığıyla bir haber çıkmıştı. 5 Ekim 2004 tarihli gazetede Niğde Milli Eğitim müdürü H.İbrahim Yaşar’ın vali adına imzaladığı ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği bir yazıdan bahsediliyordu. Protokol ve nezaket kuralları başlıklı genelgede dikkatimi çeken bazı maddeleri aktarıyorum:
- Yazının 4. maddesinde üst, asttın makamına geldiği zaman makam koltuğuna istediği zaman oturabilir. Onun göstermesi gerekmez.
- 5. madde de belirtildiği gibi Amirle el kol haraketleri ile konuşulmaz. El kol kaldırılmaz esas duruşta durulur.
- Amirin odasında özellikle bacak bacak üstüne atılamaz. Bacaklar, dizler birleştirilerek oturulacaktır.
- Amir, astına “Memun oldum, teşekkür ederim” şeklinde bir beyanda bulunduğunda astın dışarı çıkması, konuyu fazla uzatmaması gerekir.
- Kurum çalışanları, Amir geldiğinde çay, kahve gibi ikramları bizzat kendisi sunar. Amirlerine “Ne arzu edersiniz” diye sorar.
- Astlar, amirine “Efendim izin verirseniz bir konuyu arz edeceğim” diyerek söz almak için izin ister.
- Üst ile astların el sıkışması icap ettiğinde ast önce uzatmaz. Üstün el sıkışmak üzere elini uzatmasına ast aynı şekilde karşılık verir.
- Görüşme sırasında amirin masasına el konmaz.
Halı Saha Halleri: Müdüre Faul Yapılır mı?
Zaman gazetesinin eski bir haberinde bir öğretmenin “milli eğitim müdür vekiline” faul yaptığı için açığa alındığı haberi vardı, arşivlerde gözüme çarptı. Haber kısaca şöyle:
Musabeyli ilçesinde görevli bir grup öğretmenin kendi aralarında halı sahada yaptığı futbol maçında, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda görevli öğretmen Cüneyt Hasırcı, rakip takımdaki İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Yılmaz Polat’a faul yaptı. Polat, topu almak isterken kasten ayaklarına vurduğunu öne sürdüğü Cüneyt Hasırcı’yla tartışarak sahayı terk etti. Olaya tanıklık eden öğretmenlerin görüşlerine başvurarak tutanak hazırlatan Polat, Hasırcı’nın görevden alınması istemiyle kaymakamlığa başvurdu. Kaymakamlık, Polat’ın başvurusu üzerine Hasırcı’yı açığa aldı.
Tabldot ve Peçete
Küçük bir vilayet yahut ilçede yaşamıyorsanız vali, protokol, memur gibi kavramların derin manasını da kavramanız kolay değildir. Ben bir ara orta boy bir Anadolu şehrinde bulunduğum sırada tesadüfen Köy Hizmetleri tesislerinde misafir olarak bir öğle yemeği yemiştim. Yemekhaneye girdiğimde iki ana bölüm dikkatimi çekti. İşçiler için ayrılan geniş bölümde masalar boş iken, memurlar için ayrılan küçük kısımda ise masalar porselen servis tabaklarıyla donatılmıştı. Doğal olarak ben de tanınmayan bir misafir olarak teneke tabldotumu alarak işçilerin yanına gittim. Biz yemeğimizi kendimiz alıp yerken sonradan gelen memurlara birileri yemeklerini dolduruyordu. Tabii ortalama bir işçinin ortalama bir memurun 3 katı maaş aldığını da laf arasında hatırlatayım. Yine aynı şehirde bir fakülte binasında da benzer manzara ile karşılaştım. Herkes sıraya giriyor ama dekan ve yardımcıları masaya oturup kendilerine yemek getirilmesini bekliyorlardı. Avamın (öğrenci ve sıradan öğretim görevlileri) masasında bir sürahi dışında bir şey yok iken idarecilerin masasında ilaveten peçete, örtü vs. mevcuttu.
