Anayasada yapılacak bazı değişiklikler 12 Eylül günü halkoyuna sunulacak. Gerek referandum sonuçları, gerekse Türkiye’de izleyebildiğim çeşitli durumlar üzerine görüşlerimi beyan etmek isterim. Uzun ve biraz sıkıcı olabilir, zaten bilinmedik şeyler değil, şimdiden uyarmış olayım.
Kim ne oy alır
Öncelikle daha geçen yıl yapılan 2009 Mart yerel seçimlerinin sonuçları baz alınacak olursa ve parti mensuplarının parti liderlerinin görüşlerine göre oy verecekleri kabul edilirse % 50-50 bir oranın beklenmesi gerekir. Bu varsayımda Hayır cephesi içinde MHP’nin %16, CHP’nin %23, DSP’nin %2.8, İP ve marjinal sol bazı partilerin %1, Haydar Baş’ın %0.4, Demokrat Parti’nin %3.8 oyu ile yekün %47 oy bulunuyor. EVET cephesi ise, 29 Mart seçimlerinde AKP’ye oy veren %38.4, Saadet Partisine oy veren %5.2, BBP’ye oy veren %2.4, ANAP ve marjinal bazı partilere oy veren %1.3 ile %47.3 oy oranına sahip görünüyor. Seçime katılmayacağı varsayılan BDP’nin oyları da %5.7 civarında.
Dolayısıyla herhangi bir tarafın büyük farkla kazanması benim açımdan sürpriz olacaktır. Elbette MHP’nin %16 blok oyunun Hayır verip vermeyeceği, Cindoruk’lu DP’nin yüzde 4 civarında bir oyunun olup olmadığı, PKK ve Kürtlerin durumunun net olmaması EVET cephesi açısından %55 bir beklentiye sebep olurken, AKP oylarında muhtemel bir düşme trendi ve CHP’deki artış beklentisi de HAYIR cephesini ümitlendiren etkenler olarak görülüyor.
Diğer taraftan, herhangi bir grubun bu oy oranlarıyla referandumda üstünlük sağlamasının bazı sonuçları olacaktır. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kaybeden kesimde bir hayal kırıklığı ve yılgınlık ortaya çıkacağı aşikâr.
EVET çıkarsa ne olur
EVET oylarının fazla olmasının getireceği hayal kırıklığı bir yana, bu sonuç HAYIR grubu için pratikte özellikle yıkıcı etkiler yapacaktır. Zira 2007 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı ve YÖK gibi kritik “kale”leri yitirmenin, TSK’nin etkisizleştiğine şahit olmanın üzerine bir de HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki avantajlı konumu yitirmek, CHP ve mevcut düzenden nemalanan ya da mevcut düzeni hayat tarzının garantisi zanneden kesimler için psiklolojik bir yıkım getirecek, bozgun havası yaratacaktır. Bunun ülke içi dinamiklerle kısa sürede tedavi ve telafi edilebilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu kesim için tabiri caizse rejim yıkılmış, Atatürk Türkiye’si gerici güçlerce işgal edilmiş gibi görülecek, sıkça dile getirilen “vatan satılıyor, hainlik, peşkeş, İran olacağız” lafları edebiyattan gerçeğe dönüşmüş gibi hissedilecektir.
HAYIR çıkarsa ne olur
Referandumda HAYIR oylarının fazla olması, AKP ve AKP düzeninden nemalanan ya da mevcut bürokratik düzenden, CHP zihniyetinden rahatsız olan kesimlerde ciddi bir hayal kırıklığı yaratacaktır. Ancak bu kesimde CHP kadar büyük bir yıkım olmayacağını düşünebiliriz. Neticede alınacak oyların büyük kesimi HAYIR blokunda olduğu gibi iki partiye ayrılmayacak, EVET grubunu tek başına temsil eden AKP’nin kazanç hanesine yazılacaktır. Bu da yakın zamanda yapılacak bir seçimde AKP’nin avantajlı konumda kalacağını gösterecektir. İlaveten Cumhurbaşkanlığı gücünün AKP elinde bulunması da bir teselli olarak görülecektir. EVET grubu açısından mağlubiyet bir tür aşırı iddialı maçta yenilmenin getirdiği utanç kabilinden mahcubiyet olarak kalacak, siyasetçilerin hamleleriyle ve muhtemel bir erken seçimle kısa sürede unutulup gidebilecektir.
