Geçen yılın ortalarında medyada İsmet Paşa ile Hitler benzerliği üzerine bazı şeyler kulağıma geldiğinde, kısa bir not düşmüş sonradan da pek üzerinde durmamıştım. Meğer konu yargıya taşınmış ve yargı da İsmet Paşa’nın Hitler’e benzetilmesi konusunda bana göre ilginç bir karar vermiş. Haber şöyle:
Hitler’e benzetmek incitti
CHP Parti Meclisi Üyesi Mahmut Tanal’ın Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında, İsmet İnönü’yü Hitler’e benzeten sözleri nedeniyle açtığı ve kazandığı tespit davasının gerekçeli kararı tamamlandı. Şişli 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 3 sayfalık gerekçeli kararında, şu tespitler yer aldı:
Kahramandır
İsmet İnönü, CHP’nin Atatürk’ten sonraki 2’nci genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanıdır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’na komutan olarak katılmış, büyük yararlılıklar göstererek, ‘Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanı’ sıfatını kazanmıştır. İnönü’nün devlet adamı olarak da ülkeye büyük hizmetler yaptığı tartışmasızdır. İnönü’nün politikalarını eleştirirken, onun kişiliğini ve Türk insanı üzerindeki etkinliğini, siyasi itibarını zedeleyecek sözlerden kaçınmak gerekir.
Saygısızlık
Davalı, İnönü’yü Hitler’e benzetmiştir. Hitler, 20’nci yüzyılın canisi olarak bilinen, milyonlarca insanın en canice yöntemlerle öldürülmesine neden olmuş bir kişidir. İnönü’nün böyle bir kişiye benzetilmesi, hatırasına saygısızlık teşkil ettiği gibi milleti oluşturan bireylerin her biri için de kişilik haklarını ihlal edip incitmiştir. Davalının sözlerinin bir tepki niteliğinde olduğunun söylenmesi, İnönü’yü Hitler’e benzetmesi için bir mazeret değildir.
Zarar verir
Tarihi şahsiyetlerin günlük siyasi polemiklere konu edilmesi hem tarihimize, hem milletimizin değerlerine, hem de geleceğimize zarar verir. Bugünün koşullarında tarihimize daha fazla sahip çıkmak ve ulus bilincimizi güçlendirmek zorunda iken, tarihi şahsiyetlerimizi günlük siyasi çekişmelere konu yaparsak, bizi ayrıştırmak, ulusal kimliğimizi yok etmek ve değerlerimizi dejenere etmek isteyenlerin istediği gibi davranmış oluruz.
Öncelikle bu kararı veren yargı mensuplarına bir ihbarda bulunayım. Evvelki sene televizyonun önünde oturup kuruyemiş, meyve tabağından atıştırırken ilginç bir hadiseye rastgelmiştim. Habertürk televizyonunda Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı “Atatürk ne kadar şık giyinirdi” temalı bir programda ekrana yansıyan bir fotoğraf (sayfanın başında) üzerine konuşurken Altaylı “Allah aşkına bakın Atatürk’ün kıyafeti nasıl zevkli, İsmet İnönü onun yanında Malatya’dan gelmiş celep’e benziyor” dediğinde kendi kendime “celep olmak ayıp mı, adam keçi, koyun satarak ekmeğini kazanıyor, yarın tüm ülke celepleri Fatih altaylı’ya dava açarsa şaşmam” diye düşünmüştüm. Kaldı ki o resme göre İnönü celep ise Atatürk de kolaylıkla celep ile pazarlığı koyulaştırmış bir tüccar olarak düşünülebilir. Kısaca İnönü’ye hakaret meselesinin böyle bir geçmişi de var, ilgilileri uyarmış olayım.
İnönü-Hitler benzetilmesindeki yargı kararına gelirsek, metinde İnönü’nün savaşa katıldığı, komutan olduğu, yararlılıklar gösterdiğinden dem vuruluyor. İyi de, savaşta yararlı olan her komutan dokunulmaz ise Nutuk’ta Sakallı Nurettin Paşaya ağır sözler kullanan, muhalif parti kurdular diye bir sürü komutanı mahkemelerde süründürüp susturan Atatürk de bu mantıkla cezaya tabi olmayacak mıdır? İnönü’nün kahramanlığı neyse de, siyasi itibarı ise son derece sübjektif ve muğlak bir ifade. İnönü tek parti diktası sürdürmüş, halk tarafından seçilme başarısı gösterememiş bir siyasetçidir. 1930′da izin verilse Serbest Fırka CHP’yi silip süpürecekti, kısmet 1950′de imiş. Toplumun en azından yarıdan fazlasının kendisiyle ilgili pek de iyi şeyler düşünmediği, en azından ona siyasi bir itibar atfetmediği malumdur.