Protokol Vaziyetleri
Yukarıda bahsedilen şehre bir “devlet büyüğünün” geldiğini varsayalım. Standart olarak Ankara dışındaki vasat bir il ya da ilçeye herhangi bir bakan gelse ortalık anormal derecede karışacaktır. Öncelikle, ilgili hükümetin mensubu olduğu siyasi partinin il, ilçe başkanlığı, kadın ve gençlik kolları, ihvan ve muhibbanı tam kadro protokolde itişerekten ön sıralarda kendilerine yer bulmaya çalışacaklardır. Bunun dışında atama, tayin, terfi, bir ahbabını işe aldırma, bir tanıdığına ihale koparma gibi konularda cambaz haline gelmiş mevcut kamu bürokratları, ticaret ve sanayi odası yetkilileri, devletle simbiyoz halinde yaşayan türeme sanayici ve tüccar taifesi de sadakatlerini beyan şansı için yerine göre “il sınırında” başlamak kaydıyla muhkem alanlarda mevzileneceklerdir.
İlaveten, meydanı kalabalık göstermek üzere ellerine kağıttan bayrak tutuşturulmuş ilk ve orta öğrenim talebeleri, çoğu zaten boş olan memurlar ve kamu çalışanları, bu kalabalığı ganimet bilen simitçi, boyacı, yankesici, köfteci ve baloncu esnafı ile işsiz güçsüz, başıbozuk sivil vatandaşlar meydanda, açılışı yapılacak, temeli atılacak mezbelelikte bekleşmeye başlayacaktır. Bu kadroyu muhtemelen her sağ tandanslı belediyede mevcut bir mehter takımı, solcu belediyelerde “belediye bandosu”, çoğu yerde ikisi birden tamamlayacak, yerine ve mevsimine göre paraşütçüler boş bir meydana atlayarak ortama renk katacaklardır.
Öte yandan karşılama ve uğurlama sırasında, bu zevattan ilgili “devlet büyüğünün” ayağını öpmeye, ayakkabısını yalamaya, beceremezse arabanın tekerini öpmeye çalışan sadık bendelere de rastlanacaktır. Elbette bu densizlere bir yere kadar müsamaha gösterilecek, bakanın ayağı salyalanmasın diye genelde güneş gözlüğü takıp mutlaka sert bakan korumalar sadık bendeyi bertaraf edeceklerdir. Açılışı yapılacak inşa halindeki bir okul, uyduruk bir temel, bir pastane önünde 3-4 kişinin itişip kakışarak kesmeye çalıştığı dana, düve, tosun, koç gibi hayvanat da işin tuzu biberidir.
Neticede, eğlenmesini bilene hoş bir seyirlik değil midir? Ben özellikle resmi bayramları iple çekerim, şehrin ortasındaki eski bir parkta Valisinden, orada ne iş yaptığını bilmediğim mesleki derneklere, odalara kadar protokol muhteşem bir ortaoyunu sergilerler. Yakın bir esnaf dükkanına mevzilenir hadisenin tadını çıkarırım. Hele de 24 Kasım öğretmenler günü gibi buz gibi havanın olduğu ortamlarda. Kar, buz, yağmur, fırtına altında protokolü izlemenin keyfi başka bir yerde var mıdır bilemiyorum. Kendi çalıp oynayan, maaşlarını vergileriyle ödeyen halkın alaylı bakışları arasında bayram yaptığını zanneden zavallı bir güruh.
Netice
Aslında bu haberlere herhangi bir yorum yapmaya gerek yok. Devlet kapısında kul olan, vali ya da müdür değilse tüm bu muameleyi sineye çekmek zorundadır. Yalaka ve kapı kulu olmayanları bekleyen son; angarya, sürgün, terfi edememe, hakların gaspı gibi muhtelif eziyetlerdir. Bürokrasi liyakat ve ehliyete bakmaz, esas olan yağcılıktır, iktidarın rengine görre davranmaktır. Bunu algılayamayan, memuriyeti “devlet hizmeti” filan gibi zırvalamalarla süslemeye çalışan zavallılara acırım. “Devlet hizmeti” ibaresi ya devleti söğüşleyen üçkağıtçı memurun ardına saklandığı bir siper olarak kullanılır, ya da hakikaten devlete hizmet ettiğini düşünen, bu büyük çarkın sırrını çözememiş aciz zavallıların safça sarfettiği bir laftan ibarettir.
Bazı memur sendikalarının yukarıdaki uygulamaları eleştirmek için “bunlar antidemokratiktir” diyerek güya bürokrasinin demokratik bir yapıya kavuşturulabileceği yönündeki sözleri de saçmadır. Birincisi istisnasız tüm memur ve işçi sendikaları sendika yöneticilerine çalışır, dolayısıyla bu sözler tabana “bakın sizin için uğraşıyoruz ha, aman sendikadan ayrılıp aidatı kesmeyin” mesajı dışında bir şey ifade etmez.