Tabii muhtemel bir HAYIR sonucunun başta CHP ve yargı bürokrasi güçlerince iktidara yıkıcı şekilde yüklenme amaçlı istismarı kesindir. HAYIR sonucunun bugün tırnağı sökülmüş gibi görünen TSK’da da bir ümit ışığı yakması sürpriz olmaz.
Sonuçlar ülkeyi nasıl etkiler
Referandum nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye’nin Kemal Derviş reformlarının ardından girdiği yolun değişmeyeceği kanaatindeyim. EVET çıkması 1960 sonrası halkın nasıl olsa iktidara getirmeyeceği CHP’nin görevini fiilen üstlenmek üzere oluşturulmuş, 1980′de ise pekiştirilmiş yüksek yargı kurumlarının yapısının değişmesi yönünde olumlu bir adıma yol açacak, yüzleşmemiz gereken ama bir türlü beceremediğimiz Kürt, Ermeni, Alevi açılımları daha sağlıklı bir mecrada yoluna devam edecektir. Tabiri caizse EVET ile AB ve Kemal Derviş reformları 2010 yılında büyük ölçüde tamamlanmış olacaktır.
HAYIR sonucu ise şimdi olduğu gibi Yargı-AKP çekişmesinin bir süre daha sürmesine sebep olacak, Ergenekon davası ve darbelerle ilgili hukuki işlemlerin aleyhine daha güçlü sesler yükselecektir. Bir erken seçim ve ardından yeni anayasa hazırlığı süreci de HAYIR’ın sonuçlarından olacaktır.
Yine de bugün hayır diyen MHP ve CHP çevresindeki milliyetçi-ulusalcı sol Kemalist cephenin kimi zaman anakronik manzaralar arz eden kalpaklı Kuvayı Milliyecilikleri, internet ve uydu anteni çağında daha fazla sürdürülemeyecektir. Muhtemel bir HAYIR sonucu, süreci bir süre yavaşlatma dışında kalıcı etki yapmayacaktır. Tabii özellikle HAYIR sonucu karşılıklı şiddete varan hadiseleri körükleyecek, saldırı konusunda militan solculuktan da beslenen CHP yandaşları bir parça daha azıtabileceklerdir. EVET durumunda ise AKP yandaşlarının biraz daha şımarması söz konusu olacaktır.
Referandum Yolunda Çarpık Manzaralar
Referandum süreci Türk toplumunun AKP ve Karşıtları şeklinde ikiye bölündüğünü gösteriyor. 1950′lerde İnönü ve CHP tarafından DP’ye karşı uygulanan, daha sonra Demirel tarafından Özal’a karşı sürdürülen “düşmanca” ve ne pahasına olursa olsun iktidarı yıkmayı amaçlayan muhalefet bugün MHP, CHP ve çevrelerindeki sivil toplum görüntülü marjinal gruplar ve medyanın güçlü bir kesimince AKP’ye karşı sürdürülmektedir. Toplumun bir kesimi Cumhuriyet kazanımı olarak adlandırılan kadınların açık gezmesi ve içki içilmesi hususlarında bir kaybın yaşanmasından ölesiye korkutulmakta, AKP veya benzeri kısmen de olsa din, maneviyat vs. referanslı bir partinin ülkeyi Humeyni İran’ına götüreceği, zorla namaz kıldırılacağı vs. lafları en ciddi görüntülü akademisyen, yazar ve medya mensuplarınca, siyasetçilerce dillendirilmektedir.
Bulanık havada ve suda avlanmayı seven çeteler, silah kaçakçıları, uyuşturucu kaçakçıları, bunların işlerini kolaylaştıran ve payını alan siyasi ve bürokratik uzantılar, mevcut resmi ideolojiden parasal ve mevki olarak çıkar sağlayanlar da halkın bir kesimindeki endişeleri özellikle medya eliyle körüklemekte ve halkın basit endişelerini birer paranoya düzeyine çıkarmaktadırlar. Kimi zaman paranoyaklaşmış taraftarların fiziki saldırılarda bulunmaları sağlanmakta özellikle genç yaşlarda olan ve istikbale dair olumlu beklentisi zayıflamış, milli eğitimin aşırı beyin yıkayıcı eğitimiyle kendi kimliği dışındaki herşeyden korkar hale gelmiş zavallılar, bu süreçte “karşıt” (AKP’li) grubun hain, vatan satıcı, alçak olduğu doldurmalarıyla piyasaya sürülmekte, işleri bitince de tuvalet kağıdı olarak kubura atılmaktadırlar.