İnönü’nün Hitler’e benzetilmesi ise, zannedersem Kılıçdaroğlu’nun Gandi’ye benzetilmesi ile bağlantılıydı, detayı hatırlamıyorum. Üstelik de bu benzetme daha ziyade bir tip, sima benzerliğine dairdi. Kaldı ki Hitler ile İnönü Türkiyesi arasında 1941-43 arasında hiç de yabana atılmayacak ideolojik yakınlaşmalar olmuş, Varlık Vergisi gibi sembolik uygulamalar da cereyan etmiştir. Varlık Vergisinde “E” harfiyle kodlanan ve Türkler ile aynı düşük oranda vergi ödeyecek Ecnebiler içinden Almanya Yahudilerinin istisna tutulmuş olması gayet manidardır. Yani evet, küt kesilmiş bıyığıyla İnönü Hitlere tip olarak benziyordu ama icraatlar açısından da az da olsa bir benzerlik bulmak isteyen için malzeme az değildir.
İnönü’nün hatırasına saygısızlık dendikten sonra “milleti oluşturan bireylerin her biri için de kişilik haklarını ihlal edip incitmiştir” yargısına ulaşılması da garip. Milletin bireylerinin nasıl olup da incindiğine kim karar veriyor referandum filan yapıldı da benim mi haberim yok? Bu kapıyı açarsan “Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni imajı beni incitti, o da İnönü kadar olmasa bile bir kahramandır, ulusal kimliğimizi yok etmek isteyenlere karşı daha bilinçli olmamız gereken bu günlerde Kanuni’ye yapılan hakaret kabul edilemez, dizinin yapımcısı, yönetmeni, oyuncuları ve danışman Erhan Afyoncu hakkında dava açılmalıdır” diyen de çıkar.
Milletimizin değeri, ulus bilincini güçlendirme, değerleri dejenere etme gibi ifadelerin bir mahkeme kararında yer alması ise başlı başına problemlidir. Bunlar siyasetçilerin halkı motive etmek için kullandığı beylik sözlerdir, üstelik globalleşme, iletişim, internet vs. çağında artık anlamları aşınmış, yer yer geçersiz hale gelmiş, dönüşüm geçirmiş düşüncelerdir. Mesela, bir açıdan baktığınızda AB üyeliği başlıbaşına ulus bilincine bir saldırı olarak yorumlanabilir, TV’de oynayan diziler, yarışma programları vs. birçok kişiye göre “değerlerimizi” dejenere etmektedir. Dolayısıyla Bir siyasetçinin İnönü ile ilgili yaptığı benzetme konusunda verilen kararda bu tür argümanların kullanımı makul durmamış.
Kısaca şunu söylemek mümkün, zaman zaman siyasetçiler, normal vatandaş çeşitli sebeplerle yaşayan yahut vefat etmiş ünlü şahsiyetlere hakaret olarak da yorumlanabilecek ifadeler kullanabiliyor, bunlara birtakım cezalar önererek kamplaşmayı arttırmak yerine üstünde durulmaması daha makul olur. Mesela Hz. Muhammed ile ilgili hakaretamiz ifadelerde bulunanlara karşı yasal işlem yapılması, ölüm fermanı, fetvası yayınlanması ile İslam dinine hizmet edilmiyor, görüldüğü üzere “hah, işte hepiniz eli kanlı birer canisiniz” deniyor. Atatürk büstü boyayan adama 22 yıl hapis cezası önerildiğinde laik cumhuriyeti korumuyor, ortadaki vatandaşı da Atatürk’e düşman ediyorsunuz.
Tersten bakılırsa, Abdullah Öcalan’a “sayın” denmesi de bir başka örnektir. Dolayısıyla, elbette çeşitli siyasi, dini figürlere hakaret etmek makul ve mantıklı bir adam için kabul edilir değildir ama bunun karşılığı dava açmak, şiddet kullanmak olmamalıdır. Makale yazarsınız, yanlış bilinen varsa onu tartışma programlarında söylersiniz, yerine göre siz de karşıdakinin kutsalını eleştirirsiniz. Eleştiri özgürlüğünü kısıtladığınız, hukuki cendereye soktuğunuz anda bu görüşler daha da güçlü bir şekilde silahlanarak karşınıza çıkabilir.
Aradaki bu farka dikkat etmek lazım.