İkincisi, memur sendikası zaten başlıbaşına komedidir. Memur kendisi zaten torpil, yalakalık ve siyasi popülizm sonucu devlet dairesine kapak attığı için bir tomar insana minnet borcu vardır. El öpüp terfi beklemek zamanla karakter halini alır. Dolayısıyla bu tür insan gruplarının “zam isterük” şeklinde meydanlara çıkmalarının işveren “hükümet” açısından seyri güzel bir komedi dışında anlamı yoktur. “Beğenmiyorsan git, sırada bekleyen bir sürü memur adayı var” cevabı oldukça, ömür boyu istihdam kazığını devlete çakmış memurun sendikaya girmesi 3-5 milyon aidat ödemesi dışında bir şey ifade etmez.
Genelgelere gelince, bazı insanlar, “Canım bu genelgedeki şeyler uygulanır mı, saçma” diyebilir. Ama garanti veriyorum, tel zımbayı orta çekmeceye koymadın diye soruşturma açmak amirin elindedir ve sevmediği, karşıt görüşlü, kendisine yalakalık yapmayan bir ast memura karşı bunu rahatça kullanır. Mesela sırtınız ısınsın diye masanızı pencereye çevirdiğinizi düşünelim. Falanca valinin yayınladığı genelgeye göre sırtınızı duvara çevirmeniz gerekiyor. Üstelik de güneş masanıza soldan değil de sağdan vuruyorsa amirleriniz buna dayanarak sizi cezalandırabilir. Yine, amirlerinizle konuşurken asla “sayın müdürüm, sayın bilmem neyim izninizle bir konu aktarmak istiyorum” filan dememezlik etmeyin. Elinizi de masaya koymamalısınız. Ben askerlik dışında esas duruşta beklemedim ama memur olsam ilgili genelgelere göre amirlerim beni terbiyesizlikle suçlayıp soruşturma açabilirler.
Görüldüğü kadarıyla memurluk yasaları halı sahalara kadar girmiş vaziyette. Adetim olduğu üzere yazımı bazı önerilerle bitirme isterim. Bürokratik mekanizmanın tam işlemesi noktasında hükümetlerimizin bir de “Halı Sahada Top Oynamaya Dair Genelge” yayınlaması yerinde olabilir. Bu konuda aklıma gelen bazı öneriler şunlar:
-Rakip takımda bir amir varsa topa 56 m/sn hızdan fazla vurmak yasaktır
-Rakip takımda amir varsa ikili mücadelede kafaya çıkılmaz, çıkılırsa kafayı amir vurur
-Amirle karşı karşıya iken topa burun vurulmaz
-Amir asla dönüşümlü kaleci olmaz, bir şekilde kaleye arzusuyla geçerse asla top ağlara gönderilmez
-Amir aynı takımdaysa pas ona verilir, amirin pas verme mecburiyeti yoktur
-Amir maç esnasında çevredeki herkese bağırabilir, amir hata yaptığında kendisi astlarınca teselli edilerek “saha kaygan zaten” şeklinde yalakalık beyan edilir. Kendisine asla bağırılmaz.
-Amire faul yapılamaz, yapılırsa kaymakamlıkca soruşturma açtırılır, faul kastiyse memur dağbaşına sürgün edilir, kasti değilse kınama cezası verilir
-Genelde şişman ve/veya kel olan amirin fiziki durumuyla maç içinde ve dışında alay edilemez, yorum yapılamaz. Yapana maaştan kesme cezası verilir.
-Halı saha parası ödenirken amire düşen 3 milyon TL’lik pay için “Sayın müdürüm münasip görürseniz bu bedeli biz ödeyelim” gibi bir ifade kullanılır, amirin takdiri neyse ona göre amel edilir. Hilafı halinde uyarı cezası verilir. vs. vs.
Dolmakalem el degistirdi. Dolmakalem.. ne olacakti baska. Birisi el verecek, el degistirecek; digeri murekkep ekleyecek, baskasi da yazacak.. hep de oyle olmustur.
Tecrube konusuyor sanki..
Yayan,
Halı sahada az top tepmedim gençlikte, evet tecrübeliyim. Yalnız hiç müdüre faul yapmadım, nasıl birşey bilmem. Gerçi sahada müdür değil vali gelse acımam, o ayrı. Bir cami, bir de futbol sahası sınıf farkını azaltan yerledir.
10 puan