Cemaat Etkisi ve Hanefi Avcı
Cemaat etkisi abartılıdır, Fethullah hoca ile AKP çıkarları şu an için uyumludur, her ikisi için iyi olan tesadüfen genel olarak memleket için de iyi görünmektedir. Eğer EVET çıkar ve AKP iyice güçlenirse Cemaatin polis ve yargı içindeki abartılan gücüne ihtiyaç duymayacaktır. Hatta siyasi olarak yapılanmadığı için ne istediği, ne dediği muğlak olan bu yapıyı AKP’nin tasfiye etmeye çalışmasına en azından ben şaşırmam. Hatta AKP’nin yerinde olsam EVET çıkarsa cemaati harcamakta tereddüt etmem. HAYIR çıkarsa elbette bir süre daha kolkola devam edilmesi şart olacaktır.
Hanefi Avcı’nın kitabı tamamen ilgili şahsın kısa yoldan zenginleşmesi için tasarlanmış, tamamı senelerdir ulusalcı kesimin dilindeki yarım yamalak laflardan, eften püften vesikalardan ibarettir. Halkımız medyada abuk subuk tanıtımı yapılan AKP yanlısı veya karşıtı her türlü yayını korsan, orijinal alıp imzalatmayta and içtiğinden, Hanefi bey büyük bir girişimcilik yaparak kitap başına 5-10 lira alarak voleyi vurmuş, Soner Yalçın, Ergün Poyraz, Şamil Tayyar gibi kırklara karışmıştır.
Bu Süreçte Siyasi Partiler: AKP
AKP 8 yıllık iktidarında özgürlükler konusunda neredeyse bir gram ilerleme sağlayamamış, tipik popülist görüşleri dillendiren ve böyle uygulamalardan kaçınmayan bir partidir. Milli Görüş çizgisinden ve tipik muhafazakar milliyetçikten kalma tortular partide hala hakimdir ve bunlar zaman zaman Kürt, Alevi, Ermeni meselelerinde istikrarsız hareketlere sebebiyet vermektedir. 301. Madde hala Türkiye’de ifade hürriyeti önünde bir engeldir. AKP genel bir özgürlük nosyonunu özümseyememiştir. İnternet Yasası tüm hatalarıyla ortadadır, Youtube, Google hadiseleri ülkenin dünya kamuoyunda rezil olmasına sebep olmaktadır. Başbakan ve siyasiler gazetelere, karikatüristlere dava açmakta, eleştiriyi hazmedememektedir. Devletçi kafa yapısının tezahürleri çeşitli yer ve zamanlarda ortaya çıkabilmektedir.
Öte yandan Kemal Derviş reformlarını fazla sapmadan sürdürmesi, başbakanın altyapıyı geliştirmeye dönük hamleleri, AKP’de CHP’de bulunmayan merhamet ve vicdana işaret etmektedir. CHP Moğultay-Seyfi Oktay ve SSK müdürü Kılıçdaroğlu örneklerinde açıkça görüldüğü gibi kadrolaşma ve kamu rantının yağması konusunda “hep bana” yaklaşımını kusursuz işletmiş, toplumda hep kazanan olan TÜSİAD çevresi, büyük bürokrasi, devlet memurları ve kamu işçileri dışındaki kaybeden kesime neredeyse birşey sızdırmamıştır. CHP iktidar ve iktidar ortaklıkları emsali görülmemiş yağmaları andırmaktadır.
AKP ise yandaş müteahhitleri besleme ve kamu kurumlarını çiftlik yapma hususunda tipik bir iktidar partisi gibi davranırken, rantı toplumun daha geniş kesimlerine akıtmasa da damlatmayı başarmıştır. Bir komünist ülkede olacak haliyle tamamen devlete ait ve ücretsiz Sağlık ve Eğitim hizmetleri, Anadolu ve İstanbul’un güçlenen orta sanayisi, popülist yanları ve hataları olsa da küçümsenemeyecek TOKİ, hızlı tren ve bölünmüş yol çalışmaları, Dış politikadaki ataklar vs. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde sürekli hor görülen toplumun geniş kesimlerine Menderes ve Demirel’den farklı olarak gerçek bir rahatlama getirmiştir. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve parti içindeki birçok siyasi halkın aşağı kesimlerinden çıkıp gelmiş kimselerdir, bunlarda CHP ve MHP’den farklı olarak devleti kollayıp toplumun geniş kesimlerini hor gören anlayışın olmadığı kanaatindeyim. Halleriyle kimi zaman alay edilse de, toplumun dertli kesimleriyle birlikte olmakta, ağlayabilmekte, halk ağzıyla diplomasi yürütebilmektedirler.
Dini inanç ille de hırsızlığı, adam kayırmayı engellememektedir, AKP de torpille TRT’ye şuraya buraya adam doldurmaktadır, yandaş müteahhide iş vermektedir ama istese çok daha ağırını yapabileceğini düşündüğüm bu işlerde frene basmasında muhtemelen maneviyatçı bir fren sisteminin, en azından başbakan ve bakanlar düzeyinde etkili olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla AKP muhaliflerin iddia ettiği gibi ülkeyi satmamaktadır ve neye göre kıstas alındığını bilemediğim şekliyle “hain” değildir. Ülke bir uçurumun kenarında olmadığı, özelleştirmelere peşkeş denilemeyeceği, yabancıların toprak almasında mahzur bulunmadığı gibi Türkiye İran veya Suudi Arabistan da olmayacaktır. 1990′lı yıllarda yaygın olan ahlak zabıtası görünümlü eli sopalı muhafazakar tipler bugün için birer karikatürden ibarettir. Türkiye’de artık beş vakit namaz kılan neredeyse kalmamıştır. Camiler sadece Cumalarda dolan birer kilise görünümündedir. Diyanetin son hamleleriyle kadınların camide kek günü yapması önerilmekte, insanların kiliselerde olduğu gibi camilerde sosyal etkinliklerde bulunmaları arzu edilmektedir. Benim görebildiğim kadarıyla Türkiye İran değil ortalama bir Hristiyan ülke konumuna doğru gitmektedir. Kaldı ki İran Şii mezhebinin herşeyin üstünde olduğu, otorite sahibi din adamları sınıfının köklü geçmişe sahip bulunduğu bir ülkedir. Türkiye’nin İran’a dönüşmesini gerektirecek ne yapısal ne de görünürde bir sebep bulunmamaktadır. İran da şu haliyle bir İslam ülkesinden ziyade Ortaçağ İspanyasını andıran bir manzaradadır.
CHP ve MHP
CHP ve MHP kendilerini devlet ve rejimi bekleme noktasında konumladığından, geniş halk kesimlerini savaşta, terörle mücadelede, şurada burada devletin “varlığı”, “birliği”, “çıkarı”, “çakıl taşı” vs. için kolaylıkla feda edilebilir birer piyon olarak görmektedirler. Toplumun önemli bir kesimi de buna teşne olduğundan MHP-CHP devletçi-milliyetçi cephesi hala güçlü bir taraftar desteği bulabilmektedir.
CHP taraftarları kamusal rantların memurlara, bürokratlara yedirilmesi, çağdaşlık olarak adlandırılan heyulanın sürdürülebilmesi konularında medyanın da şişirmesiyle “kazanımlarını” sürdürmek istemektedirler. Bu işe de sosyal devlet, hakça bölüşüm gibi tumturaklı ama boş isimler koymaktadırlar. Diğer yandan CHP içinde ciddi bir İslam düşmanlığı hatta kin ve nefreti olduğu bilinmektedir. Bunun kökleri Tek Parti dönemindeki şekil, şemal, kılık kıyafet temelli devrimler dönemine inse de CHP 1949 yılında dindarlara yaklaşma eğilimini 1950 sonrasında bir daha başvurmamak üzere terk etmiştir. Hâsılı Türkiye’de din ve dinin birtakım pratik uygulamalarından rahatsız olan insanlar kendilerini CHP içinde kolaylıkla ifade edebilmektedirler. Zira AKP köken itibariyle ve ifade hürriyetine bakışı açısından henüz bu konuda yeterli güveni vermemektedir. MHP’nin CHP’den din konusunda daha kafası karışık bir halde olması ve çağdaşlık lafını kullanmaması dışında pek farkı yoktur. Daha önce de defalarca belirtildiği gibi MHP ile CHP arasında bugün devletçilik ve milliyetçilik noktasında bir söylem farkı yoktur.
Taban açısından ise CHP son derece homojen iken MHP heterojendir. AKP tabanında Ermeni-Kürt-Alevi konusunda MHP ile farklı düşünmeyen çok insan vardır. Orta Anadoluda bu görüntü yaygındır. Zamanla farklılıklara tahammülün artmasına dönük bilinç artarsa, AKP’nin farklılaşacağı, MHP’nin çekirdek bir ırkçılığa çalan marjinal milliyetçilikle kendi yağında kavrulacağı söylenebilir. Tahammülsüz damarın yok olmasıyla AKP daha liberal bir çizgiye kayabilecektir.
Kısaca
Referandumda çıkacak olan netice Türkiye’nin “eksen” veya rotasını etkilemeyecektir, ancak AKP yandaş ve karşıtları bir sürü gürültü çıkaracak, kafa şişireceklerdir. EVET gidişatı hızlandırırken HAYIR bir parça yavaşlatacak ama genel seçimler için AKP’ye güç verecektir. Gandi Kemal önderliğindeki CHP ülke çapında bir rüzgar filan yaratmamıştır, CHP yönetimi zavallı bir görüntü sergilemektedir. AKP de liberalleşme yönünde adımları yeterince atamadığı, milliyetçi, teokratik kafayı bırakamadığı için yalpalamakta, başbakanın kimi zaman şirazesinden çıkardığı beyanlarla istikrarsız bir görüntü arz etmektedir.
Ne olursa olsun ihtiyaç duyulan, Erbakan’a karşı çıkıp bir parça liberal AKP oluşturabilen grubun içinden milliyetçi-teokratik-devletçi güruhun temizlenmesiyle daha özgürlükçü bir yapının meydana getirilmesidir. Benim bundan sonraki dönemde beklentim paranoyak CHP-MHP ittifakının sönmesi ve aklıselim sahibi, iktisat ve siyasette liberal, özgürlüklere yarım ağız değil şeksiz şüphesiz sahip çıkan, yolu izi belli, yalpalamayan yeni bir siyasi oluşumun yükselmesidir.
Bunlar olur mu, bilemem, lakin temennim odur.
[...] Şuraya yazdım, uzun, sıkıcı ve bıktırıcı bir yazı, bilinmeyen bir şey de yok içinde, gene de merak eden gitsin okusun. Ben olsam okumam, onu da söyleyeyim. [...]
Fethi bey,
Hanefi Avcı’nın kitabı tamamen ilgili şahsın kısa yoldan zenginleşmesi için tasarlanmış, tamamı senelerdir ulusalcı kesimin dilindeki yarım yamalak laflardan, eften püften vesikalardan ibarettir.
Degil o kadar. Ben okudum bu kitabi. Hem bunun ilk bolumunu (‘devlet’) kismini okuyan kimi ulusalcilar beklemedikleri ifadelerle karsilasacaklar, hem icindeki en az bir dokuman ilginc. (Yari sansurlu verdigi ve cemaatin polis imami dedigi adami cemaatin ustkademesine sikayet icin baska cemaat mensuplarinca yazildigini iddia ettigi dokuman.)
Halkımız medyada abuk subuk tanıtımı yapılan AKP yanlısı veya karşıtı her türlü yayını korsan, orijinal alıp imzalatmayta and içtiğinden, Hanefi bey büyük bir girişimcilik yaparak kitap başına 5-10 lira alarak voleyi vurmuş, Soner Yalçın, Ergün Poyraz, Şamil Tayyar gibi kırklara karışmıştır.
Ayni oyunun adami degil Avci onlarla. Voliyi vurmus olabilir tabii, benim dahi parami alabildi ki kokorecci durumcu esnafi disinda kolay degildir.
Sunlari demiyorum:
– Kitapta yazanlar dogrudur.
– Kitapta yazan seyleri kulliyen ikna edici buldum.
– Avci’nin bunu yazmasindaki maksatlar (paradan da bagimsiz olarak) halistir.
– Okuyun aydinlanin.
– Cemaat fenadir, bunlara karsi ne yazilsa iyidir.
– Kitap ‘bitmis’ cilasi filan yerinde.
Sunu diyorum:
Ergun Poyraz kitabi okumadim ama isittim ve alinti gordum. Oyle degil bu kitap. Baskasina yazdirdi mi diye bilemem ben ama baktim TV’de neler dedigine, hic de oyle bu kitabi yazamayacak birisine benzemiyor Avci. Anti-cemaat bir kitap da degil, cemaate bir kotuluk yapilsin, faaliyetine tamamen engel olunsun demedigi gibi bu insanlar fenadirlar filan da demiyor.
Kadrolasma ve kadrolarin devlet disindan idaresi ve hukuksuzluga sevki sikayetleri var ki zaten onlar bu memlekette tanidik seyler. Bundan duzenin yapisini ayarlayarak korunmayi ogrenemedik henuz[1], o yuzden iste fesmaken namusludur yahut maneviyatin bazi hirslari kirici etkisi vardir filan gibi umitlerle idare etmeye calisiyoruz. Yavas yavas olacak herhalde/insallah. Manasiz ve manasizca derinlestirilen kutuplasmalari/kamplasmalari kirmadan insanlarin degil de duzenin ve kanunun arkasinda duracak en azindan o konuda mutabik bir kalabaligin ortaya cikmasi zor gozukuyor yalniz.
Tavsiye eder miyim okunmasini? Neyle ilgilendiginize bagli. Eger kitap hakkinda yazilan/yazilacak haberleri de takip etmek istiyorsaniz okumalisiniz. En azindan basinda kimin nasil uctugunu bir defa daha anliyorsunuz (bakin evvelki girdide Fethi bey bahsi gecen kitabi okudugu icin buralarda en azindan eglenceli bulunan bir kosecinin bir marifetini yakalamis).
Kitabin cemaatle ilgili olmayan kismi (ki daha fazla sayfa) samimi olsun olmasin, en azindan 12 Eylul evvelinde ise baslamis bir polis mudurunun kendisi ve yaptigi isler hakkinda neler demek istedigini, nasil bir otamdan geldigini filan bir nebze gosterdigi icin okunmaya deger. Zaten daha itinali yazilmis olan kisim da o. Avci tipik midir ben bilemem, oyle gozukmese de herhalde halen faal ust seviye emniyet gorevlilerine benzer taraflari vardir. Her zaman — kendi istedigi sekilde de olsa — bu tur devlet hiyerarsilerinin hala icinde bulunacak yastaki insanlarin bu turlu konustuklarina sahit olmuyoruz. O acidan da okumanin bir zarari olmaz ve belki faydasi olur.
[1] Iltimas olmasin diye merkezi imtihan yapiyoruz, bu sefer de orgutlu/orgutsuz neyse artik oyle soru caliniyor. Bu sadece bir ornek. Aksamdan sabaha, bir nesil icinde hallolacak kadar kolay degil bu isler demek ki.
bu,
“…Eğer EVET çıkar ve AKP iyice güçlenirse Cemaatin polis ve yargı içindeki abartılan gücüne ihtiyaç duymayacaktır. Hatta siyasi olarak yapılanmadığı için ne istediği, ne dediği muğlak olan bu yapıyı AKP’nin tasfiye etmeye çalışmasına en azından ben şaşırmam. Hatta AKP’nin yerinde olsam EVET çıkarsa cemaati harcamakta tereddüt etmem. HAYIR çıkarsa elbette bir süre daha kolkola devam edilmesi şart olacaktır…”
ve bu,
“…Ne olursa olsun ihtiyaç duyulan, Erbakan’a karşı çıkıp bir parça liberal AKP oluşturabilen grubun içinden milliyetçi-teokratik-devletçi güruhun temizlenmesiyle daha özgürlükçü bir yapının meydana getirilmesidir…”
gerçekleştiğinde,
“…AKP de liberalleşme yönünde adımları yeterince atamadığı, milliyetçi, teokratik kafayı bırakamadığı için yalpalamakta, başbakanın kimi zaman şirazesinden çıkardığı beyanlarla istikrarsız bir görüntü arz etmektedir…”
bu sonuç kaçınılmaz olur; yani “kafa” sorunu, “kişi” sorununa dönüştüğünde, değişen kafalar değil, kişiler olur ki, tam da şu önermenin ispatını teşkil eder:
“…AKP genel bir özgürlük nosyonunu özümseyememiştir…”
biteviye bu paradoks içinde debelenilip durulur ki, şayet silah lobileri, varsa, tam da böylesi bir paradokstan çıkışı önlemeye yoksa, böylesi bir paradoksu kurmaya çalışırlar.
yüksek yargı – hsyk paradoksunu bozmanın yegane yolu yüksek olmayan yargının yüksek sayıdaki katılımıyla oluşturulacak komisyonda/kurulda, alçak çıkarlar uğrunda ittifak edebilmeyi imkansızlaştırmaksa;
özgürlük nosyonuyla güvenlik arasındaki doğru orantının ispatı için cemil çiçek’ in kovulmadan maruz kalacağı istişari ortamlarla, başbakanın yattığı istiharelerin istişare edilmeksizin uygulamaya konulmaması da, zihniyet değişiminin nasıllığına ilişkin tecrübi/ameli imkanlar sunacaktır.
son olarak ve belki haddim olmasa da saçmalama hakkımı kullanarak sosyopolitik bir analiz yapmak zarureti duydum;
şöyle ki:
AKParti, dışarıdan görülmese de, yıllardır bir türlü gerçekleştirilemeyen milligörüş tonları(tasavvufi çevrelereden akıncılara ve partiden kopan siyasal islamcı cemaatlere) ile nur cemaati arasındaki koalisyon/ittifak sonucu ortya çıkmış, devamında liberal-sol çevrelerin de desteğiyle bugün hiç de şaşırtıcı bulmadığımız %50′lere varan geniş bir toplumsal tabanın siyaset yapma aygıtıdır ki tam da bu özelliği onu demokrat yapmakta ve demokratlaştıkça yükselişi engellenememektedir. ancak, önündeki en büyük engel, koptuğu relagionsal(ataerkil) otoriter zihniyeti, yeni ekleşmelerle/liberalizm birlikte modernlik şemsiyesi altında tedavüle çıkarma çabasıdır ki, salt teokrasi ve milliyetçilik değil, modernliğin ima ettiği otoriterlik, tam da çıkmaya çalıştığımız paradoksu başka tür bir dinsellik/ulus-devletle yeniden inşa etmektedir.
yani daha özce, gemiden adam atarak değil, daha çok adamı gemide taşıyabilcek bir zihniyet devrimi; o da, getto psikozundan/kurumsallaşma çıkıp insanlaşmaya; dolayısıyla daha az insan(biz), daha çok goyimden/domuz(ötekiden), daha çok insan daha az goyim’e…
bu kadarını zor yazdım, bir kere de dönüp okudum, bir daha ben de okumam…
bayramınız mübarek olsun
Yazının tamamına katılıyorum (Hanefi Avcı’nın kitabı hariç, çünkü kitabı okumadım, şimdilik okumayı da düşünmüyorum). Bende oluşan şöyle bir duygu var: bu ülkede kim muhalefet koltuğuna oturdu ise, hiç bir zaman tam bir dürüst siyaset yürütmedi. İktidara geldiğinde kendisinin de aynısını yapacağı bariz dururken, yine de olayı çarpıtmak hep Türk muhalefetinin icraati oldu. Yazı için ellerinize sağlık.
Bülent Bey,
“Tamamen” lafın gelişi, yazının birçok yerinde özensiz yazmadan kaynaklanan problemler var, ya hiç yazamayacaktım ya da bu şekilde olacaktı.
Benim vurgulamak istediğim şey şu:
Hanefi Avcı’ya gökten vahiy de inse, yazdıkları şeksiz şüphesiz doğru da olsa zaman, zemin ve kitabın tanıtım tarzı bu kitabın yazılma “niyeti” konusunda beni ikna edemeyecektir. Kitapçıların önünde tuğla gibi istiflenmiş kitap yığınları, mahcup bir gülümsemeyle imza günü düzenleyen Hanefi Avcı maalesef birtakım doğruları cesurca açıklayan içeriden istihbarat uzmanı değil, referandum aralığında parsayı toplamaya çalışan bir uyanığın manzarasına işaret ediyor.
Ben yazıda Hanefi Avcı ulusalcıdır demiyorum ama şu ya da bu sebeple su akarken testiyi doldurmayı düşündüğü açık. Artık AKP’den mevki beklentileri mi karşılanmadı, gökten bir işaret mi aldı orasını bilmem. Kendisini de bu noktada takdir ediyorum, imkanım olsa herhalde ben de öyle yapardım.
Ben bir hadisenin kimin işine yaradığına odaklandım, eğer Hanefi Avcı bu kitabı önümüzdeki ay çıkarsaydı durum epey değişirdi. vs. vs.
Bu arada sizin belirttiğiniz minvalde “ilgililer” elbette kitaptan fevkalade istifade edecektir.
Ancak benim gördüğüm ilgisiz yığınların popülermiş, televizyonda gördük, cemaat karşıtıymış gibi gerekçelerle boş yere ceplerindeki paradan olması.
Fethi bey,
Hanefi Avcı’ya gökten vahiy de inse, yazdıkları şeksiz şüphesiz doğru da olsa zaman, zemin ve kitabın tanıtım tarzı bu kitabın yazılma “niyeti” konusunda beni ikna edemeyecektir.
Olabilir, ona bir sey diyemem. Malum, firincilar da ekmegi biz doyalim diye degil kendi cocuklari doysun diye yaparlar.
Ancak benim gördüğüm ilgisiz yığınların popülermiş, televizyonda gördük, cemaat karşıtıymış gibi gerekçelerle boş yere ceplerindeki paradan olması.
Eger aceleye gelmis gibi gozuken ‘cemaat’ bolumunu degil de, daha iyi yazilmis olan ‘devlet’ bolumunu okurlarsa pek de beklemedikleri ama en azindan dusunmelerinde fayda olan seyler gorebilirler. Ben kitabin basini okurken kikirdeyip durdum belli bir profildeki ulusalcilar bir hevesle alip bunlari okuyacaklar diye.
Sizin ve hazirunun bayrami mubarek olsun
Bülent beye katılıyorum.
Bence kitabın asıl önemli kısmı “devlet” bölümü.
Hanefi Avcı kitabının ilk bölümünde her şeyi olağanüstü bir açıklıkla anlatmış. Jitemi, jitemin faaliyetlerinin bu günkü pkkyı nasıl büyütüğünü, devletine sadık kürtleri nasıl rejim düşmanı haline getirdiğini, faili meçhulleri yapanların kimler olduğunu, bunu herkesin bildiğini vs.
Ululsalcıların imanını zedeleyecek bir kitap bence…
“Cemaat” bölümünde ise şöyle bir durum var:
1-Aceleye geldiği için bu bölüm özenli yazılmamış, üslup birden değişiyor. Sonra alakasız bir şekilde ergenekon diye bir şey yoktur geyiğine geçiliyor ki sanırım bu bölüm kendisi tarafından yazılmamış. Hatta ulusalcılık ansiklopedisinin ilgili bölümlerinden derlenmiş havası veriyor. Önceden sakin sakin hatıratını anlatan bilge bir insan son bölümde karşısındakine sorular soran, onu böyle bir şey olamayacağına ikna etmeye çlışan bir demogoga dönüşüyor.
2- Cemaat bölümünde kısaca anlatılan şu:
Cemaatle bağlantılı kişiler askeriyenin içinden bilgi sızdırıyor; evrakları alıp basına ve polise tesim ediyorlar. F Tipi Basın ve Polis gereğini yapıyor. Dinliyor, suçları tespit ediyor. Basın örtbas etmiyor, aksine bas bas bağırıyor suçlu var diye. ve nihayet F tipi savcılar da bunları yargılamaya cesaret edebiliyorlar.
Şimdiye kadar kimsenin cesaret edemediği bu ergenekon yapısının çökertilmesi adına cemaatin organize çalışması bence anlamlı. Hatta bu kitap bunu açıklayarak cemaatin çalışmasının ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor.
Kitabın yazılmasına neden olan Emin Arslan olayı da bence kitapta anlatıldığı şekliyle inandırıcı değil. Çünkü cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu yakalanması olayı var.2,5-3 milyar dolarlık madde yakalnıyor. Elbette bu adamın bağlantıları, emniyette onun kimlerle bağlantılı olabileceği soruşturuluyor. Oklar Emin Arslanı gösterince tuttuklanıyor. Hanefi Avcı bunun kasıtlı yapıldığını ve Fethullahçı komplo olduğunu söylüyor. Emin Arslanın bunu haketmediğini bu yüzden cemaate cephe aldığını söylüyor.Bu bölümde oldukça duygusal davranmış.
Kitabın en şaşırtıcı bölümü ise; Hanefi Avcı’nın liberal bir partiye lider olabilecek kadar liberal fikirlere sahip olması….
Selam!
Uzun zamandır yazmıyordunuz Fethi Bey. Hoşgeldiniz diyelim.
Ben “Hayır” cephesi fazla güçlenmesin diye “Evet” oyu atacağım. AKP de pek matah değil, ama Hayırcı cephenin yürüttüğü korku politikasına bir dur demek lazım.
Evet oyları fazla çıkar umarım. Ama çok da fazla çıkmasın. %60 civarı bir evet oyu, reformistleri cesaretlendirecektir. %60′tan yüksek bir yüzdedeki evet oyu, gönülsüz demokrat AKP’nin otoriter eğilimlerini besler, reformist yönünü baltalar.
Bu yüzden tam kararında evet oyu çıkacaktır.
Referandum sonrasında CHP’nin içinde kavga kopacaktır. MHP’nin durumu da kritik.
İnşallah gelecek güzel olur.
Akp nin %60 ı bulamaması pek sevindirici olmasa gerek kendileri için
teşekkürler…
bitti gitti hayırlısı olsun memleketimiz için